Transcript PPS
Slide 1
ENERJİ SANTRALLERİNİN ÇEVREYE ETKİLERİ,
ÇED RAPORLARI NE KADAR GERÇEKÇİ
ALİCEM KAYA
2010292031
Slide 2
Yenilenebilir ve Yenilenemez Enerji Kaynakları
A. Yenilenemez Enerji Kaynakları: Fosil yakıtlar ve radyoaktif elementler
yenilenemez enerji kaynaklarıdır. Bu kaynakların bu şekilde isim almalarının nedeni
kullandıkça bitmeleri ve yenilerinin gelmesinin çok uzun sürmesidir.
1. Fosil yakıtlar: Kömür, petrol, doğalgaz gibi fosil yakıtlar en çok termik
santrallerde elektrik enerjisi üretmek için kullanılmaktadır. Günlük hayatta
kullandığımız benzin, mazot, LPG, plastik, naftalin, boya, teflon gibi
maddeler petrol kaynaklıdır. Kömür, petrol, doğalgaz gibi binlerce yılda
oluşmuş fosil yakıtlar insanlığın gelişmesi ile hızla azalırken atıkları ile hava
su ve toprak kirliliğine yol açar. Fosil yakıtlardaki karbon yanma tepkimeleri
ile atmosferde CO2 ve CO bileşiklerinin birikmesine neden olur. Bu gazların
havada çok fazla birikmesi sera etkisine ve küresel ısınmaya neden olması
açısından oldukça tehlikelidir.
Slide 3
2. Nükleer Enerji: Uranyum, plütonyum gibi radyoaktif
elementlerin çekirdeklerindeki proton ve nötronları tutan
enerjinin ortaya çıkarılması esasına dayanır. Dünyadaki
elektriğin %20 si nükleer santrallerde üretilir. Nükleer
santraller Dünyanı pek çok yerinde bulunmasının yanında
atmosferin kirlenmesine sebep olur. Nükleer enerji
santrallerinde elektrik ucuzdur fakat santralin maliyeti oldukça
pahalıdır.
Slide 4
B. Yenilenebilir Enerji Kaynakları : Yenilenebilir enerji gücünü
güneşten alan ve hiç tükenmeyeceği düşünülen ve çevreye zara vermeyen
enerji kaynakları yenilenebilir enerji kaynaklarıdır.
Slide 5
1. Hidroelektrik Enerji : Nehirlere kurulan barajlar sayesinde suyun
hareketinden yararlanarak elektrik üretilir. Bu üretim şu şekilde
gerçekleşir: akarsuyun önü kesilir ve bir baraj gölü oluşturulur. Böylece
suyun yüksekliği artırılarak potansiyel enerji kazanması sağlanır. Suyun
potansiyel enerjisinden yararlanarak elektrik üretilir. Dünya enerjisinin
% 20 si hidroelektrik santrallerde üretilir.
Slide 6
2. Jeotermal Enerji: Latincede “jeo =yer”, “termal=ısı” anlamındadır.
Yeraltında magmada artan sıcaklık ile yeraltı sıcak sularından ve
buhardan yararlanılarak elde edilir. Elektrik üretimi de jeotermal
buharın gücü ile üretilebilir. Eski çağlardan günümüze jeotermal
enerjinin ilk kullanım alanı kaplıcalardır. Jeotermal enerji ayrıca
konutların ve seraların ısıtılmasını, dokuma sanayisi, konservecilik
gibi birçok alanda yararlanılır. Jeotermal enerji kullanımı çevreye ve
atmosfere atık madde verilmesine sebep olmaz.
Slide 7
3. Güneş Enerjisi: Güneş diğer yenilenebilir enerji
kaynaklarının da temelini oluşturur. Dünyadaki hayatın temel
enerji kaynağı da güneştir. Güneş pilleri ışık enerjisini
soğurarak elektrik enerjisine dönüştürür. Uzaya fırlatılan
uydular ihtiyaç duydukları elektrik enerjisini güneş
panellerindeki güneş pillerinden oluşturur. Güneş’in Dünya'ya
gönderdiği bir günlük enerji, tüm insanlığın bir gün boyunca
ihtiyaç duyacağı enerjinin neredeyse on bin katıdır.
Slide 8
4. Rüzgâr Enerjisi: Rüzgârın hareket enerjisinden geçmişte yel
değirmenleri ile yararlanılırdı, günümüzde ise rüzgâr jeneratörleri
ile elektrik enerjisi üretilmektedir. Bir rüzgâr jeneratörü bir evin,
okulun hatta bir köyün elektrik enerjisini karşılayabilir.
Slide 9
5. Biyokütle ( Bitki ve hayvan atıkları) Enerjisi : Bitki ve hayvan
atıklarından yararlanılarak elde edilen enerjiye biyokütle enerjisi denir.
Örneğin çiftlik hayvanlarını dışkıları, ekinler, ölü ağaçlar, odun parçaları,
talaş vb. maddelerden enerji elde edilir. Hayvan atıklarından biyogaz ve
bitkilerden elde edilen biyodizel bu yöntemin uygulamalarından biridir.
Peki, bu yöntemle nasıl enerji elde edilir?
Enerji elde edilecek atık maddeler güç santraline getirilir. Burada
santralin çukuruna boşaltılarak yakılır. Bu yanma sonucu ortaya çıkan
gazlar çeşitli işlemlerden geçirilerek elektrik enerjisi elde etmek için
kullanılır. Bir diğer yol ise; atık ve kalıntıları bekletme tankları denilen
özel ortamlarda çürümeye bırakmaktır. Bu tanklarda zamanla çürüyen
maddelerden metan gazı çıkar. Bu gaz toplanarak ısıtma amaçlı
kullanılır. Aynı yöntem hayvanların dışkılarında da kullanılır.
Slide 10
ÇED Gerekli - ÇED Gerekli Değil Kararı
Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED)
Çevreye önemli etkileri olabilecek faaliyetlerle ilgili projelerin planlama aşamasından başlayarak;
faaliyetin inşaat, işletme ve faaliyettin sona erdirilmesinden sonra meydana gelebilecek etkilerinin,
proje hakkında karar alınmadan önce bilimsel yöntem ve tekniklerle incelenmesi, projenin tüm
uygulama aşamalarında bu etkilerin ve önlemlerin izlenmesi ve denetlenmesi sürecidir.
ÇED’in Amacı
Ekonomik ve sosyal gelişmeyi önlemeden, çevre değerlerini ekonomik politikalar karşısında
korumak, planlanan bir faaliyetin yol açabileceği bütün olumsuz çevresel etkilerinin önceden tespit
edilip gerekli önlemlerin alınmasını sağlamaktır ÇED Yönetmeliği’nin Dayanağı Çevre Kanunu’nun
10. Maddesi’dir.
10.madde; “Gerçekleştirmeyi planladıkları faaliyetleri sonucu çevre sorunlarına yol açacak kurum,
kuruluş ve işletmeler bir “Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu” hazırlarlar”.
Slide 11
ÇED Yönetmeliğinin Gelişimi
07.02.1993 tarihinde Yönetmelik yürürlüğe girmiştir. 23.06.1997, 06.06.2002, 16.12.2003 ve son olarak
17.07.2008 tarihinde revize edilerek bugünkü şeklini almıştır.
Valilikce Yapılan İşlem Adımları:
1)ÇED Yönetmeliği Ek II listesinde yer alan faaliyetler için hazırlanacak Proje Tanıtım Dosyası, faaliyet
sahibine ait taahhütname ve vekaletname ile birlikte başvuru dilekçesi. Başvuru bedeli olarak İl Çevre ve
Orman müdürlüğü Döner Sermaye hesabına yatırılması gereken 2.000 TL'lik banka dekontu.
2)Tesisin incelenmesi, (Projenin yeri ve türü incelenir. İncelemede Ek 5 listesi dikkate alınır.İnceleme ve
değerlendirmede gerek görülürse Yönetmeliğin 17. Maddesindeki işlemler yapılır.)
3) Eleme Kontrol Listesi doldurularak inceleme ve değerlendirme işlemi tamamlanır,
4)"ÇED Gereklidir" ya da "ÇED Gerekli Değildir" kararı verilir, (Valilik, yapılan çalışmaları dikkate
alarak proje hakkında “ÇED Gereklidir” veya “ÇED Gerekli Değildir ” kararını verir. )
5)“ÇED Gerekli Değildir ” kararı verilen projeler için ÇED Gerekli Değildir Belgesi düzenlenir,
Slide 12
6)“ÇED Gereklidir” Kararı verilen projeler için Yönetmeliğin 17. maddesinin son paragrafında yer alan
““Çevresel Etki Değerlendirmesi Gereklidir” kararı alınan projeler ( 7 nci madde uyarınca )
Çevresel Etki Değerlendirmesine tabidir. Bir yıl içinde( 8 inci maddeye göre) Çevresel Etki
Değerlendirmesi sürecinin başlatılmaması durumunda başvuru geçersiz sayılır.” hükmü gereğince
Bakanlığa müracaat etmeleri proje sahibine bildirilir,
7)Valilik, verilen kararı proje sahibine, diğer ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının taşra teşkilatlarına
bildirir,
8)Maden Kanununa göre I.Grup (Kum, çakıl ) dışında ruhsatlandırılan projelere ilişkin verilen kararlar ve
Proje Tanıtım Dosyasının birer nüshası Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Maden İşleri Genel
Müdürlüğü’ne de gönderilir.
Valilikçe Yapılacak İşlemlerde Gerekli Belgeler
*Başvuru dilekçesi
*Çevre düzeni / İmar Planı (Bölgeye ait)
*Vaziyet planı
Slide 13
Slide 14
Türkiye’nin enerji alanındaki başlıca sorunları şunlar:
Enerjide yüksek oranda dışa bağımlılık
Arz sıkıntısı
Yerli ve yenilenebilir kaynaklardan yeterli düzeyde yararlanılamaması
Gerçekçi, uzun vadeli, yeterli, etkin enerji politikalarının olmayışı
Enerji verimliliğinin etkin biçimde uygulanamaması
Kamuda kurumlar arası koordinasyonun yetersizliği
Özel sektör için yeterli destek ve teşvik mekanizmalarının uygulanamaması
Sektörde uzman eksikliği
Slide 15
Slide 16
Nükleer enerjinin zararları nelerdir ?
Radyoaktivite nedeniyle gerek üretimden önce, üretim aşamasında ve gerekse atıklar nedeniyle
tehlike arz eder. Atıklar zehirliliğinin %99’unu 600 yıl sonra kaybetmektedir .
Uranyum madeni hacimce hafif olmasına karşılık, çıkarım esnasında çok fazla arazi işlendiği için dev
miktarlarda atık madde ortaya çıkar. Örnek olarak 1 ton uranyum elde edilmesinden sonra geriye 20 bin
ton atık madde kalır.
Kullanılmış yakıtın reaktörlerden alınarak işleme tesislerine ve çıkan yüksek seviyeli atığın ise
gömülmesi için taşınması gerekmektedir. Bu esnada da potansiyel tehlike söz konusudur. Öte yandan
ticari nükleer reaktör atıklarının nihai depolanması uygulamaya geçmemiştir.
Nükleer santrallerde kaza riski yüksektir. Risk doğal afetlerle daha da artar. Nükleer santraller büyük
kentler ve yoğun nüfuslu bölgelerden uzak konumlara kurulmalıdırlar. Teknik arızalar nedeniyle
radyoaktif kirleticiler çevreye ve havaya yayılmak suretiyle büyük zararlara yol açarlar.
Slide 17
Nükleer güç insanlık için çok büyük tehlikedir. Atom, hidrojen ve nötron bombaları
sırasıyla yakıcı etkileri artacak şekilde hep bu gücün eseridir. Örnek : Çernobil ,
Hiroşima ve Nagazaki…
Slide 18
Hiroşima’nın sonuçları !!!
Çernobil’in sonuçları !!!
Slide 19
Türkiye’de Nükleer Enerjinin Durumu
•1955 yılında “Atom Enerjisinin Barışçıl Amaçlarla Kullanılması” amacıyla toplanan 1.
Cenevre Konferansını takiben, Türkiye’ de 1956 Yılında Başbakanlığa bağlı bir “Atom Enerjisi
Komisyonu” kurulmuştur.
•Türkiye’de elektrik üretimi amacıyla kurulması tasarlanan nükleer santrallerle ilgili ilk etütler
ise1967-1970 yılları arasında yapılmıştır.
•Nisan 1986’da meydana gelen Çernobil nükleer santral kazasının yarattığı olumsuz ortam
dolayısıyla Türkiye’de nükleer santrallerle ilgili çalışmalar askıya alınmıştır.
•12 Mayıs 2010 tarihinde Türkiye ile Rusya Hükümetleri arasında “ Akkuyu Sahasında
Nükleer Güç Santralinin Tesisine ve İşletimine dair İşbirliği Anlaşması” imzalanmıştır.
Slide 20
Erdoğan: Ha nükleer, ha tüpgaz, ha köprü…
Tayyip, Japonya’da meydana gelen deprem ve daha sonrasında yaşanan nükleer
kazalar zincirini yorumladı. Tüm Dünya’da nükleer santrallerin güvenliği
sorgulanırken, Almanya bazı nükleer santrallerini kapatma kararı almışken ve
Japonya Başbakanı, radyasyonu, tsunamiden daha tehlikeli ilan etmişken,
Başbakan Erdoğan nükleer santralleri savundu.
Erdoğan’a göre, risksiz bir yatırım yok ve nükleer santralin riski ile bir tüp gazın ya
da boğaz köprüsünün riski aynı. Japonya’daki depremin ardından nükleer sızıntıyla
ilgili büyük endişe yaşandığını ifade eden bir gazetecinin, “İsviçre, Almanya gibi bazı
ülkeler de askıya alma, nükleer projeleri durdurma gibi kararları ardı ardına
açıklıyorlar. Türkiye’nin nükleer projeleri askıya alma gibi bir düşüncesi var mı”
sorusuna, “Şu anda bizim Rusya ile yaptığımız görüşmeler ve nükleer enerji ile ilgili
atacağımız adım konusunda herhangi bir askıya alma gibi şu anda düşüncemiz veya
böyle bir takvim söz konusu değil. Takvim şu anda işliyor ve bir an önce de biz
programımızı gerçekleştirelim, bitirelim istiyoruz” yanıtını verdi.
Slide 21
Gazeteci de bunun üzerine, “Başa gelebilecek böyle bir radyasyon sızıntısı, deprem
sonucu ya da tsunami sonucu Japonya’da olan burada da meydana gelebilir” dedi.
Başbakan Erdoğan da “Riski olmayan hiçbir yatırım yoktur. Yani evinize Aygaz tüpü de o
zaman koymamak gerekir veya bir doğalgaz hattı çekmemek gerekir veya ülkeden ham
petrol hattının geçmemesi gerekir. Şimdi bunlar hangisi olursa olsun herhangi bir tehditle
ya da saldırıyla karşı karşıya kaldığı zaman bunların az veya çok bir bedeli olur. Bunların
hepsi özellikle dünyada sanayileşme olsun, teknoloji olsun modern dünyanın bütün
güzelliklerinin yanında bilelim ki birçok sıkıntıları da olacaktır. Yani kozmetik dünyanın
içerisinde birçok sıkıntılar var. Ve bu kozmetik yaşamın içerisindeki sıkıntılar güzelliği
getirirken bu güzelliğin yanında da bakıyorsunuz birçok sıkıntıları da getiriyor.
Ama kimse ondan vazgeçmiyor. Yine kullanmaya devam ediyor. Bu ise çok daha farklı.
Adeta bizim enerjideki sıkıntılarımızı büyük ölçüde aşmamıza vesile olacak. Ama böyle
bir, Allah göstermesin fevkalade yüksek 8.9 büyüklüğündeki bir deprem bırakın nükleer
enerjiyi, görüyorsunuz, televizyonlarda izliyoruz köprüler vesaire.. Yani biz köprüleri
yapmayalım mı? Bütün o dev köprüler gördünüz gitti. Şimdi bizim 1. köprümüz, 2.
köprümüz ne bileyim 3. köprü bunların hepsi hesapta. Bütün tedbirleri alacağız ve bu
tedbirlerle de tabii bu tür adımları da atacağız” diye konuştu.
Slide 22
Çernobil Nükleer Reaktörü Kazası
•26 Nisan 1986, saat 01:23’de olan bu kazanın etkileri çok büyük oldu. Dünyadaki,
çoğunluğu 25 yıldan fazla işletme deneyimine sahip 400’den fazla nükleer reaktör
içinde, çevredeki halk için ciddi olumsuz sonuçlara yol açan ilk kazaydı. 35 kişi kaza
nedeniyle hayatını kaybetti. Uzun dönemde de binlerce kişi üzerinde olumsuz
etkileri görülmeye devam etmekte.
Slide 23
Slide 24
Slide 25
Biraz da ağlanacak halimize gülelim..
Termik santraller yaşlı insanların yaşlanmasına ihtiyaç bırakmadığı için Bastona duyulan
ihtiyacı ortadan kaldırır. Hemen nasıl dediğinizi duyar gibiyim…
İnsanlar başta astım ve akciğer yetmezliği olmak üzere birçok solunum yolu rahatsızlıkları
neticesinde genç yaşta ölümlere neden olduğu için insanlar yaşlanma fırsatı olmadığı
içinde baston taşımaya ihtiyaçları olmayacaktır..
Baston deyince aklıma ormanları korunması geldi. Şöyle ki insanlar genç yaşta ölecekleri için
bastona ihtiyaç duymazlar. Dolayısıyla baston yapmak için ağaç kesmezler. İnsanlar daha az
yaşayacakları için ısınmak için daha az odun tüketirler dolaylı olarak Ormanlar korunmuş olur.
Ormanlar karbondioksit soluyarak hava temizliğine katkıda bulunurlar. Termik santraller
fazlasıyla karbondioksit üretir. Ormanlarımız gelişiyor, güzelleşiyor… diye düşünürsünüz ama
termik santrallerin yaydığı diğer gazlar sayesinde gelişme göstermez asit yağmurları sayesinde
kurur gider. Yani ormanların aşırı gelişimi engelleniyor.
Slide 26
Aşırı gelişme deyince termik santraller insanlarında aşırı gelişimine, kilo almasına yani obezite
ye mani oluyor. Nasıl? Tarım arazilerinin verimliliği azalacağı için toplam üretimi
düşürdüğünden dolayı insanlar fazla yemek yiyemez. Dolayısıyla obezite ye engel olur.
Termik santraller insanların cilt kanseri olmasına da engel oluyor. Şöyle ki; gökyüzünü
kaplayan dumanı sayesinde bir bulut tabakası (ozon tabakası) gibi güneşten gelen zararlı ve
Zarasız bütün ışınlara engel olduğu için insanların cilt kanseri olmasına engel olur. Ama
güneşten aldığımız D vitamini eksiklikleri ortaya çıkacaktır.
Sudan bulaşan mikrobik hastalıklara yakalanmama şansını yakaladınız çünkü artık içecek
temiz su bulamayacaksınız. Hazır su kullanmak zorunda kalacaksınız.
Dünyada su zengini ülkeler arasında bulunurken bu gün artık tatlı su bulmakta zorluk çeken
ülkeler arasındayız. Önlem alınmazsa yakın bir zamanda bütün ırmaklar derler çaylar kirlenme
neticesinde susuzluğa doğru gitmektedir.
Slide 27
ZARARLARI!
Türkiye’nin sahip olduğu en bol fosil kaynaklı yakıt, düşük-kaliteli ve yüksek derecede
kirlenmeye yol açan linyittir ve en bol bulunduğundan ülke enerji üretiminin belkemiğidir.
Ancak bu tür kömürün kullanımı çok yüksek miktarlarda kükürt dioksit (SO2), azot oksitler
(NOx), karbonmonoksit (CO), Ozon (O3), hidrokarbonlar, partiküler madde (PM) ve kül
oluşturmaktadır. Bu atıklar, çevre sağlığına çok çeşitli biçimlerde etki eder.
Eğer herhangi bir filtre kullanılmazsa 100 megawatt gücünde kömürle çalışan bir termik
santralın kirletici etkileri aşağıdaki tabloda görülmektedir.
Kükürt dioksit
(SO2)
45,000 ton/yıl
Azot oksitler
(NOx)
26,000 ton/yıl
Karbonmonoksi Katı partiküller
t (CO)
(PM)
750 ton/yıl
32,500 ton/yıl
Hidrokarbonlar
250 ton/yıl
Kül
5,660 ton/yıl
Slide 28
SO2 ve NOx gazları asit yağmurlarının oluşumundan birinci derecede sorumludurlar. Asit
yağmurları, yaprakların stomalarına girerek yaprağın su dengesini sağlayan stoplazmanın
asitleşmesine neden olurlar. Bunun sonucunda sıvı kaybeden yaprak, kısa sürede ölür. Bu
şekilde ağacın hastalıklara dayanıklılığı azaldığından zararlı böceklerin istilasına uğrar ve
ölümü hızlanır. Ayrıca giderek zayıflayan ve yaprak kaybeden ağacın tepe çatıları
seyrekleşerek rüzgar perdesi görevini yapamaz ve ağaç rüzgardan devrilebilir.
Yatağan Termik Santralı 3 x 210 MW gücünde olup, birinci birimi 1982, ikinci birimi 1983 ve
üçüncü birimi 1984 yılında çalıştırılmaya başlanmıştır. Bacaların yüksekliği 120’şer metredir.
Kullanılan kömürün içinde ortalama %4 oranında toplam kükürt vardır. Yanabilen kükürtün
oranı ise %2.7’dir. Üç birimin toplam kömür tüketimi 6.5 milyon ton/yıl olup, günlük tüketim
yaklaşık 18,000 tondur. İşletilmeye başlanmasından bu yana 16 yıl geçmesine rağmen
desülfürizasyon ünitesi, ancak 2001 yılında devreye girebilecektir. Diğer bir deyişle santral 16
yıldır yılda yaklaşık 270,000 ton SO2yaymaktadır.
Slide 29
Bu hava kirliliği güneydeki Bencik Dağı - Sepetçi Dağı yamaçlarında 40,000 ha alanda
ormanların zarar görmesine ve 4,186 ha alan ormanın kurumasına neden olmuştur (Yöredeki
orman ağaçları, özellikle kızılçam ağaçları 40 - 60 µg /m3 derişimde SO2 içeren havada
ölmektedirler.) Kerme Körfezi’nin kuzeyinde yeralan Yatağan’da kurulmuş olan termik santralın
baca gazları, yöreye hakim kuzey rüzgarları altında Bencik Dağı ile Sepetçi Dağı üzerinde
bulunan kızılçam ormanlarının ve çevredeki tarım alanlarının şiddetle etkilenmesine neden
olmuştur. Bencik Dağı - Sepetçi Dağı arazisinde henüz kurumamış olan kızılçam ormalarında
ise önemli bir artım düşüklüğü belirlenmiştir. Bu ormanlardaki kızılçamların yapraklarında
kükürt oranı 1,600 - 3,800 ppm arasında olup, yıllık halkaları çok daralmıştır. Bu şekilde
etkilenmiş olan kızılçam ağaçlarının kerestelik odun kalitesinde de önemli ve olumsuz
değişiklikler olmaktadır.
Asit yağmurlarından etkilenen toprakların reaksiyonunun yer yer 4.3 PH’ya (0.1 N KCl’ de)
düştüğü bildirilmiştir. Bu da ağaçların beslenmesini etkileyen ve kurumalarını kolaylaştıran bir
faktördür. Ayrıca çevredeki köylerde; zeytin, antep fıstığı, incir, badem ağaçları, üzüm bağları,
sebzecilik ve yaygın tarım ürünü olan tütüncülük şiddetle zarar görmüştür. Ağaçların bir kısmı
kurumuş, kurumayanların verimi %60 - 80 oranında azalmıştır. Tütün ise SO2 gazından
etkilendiğinden satın alınmamaktadır.
Slide 30
Türkiye’de Kadın Çevre Hareketleri: HES ve Tortum’lu HES Karşıtı Kadınlar
Türkiye'de ekolojik ve yeşil hareketin yaklaşık 25 yıllık bir geçmişe sahiptir.
Siyanürlü altından nükleere, genetiği değiştirilmiş organizmalardan (GDO) suyun
özelleştirilmesine karşı çıkışa kadar kadınlar tüm bu oluşumlara aktif katkı
sağlamakta ve birçoğuna liderlik etmektedir.
Son zamanlarda Türkiye’de özellikle kırsal kesimde yaşayan kadınlar tarafından
yükseltilen en büyük karşıt ses Hidroelektrik Santrallerine karşıdır. Peki neden?
Hidroelektrik enerji nedir ve bu enerjilerin elde edimi için kurulan santrallerin
kırsal kesimde yaşayan kadınlar için hayati önem teşkil etmesinin nedeni nedir?
Slide 31
Slide 32
Slide 33
Hidroelektrik santrallar; yenilenebilir kaynak olan sudan enerji elde etmeleri, sera gazı emisyonu
yaratmamaları, inşaatın yerli imkanlarla yapılabilmesi, teknik ömrünün uzun olması ve yakıt
giderlerinin olmaması, işletme bakım giderlerinin düşük olması gibi nedenlerle tercih edilir. Böylesi
nedenlerle Hidroelektrik Santrallerini doğru ve yararlı bulmak oldukça antroposentrik bir bakıştır.
Nitekim bu santraller, kuruldukları doğal çevreye ciddi zarar vermekte ve ekosistemini bozmaktadır.
Bu santrallerin başlıca zararlarını şöyle sıralayabiliriz;
- Yapılı olduğu bölgedeki iklim değişimine neden olur.
- Bölgedeki ekosistemin bozulmasına sebep olur.
- Akarsuya bağlı olarak yaşayan canlıların göç etmesine ve türünün tükenmesine sebep olur.
- Akarsular tarafından taşınan alüvyalleri baraj tabanında biriktirerek alüvyal ovaların verimini
düşürür.
- Akarsuların suyunu ağız kısmına ulaşmasını engelleyerek su döngüsünü bozar.
- Yer altı ve yer üstü suyu arasındaki denge bozulur
Slide 34
Slide 35
Türkiye’de devlet, Hes projelerine hız kazandırmak için, projeleri 2000 yılından bu yana özel
sektöre devretmiş durumdadır. Özel sektör tarafından inşa edilen Hesler, 49 yıl yatırımcı
firmaya kiralanmış olur, bundan sonraki yıllarda devlet bünyesine geçer. 2009 yılı verilerine göre
Türkiye’de genel toplamda 1.935 Hidroelektrik Santralden bahsedilmektedir. İşletme halinde
olan 158, inşa halinde olan 24, katı projesi hazır olan 15, planlama raporu hazır olan 175, Master
Planı hazır olan 95, ilk etüdü yapılmış 259 ve tüzel kişiler tarafından geliştirilen 1.209 adettir.
Akarsular bakımından zengin olan ülkemizin dört bir yanında başlatılan Hes projeleri,
Rize’den Mersine, Tokat’tan Trabzon’a kadar birçok coğrafyada yerli halk tarafından protesto
edilmektedir. Yaşam alanlarını ve doğalarını korumak uğruna tıpkı Chipko hareketindeki gibi
nöbetleşe akarsularının başında bekleyen köylülerin direnişi sayesinde bugün bir çok proje iptal
edilmiştir.
Hes’e karşı gösterdikleri direnişle, topraklarını, sularını, kısacası doğalarını korumaya çalışan
çevreci hareketlerden biri de Erzurum Tortumlu Kadınlardı. Bu kadınların doğalarını korumak
adına sürdürdükleri direnişin, yakın dönem Türkiye Kadın Çevre Hareketi literatüründe önemli
bir yeri olduğu düşünülmektedir.
Slide 36
Slide 37
2011 yılın Ağustos ayında yapımına başlanılması hedeflenen Erzurum Tortum ilçesine bağlı
Bağbaşı köyündeki Hes inşaatının 1 ay içerisinde çalışmaları 3 kez engellendi. Köyün kadınları,
kullanımları 49 yıllığına şirketlere kiralanan akarsuların kullanımının kimseye satılamayacağını,
kendilerinin ve tüm doğanın akarsuların suları üzerinde hakları olduğunu söyleyerek inşaatın
yapılacağı bölge ve iş makinalarının çevresinde oturma eylemi yaptılar. Bu hareket tıpkı Chipko
Hareketi gibi pasif bir direniştir. Köylü kadınlar dönüşümlü olarak inşaatın yapılacağı bölgede
nöbet tuttular. İş makinalarının çalışmasına bu şekilde engel olunmasını “terörizm”le eş tutan
idari makamların emriyle kadınlar kolluk kuvvetleri tarafından bu alandan biber gazı ve şiddet
uygulanarak çıkarılmıştır.
Bazı kadın milletvekillerinin de desteğini alan kadınların direnişi sürer. Bu direnişler esnasında,
bir jandarmaya hakaret ettiği iddiasıyla 17 yaşındaki Leyla Yalçınkaya isimli genç kız gözaltına
alınır ve önce çalışma alanlarına girmesi ve diğer eylemcilerle konuşması yasaklanır; daha sonra
da hakkında 9 yıl hapis istemiyle dava açılır.
Bu olayın ve Hes’e karşı direnen köylü kadınların medyadaki görünürlükleri arttıkça onlara
destek de artar. Nitekim köylü halkın yaptığı, projenin çevreyi tahrip ettiğine yönelik suç
duyurusu sonucunda 22 Mart 2012 tarihinde Devlet Su İşleri (DSİ) tarafından proje durdurulur.
Slide 38
Slide 39
İster kadınının doğasından gelen psikolojik ve biyolojik özelliklerinin doğayla benzerlik
taşıdığını düşünelim, ister kadın ve doğa arasındaki özdeşleştirmenin ataerkil söylem
tarafından kadınları annelik, ilgi veren, hizmet eden vs. gibi toplumsal cinsiyet
beklentilerine uydurmaya çalıştığını düşünelim, kadınların çevre konusundaki
hassasiyetlerinin erkeklerden daha fazla olduğu bir gerçektir. Kadınların çevre
hareketlerine katılımları, çevreci organizasyonlar içerisinde oynadıkları aktif rol,
erkeklere oranla daha fazladır.
Ataerkil yapının kadın ve doğa üzerinde kurduğu tahakküm, kadınları doğa konusunda
daha hassas olmaya sevk eder. Kadının özgürlüğü doğanın özgürlüğüyle bağdaştırılır.
Doğa kalıcı bir ekonomidir, sürekli devinim içerisinde hayatın devamlılığını sağlar. Kısa
vadede doğadan edinilmesi planlanan faydalar, doğanının uzun vadede tahribatını ve
neticesinde geri dönülemez hasarlara gebedirler. Çevreci gruplar, hayvan ve bitki
türlerinin yok edilmesi, hava ve su kirliliği, ormansızlaştırma gibi ekosistemin
devamlılığına engel teşkil edebilecek her türlü hareketin karşısında yer alırlar.
Slide 40
Slide 41
Kırsal alandaki kadın çevre hareketlerinin bir çoğunda kadınlar yaptıkları eylemi
feminist bir eylem olarak adlandırmazlar. Karşı çıktıkları kendi üzerilerindeki ataerkil
baskının doğa üzerinde de kurulduğunu ve bu yapıyı yıkmak değil, yaşam kaynağı
olarak gördükleri doğalarını korumaktır.
Kadın Çevre Hareketleri’nin arasında en akılda kalanları Hindistan’ın 1700’lü
yıllardan günümüze uzanan Chipko Hareketidir. Pasif bir direniş örneği olan Chipho
Hareketi’nde kadınlar Gandhi’nin politikalarını izleyerek kesilmelerini önlemek
için ağaçlara sarılırlar. Bir diğer akılda kalan örnek İngiltere’de Nükleer başlıklı
füzelerin Greenham Common üssünde konuşlanacağını duyan 36 İngiliz kadın 1
haftalık yürüyüş başlatırlar ve kendilerinin üssün kapısına zincirlerler. 10 yıl üssün
çevresinde kamp kurarlar ve nihayetinde amaçlarına ulaşırlar.
Slide 42
Slide 43
Türkiye’de çevre bilincinin çok fazla gelişmemiş olmasının en önemli nedenlerinden biri
ataerkil bir yapıya sahip eğitim sistemidir. Doğa her zaman insan için harcanması gereken
bir kaynak olarak görülmekte ve bu görüş eğitim ve kültürle ileriki nesillere
aktarılmaktadır. Nitekim Hes projelerinin yaygınlık kazandığı dönemde iktidar ve proje
yetkilileri tarafınan en fazla dillendirilen gerekçe “Türkiye’nin sularının boşa aktığı”ydı.
Böylesine bir bakış antroposentrik olmaktan öteye geçemez. Akarsularda akan suların
çevresindeki doğayı beslediğinin ve sürekli yenilediğinin, içindeki ve çevresindeki canlı
türlerinin yaşamasını, kısacası ekosistemin devamlılığını sağladığının bilincinde olan köylü
halk ve özellikle köylü kadılar bunun için direnişe geçer.
2011 yılı sonu itibariyle Türkiye’de inşaatı devam etmekte olan 575 Hes projesi
vardır. Erzurum’dan Antalya’ya, Rize’den Adana’ya akarsu larının ve dolayısıyla
kendilerinin ve doğanın yaşam kaynağının ellerinden alındığını düşünen kadınların
direnişlerine hergün bir yenisi eklenmektedir.
Slide 44
Slide 45
Slide 46
Slide 47
Slide 48
Slide 49
Slide 50
Slide 51
Slide 52
Slide 53
Slide 54
Slide 55
Slide 56
Slide 57
Slide 58
HES inşaatı durdurulunca öyle bir şey yaptılar ki !!!!!!!!
Deliçay'da yapımı planlanan HES projesi durdurulunca, inşaattan
sorumlu şirket elindeki dinamitleri meraya gömdü. Olay, köylülerin 13 ton
dinamiti bulmasıyla ortaya çıktı
Munzur Dağı eteklerindeki Deliçay'da yapımı planlanan HES projesi durdurulunca, inşaatı
yürüten şirket elindeki dinamitleri meraya gömüp gitti. Köylüler merada önce 12 ton daha sonra
1300 kilo dinamit bulup ilgililere teslim etti. Dinamitlerin gömüldüğü bölgenin 100 metre aşağısı
piknik alanı ve bölgeden insanlar geçiyor, hayvanlar otluyor.
Serkan Ocak'ın Radikal'de yer alan haberine göre, Erzincan’ın Kemah ilçesindeki Deliçay Nehri
üzerinde yapımı durdurulan HES inşaatının yetkilileri, mahkeme kararının ardından ellerindeki
1300 kilogram dinamit lokumu ve fünyeyi köylünün maresına gömerek bölgeyi terk etti. Bölge
sakinlerinden bir şirket çalışanının ihbarı ile ortaya çıkan olaya jandarma el koydu. Kutulardaki
dinamitler tek tek gömüldüğü yerden çıkarıldı. Köylülerin anlatımına göre, daha önce de şirketin
dinamitleri gömdüğü yere suçüstü yapılmış, 12 ton dinamit köylülerce çıkarılarak jandarmaya
teslim edilmişti.
Slide 59
Munzur Dağı eteklerindeki Deliçay'da yapımı planlanan HES projesi durdurulunca,
inşaatı yürüten şirket elindeki dinamitleri meraya gömüp gitti. Köylüler merada önce 12
ton daha sonra 1300 kilo dinamit bulup ilgililere teslim etti. Dinamitlerin gömüldüğü
bölgenin 100 metre aşağısı piknik alanı ve bölgeden insanlar geçiyor, hayvanlar otluyor.
Serkan Ocak'ın Radikal'de yer alan haberine göre, Erzincan’ın Kemah ilçesindeki
Deliçay Nehri üzerinde yapımı durdurulan HES inşaatının yetkilileri, mahkeme kararının
ardından ellerindeki 1300 kilogram dinamit lokumu ve fünyeyi köylünün maresına
gömerek bölgeyi terk etti. Bölge sakinlerinden bir şirket çalışanının ihbarı ile ortaya
çıkan olaya jandarma el koydu. Kutulardaki dinamitler tek tek gömüldüğü yerden
çıkarıldı. Köylülerin anlatımına göre, daha önce de şirketin dinamitleri gömdüğü yere
suçüstü yapılmış, 12 ton dinamit köylülerce çıkarılarak jandarmaya teslim edilmişti.
Slide 60
Araz, olayın devamını şöyle özetledi:
“Gömdükleri yeri gidip kazdık. Jandarmaya tutanakla teslim ettik. Tam 12 ton dinamit
vardı. Alay komutanı firma çalışanlarına çok kızdı. “Bu birilerinin eline geçse ne olur?”
demişti. Geçenlerde Erzincan’da bu olayı konuşurken bir çalışan ‘ikinci bir yerde daha
dinamit gömüldüğünü’ söyledi. Hemen jandarmaya bildirdik. Yer tespiti yapıldı. Geçen
hafta jandarma geldi. 1300 kilogramdan fazla dinamit çıkarıldı.”
Dinamitlerin köyün mera alanına gömüldüğünü belirten Araz, “Orası günlük hayvanların
bulunduğu yer. İnsanlar da gelip geçiyor. 100 metre aşağıda piknik alanı var. Ayrıca
ziyaret edilen kutsal mekanlarımıza da çok yakın. Mera alanını işgal etmişler” dedi.
Patlatma yapıldığı dönemlerde evlerinin camlarının kırıldığını anlatan muhtar Araz ayrıca
HES’le ilgili de şunları söyledi:“Nehrin suyu köylüye, tarıma zaten yetmiyor. 65
yaşındayım. Bu yaşıma kadar nehrin suyunun kuruduğunu görmedim. Bu yıl 1. ve 2.
aylarda alabalıklar kumun üzerinde kalmıştı. Derede tek damla su yoktu. Bir de buraya
HES yapıyorlar. Amaçları köylüyü mağdur etmek.
Slide 61
Maaşı ödenmedi, o da ihbar etti
Deliçay Platformu’ndan avukat Ümit Altaş, canlı yaşamının nasıl hiçe sayıldığının en iyi
örneklerinden bir olduğunu söylediği olayla ilgili şunları anlattı:
“Daha önce de dinamitle ilgili patlatma ve saklama ile ilgili ÇED’de belirtilen hususlara
uymuyordu firma. 8 kez haklarında tutanak tutuldu. Ancak bugüne kadar hiç bir ceza
kesilmedi. Jandarmanın tuttuğu tutanaklar halen davaya dönüşmedi. Keyfiyet söz
konusu. ÇED gerekli değildir kararı ile inşaata başladılar. Kapasite arttırımı talep edip
ÇED için başvurdular. Ancak ÇED olumlu kararı çıkana kadar önceki izinleri ile birlikte
inşaata devam ettiler. ÇED olumlu kararı çıkınca dava açtık, HES durduruldu. Yer tespiti
konusunda inceleme yapıldı. Ruhsatlı alanlarının dışına çıkıp köyün merasına şantiye
kurmuşlar. Ve bu mera alanına da gitmeden dinamitleri gömmüşler. Muhtemelen
‘nasılsa yine geleceğiz’ diye düşündüler. O dinamitler bulunmasa ve proje esastan iptal
edilseydi ne olacaktı? HES inşaatı durduktan sonra inşaattaki görevlilere maaşlar da
ödenmiyor. Bir işçi dayanamayıp dinamitlerin gömüldüğü 2. yeri köylülere söylüyor.
Köylülerin haber verdiği jandarma 25 Mart 2014’te bölgeye gelerek diğer dinamitleri de
çıkardı. Yaklaşık 1300 kg dinamit lokumu ve fitil bulundu.”
Slide 62
Avukat Altaş, bölgenin aynı zamanda kutsal bir mekan olduğunu, eski bir Ermeni
yerleşimi olan bölgede ‘Hasan dede ve ‘şehitlik’ diye iki ayrı ziyaret yeri olduğunu
söyledi. Meraya gömülen dinamitlerin hem bu kutsal yerleri hem de köydeki
insanları ve doğadaki canlıları tephit ettiğinin altını çizdi.Meyvanlı - Sarıyazı Köyü
Derneği’nden Hüseyin Anik de, firmanın istimlaklar yapılmadan, mera alanlarını
orman olarak göstererek kaçak çalıştığını, ancak mücadele ederek santralı
durdurmayı başardıklarını anlattı. Santral durdurulduğunda köyde davullu zurnalı
şenlik yaptığını belirten Anik, tam da o kutlamalar sırasında firmanını dinamitleri
gömdüğünü söyledi.
Şirket: Sorumlusu taşeron şirket
Şirket yetkilileri ise söz konusu olayla ilgili inşaatı bir taşeron firmaya verdiklerini,
proje sahibinin kendileri olduğunu ancak sahada tüm yapılan işlemlerden
taşeronun sorumlu olduğunu, kendilerinin bunlardan haberdar olmadığını söyledi.
Yetkililer, 25 Mart’ta jandarmanın yaptığı arama sonucu gümülü olarak bulunan
dinamitlerle ilgili henüz taşeron firmadan detaylı bilgi almadıklarını da anlattı.
Slide 63
http://vimeo.com/19937849
Video maille gelmeyecek kadar büyük olduğu için videonun internet
sitesinden izleyebilirsiniz
Slide 64
DOĞA ER YADA GEÇ
İNSANLARDAN İNTİKAMINI
ALACAKTIR !!!
Slide 65
http://www.radikal.com.tr/cevre/munzur_vadisindeki_hese_danistaydan_izin_yok1090810
http://www.mimdap.org/?p=34124
http://www.kesk.org.tr/content/munzurdaki-heslerin-lisans%C4%B1na-iptal
http://ankara.imo.org.tr/genel/bizden_detay.php?kod=571&tipi=2&sube=3#.U3O0S8
BrPVI
http://ekolojiagi.files.wordpress.com/2010/07/39042_420069867294_626552294_43
96939_8363116_n.jpg
http://tr.wikipedia.org/wiki/Kyoto_Protokol%C3%BC
http://etccevre.com
http://vimeo.com/19937849
ENERJİ SANTRALLERİNİN ÇEVREYE ETKİLERİ,
ÇED RAPORLARI NE KADAR GERÇEKÇİ
ALİCEM KAYA
2010292031
Slide 2
Yenilenebilir ve Yenilenemez Enerji Kaynakları
A. Yenilenemez Enerji Kaynakları: Fosil yakıtlar ve radyoaktif elementler
yenilenemez enerji kaynaklarıdır. Bu kaynakların bu şekilde isim almalarının nedeni
kullandıkça bitmeleri ve yenilerinin gelmesinin çok uzun sürmesidir.
1. Fosil yakıtlar: Kömür, petrol, doğalgaz gibi fosil yakıtlar en çok termik
santrallerde elektrik enerjisi üretmek için kullanılmaktadır. Günlük hayatta
kullandığımız benzin, mazot, LPG, plastik, naftalin, boya, teflon gibi
maddeler petrol kaynaklıdır. Kömür, petrol, doğalgaz gibi binlerce yılda
oluşmuş fosil yakıtlar insanlığın gelişmesi ile hızla azalırken atıkları ile hava
su ve toprak kirliliğine yol açar. Fosil yakıtlardaki karbon yanma tepkimeleri
ile atmosferde CO2 ve CO bileşiklerinin birikmesine neden olur. Bu gazların
havada çok fazla birikmesi sera etkisine ve küresel ısınmaya neden olması
açısından oldukça tehlikelidir.
Slide 3
2. Nükleer Enerji: Uranyum, plütonyum gibi radyoaktif
elementlerin çekirdeklerindeki proton ve nötronları tutan
enerjinin ortaya çıkarılması esasına dayanır. Dünyadaki
elektriğin %20 si nükleer santrallerde üretilir. Nükleer
santraller Dünyanı pek çok yerinde bulunmasının yanında
atmosferin kirlenmesine sebep olur. Nükleer enerji
santrallerinde elektrik ucuzdur fakat santralin maliyeti oldukça
pahalıdır.
Slide 4
B. Yenilenebilir Enerji Kaynakları : Yenilenebilir enerji gücünü
güneşten alan ve hiç tükenmeyeceği düşünülen ve çevreye zara vermeyen
enerji kaynakları yenilenebilir enerji kaynaklarıdır.
Slide 5
1. Hidroelektrik Enerji : Nehirlere kurulan barajlar sayesinde suyun
hareketinden yararlanarak elektrik üretilir. Bu üretim şu şekilde
gerçekleşir: akarsuyun önü kesilir ve bir baraj gölü oluşturulur. Böylece
suyun yüksekliği artırılarak potansiyel enerji kazanması sağlanır. Suyun
potansiyel enerjisinden yararlanarak elektrik üretilir. Dünya enerjisinin
% 20 si hidroelektrik santrallerde üretilir.
Slide 6
2. Jeotermal Enerji: Latincede “jeo =yer”, “termal=ısı” anlamındadır.
Yeraltında magmada artan sıcaklık ile yeraltı sıcak sularından ve
buhardan yararlanılarak elde edilir. Elektrik üretimi de jeotermal
buharın gücü ile üretilebilir. Eski çağlardan günümüze jeotermal
enerjinin ilk kullanım alanı kaplıcalardır. Jeotermal enerji ayrıca
konutların ve seraların ısıtılmasını, dokuma sanayisi, konservecilik
gibi birçok alanda yararlanılır. Jeotermal enerji kullanımı çevreye ve
atmosfere atık madde verilmesine sebep olmaz.
Slide 7
3. Güneş Enerjisi: Güneş diğer yenilenebilir enerji
kaynaklarının da temelini oluşturur. Dünyadaki hayatın temel
enerji kaynağı da güneştir. Güneş pilleri ışık enerjisini
soğurarak elektrik enerjisine dönüştürür. Uzaya fırlatılan
uydular ihtiyaç duydukları elektrik enerjisini güneş
panellerindeki güneş pillerinden oluşturur. Güneş’in Dünya'ya
gönderdiği bir günlük enerji, tüm insanlığın bir gün boyunca
ihtiyaç duyacağı enerjinin neredeyse on bin katıdır.
Slide 8
4. Rüzgâr Enerjisi: Rüzgârın hareket enerjisinden geçmişte yel
değirmenleri ile yararlanılırdı, günümüzde ise rüzgâr jeneratörleri
ile elektrik enerjisi üretilmektedir. Bir rüzgâr jeneratörü bir evin,
okulun hatta bir köyün elektrik enerjisini karşılayabilir.
Slide 9
5. Biyokütle ( Bitki ve hayvan atıkları) Enerjisi : Bitki ve hayvan
atıklarından yararlanılarak elde edilen enerjiye biyokütle enerjisi denir.
Örneğin çiftlik hayvanlarını dışkıları, ekinler, ölü ağaçlar, odun parçaları,
talaş vb. maddelerden enerji elde edilir. Hayvan atıklarından biyogaz ve
bitkilerden elde edilen biyodizel bu yöntemin uygulamalarından biridir.
Peki, bu yöntemle nasıl enerji elde edilir?
Enerji elde edilecek atık maddeler güç santraline getirilir. Burada
santralin çukuruna boşaltılarak yakılır. Bu yanma sonucu ortaya çıkan
gazlar çeşitli işlemlerden geçirilerek elektrik enerjisi elde etmek için
kullanılır. Bir diğer yol ise; atık ve kalıntıları bekletme tankları denilen
özel ortamlarda çürümeye bırakmaktır. Bu tanklarda zamanla çürüyen
maddelerden metan gazı çıkar. Bu gaz toplanarak ısıtma amaçlı
kullanılır. Aynı yöntem hayvanların dışkılarında da kullanılır.
Slide 10
ÇED Gerekli - ÇED Gerekli Değil Kararı
Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED)
Çevreye önemli etkileri olabilecek faaliyetlerle ilgili projelerin planlama aşamasından başlayarak;
faaliyetin inşaat, işletme ve faaliyettin sona erdirilmesinden sonra meydana gelebilecek etkilerinin,
proje hakkında karar alınmadan önce bilimsel yöntem ve tekniklerle incelenmesi, projenin tüm
uygulama aşamalarında bu etkilerin ve önlemlerin izlenmesi ve denetlenmesi sürecidir.
ÇED’in Amacı
Ekonomik ve sosyal gelişmeyi önlemeden, çevre değerlerini ekonomik politikalar karşısında
korumak, planlanan bir faaliyetin yol açabileceği bütün olumsuz çevresel etkilerinin önceden tespit
edilip gerekli önlemlerin alınmasını sağlamaktır ÇED Yönetmeliği’nin Dayanağı Çevre Kanunu’nun
10. Maddesi’dir.
10.madde; “Gerçekleştirmeyi planladıkları faaliyetleri sonucu çevre sorunlarına yol açacak kurum,
kuruluş ve işletmeler bir “Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu” hazırlarlar”.
Slide 11
ÇED Yönetmeliğinin Gelişimi
07.02.1993 tarihinde Yönetmelik yürürlüğe girmiştir. 23.06.1997, 06.06.2002, 16.12.2003 ve son olarak
17.07.2008 tarihinde revize edilerek bugünkü şeklini almıştır.
Valilikce Yapılan İşlem Adımları:
1)ÇED Yönetmeliği Ek II listesinde yer alan faaliyetler için hazırlanacak Proje Tanıtım Dosyası, faaliyet
sahibine ait taahhütname ve vekaletname ile birlikte başvuru dilekçesi. Başvuru bedeli olarak İl Çevre ve
Orman müdürlüğü Döner Sermaye hesabına yatırılması gereken 2.000 TL'lik banka dekontu.
2)Tesisin incelenmesi, (Projenin yeri ve türü incelenir. İncelemede Ek 5 listesi dikkate alınır.İnceleme ve
değerlendirmede gerek görülürse Yönetmeliğin 17. Maddesindeki işlemler yapılır.)
3) Eleme Kontrol Listesi doldurularak inceleme ve değerlendirme işlemi tamamlanır,
4)"ÇED Gereklidir" ya da "ÇED Gerekli Değildir" kararı verilir, (Valilik, yapılan çalışmaları dikkate
alarak proje hakkında “ÇED Gereklidir” veya “ÇED Gerekli Değildir ” kararını verir. )
5)“ÇED Gerekli Değildir ” kararı verilen projeler için ÇED Gerekli Değildir Belgesi düzenlenir,
Slide 12
6)“ÇED Gereklidir” Kararı verilen projeler için Yönetmeliğin 17. maddesinin son paragrafında yer alan
““Çevresel Etki Değerlendirmesi Gereklidir” kararı alınan projeler ( 7 nci madde uyarınca )
Çevresel Etki Değerlendirmesine tabidir. Bir yıl içinde( 8 inci maddeye göre) Çevresel Etki
Değerlendirmesi sürecinin başlatılmaması durumunda başvuru geçersiz sayılır.” hükmü gereğince
Bakanlığa müracaat etmeleri proje sahibine bildirilir,
7)Valilik, verilen kararı proje sahibine, diğer ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının taşra teşkilatlarına
bildirir,
8)Maden Kanununa göre I.Grup (Kum, çakıl ) dışında ruhsatlandırılan projelere ilişkin verilen kararlar ve
Proje Tanıtım Dosyasının birer nüshası Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Maden İşleri Genel
Müdürlüğü’ne de gönderilir.
Valilikçe Yapılacak İşlemlerde Gerekli Belgeler
*Başvuru dilekçesi
*Çevre düzeni / İmar Planı (Bölgeye ait)
*Vaziyet planı
Slide 13
Slide 14
Türkiye’nin enerji alanındaki başlıca sorunları şunlar:
Enerjide yüksek oranda dışa bağımlılık
Arz sıkıntısı
Yerli ve yenilenebilir kaynaklardan yeterli düzeyde yararlanılamaması
Gerçekçi, uzun vadeli, yeterli, etkin enerji politikalarının olmayışı
Enerji verimliliğinin etkin biçimde uygulanamaması
Kamuda kurumlar arası koordinasyonun yetersizliği
Özel sektör için yeterli destek ve teşvik mekanizmalarının uygulanamaması
Sektörde uzman eksikliği
Slide 15
Slide 16
Nükleer enerjinin zararları nelerdir ?
Radyoaktivite nedeniyle gerek üretimden önce, üretim aşamasında ve gerekse atıklar nedeniyle
tehlike arz eder. Atıklar zehirliliğinin %99’unu 600 yıl sonra kaybetmektedir .
Uranyum madeni hacimce hafif olmasına karşılık, çıkarım esnasında çok fazla arazi işlendiği için dev
miktarlarda atık madde ortaya çıkar. Örnek olarak 1 ton uranyum elde edilmesinden sonra geriye 20 bin
ton atık madde kalır.
Kullanılmış yakıtın reaktörlerden alınarak işleme tesislerine ve çıkan yüksek seviyeli atığın ise
gömülmesi için taşınması gerekmektedir. Bu esnada da potansiyel tehlike söz konusudur. Öte yandan
ticari nükleer reaktör atıklarının nihai depolanması uygulamaya geçmemiştir.
Nükleer santrallerde kaza riski yüksektir. Risk doğal afetlerle daha da artar. Nükleer santraller büyük
kentler ve yoğun nüfuslu bölgelerden uzak konumlara kurulmalıdırlar. Teknik arızalar nedeniyle
radyoaktif kirleticiler çevreye ve havaya yayılmak suretiyle büyük zararlara yol açarlar.
Slide 17
Nükleer güç insanlık için çok büyük tehlikedir. Atom, hidrojen ve nötron bombaları
sırasıyla yakıcı etkileri artacak şekilde hep bu gücün eseridir. Örnek : Çernobil ,
Hiroşima ve Nagazaki…
Slide 18
Hiroşima’nın sonuçları !!!
Çernobil’in sonuçları !!!
Slide 19
Türkiye’de Nükleer Enerjinin Durumu
•1955 yılında “Atom Enerjisinin Barışçıl Amaçlarla Kullanılması” amacıyla toplanan 1.
Cenevre Konferansını takiben, Türkiye’ de 1956 Yılında Başbakanlığa bağlı bir “Atom Enerjisi
Komisyonu” kurulmuştur.
•Türkiye’de elektrik üretimi amacıyla kurulması tasarlanan nükleer santrallerle ilgili ilk etütler
ise1967-1970 yılları arasında yapılmıştır.
•Nisan 1986’da meydana gelen Çernobil nükleer santral kazasının yarattığı olumsuz ortam
dolayısıyla Türkiye’de nükleer santrallerle ilgili çalışmalar askıya alınmıştır.
•12 Mayıs 2010 tarihinde Türkiye ile Rusya Hükümetleri arasında “ Akkuyu Sahasında
Nükleer Güç Santralinin Tesisine ve İşletimine dair İşbirliği Anlaşması” imzalanmıştır.
Slide 20
Erdoğan: Ha nükleer, ha tüpgaz, ha köprü…
Tayyip, Japonya’da meydana gelen deprem ve daha sonrasında yaşanan nükleer
kazalar zincirini yorumladı. Tüm Dünya’da nükleer santrallerin güvenliği
sorgulanırken, Almanya bazı nükleer santrallerini kapatma kararı almışken ve
Japonya Başbakanı, radyasyonu, tsunamiden daha tehlikeli ilan etmişken,
Başbakan Erdoğan nükleer santralleri savundu.
Erdoğan’a göre, risksiz bir yatırım yok ve nükleer santralin riski ile bir tüp gazın ya
da boğaz köprüsünün riski aynı. Japonya’daki depremin ardından nükleer sızıntıyla
ilgili büyük endişe yaşandığını ifade eden bir gazetecinin, “İsviçre, Almanya gibi bazı
ülkeler de askıya alma, nükleer projeleri durdurma gibi kararları ardı ardına
açıklıyorlar. Türkiye’nin nükleer projeleri askıya alma gibi bir düşüncesi var mı”
sorusuna, “Şu anda bizim Rusya ile yaptığımız görüşmeler ve nükleer enerji ile ilgili
atacağımız adım konusunda herhangi bir askıya alma gibi şu anda düşüncemiz veya
böyle bir takvim söz konusu değil. Takvim şu anda işliyor ve bir an önce de biz
programımızı gerçekleştirelim, bitirelim istiyoruz” yanıtını verdi.
Slide 21
Gazeteci de bunun üzerine, “Başa gelebilecek böyle bir radyasyon sızıntısı, deprem
sonucu ya da tsunami sonucu Japonya’da olan burada da meydana gelebilir” dedi.
Başbakan Erdoğan da “Riski olmayan hiçbir yatırım yoktur. Yani evinize Aygaz tüpü de o
zaman koymamak gerekir veya bir doğalgaz hattı çekmemek gerekir veya ülkeden ham
petrol hattının geçmemesi gerekir. Şimdi bunlar hangisi olursa olsun herhangi bir tehditle
ya da saldırıyla karşı karşıya kaldığı zaman bunların az veya çok bir bedeli olur. Bunların
hepsi özellikle dünyada sanayileşme olsun, teknoloji olsun modern dünyanın bütün
güzelliklerinin yanında bilelim ki birçok sıkıntıları da olacaktır. Yani kozmetik dünyanın
içerisinde birçok sıkıntılar var. Ve bu kozmetik yaşamın içerisindeki sıkıntılar güzelliği
getirirken bu güzelliğin yanında da bakıyorsunuz birçok sıkıntıları da getiriyor.
Ama kimse ondan vazgeçmiyor. Yine kullanmaya devam ediyor. Bu ise çok daha farklı.
Adeta bizim enerjideki sıkıntılarımızı büyük ölçüde aşmamıza vesile olacak. Ama böyle
bir, Allah göstermesin fevkalade yüksek 8.9 büyüklüğündeki bir deprem bırakın nükleer
enerjiyi, görüyorsunuz, televizyonlarda izliyoruz köprüler vesaire.. Yani biz köprüleri
yapmayalım mı? Bütün o dev köprüler gördünüz gitti. Şimdi bizim 1. köprümüz, 2.
köprümüz ne bileyim 3. köprü bunların hepsi hesapta. Bütün tedbirleri alacağız ve bu
tedbirlerle de tabii bu tür adımları da atacağız” diye konuştu.
Slide 22
Çernobil Nükleer Reaktörü Kazası
•26 Nisan 1986, saat 01:23’de olan bu kazanın etkileri çok büyük oldu. Dünyadaki,
çoğunluğu 25 yıldan fazla işletme deneyimine sahip 400’den fazla nükleer reaktör
içinde, çevredeki halk için ciddi olumsuz sonuçlara yol açan ilk kazaydı. 35 kişi kaza
nedeniyle hayatını kaybetti. Uzun dönemde de binlerce kişi üzerinde olumsuz
etkileri görülmeye devam etmekte.
Slide 23
Slide 24
Slide 25
Biraz da ağlanacak halimize gülelim..
Termik santraller yaşlı insanların yaşlanmasına ihtiyaç bırakmadığı için Bastona duyulan
ihtiyacı ortadan kaldırır. Hemen nasıl dediğinizi duyar gibiyim…
İnsanlar başta astım ve akciğer yetmezliği olmak üzere birçok solunum yolu rahatsızlıkları
neticesinde genç yaşta ölümlere neden olduğu için insanlar yaşlanma fırsatı olmadığı
içinde baston taşımaya ihtiyaçları olmayacaktır..
Baston deyince aklıma ormanları korunması geldi. Şöyle ki insanlar genç yaşta ölecekleri için
bastona ihtiyaç duymazlar. Dolayısıyla baston yapmak için ağaç kesmezler. İnsanlar daha az
yaşayacakları için ısınmak için daha az odun tüketirler dolaylı olarak Ormanlar korunmuş olur.
Ormanlar karbondioksit soluyarak hava temizliğine katkıda bulunurlar. Termik santraller
fazlasıyla karbondioksit üretir. Ormanlarımız gelişiyor, güzelleşiyor… diye düşünürsünüz ama
termik santrallerin yaydığı diğer gazlar sayesinde gelişme göstermez asit yağmurları sayesinde
kurur gider. Yani ormanların aşırı gelişimi engelleniyor.
Slide 26
Aşırı gelişme deyince termik santraller insanlarında aşırı gelişimine, kilo almasına yani obezite
ye mani oluyor. Nasıl? Tarım arazilerinin verimliliği azalacağı için toplam üretimi
düşürdüğünden dolayı insanlar fazla yemek yiyemez. Dolayısıyla obezite ye engel olur.
Termik santraller insanların cilt kanseri olmasına da engel oluyor. Şöyle ki; gökyüzünü
kaplayan dumanı sayesinde bir bulut tabakası (ozon tabakası) gibi güneşten gelen zararlı ve
Zarasız bütün ışınlara engel olduğu için insanların cilt kanseri olmasına engel olur. Ama
güneşten aldığımız D vitamini eksiklikleri ortaya çıkacaktır.
Sudan bulaşan mikrobik hastalıklara yakalanmama şansını yakaladınız çünkü artık içecek
temiz su bulamayacaksınız. Hazır su kullanmak zorunda kalacaksınız.
Dünyada su zengini ülkeler arasında bulunurken bu gün artık tatlı su bulmakta zorluk çeken
ülkeler arasındayız. Önlem alınmazsa yakın bir zamanda bütün ırmaklar derler çaylar kirlenme
neticesinde susuzluğa doğru gitmektedir.
Slide 27
ZARARLARI!
Türkiye’nin sahip olduğu en bol fosil kaynaklı yakıt, düşük-kaliteli ve yüksek derecede
kirlenmeye yol açan linyittir ve en bol bulunduğundan ülke enerji üretiminin belkemiğidir.
Ancak bu tür kömürün kullanımı çok yüksek miktarlarda kükürt dioksit (SO2), azot oksitler
(NOx), karbonmonoksit (CO), Ozon (O3), hidrokarbonlar, partiküler madde (PM) ve kül
oluşturmaktadır. Bu atıklar, çevre sağlığına çok çeşitli biçimlerde etki eder.
Eğer herhangi bir filtre kullanılmazsa 100 megawatt gücünde kömürle çalışan bir termik
santralın kirletici etkileri aşağıdaki tabloda görülmektedir.
Kükürt dioksit
(SO2)
45,000 ton/yıl
Azot oksitler
(NOx)
26,000 ton/yıl
Karbonmonoksi Katı partiküller
t (CO)
(PM)
750 ton/yıl
32,500 ton/yıl
Hidrokarbonlar
250 ton/yıl
Kül
5,660 ton/yıl
Slide 28
SO2 ve NOx gazları asit yağmurlarının oluşumundan birinci derecede sorumludurlar. Asit
yağmurları, yaprakların stomalarına girerek yaprağın su dengesini sağlayan stoplazmanın
asitleşmesine neden olurlar. Bunun sonucunda sıvı kaybeden yaprak, kısa sürede ölür. Bu
şekilde ağacın hastalıklara dayanıklılığı azaldığından zararlı böceklerin istilasına uğrar ve
ölümü hızlanır. Ayrıca giderek zayıflayan ve yaprak kaybeden ağacın tepe çatıları
seyrekleşerek rüzgar perdesi görevini yapamaz ve ağaç rüzgardan devrilebilir.
Yatağan Termik Santralı 3 x 210 MW gücünde olup, birinci birimi 1982, ikinci birimi 1983 ve
üçüncü birimi 1984 yılında çalıştırılmaya başlanmıştır. Bacaların yüksekliği 120’şer metredir.
Kullanılan kömürün içinde ortalama %4 oranında toplam kükürt vardır. Yanabilen kükürtün
oranı ise %2.7’dir. Üç birimin toplam kömür tüketimi 6.5 milyon ton/yıl olup, günlük tüketim
yaklaşık 18,000 tondur. İşletilmeye başlanmasından bu yana 16 yıl geçmesine rağmen
desülfürizasyon ünitesi, ancak 2001 yılında devreye girebilecektir. Diğer bir deyişle santral 16
yıldır yılda yaklaşık 270,000 ton SO2yaymaktadır.
Slide 29
Bu hava kirliliği güneydeki Bencik Dağı - Sepetçi Dağı yamaçlarında 40,000 ha alanda
ormanların zarar görmesine ve 4,186 ha alan ormanın kurumasına neden olmuştur (Yöredeki
orman ağaçları, özellikle kızılçam ağaçları 40 - 60 µg /m3 derişimde SO2 içeren havada
ölmektedirler.) Kerme Körfezi’nin kuzeyinde yeralan Yatağan’da kurulmuş olan termik santralın
baca gazları, yöreye hakim kuzey rüzgarları altında Bencik Dağı ile Sepetçi Dağı üzerinde
bulunan kızılçam ormanlarının ve çevredeki tarım alanlarının şiddetle etkilenmesine neden
olmuştur. Bencik Dağı - Sepetçi Dağı arazisinde henüz kurumamış olan kızılçam ormalarında
ise önemli bir artım düşüklüğü belirlenmiştir. Bu ormanlardaki kızılçamların yapraklarında
kükürt oranı 1,600 - 3,800 ppm arasında olup, yıllık halkaları çok daralmıştır. Bu şekilde
etkilenmiş olan kızılçam ağaçlarının kerestelik odun kalitesinde de önemli ve olumsuz
değişiklikler olmaktadır.
Asit yağmurlarından etkilenen toprakların reaksiyonunun yer yer 4.3 PH’ya (0.1 N KCl’ de)
düştüğü bildirilmiştir. Bu da ağaçların beslenmesini etkileyen ve kurumalarını kolaylaştıran bir
faktördür. Ayrıca çevredeki köylerde; zeytin, antep fıstığı, incir, badem ağaçları, üzüm bağları,
sebzecilik ve yaygın tarım ürünü olan tütüncülük şiddetle zarar görmüştür. Ağaçların bir kısmı
kurumuş, kurumayanların verimi %60 - 80 oranında azalmıştır. Tütün ise SO2 gazından
etkilendiğinden satın alınmamaktadır.
Slide 30
Türkiye’de Kadın Çevre Hareketleri: HES ve Tortum’lu HES Karşıtı Kadınlar
Türkiye'de ekolojik ve yeşil hareketin yaklaşık 25 yıllık bir geçmişe sahiptir.
Siyanürlü altından nükleere, genetiği değiştirilmiş organizmalardan (GDO) suyun
özelleştirilmesine karşı çıkışa kadar kadınlar tüm bu oluşumlara aktif katkı
sağlamakta ve birçoğuna liderlik etmektedir.
Son zamanlarda Türkiye’de özellikle kırsal kesimde yaşayan kadınlar tarafından
yükseltilen en büyük karşıt ses Hidroelektrik Santrallerine karşıdır. Peki neden?
Hidroelektrik enerji nedir ve bu enerjilerin elde edimi için kurulan santrallerin
kırsal kesimde yaşayan kadınlar için hayati önem teşkil etmesinin nedeni nedir?
Slide 31
Slide 32
Slide 33
Hidroelektrik santrallar; yenilenebilir kaynak olan sudan enerji elde etmeleri, sera gazı emisyonu
yaratmamaları, inşaatın yerli imkanlarla yapılabilmesi, teknik ömrünün uzun olması ve yakıt
giderlerinin olmaması, işletme bakım giderlerinin düşük olması gibi nedenlerle tercih edilir. Böylesi
nedenlerle Hidroelektrik Santrallerini doğru ve yararlı bulmak oldukça antroposentrik bir bakıştır.
Nitekim bu santraller, kuruldukları doğal çevreye ciddi zarar vermekte ve ekosistemini bozmaktadır.
Bu santrallerin başlıca zararlarını şöyle sıralayabiliriz;
- Yapılı olduğu bölgedeki iklim değişimine neden olur.
- Bölgedeki ekosistemin bozulmasına sebep olur.
- Akarsuya bağlı olarak yaşayan canlıların göç etmesine ve türünün tükenmesine sebep olur.
- Akarsular tarafından taşınan alüvyalleri baraj tabanında biriktirerek alüvyal ovaların verimini
düşürür.
- Akarsuların suyunu ağız kısmına ulaşmasını engelleyerek su döngüsünü bozar.
- Yer altı ve yer üstü suyu arasındaki denge bozulur
Slide 34
Slide 35
Türkiye’de devlet, Hes projelerine hız kazandırmak için, projeleri 2000 yılından bu yana özel
sektöre devretmiş durumdadır. Özel sektör tarafından inşa edilen Hesler, 49 yıl yatırımcı
firmaya kiralanmış olur, bundan sonraki yıllarda devlet bünyesine geçer. 2009 yılı verilerine göre
Türkiye’de genel toplamda 1.935 Hidroelektrik Santralden bahsedilmektedir. İşletme halinde
olan 158, inşa halinde olan 24, katı projesi hazır olan 15, planlama raporu hazır olan 175, Master
Planı hazır olan 95, ilk etüdü yapılmış 259 ve tüzel kişiler tarafından geliştirilen 1.209 adettir.
Akarsular bakımından zengin olan ülkemizin dört bir yanında başlatılan Hes projeleri,
Rize’den Mersine, Tokat’tan Trabzon’a kadar birçok coğrafyada yerli halk tarafından protesto
edilmektedir. Yaşam alanlarını ve doğalarını korumak uğruna tıpkı Chipko hareketindeki gibi
nöbetleşe akarsularının başında bekleyen köylülerin direnişi sayesinde bugün bir çok proje iptal
edilmiştir.
Hes’e karşı gösterdikleri direnişle, topraklarını, sularını, kısacası doğalarını korumaya çalışan
çevreci hareketlerden biri de Erzurum Tortumlu Kadınlardı. Bu kadınların doğalarını korumak
adına sürdürdükleri direnişin, yakın dönem Türkiye Kadın Çevre Hareketi literatüründe önemli
bir yeri olduğu düşünülmektedir.
Slide 36
Slide 37
2011 yılın Ağustos ayında yapımına başlanılması hedeflenen Erzurum Tortum ilçesine bağlı
Bağbaşı köyündeki Hes inşaatının 1 ay içerisinde çalışmaları 3 kez engellendi. Köyün kadınları,
kullanımları 49 yıllığına şirketlere kiralanan akarsuların kullanımının kimseye satılamayacağını,
kendilerinin ve tüm doğanın akarsuların suları üzerinde hakları olduğunu söyleyerek inşaatın
yapılacağı bölge ve iş makinalarının çevresinde oturma eylemi yaptılar. Bu hareket tıpkı Chipko
Hareketi gibi pasif bir direniştir. Köylü kadınlar dönüşümlü olarak inşaatın yapılacağı bölgede
nöbet tuttular. İş makinalarının çalışmasına bu şekilde engel olunmasını “terörizm”le eş tutan
idari makamların emriyle kadınlar kolluk kuvvetleri tarafından bu alandan biber gazı ve şiddet
uygulanarak çıkarılmıştır.
Bazı kadın milletvekillerinin de desteğini alan kadınların direnişi sürer. Bu direnişler esnasında,
bir jandarmaya hakaret ettiği iddiasıyla 17 yaşındaki Leyla Yalçınkaya isimli genç kız gözaltına
alınır ve önce çalışma alanlarına girmesi ve diğer eylemcilerle konuşması yasaklanır; daha sonra
da hakkında 9 yıl hapis istemiyle dava açılır.
Bu olayın ve Hes’e karşı direnen köylü kadınların medyadaki görünürlükleri arttıkça onlara
destek de artar. Nitekim köylü halkın yaptığı, projenin çevreyi tahrip ettiğine yönelik suç
duyurusu sonucunda 22 Mart 2012 tarihinde Devlet Su İşleri (DSİ) tarafından proje durdurulur.
Slide 38
Slide 39
İster kadınının doğasından gelen psikolojik ve biyolojik özelliklerinin doğayla benzerlik
taşıdığını düşünelim, ister kadın ve doğa arasındaki özdeşleştirmenin ataerkil söylem
tarafından kadınları annelik, ilgi veren, hizmet eden vs. gibi toplumsal cinsiyet
beklentilerine uydurmaya çalıştığını düşünelim, kadınların çevre konusundaki
hassasiyetlerinin erkeklerden daha fazla olduğu bir gerçektir. Kadınların çevre
hareketlerine katılımları, çevreci organizasyonlar içerisinde oynadıkları aktif rol,
erkeklere oranla daha fazladır.
Ataerkil yapının kadın ve doğa üzerinde kurduğu tahakküm, kadınları doğa konusunda
daha hassas olmaya sevk eder. Kadının özgürlüğü doğanın özgürlüğüyle bağdaştırılır.
Doğa kalıcı bir ekonomidir, sürekli devinim içerisinde hayatın devamlılığını sağlar. Kısa
vadede doğadan edinilmesi planlanan faydalar, doğanının uzun vadede tahribatını ve
neticesinde geri dönülemez hasarlara gebedirler. Çevreci gruplar, hayvan ve bitki
türlerinin yok edilmesi, hava ve su kirliliği, ormansızlaştırma gibi ekosistemin
devamlılığına engel teşkil edebilecek her türlü hareketin karşısında yer alırlar.
Slide 40
Slide 41
Kırsal alandaki kadın çevre hareketlerinin bir çoğunda kadınlar yaptıkları eylemi
feminist bir eylem olarak adlandırmazlar. Karşı çıktıkları kendi üzerilerindeki ataerkil
baskının doğa üzerinde de kurulduğunu ve bu yapıyı yıkmak değil, yaşam kaynağı
olarak gördükleri doğalarını korumaktır.
Kadın Çevre Hareketleri’nin arasında en akılda kalanları Hindistan’ın 1700’lü
yıllardan günümüze uzanan Chipko Hareketidir. Pasif bir direniş örneği olan Chipho
Hareketi’nde kadınlar Gandhi’nin politikalarını izleyerek kesilmelerini önlemek
için ağaçlara sarılırlar. Bir diğer akılda kalan örnek İngiltere’de Nükleer başlıklı
füzelerin Greenham Common üssünde konuşlanacağını duyan 36 İngiliz kadın 1
haftalık yürüyüş başlatırlar ve kendilerinin üssün kapısına zincirlerler. 10 yıl üssün
çevresinde kamp kurarlar ve nihayetinde amaçlarına ulaşırlar.
Slide 42
Slide 43
Türkiye’de çevre bilincinin çok fazla gelişmemiş olmasının en önemli nedenlerinden biri
ataerkil bir yapıya sahip eğitim sistemidir. Doğa her zaman insan için harcanması gereken
bir kaynak olarak görülmekte ve bu görüş eğitim ve kültürle ileriki nesillere
aktarılmaktadır. Nitekim Hes projelerinin yaygınlık kazandığı dönemde iktidar ve proje
yetkilileri tarafınan en fazla dillendirilen gerekçe “Türkiye’nin sularının boşa aktığı”ydı.
Böylesine bir bakış antroposentrik olmaktan öteye geçemez. Akarsularda akan suların
çevresindeki doğayı beslediğinin ve sürekli yenilediğinin, içindeki ve çevresindeki canlı
türlerinin yaşamasını, kısacası ekosistemin devamlılığını sağladığının bilincinde olan köylü
halk ve özellikle köylü kadılar bunun için direnişe geçer.
2011 yılı sonu itibariyle Türkiye’de inşaatı devam etmekte olan 575 Hes projesi
vardır. Erzurum’dan Antalya’ya, Rize’den Adana’ya akarsu larının ve dolayısıyla
kendilerinin ve doğanın yaşam kaynağının ellerinden alındığını düşünen kadınların
direnişlerine hergün bir yenisi eklenmektedir.
Slide 44
Slide 45
Slide 46
Slide 47
Slide 48
Slide 49
Slide 50
Slide 51
Slide 52
Slide 53
Slide 54
Slide 55
Slide 56
Slide 57
Slide 58
HES inşaatı durdurulunca öyle bir şey yaptılar ki !!!!!!!!
Deliçay'da yapımı planlanan HES projesi durdurulunca, inşaattan
sorumlu şirket elindeki dinamitleri meraya gömdü. Olay, köylülerin 13 ton
dinamiti bulmasıyla ortaya çıktı
Munzur Dağı eteklerindeki Deliçay'da yapımı planlanan HES projesi durdurulunca, inşaatı
yürüten şirket elindeki dinamitleri meraya gömüp gitti. Köylüler merada önce 12 ton daha sonra
1300 kilo dinamit bulup ilgililere teslim etti. Dinamitlerin gömüldüğü bölgenin 100 metre aşağısı
piknik alanı ve bölgeden insanlar geçiyor, hayvanlar otluyor.
Serkan Ocak'ın Radikal'de yer alan haberine göre, Erzincan’ın Kemah ilçesindeki Deliçay Nehri
üzerinde yapımı durdurulan HES inşaatının yetkilileri, mahkeme kararının ardından ellerindeki
1300 kilogram dinamit lokumu ve fünyeyi köylünün maresına gömerek bölgeyi terk etti. Bölge
sakinlerinden bir şirket çalışanının ihbarı ile ortaya çıkan olaya jandarma el koydu. Kutulardaki
dinamitler tek tek gömüldüğü yerden çıkarıldı. Köylülerin anlatımına göre, daha önce de şirketin
dinamitleri gömdüğü yere suçüstü yapılmış, 12 ton dinamit köylülerce çıkarılarak jandarmaya
teslim edilmişti.
Slide 59
Munzur Dağı eteklerindeki Deliçay'da yapımı planlanan HES projesi durdurulunca,
inşaatı yürüten şirket elindeki dinamitleri meraya gömüp gitti. Köylüler merada önce 12
ton daha sonra 1300 kilo dinamit bulup ilgililere teslim etti. Dinamitlerin gömüldüğü
bölgenin 100 metre aşağısı piknik alanı ve bölgeden insanlar geçiyor, hayvanlar otluyor.
Serkan Ocak'ın Radikal'de yer alan haberine göre, Erzincan’ın Kemah ilçesindeki
Deliçay Nehri üzerinde yapımı durdurulan HES inşaatının yetkilileri, mahkeme kararının
ardından ellerindeki 1300 kilogram dinamit lokumu ve fünyeyi köylünün maresına
gömerek bölgeyi terk etti. Bölge sakinlerinden bir şirket çalışanının ihbarı ile ortaya
çıkan olaya jandarma el koydu. Kutulardaki dinamitler tek tek gömüldüğü yerden
çıkarıldı. Köylülerin anlatımına göre, daha önce de şirketin dinamitleri gömdüğü yere
suçüstü yapılmış, 12 ton dinamit köylülerce çıkarılarak jandarmaya teslim edilmişti.
Slide 60
Araz, olayın devamını şöyle özetledi:
“Gömdükleri yeri gidip kazdık. Jandarmaya tutanakla teslim ettik. Tam 12 ton dinamit
vardı. Alay komutanı firma çalışanlarına çok kızdı. “Bu birilerinin eline geçse ne olur?”
demişti. Geçenlerde Erzincan’da bu olayı konuşurken bir çalışan ‘ikinci bir yerde daha
dinamit gömüldüğünü’ söyledi. Hemen jandarmaya bildirdik. Yer tespiti yapıldı. Geçen
hafta jandarma geldi. 1300 kilogramdan fazla dinamit çıkarıldı.”
Dinamitlerin köyün mera alanına gömüldüğünü belirten Araz, “Orası günlük hayvanların
bulunduğu yer. İnsanlar da gelip geçiyor. 100 metre aşağıda piknik alanı var. Ayrıca
ziyaret edilen kutsal mekanlarımıza da çok yakın. Mera alanını işgal etmişler” dedi.
Patlatma yapıldığı dönemlerde evlerinin camlarının kırıldığını anlatan muhtar Araz ayrıca
HES’le ilgili de şunları söyledi:“Nehrin suyu köylüye, tarıma zaten yetmiyor. 65
yaşındayım. Bu yaşıma kadar nehrin suyunun kuruduğunu görmedim. Bu yıl 1. ve 2.
aylarda alabalıklar kumun üzerinde kalmıştı. Derede tek damla su yoktu. Bir de buraya
HES yapıyorlar. Amaçları köylüyü mağdur etmek.
Slide 61
Maaşı ödenmedi, o da ihbar etti
Deliçay Platformu’ndan avukat Ümit Altaş, canlı yaşamının nasıl hiçe sayıldığının en iyi
örneklerinden bir olduğunu söylediği olayla ilgili şunları anlattı:
“Daha önce de dinamitle ilgili patlatma ve saklama ile ilgili ÇED’de belirtilen hususlara
uymuyordu firma. 8 kez haklarında tutanak tutuldu. Ancak bugüne kadar hiç bir ceza
kesilmedi. Jandarmanın tuttuğu tutanaklar halen davaya dönüşmedi. Keyfiyet söz
konusu. ÇED gerekli değildir kararı ile inşaata başladılar. Kapasite arttırımı talep edip
ÇED için başvurdular. Ancak ÇED olumlu kararı çıkana kadar önceki izinleri ile birlikte
inşaata devam ettiler. ÇED olumlu kararı çıkınca dava açtık, HES durduruldu. Yer tespiti
konusunda inceleme yapıldı. Ruhsatlı alanlarının dışına çıkıp köyün merasına şantiye
kurmuşlar. Ve bu mera alanına da gitmeden dinamitleri gömmüşler. Muhtemelen
‘nasılsa yine geleceğiz’ diye düşündüler. O dinamitler bulunmasa ve proje esastan iptal
edilseydi ne olacaktı? HES inşaatı durduktan sonra inşaattaki görevlilere maaşlar da
ödenmiyor. Bir işçi dayanamayıp dinamitlerin gömüldüğü 2. yeri köylülere söylüyor.
Köylülerin haber verdiği jandarma 25 Mart 2014’te bölgeye gelerek diğer dinamitleri de
çıkardı. Yaklaşık 1300 kg dinamit lokumu ve fitil bulundu.”
Slide 62
Avukat Altaş, bölgenin aynı zamanda kutsal bir mekan olduğunu, eski bir Ermeni
yerleşimi olan bölgede ‘Hasan dede ve ‘şehitlik’ diye iki ayrı ziyaret yeri olduğunu
söyledi. Meraya gömülen dinamitlerin hem bu kutsal yerleri hem de köydeki
insanları ve doğadaki canlıları tephit ettiğinin altını çizdi.Meyvanlı - Sarıyazı Köyü
Derneği’nden Hüseyin Anik de, firmanın istimlaklar yapılmadan, mera alanlarını
orman olarak göstererek kaçak çalıştığını, ancak mücadele ederek santralı
durdurmayı başardıklarını anlattı. Santral durdurulduğunda köyde davullu zurnalı
şenlik yaptığını belirten Anik, tam da o kutlamalar sırasında firmanını dinamitleri
gömdüğünü söyledi.
Şirket: Sorumlusu taşeron şirket
Şirket yetkilileri ise söz konusu olayla ilgili inşaatı bir taşeron firmaya verdiklerini,
proje sahibinin kendileri olduğunu ancak sahada tüm yapılan işlemlerden
taşeronun sorumlu olduğunu, kendilerinin bunlardan haberdar olmadığını söyledi.
Yetkililer, 25 Mart’ta jandarmanın yaptığı arama sonucu gümülü olarak bulunan
dinamitlerle ilgili henüz taşeron firmadan detaylı bilgi almadıklarını da anlattı.
Slide 63
http://vimeo.com/19937849
Video maille gelmeyecek kadar büyük olduğu için videonun internet
sitesinden izleyebilirsiniz
Slide 64
DOĞA ER YADA GEÇ
İNSANLARDAN İNTİKAMINI
ALACAKTIR !!!
Slide 65
http://www.radikal.com.tr/cevre/munzur_vadisindeki_hese_danistaydan_izin_yok1090810
http://www.mimdap.org/?p=34124
http://www.kesk.org.tr/content/munzurdaki-heslerin-lisans%C4%B1na-iptal
http://ankara.imo.org.tr/genel/bizden_detay.php?kod=571&tipi=2&sube=3#.U3O0S8
BrPVI
http://ekolojiagi.files.wordpress.com/2010/07/39042_420069867294_626552294_43
96939_8363116_n.jpg
http://tr.wikipedia.org/wiki/Kyoto_Protokol%C3%BC
http://etccevre.com
http://vimeo.com/19937849