Transcript Ergenlik

AYŞEGÜL ARACI
PSİKOLOJİK DANIŞMAN

Ergenliğin tanımını yapmak zordur.
Ergenlik değişim demektir. Ergenlik büyümek
demektir. Ergenlik başkalaşım (metamorfoz) ve
dönüşüm (mütasyon) demektir.

Ergenlik döneminde birey hem bedensel, hem
ruhsal, hem de toplumsal anlamda değişime,
dönüşüme uğrar. Büyümek ergenliğe özgü
değildir, çocuklar da büyürler. Ama pek
değişmezler. Öyleyse, ergenler hem büyürler hem
de değişirler.



Ergen sözcüğü ermek kökünden gelmekte ve
“döl bakımından verimli, üretici döneme
giren, çocukluk çağını geçen” anlamında
kullanılmaktadır.
Ergenlik ise bilindiği gibi ergen olma
durumunu belirtir, aynı zamanda ergen yaşta
yüzde çıkan sivilce anlamına da gelmektedir.


Yaşamın bu dönemine ait olarak kullanılan
diğer bir sözcük de püberte (puberté) ve
Türkçe karşılığı olarak kullanılan “erinlik”dir
(buluğ).
Erinlik, yani buluğ dönemi, çocukluktan
ergenliğe geçiş dönemidir. Bu dönemde
çocukta öncelikle bedensel değişiklikler olur.
Bu değişiklikleri ruhsal değişimler takip eder
ve ergenlik dönemi başlar. Erinlik, ergenliğin
başlangıcını belirler.


Ergenlik buluğ ile başlar, ancak bitişi için aynı
belirgin sınırı koymak mümkün değildir. Bir
ergen ne zaman yetişkin sayılır? Bunun tek bir
yanıtı yoktur.
Bu soru bizi ergenlik sorunsalının can alıcı
noktasına götürür. Çünkü ergenliğin
sınırlarının tayini biyolojik, toplumsal ve
hukuki olarak ayrı ayrı yanıtlar içerir. İnsan
yaşamının hiç bir dönemi için bu denli
birbirine zıt ve karmaşık tanımlar yapılmaz.


Ergenlik önce biyolojik bir olaydır; erinlik yani
buluğ ile oldukça net bir biçimde başlayan
ergenlik, gerek boy-ağırlık gelişiminin
gerekse üreme kapasitesinin tamamlanması
ile son bulur.
Erinlik, kızlarda 10,5-11 yaş, erkeklerde ise
12,5-13 yaş sınırında başlar. Boy uzaması ve
bedenin kas ve yağ dokusundaki değişiklikler
devam etse de genel olarak erinlik döneminin
16-18 yaş arasında bittiği kabul edilir.


Ancak biyolojik ölçütler bile bize kesin sayılar
veremez: yaş sınırları zamana, ırklara,
bölgelere ve hatta ailelere göre değişiklik
gösterir.
Erinliğin başlangıcı giderek daha erken
olmaktadır. Örneğin 19. yy ortalarında
Norveç’te genç kızlar ortalam 17 yaş
civarında ilk adetlerini görürlerken bugün 13
yaş civarına gerilemiştir. Buna “yüzyılın
eğilimi” denmektedir.

Beslenme koşullarının iyileşmesinin, aşılama
ve diğer önlemlerle enfeksiyon hastalıklarının
engellenmesinin, cinsel uyaranların
artmasının bunda rol oynadığı
düşünülmektedir. Öte yandan, erinliğin
Akdeniz bölgesinde yaşayan toplumlarda
soğuk bölgelerde yaşayanlara göre çok daha
önce başladığı da bilinmektedir.

Ergenlik döneminde beynin ağırlığı iki katına
çıkar. Beyindeki bağlantı noktaları hızla
çoğaldığından beyin daha az melatonin
(vücudun biyolojik saatini koruyan ve gece
salgılanan bir hormon çeşidi) salgılar, bu da
ergenlerin gece geç yatıp daha az
uyumalarına sebep olur.


Beyin araştırmaları, dengesiz dönemlerde
aşırı üretim/salınım meydana geldiğini
açıklıyor: Sinapslar (bağlantı noktaları) ve
myelin (bir tür sinir iletici madde) hızla
çoğalmaya başlar.
Vücutta stres yaratan büyüme dürtüleri
yüzünden beyinde dopamin (uyarır ve yeni
şeylere merak uyandırır) ve serotonin
(yatıştırır) düzeyi düşer.

Sinir hücreleri arasındaki iletişimi sağlayan bu
maddeler (transmitter), ergenlerde bazen
macera ve tehlikelere atılma cesareti, bazen
de temkinli olma veya isteksizlik yaratır.
Böylece aktif ve etkin olma arzularının yanı
sıra, sükunet ve yalnız kalma ihtiyaçları artar.


Toplumsal açıdan durum daha da karışıktır.
Tarihsel açıdan baktığımızda ergenlik
olgusunun 19. yy’dan başlayarak ortaya
çıktığını görüyoruz. Biyolojik bir gerçeklik
olarak erinlik evrenseldir ama, ergenlik
modern çağların bir icadı gibi gözükmektedir.
Ergenliğin bir dönem olarak tanınması,
okulun toplumsal rolünün artması ile
birliktedir.


Ergen, batı toplumlarında ve onları örnek
alarak zorunlu eğitimi kabul eden
toplumlarda genel ya da mesleki eğitimine ve
öğrenimine devam eden kişidir.
Kendini erişkin yaşama hazırlama çabasında
olan ergenin bir başka özelliği de ailesi ile
birlikte oturmaya ve onlara maddi olarak bağlı
kalmaya devam etmesidir.


Elbette bu durum kültürel ve yöresel
özelliklere bağlı olarak değişiklikler
gösterebilir. Örneğin, bir köy ergeninin
erişkin olarak kabul edilme yaşı, kendisinden
oldukça uzun süreli bir öğrenim hayatı
beklenen bir kent ergenine göre çok daha
erken olacaktır.
Askere gidip gelen yirmili yaşlardaki bir köy
ergeni artık yetişkin olarak kabul edilirken,
aynı yaşlardaki bir kent ergeni yüksek
öğreniminin henüz başındadır.


Ergenlik bazı yazarlara göre ikinci doğumdur.
Fransız psikanalist Françoise Dolto, ergenlikte
oluşan dönüşümü yaşamın ilk günlerindeki
dönüşümle karşılaştırır.
Doğum, fetüs halinden yeni doğan haline
geçişin olduğu bir dönüşümdür. Ergenlik de
aynı şekilde çocukluktan erişkinliğe geçilen
bir dönüşüm dönemidir.


Dolto, ergenlerin de tıpkı yaşamın ilk
döneminde yaşama alışmaya çalışan yeni
doğan bebekler gibi kırılgan ve dayanıksız
olduklarını belirtir ve onları kabuk değiştiren
yengeçlere benzetir.
Yengeçler kabuk değiştirdikleri dönemde
zayıf ve savunmasızdırlar. Eğer bu dönemde
yaralanırlarsa, bu yaranın izini tüm yaşamları
boyunca taşırlar. Öyleyse ergenlik, bireyin
oldukça zayıf ve duyarlı olduğu bir süreçtir.


Ergenlik bir hastalık değildir. Doğal ve gerekli
bir süreçtir. Ancak kimi zaman ergenlik,
erişkinlikte görülen ruhsal hastalıkların
başladığı dönemdir de...
Ergenlik, bireyin pek çok cephede savaşmak
zorunda olduğu zorlu bir dönemdir. Ergenlik
belki de bireyin kendi hakkında en çok soru
sorduğu, “ben normal miyim”sorusunun en
çok sorulduğu dönemdir.

1.
2.
3.
4.
5.
Ergenlik dönemi gelişim görevlerini 5 başlık
altında toplayabiliriz:
Kimlik Oluşturma
Özerklik Kurma-Bağımsızlık İhtiyacı
Yakın İlişkiler Kurma
Cinsiyeti İle Barışık Olma
Başarı (Meslek Seçimi İle Birlikte)


Kimlik oluşturma ve özerk olma, ergenlerin
en önemli ihtiyaçlarındandır. Ergenler kendi
bakış açılarını bulmaya, hayatı ve düzeni
anlamaya çalışırlar.
Bunu yaparken de özellikle kendi
yaşıtlarından ve özdeşim kurdukları yeni
nesnelerden (öğretmen, aile içerisindeki
önemli kişiler, müzik grupları vs.) dayanak
ihtiyacı içerisindedirler ve etkilenmeye
oldukça açıktırlar.

Ergen, bu iki gelişim ihtiyacı çerçevesinde
(özerklik ve kimlik oluşturma) geçici olarak
bir rol kararsızlığı yaşar. Çeşitli roller
düşünür, değerler dener, benimser ve sonra
terkeder. Bir dönem için benimsediği kesin
değerlerinden kısa bir süre sonra tekrar
vazgeçebilir.


Ergenlik çağında özerklik kurma, ilişkilerinde
bağımsız ve kendi ayakları üzerinde durabilen
biri olmak anlamına gelir. Ergen için
bağımsızlığını yaşayabilmesi onun en büyük
çabalarından biridir.
Bunu yaparken otoritenin koyduğu kurallara açık
ya da örtük biçimlerde başkaldırma eğilimindedir.
Ancak, bazen yıkıcılığa varabilen kararlı
bağımsızlık istekleri, bazen de bebeksi bir
bağımlılık isteği ile yer değiştirebilir. Bu şekilde
ergen, sürekli olarak ileriye ve geriye gider gelir.


Ergenlik döneminde anne ve babanın
algılanışı da değişime uğrar. Ergen, anne
babasının açıklarını yakalama çabasındadır ve
bunu da çoğu zaman başarıyla gerçekleştirir.
Böylece, çocukluk döneminde üstün varlıklar
olarak algılanan anne-baba, ergenlik
döneminde gözden düşer, üstelik ebeveynler
çoğu kez ergenler tarafından olumsuz
değerlendirilirler.


Ergen, kimlik oluşturma ve bağımsızlık çabaları
doğrultusunda bir yandan ailesinin
denetiminden, diğer yandan ailesine olan içsel
bağımlılığından kurtulmaya çalışır. Bunu
yaparken anne-babayı eleştirme fırsatı
kollayabilir, sadece karşı çıkmış olmak için karşı
çıkabilir. Böylece, anne babasından farklı olma
isteğini kendince ortaya koyar.
Dolayısıyla çatışmalar genellikle ailesi ile olan
ilişkilerinde odaklaşır. Ergen tüm bunları
yaparken aslında sadece bir arayış içindedir,
kendini aramaktadır.


Ebeveynler ve ergenler arasında yaşanan
çatışmalara farklı bir pencereden bakarsak,
belki de birçok çatışma ebeveynlerin de
çocuklarınınkine benzer zor bir ergenlik
döneminden ikinci kez geçiyor olmalarından
kaynaklanmaktadır.
Evdeki ergen çocuk, anne babayı da kendi
ergenliğine döndürür.

Çocuklarımızla yaşadığımız çatışmalar bize,
hayatı ve varlığımızı sorgulamaya
başladığımız, yorucu iş hayatımız ve aile
bağlarımız arasında denge sağlamaya
çabaladığımız, bu arada bazılarımızın kendi
anne babasını kaybetme acısının üstesinden
gelmeye çalıştığı, hayatın giderek daha
kıymetlendiğini fark etmeye başladığımız bu
dönemde daha zorlayıcı gelir.

Kuşak çatışmaları da işte tam bu noktada
başlar: Biz erişkinler, giderek kısalan
yaşamımızın geri kalanını daha anlamlı ve
akıllıca geçirmeye çalıştığımız için etkili ve
kararlı davranırken, ergenler, önceden
düşünmeden, deneyerek, sonuçlarını daha
sonra görebildikleri aşırı davranışlarda
bulunmaktan kaçınmazlar.


Daha önceden ergen olan biz
yetişkinler,yaşamın değerini, önemini ve bize
yüklediği sorumlulukları biliyoruz. Hiç
şüphesiz ki bir ergen, bizimle aynı şeyleri
hissedemez.
Biz, daha inişsiz çıkışsız, heyecansız bir
yaşam sürmeyi isteriz. Oysa ergen, çok daha
yoğun ve güçlü heyecanları yaşamak ister. Bu
noktada, biz yetişkinlerin ergene tahammülü
oldukça önemli ve gereklidir.


Ergenin bireyselleşme çabaları doğrultusunda
yapmış olduğu her karşı çıkış, eleştiri ya da
aykırı davranma ihtiyacı, onun bir yandan da
anne babanın desteğine ve sınırlarına olan
ihtiyacını kesinlikle azaltmaz.
Anne baba daima referans alınacak kişiler
olarak ergenin yanında olduğunda, ergen
kendisi emniyette hisseder. Ergen, anne
babasından “tabii ki değişiyorsun ancak her
zaman bizim çocuğumuzsun” mesajını
duymak ister.


Ergenin tüm bu kimlik bulma ve bağımsızlaşma
çabaları, anne baba tarafından normal kabul
edildiği ve çok fazla kişiselleştirilmediği sürece
çatışmalar da aynı oranda azalabilir.
Bunun için, anne babanın eleştiriye tahammül
edebilmesi, bunu doğal bir süreç olarak
algılayabilmesi ve ergen ile sürekli olarak
anlaşmalar (karşılıklı sınırlar) yapabilmesi işleri
kolaylaştırabiliyor hem aile hem de ergen
açısından. Çocukluk dönemine göre, ergen ve aile
arasında farklı bir karşılaşma gerekiyor.

Ergenlik döneminin bir diğer gelişimsel
ihtiyaçlarından olan yakın ilişkiler kurma ,
kendi yaşıtları ile olan ilişkiler ile mümkün
olabilir. Yaşıtları ile kurduğu ilşkide, ergen,
kendi düşüncelerini ifade etmeyi ve
başkalarının fikirlerine de hoşgörüyle
yaklaşmayı öğrenir.

Ergenlerde arkadaşlık kurma iki yönlü bir yol
izler. Ergen bir yandan kendisine arkadaş
olarak seçeceği kimselerin kendisi ile aynı
şeylerden hoşlanmasını, kendi sosyal
statüsüne uygun olmasını ve ona sadık
olmasını isterken, bir yandan da arkadaşları
tarafından beğenilmeyi, onaylanmayı ve
kusurları ile kabul görmeyi bekler.


Aynı zamanda ergen, aileden gelen değer
yargıları ile arkadaşlarından gelen değer
yargılarını birbiri ile uyuşturma çabası
içindedir.
Karşı cinsin kabul edici tavırlar içinde olması
ve beğenmesi, ergenin kendini değerli bir
varlık olarak algılamasını ve güvenli ilişkiler
kurmasını sağlar.


Ergen, kendi arkadaşlarının seçimine
büyüklerin karışmasını istemez. Dolayısıyla,
kendi seçtiği arkadaşları hakkında annebabasının olumsuz fikirlerine şiddetle karşı
çıkar.
Bu dönemde ergen, sık sık arkadaş değiştirir.
Ergenliğin sonlarına doğru, seçtiği
arkadaşlarla uzun süreli ve kalıcı arkadaşlıklar
kurabildiği görülür.


Ergenin cinsiyeti ile barışık olma, beden
imajını olumlu bir şekilde oluşturmaya
yönelik gelişim ihtiyacı, onu kimi zaman
olumlu kimi zaman olumsuz duygulanımlara
sevkeder.
Bedenin kontrolsüz bir biçimde büyümesi,
ruhsallık ile paralel olmadığından, ergenin
kendi içerisindeki kaygı ve çatışmalar da
doğru orantılı olarak artar.


Ergenin tamamlamak zorunda olduğu diğer
bir gelişim görevi, öğrenimine ve gelecekteki
mesleğine ilişkin kalıcı bir seçim yapma
zorunluluğudur. Freud’a göre olgunluk ve
mutluluk, iki ölçütle belirlenir: Sevmek ve
çalışmak.
Dolayısıyla ergen, kendisine uygun bir
öğrenim ve meslek seçimi yapabildiğinde
rolünün önemli bir koşulunu yerine getirmiş
olur.
 Ergenlere
bir yandan destek,
yardım ve yön verirken diğer
yandan onları serbest bırakmayı
nasıl başarabiliriz?


Ergenlere karşı davranışlarımızda sık sık bir
aşırı uçtan diğerine geçeriz: Bir yandan onları
çok özel kişiler olarak görerek hiçbir sınır ve
kısıtlama koymadan her türlü özgürlüğü
tanırız, diğer yandan ise, büyüyüp olgun
bireyler olabilmeleri için bizim kararlarımıza
ve yönlendirmelerimize sürekli ihtiyaçları olan
gelişememiş varlıklar oldukları düşüncesini
taşırız.
Her iki davranış da ergen için uygun değildir.


Montessori, sizi çocuğunuzun kişisel ve
gizemli iç yapısına güvenerek onu ortaya
çıkarmanızı önerir.
Çünkü insanlar, doğası gereği daima iyiye,
gelişmeye yönelmeye meyillidir. Çevresel
faktörler olumsuz olduğunda, çocuğun kendi
potansiyelini gerçekleştirmesi ketlenebilir.


Çocuklar ergenlik çağına geldiklerinde ev
ortamında da pek çok değişiklik oluyor. İş
hayatının sorumlulukları ve stres, ergenin
kaprisli ve dengesiz halleri, günlük ev işleri
içerisinde sakin ve sabırlı olabilmek, aile
içinde huzuru sağlayabilmek gerçekten bazen
oldukça zor olabiliyor.
Ancak, gündelik yaşam iyi yapılandırılır ve
bilinçli olarak huzurlu bir ortam yaratmaya
çalışılırsa, ev hayatı tüm aile için kolay
katlanılır olacaktır.



Aile bireylerinin birlikte geçireceği zamanın çok
az olmaması için yalnızca iş yaşamında değil, ev
hayatında da iyi bir zaman yönetimi önemlidir.
Çocuklarımız rahat bir atmosferde kendilerini çok
daha güvenli ve mutlu hissederler. Tehditler,
yaptırımlar, cezalar böyle bir ortamda
kendiliğinden azalır. Korku ve kaygı duymadıkları
bir atmosferde ergenlerin ilgisi, merakı da
artacaktır.
İlgi ve merak hassas bir duygudur ve özen
gösterilmesi gerekir, çünkü insan gelişimindeki
en itici güçlerden ikisidir.


Ev ortamında huzurlu ve olumlu bir hava
yaratabilmek, çeşitli düzlemlerde küçük
adımlarla ve çabalarla gerçekleşebilir.
Bu adım ve çabalar neler olabilir?


Derli toplu, düzenli ve öngörülebilir bir
ortam, gençlerin çevrelerini giderek daha iyi
algılamalarına ve daha rahat hareket
edebilmelerine imkan sağlar.
Böyle dışsal bir düzen aslında içsel, ruhsal
düzenin oluşumuna katkıda bulunur.

Aile bireylerinin her gün belli bir saatte,
düzenli olarak beraber yemek yemesi, birlikte
zaman geçirmesi, annenin ve babanın
kızlarıyla ve/veya oğullarıyla bazen yalnız
kalmaları, annenin her Salı günü ya da
babanın Cuma akşamları saat yedide spora
gitmesi gibi tekrarlanan olayların olduğu bir
aile ortamı, ergenler için çok olumludur.

Her şeyin yerli yerine oturduğu, tekrarlanan
olaylar karşısında anne babanın tepkilerinin
(çoğunlukla) ergenler tarafından
kestirilebildiği – ebeveynin davranışlarında
güvenilir, tutarlı ve anlaşılır olduğu- bir
ortamda ergenlerin dünyayı anlaması
mümkün olacaktır.


İnsan ancak anlaşılır, öngörülebilir bir hayatta
yönünü kestirebilir, doğru yolu bulabilir ve kendi
kararlarını vermeyi öğrenebilir. Ergen, örneğin,
akşam eve vaktinde gelmemeye karar veriyorsa,
geldiğinde kaldırılmış bir sofra ve kızgın anne
babayla karşılaşacağını bilmelidir.
Ergenlerin kişiliklerini oluşturdukları, neler
yapabilip neler yapamayacaklarını deneyerek
öğrendikleri bu dönemde, onlara bir düzen
sunmak ve yön göstermek gerekir.

Ergenlerin, rahatsız olmadan yaşayabilecekleri
mekanlara ihtiyaçları vardır. Yaşları ilerledikçe
ebeveynlerden uzaklaşmak, özellikle
arkadaşları olduğunda kontrolümüz dışına
çıkmak isterler. Bundan ötürü kendi odaları
olması ve bizlerin kapıyı vurmadan içeri
girmememiz iyi olacaktır.


Eğer ergenin odasını gerçekten ona ait olması
gereken bir oda olduğunu kabul ediyorsak,
odanın temizliğinin ve döşeniş tarzının bizim
isteklerimiz doğrultusunda olmasını
bekleyemeyiz. Kendi odalarını istedikleri gibi
döşemeyi, temizlemeyi / temizlememeyi
onlara bırakmalıyız.
Giyim konusunda olduğu gibi, odaları
konusunda da kişisel zevkleri zamanla
netleşecek ve gelişecektir.



Ergenlerin özgürlük arayışları giderek artar:
Otoriteye ve talimatlarımıza giderek daha sık
karşı çıkmaya başlarlar.
Onlarla, yapılmasını istediğimiz işler,
koyduğumuz kurallar ve yaptığımız
anlaşmalar hakkında önceden, açıkça ve
uygun bir dille konuşmak gereklidir.
Onlara da söz hakkı tanınmalı ve kararlarını
ifade etmelerine izin verilmelidir.


16 yaşındaki bir ergene, önce derslerini
bitirmesi gerektiğini söyleyebiliriz, ama bunu
nasıl, nerede, ne zaman ve kiminle
yapacağına kendisi karar vermelidir.
Aynı şekilde 14 yaşındaki bir ergene kiminle
arkadaşlık edeceği hakkında talimat
veremeyiz, ona ancak yeni arkadaşını sevimli
bulup bulmadığımızı söyleyebiliriz.


Çocuğumuz üzerinde kötü etkileri
olabileceğini düşündüğümüz bir arkadaşıyla
görüşmesini yasaklayamayız, zira bunu
yapsak bile, onunla gizlice buluşmasını ya da
okulda teneffüslerde birlikte olmasını
engelleyemeyiz.
Bunu yapmak yerine, çocuğumuzun seçimi
olan arkadaşını (bazen de ailesini),
çocuğumuza çok da fark ettirmeden, daha
yakından tanımaya çalışabiliriz.


Belirgin sınırlar çizerken bunları açık bir dille
ifade etmek çok önemlidir : “Yeni ayakkabılar
alman için sana fazladan para veremem”,
“Henüz 15 yaşındasın ve gece saat bire kadar
sürecek bir partiye gitmene izin veremem”,
“Bana yüksek sesle konuşmandan
hoşlanmıyorum” vb.
Ana fikri içeren bir cümleden fazlasına gerek
yoktur. Daha fazla açıklama yapmak ve
çocuğunuzun ısrarlarından dolayı karar
değiştirmek doğru olmayacaktır.

Her ailenin kendine göre farklı kuralları ve
sınırları vardır, ama bunlar daima duruma
göre belirlenmeli ve ergenler için olduğu
kadar anne babalar için de geçerli olmalıdır
(kızının TV dizilerini izlemesini istemeyen bir
anne babanın, akşamın büyük bir kısmını bu
dizileri izleyerek TV karşısında geçirmeleri).


Davranışlar, üstlenilmesi gereken bazı
sonuçları doğurur: “Senin cep telefonu
masraflarını ben ödeyemem, bunun için para
biriktirmen gerekiyor”.
Koyduğumuz kural ve yasakların ergenler
tarafından algılanabilmesi için, onlarla bu
konuları açıkça konuşmalı ve tutarlı
davranmalıyız. Eğer cep telefonu faturasını
ödemeyeceğimizi söylediysek, bunu asla
ödememeliyiz; hayır diyorsak hayır kalmalıdır.


Peki çocuğumuz cep telefonu faturasını
ödeyemiyorsa ne yapacağız? Gerekirse ona
borç verebiliriz, sonradan ev işlerine yardım
ederek borcunu ödeyebilir.
Ergenler bazı konularda kararlar vermek
(örneğin daha az telefonda konuşmak) ve
bunun sorumluluğunu taşımayı böyle
öğrenirler.

Ergenlere, her şeye hemen hayır demeden,
sadece önemli konularda kararlı bir şekilde
hayır dersek ve buradaki gerekçelerimiz de
akılcı ise, önlerinde açılan büyüleyici ve
baştan çıkarıcı dünyada ihtiyaç duydukları
güvenliği sağlayabiliriz.



Ebeveynin koymuş olduğu bazı sınırlar ergeni her
ne kadar hayal kırıklığına uğratsa da, sınırlar
daima ergenin ihtiyacı olan güvenliği sağlar.
Hayal kırıklıklarına, acılara dayanıklı olmak ve
bazı kurallara uymak, bunlardan kaçmamayı
öğrenmek yaşamın bir parçasıdır. Ergenin
sınırlara tahammül etmesi onun özgüvenini de
yükseltecektir.
Unutmayalım ki yaşamda karşılaşacakları birçok
hayal kırıklığına tahammülleri ve baş etme
becerileri çocukluk ve ergenlikte bunlarla ne
kadar karşılaştığı ile yakından ilintilidir.






Bilgisayar herkesin ortak alanında mı olsun?
İnternet kullanımında kısıtlama gerekli mi?
Bilgisayarını izlemek etik mi?
Tatilde ne yapacağız?
İnternet davranışı ne zaman sorun olur?
Facebook, twitter?


Ergenlerin, aile içinde etkili olduklarını
kavramaları için ailenin düzenli olarak bir
araya gelerek konuşması çok yararlıdır.
Bu toplantılarda her birey fikrini açıkça
söyleyebilmeli, ortak kurallar birlikte
saptanmalı, tüm aile fertlerinin sorumluluklar
yüklenebileceği bir ev yönetim planı ve iş
bölümü yapılmalıdır.


Montessori pedagojisine göre ev işleri,
bireyleri hayata hazırlayan ve bağımsız
hareket edebilmeye teşvik eden günlük
alıştırmalardır. Bu nedenle ergenlerin, günlük
ev işlerinde sorumluluk gerektiren bazı
görevleri üstlenmeleri gerekir.
Örneğin 12 yaşındaki bir erkek çocuk sofrayı
kurabilir, bulaşık makinesini boşaltabilir,
alışveriş yapabilir, odasını temizleyebilir.



Bağımsızlığın gelişmesi, kişilerin sadece kendi
istediklerini ve hoşlarına gideni yapmaları
demek değildir.
Gerçek bağımsızlık, kendini özgürce hayata
hazırlayabilmektir.
Bunun için, ergenler aile yaşamında etkin ve
işlevsel olmalı, ebeveynler de bu işlevselliğe
yer açmalı, çocuktan beklentilerini akademik
başarı ile sınırlı tutup, onun yapması gereken
pek çok şeyi üstlenmemelidir.


Konulan kurallar, anne baba ve diğer
kardeşler olmak üzere bütün aile bireyleri için
geçerlidir.
Eğer anne baba, çocuklarından birine
diğerinden daha fazla ilgi gösterir, onu daha
çok takdir eder veya daha fazla harçlık
verirse, diğer çocukta hemen haksızlığa
uğrama duygusu uyanır.



Ergenlerle aynı çatı altında yaşayan herkes
çatışmalara hazırlıklı olmalıdır.
Tartışmanın iyice alevlendiği, duyguların
patlama noktasına geldiği bir anda
çatışmaların objektif bir şekilde
çözümlenmesi mümkün olmaz.
Bu durumda oradan ayrılıp duygular
yatıştığında konuyu ele almak daha iyi
olacaktır.


Taraflar ancak tamamen sakinleştikten sonra
karşılıklı oturarak çıkan tartışma hakkında
konuşulabilir, tartışmanın nedenleri
bulunmaya çalışılabilir ve bu nedenleri somut
biçimde inceleyerek çözümler aranabilir veya
değişiklikler yapılabilir.
Taraflar birbirlerinin konuşmasına izin
vermeli, karşıt yorum ve eleştiri yapılmadan
herkes kendi bakış açısını anlatabilmelidir.
Her bireyin kendi düşüncesini, diğerlerinin
hoşuna gitmese de, söyleme hakkı vardır.


Kişilerin birbirlerinden özür dilemeleri,
affetmeyi kolaylaştırır. Biz de bazen
çocuklarımızı kırabildiğimizden, tıpkı onların
da yapmaları gerektiği gibi, onlardan özür
dileyebilmeliyiz.
Ebeveynler özür dilediklerinde saygılarını
yitirmezler, tersine çocuklarına daha iyi örnek
olarak, daha fazla saygı görürler.


Kendimizi ancak deneyimler ve hatalarla
geliştirebiliriz.
Ergenler kendilerine fazla
güvenemediklerinden, hatalarını kendilerinin
keşfedip düzeltmesine olanak verilmesi
onlara daha fazla yardımcı olur. Hatalarını
kabullenmeyi öğrenen kişiler, kendilerini de
daha iyi değerlendirebilirler.



Kendi hatalarını yaşamak ergenlik çağının
tipik özelliğidir.
Anne babaya düşen görev, çocuklarına kendi
deneyimlerini ve yapmış oldukları hataları
aktarmak ve onların dikkatlerini kendilerinin
zamanla keşfettikleri muhtemel tehlikelere ve
çözüm yollarına çekmektir.
Bizlerin hatalarımızı kabullenme şeklimiz
ergenleri etkiler, yanlışlarımızı gizlemeden,
itiraf ederek düzeltmeye çalışırsak ergene
daha iyi örnek olmuş oluruz.


Ergenlerin denemeler, hatalar yapmak,
deneyimler edinmek ve biriktirmek, ne zaman
sakinleşip ne zaman parlayacaklarını
öğrenmek ve kendi tempolarında
gelişebilmek için zamana ihtiyaçları vardır.
Bu noktada anne babaya sabırlı olmak ve
çocuklarına güvenmek düşer. İnsanın
gelişirken kat ettiği yol hiçbir zaman dümdüz
değildir.


Bu nedenle kıyaslama yapmak zordur. 14
yaşındaki bir çocuğun, ablasının o yaşlarda
yaptıklarının aynını yapmasını bekleyemeyiz.
Böyle kıyaslamalar, ergenin kendine verdiği,
zaten az olan değeri daha da azaltır.


Ebeveynler olarak, çocuklarımızın her
sorununa anında bir çözüm bularak onlara
yardım etmiş olmayız.
Ancak, anlatacaklarını dinleyip “Peki, şimdi ne
yapmayı düşünüyorsun?” gibi sorular sorarak
yardımcı olabiliriz. Bu yaklaşım, ergenin
çözüme yönelik düşünce yapısını
geliştirmesine yardımcı olacaktır.


Ergenler, sürekli onlar için en iyisini empoze
eden ebeveynleri kendilerine yakın bulmazlar.
Kendileri için en iyi olanı, yine kendileri
keşfetmek isterler.
Bunu yapabilmek için, empati duyabilen,
gerçekçi önerilerde bulunan ve onların karar
vermelerini destekleyen, gerektiğinde
danışabilecekleri birilerine ihtiyaçları vardır.


Onlara deneyim ve görüşlerimizi aktarabiliriz
ama cevapları kendileri bulmalıdırlar.
Cevapları bulmak için önce soru sorulmalıdır.
Onları soru sormaya teşvik etmek ve
sorunlarını hoş karşılamak gerekir.
Bazı önemli konularda fikirlerimizi açıkça
söyleyerek de onlara yardımcı olabiliriz.



Bazen hiç doğru bulmadığımız bir şekilde
hareket etseler de, ergenlerin olumlu ve iyi
davranışları da olduğunu unutmamalıyız.
Sürekli olarak başarısızlıklarını hatırlatmak
yerine, iyi ve güçlü oldukları yönleri ortaya
çıkarabiliriz. Bu şekilde onları yüreklendirmiş
oluruz.
“Mutfağı toplamama yardım etmene çok
memnun oldum, teşekkür ederim” gibi
olumlu, cesaretlendirici ifadeler onları doğru
davranışlara yönlendirir.



Karşımızdakinin söylediklerimizi iyice
anlayabilmesi için konuşmalarımıza “Ben”
diyerek başlamalıyız. “Sen” diyerek başlayan
konuşmalar olumsuz etkiler yaratırken, “Ben”
iletisi karşınızdakinin sizi dinlemesini sağlar.
Davranış+Duygu
“Sürekli arkadaşlarınlasın, yüzümüze baktığın
yok” yerine, “Seninle vakit geçirmeyi çok
özledim, bu hafta sonu birlikte dışarıda
yemeğe çıkmaya ne dersin?”


“Sen kim oluyorsun da kapıyı çarpıp odadan
çıkıyorsun” demek yerine “Kapıyı çarparak
odadan çıkmana üzülüyorum”.
“Ben seni daha önce uyarmıştım, sözümü
dinleseydin böyle olmazdı” yerine “Seni
anlıyorum, böyle olduğu için ben de
üzgünüm” diyip konuyu tekrar gözden
geçirmek.



Ünlü psikanalist Winnicott, ergen çocuğa
sahip anne babalara şunu öneriyor:
“AYAKTA KALIN”
Çünkü, onlar daima, çocukluklarında olduğu
gibi, desteğinize ve sağlam duruşunuza
(otorite) ihtiyaç duyacaklar. Ergenler, tıpkı
çocuklar gibi, arkadaş olan anne babaya
değil, sadece anne baba olan sizi istiyorlar.




Didier, D. Ergenlik Dönemi Psikopatolojileri
Seminer Notları. Mart, 2011, İstanbul
Üniversitesi.
Gençtan, E. Çağdaş Yaşam ve Normaldışı
Davranışlar. Remzi Kitabevi, 1993, İstanbul.
Ögel, K. Güç Artık İnternette Seminer Notları.
Şubat, 2011, 13. Psikolojik Danışma ve
Rehberlik Sempozyumu.
Parman, T. Ergenlik Ya Da Merhaba Hüzün.
Bağlam Yayıncılık, Nisan 2008, İstanbul.



Schäfer, C. Ana Babalar İçin Ergenlikte
Montessori Yaklaşımı. Sistem Yayıncılık, Mayıs
2006, Ankara.
Sungur, M. Çocukluk ve Gençlikte Ruh Sağlığı
Kavramı Seminer Notları. Mayıs 2009,
Yeditepe Üniversitesi, İstanbul.
Şahin, A. Çocuk ve Ergende Sınır Seminer
Notları. Kasım 2008, Bilgi Üniversitesi,
İstanbul.
DİNLEDİĞİNİZ İÇİN
TEŞEKKÜRLER