GÖKTÜRK İLKOKULU YIL : 3 SAYI : OCAK 2013 GÖKTÜRK İLKOKULU adına sahibi okul müdürü İrfan PELİT YAYIN KURULU Baran UZUNGER A.Ayça ZARASIZ Nilhan SAĞNAK Selen YILMAZ C.Melis BULUT İrem.

Download Report

Transcript GÖKTÜRK İLKOKULU YIL : 3 SAYI : OCAK 2013 GÖKTÜRK İLKOKULU adına sahibi okul müdürü İrfan PELİT YAYIN KURULU Baran UZUNGER A.Ayça ZARASIZ Nilhan SAĞNAK Selen YILMAZ C.Melis BULUT İrem.

Slide 1

GÖKTÜRK İLKOKULU
YIL : 3 SAYI : OCAK 2013

GÖKTÜRK İLKOKULU adına sahibi okul müdürü
İrfan PELİT
YAYIN KURULU
Baran UZUNGER
A.Ayça ZARASIZ
Nilhan SAĞNAK
Selen YILMAZ
C.Melis BULUT
İrem ERGİN
Yeliz AKAYDIN
Göksu TÜMER
Onur URAS
A.Kaan ÖZNACAR
DÜZENLEME
Fatma ZARARSIZ
İLETİŞİM
Ümit Mah.460.Sok.Nu : 4 Yenimahalle /ANKARA
Fax:0312 236 03 64
e-posta: 339002°meb.k12.tr
web: gokturkankara.meb.k12.tr
Tel : 0312 235 14 88
Bu dergi 13.01.2005 tarih 25699 sayılı resmi
gazetede yayınlanan MEB ilköğretim ve
ortaöğretim kurumları sosyal etkinlikler
yönetmeliğine uygun
olarak hazırlanmıştır.
Yazıların sorumluluğu yazarlara aittir.

“Hiçbir şeye ihtiyacımız
yok, yalnız bir şeye
ihtiyacımız vardır; çalışkan
olmak! “

Mustafa Kemal
ATATÜRK

SUNUŞ
RÖPORTAJ

“ Okul Müdürümüz İrfan PELİT”

BİYOGRAFİ

“ Mehmet Akif ERSOY”

YAZARLARIMIZDAN

“ Reşat Nuri GÜNTEKİN”

BİR YAZAR/ BİR ESER “ Mavisel YENER / MAVİ ZAMANLAR”
“ Ayla KUTLU / MİNİK SERÇE “
DİŞ HEKİMLİĞİNE YOLCULUK
DENEMELER, SÖYLEŞİLER

HİKAYELER, ŞİİRLER,TİYARO İZLENİMLERİ
AYRILIRKEN…
REHBERLİK KÖŞESİ

AHMET KAAN : Sayın müdürüm, öncelikle bizi makamınıza kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz.
Hoş geldiniz çocuklar.Nasıl gidiyor ,sınıfta durumlar nasıl?
AHMET KAAN : Teşekkürler… iyiyiz , SBS yaklaşıyor . Bu yüzden biraz heyecanlıyız.
Heyecanlanacak bir şey yok. Heyecanlanmazsanız daha iyi olur sizin için.
AHMET KAAN : Hocam, bazen heyecan daha iyi oluyor.
İyi olur da …Ucunu kaçırınca da olumsuz etki olabilir Siz yapabileceğinizi yapacaksınız.Gerisi gider kendi kendine.Elinizden geleni
yaptığınızdan emin olmanız yeterli.Evet, sizleri dinliyorum.
AHMET KAAN : Hocam ,bize kendinizi tanıtır mısınız?
Ben , İrfan PELİT . Gümüşhaneliyim ,1957 doğumluyum.Önce öğretmenlik sonra müdür yardımcılığı sonra da müdürlük yaptım.17
yıldır müdür olarak görevimi yapıyorum.
İREM : Şu anda müdür olmasaydınız ne olmak isterdiniz ?
Müdür olmasaydım yine öğretmen olmak isterdim.

ONUR : Hocam daha önce çalıştığınız okullarda ne gibi farklılıklar gözlemlediniz?
Daha önceki okullardan buranın farkı şöyle ki; Anadolu’ nun çeşitli bölgelerinde görev yaptım.Her çalıştığım
okulun öğrenci kadrosu farklı idi. Muş ‘ta başlayan öğretmenlik hayatım Gümüşhane,Diyarbakır, Çanakkale ve
sonrada Ankara illerinde devam etti. Yenimahalle Kent Kop İlköğretim Okulunda idarecilik görevim başladı. Aynı
okulda müdür yardımcılığı ve müdür vekilliği yaptıktan sonra Ziya Gökalp İlköğretim Okuluna müdür olarak
atandım. Ankara Batıkent’te , Ankara ‘da Refika Aksoy İlköğretim Okulunda 9 yıl görev yaptım.Oradan Göktürk
İlköğretim Okuluna geldim ,buradan da emekli olacağım.
Farklı bölgelerde çalıştığım dikkate alındığında ; oradaki öğrenciler ile buradakilerin maddi durumları ve kültürel
birikimlerinin aynı olmadığını söyleyebilirim. Buradaki öğrencilerin maddi durumları daha iyi.Ama orada
bulduğum samimiyeti orada bulmak zor .Ayrıca bazıları da sıkıntılıydı.Kötü alışkanlıkları vardı, fark bu.
Örneğin Refika Aksoy İlköğretim Okulu …Orası 1500 kişiydi, kalabalıktı.Başarı olarak şu anda da Refika Aksoy
başarılı. Buradaki öğrencilerin başarı potansiyelli de yüksek.
Herkesi seviyorum fakat bizi yanlış tanıdılar; futbol yasaklanması sizler tarafından olumsuz karşılandı.Futbol
için sahanın yetersiz olması, teneffüste bahçenin kalabalık olması nedeni ile futbol yasaklandı. Salonda da futbol
oynayabilirsiniz.
ONUR : Hocam, geçen yıl öğle teneffüsleri spor salonu açık oluyordu. Bu sene bu uygulamayı
görmedik genellikle spor salonu kapalı oluyor.
Bu sene o uygulamayı iptal ettik çünkü arkadaşlarınıza zarar geliyor. Sadece sizler olsanız
neyse …Allah korusun orada demir potalar var; birine bir şey olursa üzülürüz ..Şimdi eskisi gibi
değil,direk okul müdürü suçlanıyor.
Ben ; siz öğrencilere ,her sınıfa, her kişiye, her biriye elimden geleni yapmaya çalışıyorum . Sosyal
, kültürel mümkün olabilecek her şeyi isteyebilirsiniz samimi ve dürüst olarak.

GÖKSU : Mesleğinizde edindiğiniz tecrübe ve deneyimlere dayanarak biz öğrencilere
verebileceğiniz tavsiyeler neler?
Öncellikle ben kendi düşüncelerimi söyleyeyim :Her birey ,her fert dürüst ve ahlaklı
olmalı.Dürüst ve ahlaklı olursa bir insanın, davranışlarıyla zaten dürüst olan kişinin,kişiliği
oturmuştur.O kişiye ders çalış da demezsin , şunu da yapma da demezsin çünkü o kişi ne
yapacağını bilir.
Neye mal olursa olsun yalan söylemeyin .Herkes hata yapar,önemli olan yapılan hatanın kasıtlı
olmamamsı bir de iyi dost hatayı kişinin yüzüne söyleyendir.Ben bir hata yapmışsam ,sen bunu
bana diyebilirsin. İrfan Bey ,bu iş böyle olmamalı diyebilirsin .Bir iş olmadı,bu iş yanlış denildiği
zaman önerisiyle gelmen gerekir ,şeklinde diyebilirsin; ben eleştiriye açığım.
UTKU : Mesleğinizin zor yanları nelerdir ?
Mesleğimin zor yanı nasıl söyleyeyim,beni tanısaydınız daha rahat ifade edebilirdim.Ekip olarak
çalıştığım kişilerle anlaşmak,bölge insanını tanımak ,iletişimi kolaylaştırmak gibi konularda zaman zaman
sıkıntı oluyor.
YELİZ : Son olarak biz öğlecilerden neler bekliyorsunuz ?
Siz öğrencilerden beklentilerimiz nelerdir? Başarılı olmanızdır.Sizin başarılarınız okula ve çevreye
yansıyor.Mesela toplantılara katılıyoruz okul dışında.Göktürk İlkokulu şöyle başarılıdır dendiğinde çok
mutlu oluyorum o zaman.Sizlere saygı duyuyorum, önünüzü açmak istiyorum. Elimden geldiğince sizlerin
isteklerinizi yerine getirmeye çalışıyorum.İstiyorum ki sizler her konuda başarılı olasınız.Okulu nasıl
önemsediğinizi bilelim.
Ayda bir Seviye Tespit Sınavı olmasını istiyoruz ama maddi sıkıntılar var, sistem buna yeterli olmuyor .

AHMET KAAN : Bizleri kabul ettiğiniz ve sorularımızı samimiyetle cevapladığınız
için arkadaşlarımız adına teşekkür ediyoruz.
Ahmet Kaan ÖZNACAR , Göksu TÜMER,
Mihriban İrem ERGİN Onur URAS,
Utku GÖKÇEN, Yeliz AKAYDIN

REŞAT NURİ GÜNTEKİN
(25 KASIM 1889 - 7 ARALIK 1956)
1889'da İstanbul’un Üsküdar ilçesinde dünyaya geldi. Babası, askeri tabip Nuri
Bey, annesi Erzincan valisi Yaver Paşa'nın kızı Lütfiye Hanım'dır. Reşide adlı kız
kardeşi çok genç yaşta hayatını kaybetti, tek çocuk olarak büyüdü.Babası askeri
doktor olduğu için öğrenim hayatı boyunca birçok il gezen Reşat Nuri, ilköğrenimine
Çanakkale 'de başladı. Çocukluk yıllarında dinlediği Fatma Aliye Hanım’ın ‘‘Udi’’
isimli romanı hayatına iz bırakıp,sanata heveslendiren eserleri arasına girdi.
Babasının Çanakkale’deki evlerinde zengin bir kütüphanesinin olması onu kitaplara
iten ve yazı yazma kültürünün gelişmesini sağlayan bir araç oldu.Öğrenimini yirmi üç
yaşında bitirmiştir.1927'ye kadar Bursa ve İstanbul’da çeşitli okullarda Fransızca
,Türkçe öğretmeni ve müdür olarak görev yaptı. 1927’de Erenköy Lisesi’nden yeni
mezun olan öğrencisi Hadiye Hanım ile evlendi.Öğretmenlik mesleğinin yanı sıra
edebiyatla uğraşan Reşat Nuri, Halit Ziya’nın eserlerinden aldığı ilhamla hikâye
yazma hevesi duymaktaydı. Daha sonra tiyatro edebiyatını benimseyerek bir tiyatro
yazarı olmak için uğraştı. Yazı hayatına 1.Dünya Savaşı sonlarında başladı.
Başlangıçta “Eski Ahbap” (1917) gibi uzun hikayeler, “Hançer”(1920) ve “Eski Rüya”
(1922) gibi sahne eserleri, “Gizli El” (1924) gibi romanlar yazan, tiyatro eleştiri ve
araştırmaları yayınlayan sanatçı “Çalıkuşu” adlı romanının 1922’de Vakit
Gazetesinde tefrika edilmesiyle şöhrete kavuştu. Güntekin'e akciğer kanseri teşhisi
konulduktan sonra tedavisi için Londra'ya gitti ve orada hastalığına yenik düşerek
öldü. 13 Aralık 1956 günü, Karacaahmet Mezarlığı'na gömüldü. Levent’te oturduğu
sokağa “Çalıkuşu” ismi,Kadıköy’de ve İzmir’de bir ilköğretim okuluna ve Fatih’te bir
tiyatro sahnesine Reşat Nuri Güntekin ismi verilmiştir.

Yazar, öykü, roman ve oyunlarıyla edebiyatımızda önemli bir yere sahiptir.
Kahramanları genelde tek yönlüdür. Olay kahramanlarını çevreyle birlikte verir.
Anadolu insanını iyi tanıdığı eserlerinden anlaşılır. Bazı eserlerinde genç
cumhuriyetin toplumsal ideallerini işlemiştir. Reşat Nuri GÜNTEKİN eserlerine
konuşma dilinin zenginliğini zorlanmadan yansıtır.
Reşat Nuri GÜNTEKİN, Cumhuriyet dönemi edebiyatında önemli bir yeri olan
Çalıkuşu, Yeşil Gece ve Anadolu Notları gibi önemli eserlere imza atmış
romancı, öykücü ve oyun yazarıdır.
‘‘Acımak’’ romanı bize hayat dersi vermekle birlikte o zamanki durumu da
göz önüne sermektedir. Kitap oldukça sürükleyici olup sıkmamaktadır. Yazar
kitaplarında daha çok kadın, çocuk, aile ve ahlâk meseleleri üzerinde
durmuştur.
Kitabın başlığı ve içeriği arasındaki bağlantı: Zehra Hanımın, babası
öldükten sonra acıma duygusuna sahip olması.
İrem ERGİN

MAVİSEL YENER’İN HAYATI

1984’de Ege Üniversitesi Diş
Hekimliği Fakültesinden mezun oldu.Öykü, masal,
köşe yazısı ve eleştiri yazıları 1978’den bu yana
gazete ve dergilerde yayımlanıyor. Şiir, öykü, masal,
tiyatro oyunu, roman türlerinde pek çok eser
verdi.Bugüne kadar yayımlanmış kırktan fazla çocuk
kitabı vardır.İki yıl süreyle Gazete Ege’de çocuk
sayfası hazırladı.Haber Ekspres gazetesinin çocuk
sayfasında köşe yazarlığı yaptı. Varlık, Virgül,
Edebiyat Eleştiri gibi yazın dergilerinde öykü ve
yazıları yayımlandı.

TRT İzmir Radyosu’ nda iki yıl süreyle Mavi Mektuplar isimli köşeyi hazırlayıp
sundu.İki yazar arkadaşıyla birlikte kaleme aldığı Mor Gece Mavi Gün isimli çocuk
oyunu Ankara Devlet Tiyatrosu’nda 2007 yılında sahnelendi.
Edebiyatçılar Derneği, Yazarlar Sendikası, Dil Derneği ve P.E.N. Yazarlar
Derneği’ nin üyesidir.Yazar, genel merkezi İzmir’de olan AIDS ile Mücadele
Derneği’nin yönetim kurulu üyesidir.Uyuşturucu ve AIDS konusunda eğitimci
eğitmeni olarak çalışmaktadır.Çocuk yazını alanında atölye eğitmenliği de
yapıyor.Mavisel Yener’in kitapları başka dillere de çevriliyor, dünya çocuklarıyla
buluşuyor.Ondan fazla ödülü vardır.
Yener, eserlerinde çocuk sevgisini, çocukların çocukluklarını yaşamalarını, her
koşulda sevinmeleri gerektiğini vurguluyor.
"

MAVİ

ZAMANLAR

Birce evlerinin yakınındaki kitapçıya girdi.Yedinci sınıf ders
kitaplarını verip onların yerine tatilde okuyacak kitaplar alacaktı.
Gözü birden bir kitaba takıldı.‘Gizli Geçitleri Bulmanın Yolları’.
Aldığı birçok kitabın yanına bunu da koydu ve eve gitti.Kitapları
okumak için sabırsızlanıyordu.Kırmızı kitaba göz gezdirirken elektrikler
gitti ve mum ışığında okumaya başladı.Birce okulda yapılan öykü yazma yarışmasında
dereceye girmişti ve ödülü bir haftalık” Allianoi (Alyanoi) Kurtarma Kazısı Alanı” gezisiydi.
Birce gezi günü erkenden uyanmıştı.Öğretmeni Sezin Hanım onları kazı alanına bırakıp
İzmir’e geri döndü.Kazı alanındakiler Birce ve arkadaşlarını çok sıcak karşıladılar.Herkes
odalarına yerleşti.Gilman ve Arzu kızlara kazı alanını gezdirdiler, akşam yemeği yediler sonra
odalarına çekildiler. Kaldıkları odanın yanında kemik odası vardı.Sevilay biraz korkmuştu ve
uyuyamamıştı.Dışarı çıkıp hava aldı, midesi bulanıyordu. Kahvaltıdan sonra Gilman Birce’ye
buranın eski bir sağlık merkezi olduğunu anlattı.Daha sonra tekerlek izinin olduğu bir taş
gösterdi.Öğle yemeği yediler, sohbet ettiler, kırmızı kapaklı kitabı okudular.Kitapta tekerlek
izinden bahsediyordu.Birce ve Gilman artık bir iz peşindeydi.Kitaba güveniyor ve kitaptaki
sözlerin şifre olduğunu düşünüyorlardı, gerçekten de öyleydi.
Gezinirken hamamda duran siyah taşın fotoğrafını çeken birini gördüler, gece onlarda
içeri girip bakacaktı.Işıl’a da gizemi anlattılar ve üçü tünele girdi.Tünelde Selo ve İbrahim
vardı.Onların amaçları elektromanyetik taşı ele geçirmekti.Kitapta Dolunay Masalcısının
verdiği ipuçlarıyla Allionoi’nin gizli geçitlerini ve su perisini buldular.Su perisinin karnındaki
deniz kabuğunu sağa çevirince birden her yer kaynar suyla doldu.Kırmızı kitabın aynısının su
perisinin kucağında olduğunu gördüler.Daha önceden buldukları taşı su perisine attılar ve
sular çekildi.Su kaynaklarını yönlendirmek isteyen güçlere engel oldular ve dünyanın
dengesini bozacak bir tehlikeyi de önlediler.

Yıllar sonra Gilman ünlü bir arkeolog
olmuştu ve bir söylencede bu hikayeyi
anlattı.Bir kız bunu bildiğini söyledi ve
Gilman annesinin adını sordu.Annesinin
adı Birce kızın adı ise Perisu idi.Gilman
Birce’ye bir efsane yazdı ve yanına da
bir not koydu vermesi için Perisu’yla
gönderdi.

Seza KURUKAFA

MERHABA SEVGİ
Ayla KUTLU
Ayla KUTLU ’ nun bu eserinde Anadolu’nun küçük bir köyünde yaşayan Sevgi adlı
küçük bir kız vardır.Bu kız hayvanları çok sever.Ve yemeği bile dahil her şeyini
hayvanlarla paylaşır.Bu kız anaokuluna başlar.Bir gün okul bir seyahat düzenler bu sırada
seyahate gittikleri otobüs karşıdan gelen bir kamyona çarpar ve kaza yapar bu kazada
Sevgi’nin kolu kırılır ve kolundaki sinirleri kırıldığı için kolu kesilir ve artık sevgi artık çolaktır.Ama
bu olayın üzerine Sevgi bir süre hayata küser.Bunun üzerine hastanenin baş hekimi Sevgi ile bir
konuşma yapar ve onun sosyal etkinliklere katılmasını ve sol kolla yemek yemeye,resim çizmeye
ve bunun tarzı şeyleri yapmaya alışmasını söyler.Bir süre sonra Sevgi ilk okula başlar.İlkokulda
yeni arkadaşlar edinir .Hastanenin baş hekiminin tayini çıkar bu nedenle hastaneye yeni bir baş
hekim gelir Sevgi bu başhekimle de kısa sürede tanışır .Hastanede bir hastabakıcı vardır ismi
Hatice’dir,Bu kadın sevgiyi tehdit eder ve kendi işlerini ona yaptırır.Sadece o değil hastanedeki
malları çalmasında da yardımcı olmasına zorlar.Daha sonra Hatice hanımın malları kaçırdığı
fark edilir.Bu nedenle Hatice hanım kaçar.
Sevgi’nin liseye başlamasına on gün kala sevginin Sarışık adlı ineği hamiledir.Ama
Sevgi’nin köyündeki hayvanlardan anlayan kişiler ne yapsalar da yavruyu kurtaramazlar.Sarışık’
ın içine bir ip sokarlar ve yavruyu böyle çıkarmaya çalışırlar ama yavruyu gene kurtaramazlar ve
yavruyu parçalayıp parça parça çıkarırlar.Bu olay Sevgi’yi o kadar çok etkiler ki hayvanlarla
ilgilenen bir meslek yok mu diye düşünür ve lisedeki matematik öğretmeniyle bu olayı paylaşır.
Matematik öğretmeni de onu veteriner olan bir arkadaşına götürür.Sevgi bunun üzerine veteriner
olmaya karar verir. Sevgi artık gelecekte ne olacağı konusunda çok kararlıdır. Büyüyünce
veteriner olacak ve hayvanlara yardım edecektir…

SEVGİ : Kitabın baş rolündeki kişi,hayvanları ve doğayı çok seviyor ve
veteriner olmak istiyor.
HATİCE TEYZE : Hastanede çalışan ve hastalara kötü davranan
bir hastabakıcı, Sevgi’yi kendi özel işlerinde kullanmaya çalışan kötü
birisi, aynı zamanda hırsızlık da yapıyor
BAŞHEKİM : Sevgi’ye iyileşmesinde yardım eden doktor
SARIŞIK : Sevgi’nin ineği

SÜTLAÇ : Sevgi’nin en iyi hayvan dostlarından biri aynı
zamanda Sevgi’nin kedisi.
MATEMATİK ÖĞRETMENİ:Sevgi’nin veteriner olma kararını
vermesinde büyük katkısı var.

****İnsanı ve insanlığı gerçekten seven kişiler, aynı zamanda
doğaya da saygı gösteren ve onu koruyan kişilerdir.Bu kitap
insanı,dünyayı daha doğrusu hayatı sevmemiz gerektiğini ve
hayattaki zorluklar içinde gene de bir yerlere gelmek ve bu
zorluklarla mücadele etmemiz gerektiğini anlatıyor.
Mert KAYABAŞI

DEMİR YOLU MEDENİYET YOLU
Hasret kavuşturan derler
Yol bitmez, özlem bitmez
Mutluluk taşır derler
Demir yolu medeniyet yolu
Gurbet Anadolu ‘dan
Yurt dışına göçtü diyorlar
Anadolu insanları
Demir yolu medeniyet yolu
Hasret kavuşturan geldi
Dert bitti, özlem bitti
Sevgi dolu mutluluk geldi.
Demir yolu medeniyet dolu
Selen AŞKUN

DİŞ HEKİMLİĞİNE YOLCULUK

Beni Geleceğime

Hazırlayacak Lise

Hayallerimdeki üniversiteye gidebilmek için yabancı dil ve diğer ders
eğitimlerinin daha zorlayıcı ve detaylı öğrenime olanak tanıyan bir anadolu lisesi
olacağına inanıyorum.İngilizce hazırlık sınıfı olan Kadıköy Anadolu Lisesi beni
hayallerime ulaştıracak lise olduğunu düşünüyorum.
Zevkle Çalışacağım İş
Küçüklüğümden beri çürük ve kötü görünüşlü dişlerden etkilenmişimdir.
İnsanlara yardımcı olmak ve güler yüzlü davranmak benim başlıca özelliğimdir.Bu
iki özelliğimi kullanarak diş hekimliğinde çok başarılı olacağımı düşünüyorum.
İnsanın zevk alacağı işi yapması, o işte daha başarılı olmasını sağlar.

Diş Hekimliği Fakültesi, ağız boşluğunun ve diş sağlığının korunması, diş
ve diş etleri hastalıklarının tedavisi, diş ve çene ameliyatları ile protez
yapımı konularında eğitim ve araştırma yapar. Bir diş hekimi hastaları ile iyi
ilişkiler kurabilmeli, onların güvenini kazanabilmelidir. Bunun için diş hekimi
olmayı düşünen bir kimsenin sabırlı, hoşgörülü, güler yüzlü olması ve
insanlara içten ilgi duyması gerekir.
Diş Hekimi olmak için İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nde
okumak ve beş yılda eğitimimi tamamlamak istiyorum.
Yapacağım iş benim için çok önemlidir çünkü hem kariyerim hem de
toplumdaki yerim açısından kendimi iyi hissettiğim işi yapmalıyım.İnsan
sevdiği işi yaparsa hem yorulmaz hem de mutlu olur.Bu mutluluğu
yaşarken aynı anda para kazanmanın çok keyifli olacağını
düşünüyorum.Ben de bu mutluluğu ve keyfi diş hekimliği ile yaşayacağımı
düşünüyorum.
Tekirdağ’da Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi açarak kendi işimi yapmak
istiyorum.Bunu yapmadan önce bu konuda Amerika’da kendimi geliştirmek
ve en son teknolojileri öğrenmek istiyorum.
Muhsin Efe KARATAŞ

TANITIM
ESER W.SHAKESPARE’İN
OLUP KOMEDİ HALİNDE
YENİDEN
DÜZENLENMİŞTİR .
DRAMATİK BİR AŞK
HİKAYESİNİN
MÜZİK VE DANSLA
HARMANLANDIĞI BU
ESERİ ‘’ANTİK TİYATRO’’
ADLI BİR EKİP
OYNAMAKTADIR.

SAHNE ARKASI
YAZAN VE YÖNETEN: Mehmet YILMAZSOY
DEKOR-IŞIK:Fatih YILMAZ
REJİ ASİSTANI:Yasemin ŞAHİN
KOSTÜM:Rüveyda YEŞİL
DANS: Serap GÖKÇE/Yasemin ŞAHİN

OYUNCU KADROSU
Burak Güray YAŞAR
Ezgi Duygu BEKDEMİR
Serkan GÜRBÜZ
Yasemin ŞAHİN
Serap GÖKÇE
Mehmet YILMAZSOY
Gürcan GÜLPINAR
Hamza BAL
Can YILMAZ

ESER

Oyunun konusu klasik Romeo ve juliet’ ten çok farklı
olmamakla birlikte günümüz komedisiyle daha da ilgi çekici hale
gelmiştir.
Yine de kısaca söz etmekte fayda vardır. Capuletler ve
Montagueler arasında yıllardır süren bir düşmanlık vardır.
Montagueler’in oğlu Romeo bir gün çağrıldığı bir şölene katılır.Bu
şölende Juliet adlı bir kızı görür ve ona aşık olur.Aynı şekilde kız
da ona aşık olmuştur.Ancak Juliet Capulet Ailesi’nden olduğu için
bu bir yasak aşktır.

Buna rağmen daha fazla dayanamazlar ve gizlice evlenirler.Ancak
durum düşündükleri gibi olmayacaktır. Montagueler’in oğlu Tybalt kız
kardeşinin evlendiğini duyup bunu engellemek ister ancak başarısız
olur.Romeo ve Juliet artık birbirleriye görüşememektedirler.

Bu durumun da çözümü vardır. Juliet’in dadısı bu iki deli aşığın elçisi
olmuştur artık. Romeo ve Juliet’in umutları tükenmiştir artık. Capuletler
Juliet’i Paris ile evlendirmeyi akıllarına koymuşlardır. Tabi ki Juliet buna
izin vermez ama işi işten geçmiştir artık. Bu arada Prens, Romeo’ya sürgün
cezası verir. Juliet, bilgi alabileceği tek kişi olan Rahip Lawrence’a gider ve
giderken ailesine günah çıkartmaya gittiği yalanını söyler. Rahip Lawrence,
Juliet’e son bir kavuşma umudu olduğunu söyler. Ona bir iksir verir ve bu
iksir onu iki gün ölü gibi gösterecektir. Böylece Juliet istemediği bir
evlilikten kurtulacaktır. Rahip Romeo’ya da bunları anlatan bir mektup
yazar ancak bu mektup ona zamanında ulaşamaz.
Romeo , Juliet’i bulabileceği umuduyla geri döner ancak Juliet’i ölü
olarak bulunca çılgına döner ve yüzüğündeki zehri içer.Bir süre sonra
uyanan Juliet ise onu görünce öpüp payını alır .

Ahmet Kaan ÖZNACAR

TREN
Trenlerimiz var yurdumuzda
Götürür bizi en uzak diyarlara
Mutlu eder bizleri
Neşelendirir hepimizi
Biter yol,
Sevdiklerimizle buluşunca
Geri gideriz
Mutlu olunca.
Demir yolu yurdun her yerinde
Hepimiz gezeriz trenle
Yol kısa gelir bizlere
Tren güzeldir bence…
Yankı ÖZTÜRK

ASLIMIZ
Çanakkale ne bir destan ne de bir masal … O bir yaşanmışlık, o bir
gerçek…İsimsiz kahramanların yattığı toprak…Bucak bucak yurdun her
köşesinden tek bir amaç uğrunda ölmeye gelenlerin vatanı….
18 Mart günü dayandığında kapıya , yurdun her köşesi doğusu batısı,
kuzeyi güneyi bir oldu.Tek yürek , tek can koştu Çanakkale’ye.İnsan için en
önemli olan canıdır ama onlar o canı Çanakkale’ de kaybedeceğini bile bile “
Vatan sağ olsun !” diyerek gittiler ardına bakmadan..
Onlar öyle gururlu ve onurluydular ki yüreklerine ateş topları saplansa
dahi yüzlerinde vatan uğruna can vermenin sevinci yansıyordu.
Bizler de bu aziz vatanı kimselere bırakmayacağız.Çanakkale bizim
aslımız, biz aslımızı unutmayacağız.

Ezgi DEMİRKAN

SİHİRLİ KELİME : MERHABA

Ne kadar süredir yürüdüğümü hiç bilmiyordum…Amaçsız bir şekilde bir sokaktan öbürüne ondan da
diğerine doğru ilerledim.Arkadaşlarımla yaşadığım tatsız tartışma sinirlerimi bozmuştu.Adeta hayata dair
her şeyden nefret ediyordum.
Bir banka oturdum.Köşedeki duvarın dibinde , kıyafetlerinden sokak çocuğu olduğunu tahmin ettiğim
küçük bir çocuk ,sessiz ve kesik kesik ağlıyordu.O anda kendi sorunlarımı unutup yanına koştum.Hafifçe
çömelip yüzümü onunla aynı hizaya getirdim.” merhaba !” dedim.”Ne oldu sana ?” Başını kaldırıp
masmavi gözleriyle bana baktı.”Merhaba…” dedi narin titrek bir sesle.Üşümüş görünüyordu.Kaşkolumu
ona sardım.”Aç mısın ?” diye sordum.Utangaç bir tavırla başını salladı.En yakındaki bakkaldan ona
birkaç küçük şey aldım.İnanılmaz bir iştahla hepsini silip süpürdü.Minnettar bir edayla bana
bakıyordu.”Bir şeyler daha ister misin ?” diye sordum.”Hayır, teşekkür ederim.”dedi suratında kocaman bir
gülümsemeyle …Onun yüzünün gülüyor olması beni de mutlu etmişti.

Bir süre küçük dostumla sohbet ettik.Ona ailesi ile İlgili sorular sorduğumda ilk önce
kaçamak cevaplar verdi.Ardından bana her şeyi anlattı. Hasta kardeşini , babasının
başka şehirlerde çalışmak zorunda olduğunu anlattı.Onu dinledikçe kendi sorunlarının
önemsizliğini kavradım.Ve bu küçük ufaklığın omuzlarıma binmiş ağır yükler beni çok
şaşırttı.Ayrıca bir sokak çocuğu olmadığını,onu seven bir ailesi olduğunu da öğrendim.
Tam gitmeye yeltendi ki cebine bir miktar para yerleştiriverdim.Almayı reddetti.O
küçük gözlerindeki ifade karşısında ürperdim.Büyük bir olgunlukla bana
bakıyordu.Parayı almaya gururunun elvermeyeceğini anladım ve ailesi için ekmek
,yoğurt ve benzeri yiyecekler alıp eline tutuşturdum.
Teşekkür etti ve ardından yürümeye başladı.Minicik ayaklarının asfaltta çıkardığı ses
beni hüzünlendirdi.Onu bir daha göremem artık,diye düşündüm.Ama öyle
olmadı.İlerleyen zamanlarda hep karşılaştık.Bir merhaba bana küçük bir dost
kazandırmıştı…

Asya AKTAŞ

BAŞARILI OLMANIN YOLLARI
 Başarılı olmuş insanların hayatları dikkatle incelendiğinde, planlı
bir yaşam ve sıradan bir hayat yaşamadıkları ilk göze çarpan
özelliktir.

 Ders çalışma süresini çok uzun tutmak öğrenmeyi olumsuz etkiler.
 Yorulmadan ara vermeyi öğrenmelisiniz.
 Başarıya giden ilk yol; kişinin kendisine söz geçirebilmesinden
geçer.
 Heyecana yer vermemeli tecrübeli insanların ve uzmanların
önerilerine kulak vermeli, istifade edilmelidir.
 Başarının yolu önce kişinin başarıya kendisini inandırmasıyla
mümkün olur.
 Hayvanı yaşatan iştah, insanı yaşatan ümit, milletleri yaşatan da
ideallerdir. Başarmak için ümitli olunmalı asla ve asla ümitsiz
olunmamalı.

BAŞARILI İNSAN;

BAŞARISIZ İNSAN;

 Başarılı insan; daima çözümün bir
parçasıdır.

 Başarısız insan; daima

 Başarılı insan; bir program
yapmıştır.

 Başarısız insan; devamlı
mazeret bulmuştur.

 Başarılı insan ;’işine yardım
edeyim der’

 Başarısız insan ; ‘bu benim
işim değil’ der.

 Başarılı insan; her soruna bir
çözüm bulmaya çalışır.

 Başarısız insan; her çözüme
bir sorun bulur.

 Başarılı insan ; ‘zor olabilir ama
imkansız değil’ der.

 Başarısız insan ; ‘mümkün
olabilir ama çok zor’ der

 Başarılı insan; en olumsuz anda
bile bir çıkış yolu bulur.

 Başarısız insan; en olumu
durumlarda bile engel bulur.

sorunun bir parçasıdır.

AYRILIRKEN…
Geride bıraktığımız ilköğretimin yerini
alacak yeni bir bilgi denizinde yolculuğumuzun başlamasına kısa
bir süre kaldı.Eminiz ki bu yolculuğunuzda da ; bize güven ,umut,
bilgi,dostluk, sevgi veren okulumuz GÖKTÜRK yine yanımızda
olacak.
Bizler de güzel bir yolculuktan sonra mutlu bir yüzle kıyıya
ulaşacağız.

Okulumuzdan ayrılırken ; içimizde yeni coşkular , heyecanlar,
açılmayı bekleyen tomurcuklar ve aynı zamanda da
öğretmenlerimizden ayrılacağımız için buruk bir üzüntü var.
2013 Mezunları…


Slide 2

GÖKTÜRK İLKOKULU
YIL : 3 SAYI : OCAK 2013

GÖKTÜRK İLKOKULU adına sahibi okul müdürü
İrfan PELİT
YAYIN KURULU
Baran UZUNGER
A.Ayça ZARASIZ
Nilhan SAĞNAK
Selen YILMAZ
C.Melis BULUT
İrem ERGİN
Yeliz AKAYDIN
Göksu TÜMER
Onur URAS
A.Kaan ÖZNACAR
DÜZENLEME
Fatma ZARARSIZ
İLETİŞİM
Ümit Mah.460.Sok.Nu : 4 Yenimahalle /ANKARA
Fax:0312 236 03 64
e-posta: 339002°meb.k12.tr
web: gokturkankara.meb.k12.tr
Tel : 0312 235 14 88
Bu dergi 13.01.2005 tarih 25699 sayılı resmi
gazetede yayınlanan MEB ilköğretim ve
ortaöğretim kurumları sosyal etkinlikler
yönetmeliğine uygun
olarak hazırlanmıştır.
Yazıların sorumluluğu yazarlara aittir.

“Hiçbir şeye ihtiyacımız
yok, yalnız bir şeye
ihtiyacımız vardır; çalışkan
olmak! “

Mustafa Kemal
ATATÜRK

SUNUŞ
RÖPORTAJ

“ Okul Müdürümüz İrfan PELİT”

BİYOGRAFİ

“ Mehmet Akif ERSOY”

YAZARLARIMIZDAN

“ Reşat Nuri GÜNTEKİN”

BİR YAZAR/ BİR ESER “ Mavisel YENER / MAVİ ZAMANLAR”
“ Ayla KUTLU / MİNİK SERÇE “
DİŞ HEKİMLİĞİNE YOLCULUK
DENEMELER, SÖYLEŞİLER

HİKAYELER, ŞİİRLER,TİYARO İZLENİMLERİ
AYRILIRKEN…
REHBERLİK KÖŞESİ

AHMET KAAN : Sayın müdürüm, öncelikle bizi makamınıza kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz.
Hoş geldiniz çocuklar.Nasıl gidiyor ,sınıfta durumlar nasıl?
AHMET KAAN : Teşekkürler… iyiyiz , SBS yaklaşıyor . Bu yüzden biraz heyecanlıyız.
Heyecanlanacak bir şey yok. Heyecanlanmazsanız daha iyi olur sizin için.
AHMET KAAN : Hocam, bazen heyecan daha iyi oluyor.
İyi olur da …Ucunu kaçırınca da olumsuz etki olabilir Siz yapabileceğinizi yapacaksınız.Gerisi gider kendi kendine.Elinizden geleni
yaptığınızdan emin olmanız yeterli.Evet, sizleri dinliyorum.
AHMET KAAN : Hocam ,bize kendinizi tanıtır mısınız?
Ben , İrfan PELİT . Gümüşhaneliyim ,1957 doğumluyum.Önce öğretmenlik sonra müdür yardımcılığı sonra da müdürlük yaptım.17
yıldır müdür olarak görevimi yapıyorum.
İREM : Şu anda müdür olmasaydınız ne olmak isterdiniz ?
Müdür olmasaydım yine öğretmen olmak isterdim.

ONUR : Hocam daha önce çalıştığınız okullarda ne gibi farklılıklar gözlemlediniz?
Daha önceki okullardan buranın farkı şöyle ki; Anadolu’ nun çeşitli bölgelerinde görev yaptım.Her çalıştığım
okulun öğrenci kadrosu farklı idi. Muş ‘ta başlayan öğretmenlik hayatım Gümüşhane,Diyarbakır, Çanakkale ve
sonrada Ankara illerinde devam etti. Yenimahalle Kent Kop İlköğretim Okulunda idarecilik görevim başladı. Aynı
okulda müdür yardımcılığı ve müdür vekilliği yaptıktan sonra Ziya Gökalp İlköğretim Okuluna müdür olarak
atandım. Ankara Batıkent’te , Ankara ‘da Refika Aksoy İlköğretim Okulunda 9 yıl görev yaptım.Oradan Göktürk
İlköğretim Okuluna geldim ,buradan da emekli olacağım.
Farklı bölgelerde çalıştığım dikkate alındığında ; oradaki öğrenciler ile buradakilerin maddi durumları ve kültürel
birikimlerinin aynı olmadığını söyleyebilirim. Buradaki öğrencilerin maddi durumları daha iyi.Ama orada
bulduğum samimiyeti orada bulmak zor .Ayrıca bazıları da sıkıntılıydı.Kötü alışkanlıkları vardı, fark bu.
Örneğin Refika Aksoy İlköğretim Okulu …Orası 1500 kişiydi, kalabalıktı.Başarı olarak şu anda da Refika Aksoy
başarılı. Buradaki öğrencilerin başarı potansiyelli de yüksek.
Herkesi seviyorum fakat bizi yanlış tanıdılar; futbol yasaklanması sizler tarafından olumsuz karşılandı.Futbol
için sahanın yetersiz olması, teneffüste bahçenin kalabalık olması nedeni ile futbol yasaklandı. Salonda da futbol
oynayabilirsiniz.
ONUR : Hocam, geçen yıl öğle teneffüsleri spor salonu açık oluyordu. Bu sene bu uygulamayı
görmedik genellikle spor salonu kapalı oluyor.
Bu sene o uygulamayı iptal ettik çünkü arkadaşlarınıza zarar geliyor. Sadece sizler olsanız
neyse …Allah korusun orada demir potalar var; birine bir şey olursa üzülürüz ..Şimdi eskisi gibi
değil,direk okul müdürü suçlanıyor.
Ben ; siz öğrencilere ,her sınıfa, her kişiye, her biriye elimden geleni yapmaya çalışıyorum . Sosyal
, kültürel mümkün olabilecek her şeyi isteyebilirsiniz samimi ve dürüst olarak.

GÖKSU : Mesleğinizde edindiğiniz tecrübe ve deneyimlere dayanarak biz öğrencilere
verebileceğiniz tavsiyeler neler?
Öncellikle ben kendi düşüncelerimi söyleyeyim :Her birey ,her fert dürüst ve ahlaklı
olmalı.Dürüst ve ahlaklı olursa bir insanın, davranışlarıyla zaten dürüst olan kişinin,kişiliği
oturmuştur.O kişiye ders çalış da demezsin , şunu da yapma da demezsin çünkü o kişi ne
yapacağını bilir.
Neye mal olursa olsun yalan söylemeyin .Herkes hata yapar,önemli olan yapılan hatanın kasıtlı
olmamamsı bir de iyi dost hatayı kişinin yüzüne söyleyendir.Ben bir hata yapmışsam ,sen bunu
bana diyebilirsin. İrfan Bey ,bu iş böyle olmamalı diyebilirsin .Bir iş olmadı,bu iş yanlış denildiği
zaman önerisiyle gelmen gerekir ,şeklinde diyebilirsin; ben eleştiriye açığım.
UTKU : Mesleğinizin zor yanları nelerdir ?
Mesleğimin zor yanı nasıl söyleyeyim,beni tanısaydınız daha rahat ifade edebilirdim.Ekip olarak
çalıştığım kişilerle anlaşmak,bölge insanını tanımak ,iletişimi kolaylaştırmak gibi konularda zaman zaman
sıkıntı oluyor.
YELİZ : Son olarak biz öğlecilerden neler bekliyorsunuz ?
Siz öğrencilerden beklentilerimiz nelerdir? Başarılı olmanızdır.Sizin başarılarınız okula ve çevreye
yansıyor.Mesela toplantılara katılıyoruz okul dışında.Göktürk İlkokulu şöyle başarılıdır dendiğinde çok
mutlu oluyorum o zaman.Sizlere saygı duyuyorum, önünüzü açmak istiyorum. Elimden geldiğince sizlerin
isteklerinizi yerine getirmeye çalışıyorum.İstiyorum ki sizler her konuda başarılı olasınız.Okulu nasıl
önemsediğinizi bilelim.
Ayda bir Seviye Tespit Sınavı olmasını istiyoruz ama maddi sıkıntılar var, sistem buna yeterli olmuyor .

AHMET KAAN : Bizleri kabul ettiğiniz ve sorularımızı samimiyetle cevapladığınız
için arkadaşlarımız adına teşekkür ediyoruz.
Ahmet Kaan ÖZNACAR , Göksu TÜMER,
Mihriban İrem ERGİN Onur URAS,
Utku GÖKÇEN, Yeliz AKAYDIN

REŞAT NURİ GÜNTEKİN
(25 KASIM 1889 - 7 ARALIK 1956)
1889'da İstanbul’un Üsküdar ilçesinde dünyaya geldi. Babası, askeri tabip Nuri
Bey, annesi Erzincan valisi Yaver Paşa'nın kızı Lütfiye Hanım'dır. Reşide adlı kız
kardeşi çok genç yaşta hayatını kaybetti, tek çocuk olarak büyüdü.Babası askeri
doktor olduğu için öğrenim hayatı boyunca birçok il gezen Reşat Nuri, ilköğrenimine
Çanakkale 'de başladı. Çocukluk yıllarında dinlediği Fatma Aliye Hanım’ın ‘‘Udi’’
isimli romanı hayatına iz bırakıp,sanata heveslendiren eserleri arasına girdi.
Babasının Çanakkale’deki evlerinde zengin bir kütüphanesinin olması onu kitaplara
iten ve yazı yazma kültürünün gelişmesini sağlayan bir araç oldu.Öğrenimini yirmi üç
yaşında bitirmiştir.1927'ye kadar Bursa ve İstanbul’da çeşitli okullarda Fransızca
,Türkçe öğretmeni ve müdür olarak görev yaptı. 1927’de Erenköy Lisesi’nden yeni
mezun olan öğrencisi Hadiye Hanım ile evlendi.Öğretmenlik mesleğinin yanı sıra
edebiyatla uğraşan Reşat Nuri, Halit Ziya’nın eserlerinden aldığı ilhamla hikâye
yazma hevesi duymaktaydı. Daha sonra tiyatro edebiyatını benimseyerek bir tiyatro
yazarı olmak için uğraştı. Yazı hayatına 1.Dünya Savaşı sonlarında başladı.
Başlangıçta “Eski Ahbap” (1917) gibi uzun hikayeler, “Hançer”(1920) ve “Eski Rüya”
(1922) gibi sahne eserleri, “Gizli El” (1924) gibi romanlar yazan, tiyatro eleştiri ve
araştırmaları yayınlayan sanatçı “Çalıkuşu” adlı romanının 1922’de Vakit
Gazetesinde tefrika edilmesiyle şöhrete kavuştu. Güntekin'e akciğer kanseri teşhisi
konulduktan sonra tedavisi için Londra'ya gitti ve orada hastalığına yenik düşerek
öldü. 13 Aralık 1956 günü, Karacaahmet Mezarlığı'na gömüldü. Levent’te oturduğu
sokağa “Çalıkuşu” ismi,Kadıköy’de ve İzmir’de bir ilköğretim okuluna ve Fatih’te bir
tiyatro sahnesine Reşat Nuri Güntekin ismi verilmiştir.

Yazar, öykü, roman ve oyunlarıyla edebiyatımızda önemli bir yere sahiptir.
Kahramanları genelde tek yönlüdür. Olay kahramanlarını çevreyle birlikte verir.
Anadolu insanını iyi tanıdığı eserlerinden anlaşılır. Bazı eserlerinde genç
cumhuriyetin toplumsal ideallerini işlemiştir. Reşat Nuri GÜNTEKİN eserlerine
konuşma dilinin zenginliğini zorlanmadan yansıtır.
Reşat Nuri GÜNTEKİN, Cumhuriyet dönemi edebiyatında önemli bir yeri olan
Çalıkuşu, Yeşil Gece ve Anadolu Notları gibi önemli eserlere imza atmış
romancı, öykücü ve oyun yazarıdır.
‘‘Acımak’’ romanı bize hayat dersi vermekle birlikte o zamanki durumu da
göz önüne sermektedir. Kitap oldukça sürükleyici olup sıkmamaktadır. Yazar
kitaplarında daha çok kadın, çocuk, aile ve ahlâk meseleleri üzerinde
durmuştur.
Kitabın başlığı ve içeriği arasındaki bağlantı: Zehra Hanımın, babası
öldükten sonra acıma duygusuna sahip olması.
İrem ERGİN

MAVİSEL YENER’İN HAYATI

1984’de Ege Üniversitesi Diş
Hekimliği Fakültesinden mezun oldu.Öykü, masal,
köşe yazısı ve eleştiri yazıları 1978’den bu yana
gazete ve dergilerde yayımlanıyor. Şiir, öykü, masal,
tiyatro oyunu, roman türlerinde pek çok eser
verdi.Bugüne kadar yayımlanmış kırktan fazla çocuk
kitabı vardır.İki yıl süreyle Gazete Ege’de çocuk
sayfası hazırladı.Haber Ekspres gazetesinin çocuk
sayfasında köşe yazarlığı yaptı. Varlık, Virgül,
Edebiyat Eleştiri gibi yazın dergilerinde öykü ve
yazıları yayımlandı.

TRT İzmir Radyosu’ nda iki yıl süreyle Mavi Mektuplar isimli köşeyi hazırlayıp
sundu.İki yazar arkadaşıyla birlikte kaleme aldığı Mor Gece Mavi Gün isimli çocuk
oyunu Ankara Devlet Tiyatrosu’nda 2007 yılında sahnelendi.
Edebiyatçılar Derneği, Yazarlar Sendikası, Dil Derneği ve P.E.N. Yazarlar
Derneği’ nin üyesidir.Yazar, genel merkezi İzmir’de olan AIDS ile Mücadele
Derneği’nin yönetim kurulu üyesidir.Uyuşturucu ve AIDS konusunda eğitimci
eğitmeni olarak çalışmaktadır.Çocuk yazını alanında atölye eğitmenliği de
yapıyor.Mavisel Yener’in kitapları başka dillere de çevriliyor, dünya çocuklarıyla
buluşuyor.Ondan fazla ödülü vardır.
Yener, eserlerinde çocuk sevgisini, çocukların çocukluklarını yaşamalarını, her
koşulda sevinmeleri gerektiğini vurguluyor.
"

MAVİ

ZAMANLAR

Birce evlerinin yakınındaki kitapçıya girdi.Yedinci sınıf ders
kitaplarını verip onların yerine tatilde okuyacak kitaplar alacaktı.
Gözü birden bir kitaba takıldı.‘Gizli Geçitleri Bulmanın Yolları’.
Aldığı birçok kitabın yanına bunu da koydu ve eve gitti.Kitapları
okumak için sabırsızlanıyordu.Kırmızı kitaba göz gezdirirken elektrikler
gitti ve mum ışığında okumaya başladı.Birce okulda yapılan öykü yazma yarışmasında
dereceye girmişti ve ödülü bir haftalık” Allianoi (Alyanoi) Kurtarma Kazısı Alanı” gezisiydi.
Birce gezi günü erkenden uyanmıştı.Öğretmeni Sezin Hanım onları kazı alanına bırakıp
İzmir’e geri döndü.Kazı alanındakiler Birce ve arkadaşlarını çok sıcak karşıladılar.Herkes
odalarına yerleşti.Gilman ve Arzu kızlara kazı alanını gezdirdiler, akşam yemeği yediler sonra
odalarına çekildiler. Kaldıkları odanın yanında kemik odası vardı.Sevilay biraz korkmuştu ve
uyuyamamıştı.Dışarı çıkıp hava aldı, midesi bulanıyordu. Kahvaltıdan sonra Gilman Birce’ye
buranın eski bir sağlık merkezi olduğunu anlattı.Daha sonra tekerlek izinin olduğu bir taş
gösterdi.Öğle yemeği yediler, sohbet ettiler, kırmızı kapaklı kitabı okudular.Kitapta tekerlek
izinden bahsediyordu.Birce ve Gilman artık bir iz peşindeydi.Kitaba güveniyor ve kitaptaki
sözlerin şifre olduğunu düşünüyorlardı, gerçekten de öyleydi.
Gezinirken hamamda duran siyah taşın fotoğrafını çeken birini gördüler, gece onlarda
içeri girip bakacaktı.Işıl’a da gizemi anlattılar ve üçü tünele girdi.Tünelde Selo ve İbrahim
vardı.Onların amaçları elektromanyetik taşı ele geçirmekti.Kitapta Dolunay Masalcısının
verdiği ipuçlarıyla Allionoi’nin gizli geçitlerini ve su perisini buldular.Su perisinin karnındaki
deniz kabuğunu sağa çevirince birden her yer kaynar suyla doldu.Kırmızı kitabın aynısının su
perisinin kucağında olduğunu gördüler.Daha önceden buldukları taşı su perisine attılar ve
sular çekildi.Su kaynaklarını yönlendirmek isteyen güçlere engel oldular ve dünyanın
dengesini bozacak bir tehlikeyi de önlediler.

Yıllar sonra Gilman ünlü bir arkeolog
olmuştu ve bir söylencede bu hikayeyi
anlattı.Bir kız bunu bildiğini söyledi ve
Gilman annesinin adını sordu.Annesinin
adı Birce kızın adı ise Perisu idi.Gilman
Birce’ye bir efsane yazdı ve yanına da
bir not koydu vermesi için Perisu’yla
gönderdi.

Seza KURUKAFA

MERHABA SEVGİ
Ayla KUTLU
Ayla KUTLU ’ nun bu eserinde Anadolu’nun küçük bir köyünde yaşayan Sevgi adlı
küçük bir kız vardır.Bu kız hayvanları çok sever.Ve yemeği bile dahil her şeyini
hayvanlarla paylaşır.Bu kız anaokuluna başlar.Bir gün okul bir seyahat düzenler bu sırada
seyahate gittikleri otobüs karşıdan gelen bir kamyona çarpar ve kaza yapar bu kazada
Sevgi’nin kolu kırılır ve kolundaki sinirleri kırıldığı için kolu kesilir ve artık sevgi artık çolaktır.Ama
bu olayın üzerine Sevgi bir süre hayata küser.Bunun üzerine hastanenin baş hekimi Sevgi ile bir
konuşma yapar ve onun sosyal etkinliklere katılmasını ve sol kolla yemek yemeye,resim çizmeye
ve bunun tarzı şeyleri yapmaya alışmasını söyler.Bir süre sonra Sevgi ilk okula başlar.İlkokulda
yeni arkadaşlar edinir .Hastanenin baş hekiminin tayini çıkar bu nedenle hastaneye yeni bir baş
hekim gelir Sevgi bu başhekimle de kısa sürede tanışır .Hastanede bir hastabakıcı vardır ismi
Hatice’dir,Bu kadın sevgiyi tehdit eder ve kendi işlerini ona yaptırır.Sadece o değil hastanedeki
malları çalmasında da yardımcı olmasına zorlar.Daha sonra Hatice hanımın malları kaçırdığı
fark edilir.Bu nedenle Hatice hanım kaçar.
Sevgi’nin liseye başlamasına on gün kala sevginin Sarışık adlı ineği hamiledir.Ama
Sevgi’nin köyündeki hayvanlardan anlayan kişiler ne yapsalar da yavruyu kurtaramazlar.Sarışık’
ın içine bir ip sokarlar ve yavruyu böyle çıkarmaya çalışırlar ama yavruyu gene kurtaramazlar ve
yavruyu parçalayıp parça parça çıkarırlar.Bu olay Sevgi’yi o kadar çok etkiler ki hayvanlarla
ilgilenen bir meslek yok mu diye düşünür ve lisedeki matematik öğretmeniyle bu olayı paylaşır.
Matematik öğretmeni de onu veteriner olan bir arkadaşına götürür.Sevgi bunun üzerine veteriner
olmaya karar verir. Sevgi artık gelecekte ne olacağı konusunda çok kararlıdır. Büyüyünce
veteriner olacak ve hayvanlara yardım edecektir…

SEVGİ : Kitabın baş rolündeki kişi,hayvanları ve doğayı çok seviyor ve
veteriner olmak istiyor.
HATİCE TEYZE : Hastanede çalışan ve hastalara kötü davranan
bir hastabakıcı, Sevgi’yi kendi özel işlerinde kullanmaya çalışan kötü
birisi, aynı zamanda hırsızlık da yapıyor
BAŞHEKİM : Sevgi’ye iyileşmesinde yardım eden doktor
SARIŞIK : Sevgi’nin ineği

SÜTLAÇ : Sevgi’nin en iyi hayvan dostlarından biri aynı
zamanda Sevgi’nin kedisi.
MATEMATİK ÖĞRETMENİ:Sevgi’nin veteriner olma kararını
vermesinde büyük katkısı var.

****İnsanı ve insanlığı gerçekten seven kişiler, aynı zamanda
doğaya da saygı gösteren ve onu koruyan kişilerdir.Bu kitap
insanı,dünyayı daha doğrusu hayatı sevmemiz gerektiğini ve
hayattaki zorluklar içinde gene de bir yerlere gelmek ve bu
zorluklarla mücadele etmemiz gerektiğini anlatıyor.
Mert KAYABAŞI

DEMİR YOLU MEDENİYET YOLU
Hasret kavuşturan derler
Yol bitmez, özlem bitmez
Mutluluk taşır derler
Demir yolu medeniyet yolu
Gurbet Anadolu ‘dan
Yurt dışına göçtü diyorlar
Anadolu insanları
Demir yolu medeniyet yolu
Hasret kavuşturan geldi
Dert bitti, özlem bitti
Sevgi dolu mutluluk geldi.
Demir yolu medeniyet dolu
Selen AŞKUN

DİŞ HEKİMLİĞİNE YOLCULUK

Beni Geleceğime

Hazırlayacak Lise

Hayallerimdeki üniversiteye gidebilmek için yabancı dil ve diğer ders
eğitimlerinin daha zorlayıcı ve detaylı öğrenime olanak tanıyan bir anadolu lisesi
olacağına inanıyorum.İngilizce hazırlık sınıfı olan Kadıköy Anadolu Lisesi beni
hayallerime ulaştıracak lise olduğunu düşünüyorum.
Zevkle Çalışacağım İş
Küçüklüğümden beri çürük ve kötü görünüşlü dişlerden etkilenmişimdir.
İnsanlara yardımcı olmak ve güler yüzlü davranmak benim başlıca özelliğimdir.Bu
iki özelliğimi kullanarak diş hekimliğinde çok başarılı olacağımı düşünüyorum.
İnsanın zevk alacağı işi yapması, o işte daha başarılı olmasını sağlar.

Diş Hekimliği Fakültesi, ağız boşluğunun ve diş sağlığının korunması, diş
ve diş etleri hastalıklarının tedavisi, diş ve çene ameliyatları ile protez
yapımı konularında eğitim ve araştırma yapar. Bir diş hekimi hastaları ile iyi
ilişkiler kurabilmeli, onların güvenini kazanabilmelidir. Bunun için diş hekimi
olmayı düşünen bir kimsenin sabırlı, hoşgörülü, güler yüzlü olması ve
insanlara içten ilgi duyması gerekir.
Diş Hekimi olmak için İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nde
okumak ve beş yılda eğitimimi tamamlamak istiyorum.
Yapacağım iş benim için çok önemlidir çünkü hem kariyerim hem de
toplumdaki yerim açısından kendimi iyi hissettiğim işi yapmalıyım.İnsan
sevdiği işi yaparsa hem yorulmaz hem de mutlu olur.Bu mutluluğu
yaşarken aynı anda para kazanmanın çok keyifli olacağını
düşünüyorum.Ben de bu mutluluğu ve keyfi diş hekimliği ile yaşayacağımı
düşünüyorum.
Tekirdağ’da Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi açarak kendi işimi yapmak
istiyorum.Bunu yapmadan önce bu konuda Amerika’da kendimi geliştirmek
ve en son teknolojileri öğrenmek istiyorum.
Muhsin Efe KARATAŞ

TANITIM
ESER W.SHAKESPARE’İN
OLUP KOMEDİ HALİNDE
YENİDEN
DÜZENLENMİŞTİR .
DRAMATİK BİR AŞK
HİKAYESİNİN
MÜZİK VE DANSLA
HARMANLANDIĞI BU
ESERİ ‘’ANTİK TİYATRO’’
ADLI BİR EKİP
OYNAMAKTADIR.

SAHNE ARKASI
YAZAN VE YÖNETEN: Mehmet YILMAZSOY
DEKOR-IŞIK:Fatih YILMAZ
REJİ ASİSTANI:Yasemin ŞAHİN
KOSTÜM:Rüveyda YEŞİL
DANS: Serap GÖKÇE/Yasemin ŞAHİN

OYUNCU KADROSU
Burak Güray YAŞAR
Ezgi Duygu BEKDEMİR
Serkan GÜRBÜZ
Yasemin ŞAHİN
Serap GÖKÇE
Mehmet YILMAZSOY
Gürcan GÜLPINAR
Hamza BAL
Can YILMAZ

ESER

Oyunun konusu klasik Romeo ve juliet’ ten çok farklı
olmamakla birlikte günümüz komedisiyle daha da ilgi çekici hale
gelmiştir.
Yine de kısaca söz etmekte fayda vardır. Capuletler ve
Montagueler arasında yıllardır süren bir düşmanlık vardır.
Montagueler’in oğlu Romeo bir gün çağrıldığı bir şölene katılır.Bu
şölende Juliet adlı bir kızı görür ve ona aşık olur.Aynı şekilde kız
da ona aşık olmuştur.Ancak Juliet Capulet Ailesi’nden olduğu için
bu bir yasak aşktır.

Buna rağmen daha fazla dayanamazlar ve gizlice evlenirler.Ancak
durum düşündükleri gibi olmayacaktır. Montagueler’in oğlu Tybalt kız
kardeşinin evlendiğini duyup bunu engellemek ister ancak başarısız
olur.Romeo ve Juliet artık birbirleriye görüşememektedirler.

Bu durumun da çözümü vardır. Juliet’in dadısı bu iki deli aşığın elçisi
olmuştur artık. Romeo ve Juliet’in umutları tükenmiştir artık. Capuletler
Juliet’i Paris ile evlendirmeyi akıllarına koymuşlardır. Tabi ki Juliet buna
izin vermez ama işi işten geçmiştir artık. Bu arada Prens, Romeo’ya sürgün
cezası verir. Juliet, bilgi alabileceği tek kişi olan Rahip Lawrence’a gider ve
giderken ailesine günah çıkartmaya gittiği yalanını söyler. Rahip Lawrence,
Juliet’e son bir kavuşma umudu olduğunu söyler. Ona bir iksir verir ve bu
iksir onu iki gün ölü gibi gösterecektir. Böylece Juliet istemediği bir
evlilikten kurtulacaktır. Rahip Romeo’ya da bunları anlatan bir mektup
yazar ancak bu mektup ona zamanında ulaşamaz.
Romeo , Juliet’i bulabileceği umuduyla geri döner ancak Juliet’i ölü
olarak bulunca çılgına döner ve yüzüğündeki zehri içer.Bir süre sonra
uyanan Juliet ise onu görünce öpüp payını alır .

Ahmet Kaan ÖZNACAR

TREN
Trenlerimiz var yurdumuzda
Götürür bizi en uzak diyarlara
Mutlu eder bizleri
Neşelendirir hepimizi
Biter yol,
Sevdiklerimizle buluşunca
Geri gideriz
Mutlu olunca.
Demir yolu yurdun her yerinde
Hepimiz gezeriz trenle
Yol kısa gelir bizlere
Tren güzeldir bence…
Yankı ÖZTÜRK

ASLIMIZ
Çanakkale ne bir destan ne de bir masal … O bir yaşanmışlık, o bir
gerçek…İsimsiz kahramanların yattığı toprak…Bucak bucak yurdun her
köşesinden tek bir amaç uğrunda ölmeye gelenlerin vatanı….
18 Mart günü dayandığında kapıya , yurdun her köşesi doğusu batısı,
kuzeyi güneyi bir oldu.Tek yürek , tek can koştu Çanakkale’ye.İnsan için en
önemli olan canıdır ama onlar o canı Çanakkale’ de kaybedeceğini bile bile “
Vatan sağ olsun !” diyerek gittiler ardına bakmadan..
Onlar öyle gururlu ve onurluydular ki yüreklerine ateş topları saplansa
dahi yüzlerinde vatan uğruna can vermenin sevinci yansıyordu.
Bizler de bu aziz vatanı kimselere bırakmayacağız.Çanakkale bizim
aslımız, biz aslımızı unutmayacağız.

Ezgi DEMİRKAN

SİHİRLİ KELİME : MERHABA

Ne kadar süredir yürüdüğümü hiç bilmiyordum…Amaçsız bir şekilde bir sokaktan öbürüne ondan da
diğerine doğru ilerledim.Arkadaşlarımla yaşadığım tatsız tartışma sinirlerimi bozmuştu.Adeta hayata dair
her şeyden nefret ediyordum.
Bir banka oturdum.Köşedeki duvarın dibinde , kıyafetlerinden sokak çocuğu olduğunu tahmin ettiğim
küçük bir çocuk ,sessiz ve kesik kesik ağlıyordu.O anda kendi sorunlarımı unutup yanına koştum.Hafifçe
çömelip yüzümü onunla aynı hizaya getirdim.” merhaba !” dedim.”Ne oldu sana ?” Başını kaldırıp
masmavi gözleriyle bana baktı.”Merhaba…” dedi narin titrek bir sesle.Üşümüş görünüyordu.Kaşkolumu
ona sardım.”Aç mısın ?” diye sordum.Utangaç bir tavırla başını salladı.En yakındaki bakkaldan ona
birkaç küçük şey aldım.İnanılmaz bir iştahla hepsini silip süpürdü.Minnettar bir edayla bana
bakıyordu.”Bir şeyler daha ister misin ?” diye sordum.”Hayır, teşekkür ederim.”dedi suratında kocaman bir
gülümsemeyle …Onun yüzünün gülüyor olması beni de mutlu etmişti.

Bir süre küçük dostumla sohbet ettik.Ona ailesi ile İlgili sorular sorduğumda ilk önce
kaçamak cevaplar verdi.Ardından bana her şeyi anlattı. Hasta kardeşini , babasının
başka şehirlerde çalışmak zorunda olduğunu anlattı.Onu dinledikçe kendi sorunlarının
önemsizliğini kavradım.Ve bu küçük ufaklığın omuzlarıma binmiş ağır yükler beni çok
şaşırttı.Ayrıca bir sokak çocuğu olmadığını,onu seven bir ailesi olduğunu da öğrendim.
Tam gitmeye yeltendi ki cebine bir miktar para yerleştiriverdim.Almayı reddetti.O
küçük gözlerindeki ifade karşısında ürperdim.Büyük bir olgunlukla bana
bakıyordu.Parayı almaya gururunun elvermeyeceğini anladım ve ailesi için ekmek
,yoğurt ve benzeri yiyecekler alıp eline tutuşturdum.
Teşekkür etti ve ardından yürümeye başladı.Minicik ayaklarının asfaltta çıkardığı ses
beni hüzünlendirdi.Onu bir daha göremem artık,diye düşündüm.Ama öyle
olmadı.İlerleyen zamanlarda hep karşılaştık.Bir merhaba bana küçük bir dost
kazandırmıştı…

Asya AKTAŞ

BAŞARILI OLMANIN YOLLARI
 Başarılı olmuş insanların hayatları dikkatle incelendiğinde, planlı
bir yaşam ve sıradan bir hayat yaşamadıkları ilk göze çarpan
özelliktir.

 Ders çalışma süresini çok uzun tutmak öğrenmeyi olumsuz etkiler.
 Yorulmadan ara vermeyi öğrenmelisiniz.
 Başarıya giden ilk yol; kişinin kendisine söz geçirebilmesinden
geçer.
 Heyecana yer vermemeli tecrübeli insanların ve uzmanların
önerilerine kulak vermeli, istifade edilmelidir.
 Başarının yolu önce kişinin başarıya kendisini inandırmasıyla
mümkün olur.
 Hayvanı yaşatan iştah, insanı yaşatan ümit, milletleri yaşatan da
ideallerdir. Başarmak için ümitli olunmalı asla ve asla ümitsiz
olunmamalı.

BAŞARILI İNSAN;

BAŞARISIZ İNSAN;

 Başarılı insan; daima çözümün bir
parçasıdır.

 Başarısız insan; daima

 Başarılı insan; bir program
yapmıştır.

 Başarısız insan; devamlı
mazeret bulmuştur.

 Başarılı insan ;’işine yardım
edeyim der’

 Başarısız insan ; ‘bu benim
işim değil’ der.

 Başarılı insan; her soruna bir
çözüm bulmaya çalışır.

 Başarısız insan; her çözüme
bir sorun bulur.

 Başarılı insan ; ‘zor olabilir ama
imkansız değil’ der.

 Başarısız insan ; ‘mümkün
olabilir ama çok zor’ der

 Başarılı insan; en olumsuz anda
bile bir çıkış yolu bulur.

 Başarısız insan; en olumu
durumlarda bile engel bulur.

sorunun bir parçasıdır.

AYRILIRKEN…
Geride bıraktığımız ilköğretimin yerini
alacak yeni bir bilgi denizinde yolculuğumuzun başlamasına kısa
bir süre kaldı.Eminiz ki bu yolculuğunuzda da ; bize güven ,umut,
bilgi,dostluk, sevgi veren okulumuz GÖKTÜRK yine yanımızda
olacak.
Bizler de güzel bir yolculuktan sonra mutlu bir yüzle kıyıya
ulaşacağız.

Okulumuzdan ayrılırken ; içimizde yeni coşkular , heyecanlar,
açılmayı bekleyen tomurcuklar ve aynı zamanda da
öğretmenlerimizden ayrılacağımız için buruk bir üzüntü var.
2013 Mezunları…


Slide 3

GÖKTÜRK İLKOKULU
YIL : 3 SAYI : OCAK 2013

GÖKTÜRK İLKOKULU adına sahibi okul müdürü
İrfan PELİT
YAYIN KURULU
Baran UZUNGER
A.Ayça ZARASIZ
Nilhan SAĞNAK
Selen YILMAZ
C.Melis BULUT
İrem ERGİN
Yeliz AKAYDIN
Göksu TÜMER
Onur URAS
A.Kaan ÖZNACAR
DÜZENLEME
Fatma ZARARSIZ
İLETİŞİM
Ümit Mah.460.Sok.Nu : 4 Yenimahalle /ANKARA
Fax:0312 236 03 64
e-posta: 339002°meb.k12.tr
web: gokturkankara.meb.k12.tr
Tel : 0312 235 14 88
Bu dergi 13.01.2005 tarih 25699 sayılı resmi
gazetede yayınlanan MEB ilköğretim ve
ortaöğretim kurumları sosyal etkinlikler
yönetmeliğine uygun
olarak hazırlanmıştır.
Yazıların sorumluluğu yazarlara aittir.

“Hiçbir şeye ihtiyacımız
yok, yalnız bir şeye
ihtiyacımız vardır; çalışkan
olmak! “

Mustafa Kemal
ATATÜRK

SUNUŞ
RÖPORTAJ

“ Okul Müdürümüz İrfan PELİT”

BİYOGRAFİ

“ Mehmet Akif ERSOY”

YAZARLARIMIZDAN

“ Reşat Nuri GÜNTEKİN”

BİR YAZAR/ BİR ESER “ Mavisel YENER / MAVİ ZAMANLAR”
“ Ayla KUTLU / MİNİK SERÇE “
DİŞ HEKİMLİĞİNE YOLCULUK
DENEMELER, SÖYLEŞİLER

HİKAYELER, ŞİİRLER,TİYARO İZLENİMLERİ
AYRILIRKEN…
REHBERLİK KÖŞESİ

AHMET KAAN : Sayın müdürüm, öncelikle bizi makamınıza kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz.
Hoş geldiniz çocuklar.Nasıl gidiyor ,sınıfta durumlar nasıl?
AHMET KAAN : Teşekkürler… iyiyiz , SBS yaklaşıyor . Bu yüzden biraz heyecanlıyız.
Heyecanlanacak bir şey yok. Heyecanlanmazsanız daha iyi olur sizin için.
AHMET KAAN : Hocam, bazen heyecan daha iyi oluyor.
İyi olur da …Ucunu kaçırınca da olumsuz etki olabilir Siz yapabileceğinizi yapacaksınız.Gerisi gider kendi kendine.Elinizden geleni
yaptığınızdan emin olmanız yeterli.Evet, sizleri dinliyorum.
AHMET KAAN : Hocam ,bize kendinizi tanıtır mısınız?
Ben , İrfan PELİT . Gümüşhaneliyim ,1957 doğumluyum.Önce öğretmenlik sonra müdür yardımcılığı sonra da müdürlük yaptım.17
yıldır müdür olarak görevimi yapıyorum.
İREM : Şu anda müdür olmasaydınız ne olmak isterdiniz ?
Müdür olmasaydım yine öğretmen olmak isterdim.

ONUR : Hocam daha önce çalıştığınız okullarda ne gibi farklılıklar gözlemlediniz?
Daha önceki okullardan buranın farkı şöyle ki; Anadolu’ nun çeşitli bölgelerinde görev yaptım.Her çalıştığım
okulun öğrenci kadrosu farklı idi. Muş ‘ta başlayan öğretmenlik hayatım Gümüşhane,Diyarbakır, Çanakkale ve
sonrada Ankara illerinde devam etti. Yenimahalle Kent Kop İlköğretim Okulunda idarecilik görevim başladı. Aynı
okulda müdür yardımcılığı ve müdür vekilliği yaptıktan sonra Ziya Gökalp İlköğretim Okuluna müdür olarak
atandım. Ankara Batıkent’te , Ankara ‘da Refika Aksoy İlköğretim Okulunda 9 yıl görev yaptım.Oradan Göktürk
İlköğretim Okuluna geldim ,buradan da emekli olacağım.
Farklı bölgelerde çalıştığım dikkate alındığında ; oradaki öğrenciler ile buradakilerin maddi durumları ve kültürel
birikimlerinin aynı olmadığını söyleyebilirim. Buradaki öğrencilerin maddi durumları daha iyi.Ama orada
bulduğum samimiyeti orada bulmak zor .Ayrıca bazıları da sıkıntılıydı.Kötü alışkanlıkları vardı, fark bu.
Örneğin Refika Aksoy İlköğretim Okulu …Orası 1500 kişiydi, kalabalıktı.Başarı olarak şu anda da Refika Aksoy
başarılı. Buradaki öğrencilerin başarı potansiyelli de yüksek.
Herkesi seviyorum fakat bizi yanlış tanıdılar; futbol yasaklanması sizler tarafından olumsuz karşılandı.Futbol
için sahanın yetersiz olması, teneffüste bahçenin kalabalık olması nedeni ile futbol yasaklandı. Salonda da futbol
oynayabilirsiniz.
ONUR : Hocam, geçen yıl öğle teneffüsleri spor salonu açık oluyordu. Bu sene bu uygulamayı
görmedik genellikle spor salonu kapalı oluyor.
Bu sene o uygulamayı iptal ettik çünkü arkadaşlarınıza zarar geliyor. Sadece sizler olsanız
neyse …Allah korusun orada demir potalar var; birine bir şey olursa üzülürüz ..Şimdi eskisi gibi
değil,direk okul müdürü suçlanıyor.
Ben ; siz öğrencilere ,her sınıfa, her kişiye, her biriye elimden geleni yapmaya çalışıyorum . Sosyal
, kültürel mümkün olabilecek her şeyi isteyebilirsiniz samimi ve dürüst olarak.

GÖKSU : Mesleğinizde edindiğiniz tecrübe ve deneyimlere dayanarak biz öğrencilere
verebileceğiniz tavsiyeler neler?
Öncellikle ben kendi düşüncelerimi söyleyeyim :Her birey ,her fert dürüst ve ahlaklı
olmalı.Dürüst ve ahlaklı olursa bir insanın, davranışlarıyla zaten dürüst olan kişinin,kişiliği
oturmuştur.O kişiye ders çalış da demezsin , şunu da yapma da demezsin çünkü o kişi ne
yapacağını bilir.
Neye mal olursa olsun yalan söylemeyin .Herkes hata yapar,önemli olan yapılan hatanın kasıtlı
olmamamsı bir de iyi dost hatayı kişinin yüzüne söyleyendir.Ben bir hata yapmışsam ,sen bunu
bana diyebilirsin. İrfan Bey ,bu iş böyle olmamalı diyebilirsin .Bir iş olmadı,bu iş yanlış denildiği
zaman önerisiyle gelmen gerekir ,şeklinde diyebilirsin; ben eleştiriye açığım.
UTKU : Mesleğinizin zor yanları nelerdir ?
Mesleğimin zor yanı nasıl söyleyeyim,beni tanısaydınız daha rahat ifade edebilirdim.Ekip olarak
çalıştığım kişilerle anlaşmak,bölge insanını tanımak ,iletişimi kolaylaştırmak gibi konularda zaman zaman
sıkıntı oluyor.
YELİZ : Son olarak biz öğlecilerden neler bekliyorsunuz ?
Siz öğrencilerden beklentilerimiz nelerdir? Başarılı olmanızdır.Sizin başarılarınız okula ve çevreye
yansıyor.Mesela toplantılara katılıyoruz okul dışında.Göktürk İlkokulu şöyle başarılıdır dendiğinde çok
mutlu oluyorum o zaman.Sizlere saygı duyuyorum, önünüzü açmak istiyorum. Elimden geldiğince sizlerin
isteklerinizi yerine getirmeye çalışıyorum.İstiyorum ki sizler her konuda başarılı olasınız.Okulu nasıl
önemsediğinizi bilelim.
Ayda bir Seviye Tespit Sınavı olmasını istiyoruz ama maddi sıkıntılar var, sistem buna yeterli olmuyor .

AHMET KAAN : Bizleri kabul ettiğiniz ve sorularımızı samimiyetle cevapladığınız
için arkadaşlarımız adına teşekkür ediyoruz.
Ahmet Kaan ÖZNACAR , Göksu TÜMER,
Mihriban İrem ERGİN Onur URAS,
Utku GÖKÇEN, Yeliz AKAYDIN

REŞAT NURİ GÜNTEKİN
(25 KASIM 1889 - 7 ARALIK 1956)
1889'da İstanbul’un Üsküdar ilçesinde dünyaya geldi. Babası, askeri tabip Nuri
Bey, annesi Erzincan valisi Yaver Paşa'nın kızı Lütfiye Hanım'dır. Reşide adlı kız
kardeşi çok genç yaşta hayatını kaybetti, tek çocuk olarak büyüdü.Babası askeri
doktor olduğu için öğrenim hayatı boyunca birçok il gezen Reşat Nuri, ilköğrenimine
Çanakkale 'de başladı. Çocukluk yıllarında dinlediği Fatma Aliye Hanım’ın ‘‘Udi’’
isimli romanı hayatına iz bırakıp,sanata heveslendiren eserleri arasına girdi.
Babasının Çanakkale’deki evlerinde zengin bir kütüphanesinin olması onu kitaplara
iten ve yazı yazma kültürünün gelişmesini sağlayan bir araç oldu.Öğrenimini yirmi üç
yaşında bitirmiştir.1927'ye kadar Bursa ve İstanbul’da çeşitli okullarda Fransızca
,Türkçe öğretmeni ve müdür olarak görev yaptı. 1927’de Erenköy Lisesi’nden yeni
mezun olan öğrencisi Hadiye Hanım ile evlendi.Öğretmenlik mesleğinin yanı sıra
edebiyatla uğraşan Reşat Nuri, Halit Ziya’nın eserlerinden aldığı ilhamla hikâye
yazma hevesi duymaktaydı. Daha sonra tiyatro edebiyatını benimseyerek bir tiyatro
yazarı olmak için uğraştı. Yazı hayatına 1.Dünya Savaşı sonlarında başladı.
Başlangıçta “Eski Ahbap” (1917) gibi uzun hikayeler, “Hançer”(1920) ve “Eski Rüya”
(1922) gibi sahne eserleri, “Gizli El” (1924) gibi romanlar yazan, tiyatro eleştiri ve
araştırmaları yayınlayan sanatçı “Çalıkuşu” adlı romanının 1922’de Vakit
Gazetesinde tefrika edilmesiyle şöhrete kavuştu. Güntekin'e akciğer kanseri teşhisi
konulduktan sonra tedavisi için Londra'ya gitti ve orada hastalığına yenik düşerek
öldü. 13 Aralık 1956 günü, Karacaahmet Mezarlığı'na gömüldü. Levent’te oturduğu
sokağa “Çalıkuşu” ismi,Kadıköy’de ve İzmir’de bir ilköğretim okuluna ve Fatih’te bir
tiyatro sahnesine Reşat Nuri Güntekin ismi verilmiştir.

Yazar, öykü, roman ve oyunlarıyla edebiyatımızda önemli bir yere sahiptir.
Kahramanları genelde tek yönlüdür. Olay kahramanlarını çevreyle birlikte verir.
Anadolu insanını iyi tanıdığı eserlerinden anlaşılır. Bazı eserlerinde genç
cumhuriyetin toplumsal ideallerini işlemiştir. Reşat Nuri GÜNTEKİN eserlerine
konuşma dilinin zenginliğini zorlanmadan yansıtır.
Reşat Nuri GÜNTEKİN, Cumhuriyet dönemi edebiyatında önemli bir yeri olan
Çalıkuşu, Yeşil Gece ve Anadolu Notları gibi önemli eserlere imza atmış
romancı, öykücü ve oyun yazarıdır.
‘‘Acımak’’ romanı bize hayat dersi vermekle birlikte o zamanki durumu da
göz önüne sermektedir. Kitap oldukça sürükleyici olup sıkmamaktadır. Yazar
kitaplarında daha çok kadın, çocuk, aile ve ahlâk meseleleri üzerinde
durmuştur.
Kitabın başlığı ve içeriği arasındaki bağlantı: Zehra Hanımın, babası
öldükten sonra acıma duygusuna sahip olması.
İrem ERGİN

MAVİSEL YENER’İN HAYATI

1984’de Ege Üniversitesi Diş
Hekimliği Fakültesinden mezun oldu.Öykü, masal,
köşe yazısı ve eleştiri yazıları 1978’den bu yana
gazete ve dergilerde yayımlanıyor. Şiir, öykü, masal,
tiyatro oyunu, roman türlerinde pek çok eser
verdi.Bugüne kadar yayımlanmış kırktan fazla çocuk
kitabı vardır.İki yıl süreyle Gazete Ege’de çocuk
sayfası hazırladı.Haber Ekspres gazetesinin çocuk
sayfasında köşe yazarlığı yaptı. Varlık, Virgül,
Edebiyat Eleştiri gibi yazın dergilerinde öykü ve
yazıları yayımlandı.

TRT İzmir Radyosu’ nda iki yıl süreyle Mavi Mektuplar isimli köşeyi hazırlayıp
sundu.İki yazar arkadaşıyla birlikte kaleme aldığı Mor Gece Mavi Gün isimli çocuk
oyunu Ankara Devlet Tiyatrosu’nda 2007 yılında sahnelendi.
Edebiyatçılar Derneği, Yazarlar Sendikası, Dil Derneği ve P.E.N. Yazarlar
Derneği’ nin üyesidir.Yazar, genel merkezi İzmir’de olan AIDS ile Mücadele
Derneği’nin yönetim kurulu üyesidir.Uyuşturucu ve AIDS konusunda eğitimci
eğitmeni olarak çalışmaktadır.Çocuk yazını alanında atölye eğitmenliği de
yapıyor.Mavisel Yener’in kitapları başka dillere de çevriliyor, dünya çocuklarıyla
buluşuyor.Ondan fazla ödülü vardır.
Yener, eserlerinde çocuk sevgisini, çocukların çocukluklarını yaşamalarını, her
koşulda sevinmeleri gerektiğini vurguluyor.
"

MAVİ

ZAMANLAR

Birce evlerinin yakınındaki kitapçıya girdi.Yedinci sınıf ders
kitaplarını verip onların yerine tatilde okuyacak kitaplar alacaktı.
Gözü birden bir kitaba takıldı.‘Gizli Geçitleri Bulmanın Yolları’.
Aldığı birçok kitabın yanına bunu da koydu ve eve gitti.Kitapları
okumak için sabırsızlanıyordu.Kırmızı kitaba göz gezdirirken elektrikler
gitti ve mum ışığında okumaya başladı.Birce okulda yapılan öykü yazma yarışmasında
dereceye girmişti ve ödülü bir haftalık” Allianoi (Alyanoi) Kurtarma Kazısı Alanı” gezisiydi.
Birce gezi günü erkenden uyanmıştı.Öğretmeni Sezin Hanım onları kazı alanına bırakıp
İzmir’e geri döndü.Kazı alanındakiler Birce ve arkadaşlarını çok sıcak karşıladılar.Herkes
odalarına yerleşti.Gilman ve Arzu kızlara kazı alanını gezdirdiler, akşam yemeği yediler sonra
odalarına çekildiler. Kaldıkları odanın yanında kemik odası vardı.Sevilay biraz korkmuştu ve
uyuyamamıştı.Dışarı çıkıp hava aldı, midesi bulanıyordu. Kahvaltıdan sonra Gilman Birce’ye
buranın eski bir sağlık merkezi olduğunu anlattı.Daha sonra tekerlek izinin olduğu bir taş
gösterdi.Öğle yemeği yediler, sohbet ettiler, kırmızı kapaklı kitabı okudular.Kitapta tekerlek
izinden bahsediyordu.Birce ve Gilman artık bir iz peşindeydi.Kitaba güveniyor ve kitaptaki
sözlerin şifre olduğunu düşünüyorlardı, gerçekten de öyleydi.
Gezinirken hamamda duran siyah taşın fotoğrafını çeken birini gördüler, gece onlarda
içeri girip bakacaktı.Işıl’a da gizemi anlattılar ve üçü tünele girdi.Tünelde Selo ve İbrahim
vardı.Onların amaçları elektromanyetik taşı ele geçirmekti.Kitapta Dolunay Masalcısının
verdiği ipuçlarıyla Allionoi’nin gizli geçitlerini ve su perisini buldular.Su perisinin karnındaki
deniz kabuğunu sağa çevirince birden her yer kaynar suyla doldu.Kırmızı kitabın aynısının su
perisinin kucağında olduğunu gördüler.Daha önceden buldukları taşı su perisine attılar ve
sular çekildi.Su kaynaklarını yönlendirmek isteyen güçlere engel oldular ve dünyanın
dengesini bozacak bir tehlikeyi de önlediler.

Yıllar sonra Gilman ünlü bir arkeolog
olmuştu ve bir söylencede bu hikayeyi
anlattı.Bir kız bunu bildiğini söyledi ve
Gilman annesinin adını sordu.Annesinin
adı Birce kızın adı ise Perisu idi.Gilman
Birce’ye bir efsane yazdı ve yanına da
bir not koydu vermesi için Perisu’yla
gönderdi.

Seza KURUKAFA

MERHABA SEVGİ
Ayla KUTLU
Ayla KUTLU ’ nun bu eserinde Anadolu’nun küçük bir köyünde yaşayan Sevgi adlı
küçük bir kız vardır.Bu kız hayvanları çok sever.Ve yemeği bile dahil her şeyini
hayvanlarla paylaşır.Bu kız anaokuluna başlar.Bir gün okul bir seyahat düzenler bu sırada
seyahate gittikleri otobüs karşıdan gelen bir kamyona çarpar ve kaza yapar bu kazada
Sevgi’nin kolu kırılır ve kolundaki sinirleri kırıldığı için kolu kesilir ve artık sevgi artık çolaktır.Ama
bu olayın üzerine Sevgi bir süre hayata küser.Bunun üzerine hastanenin baş hekimi Sevgi ile bir
konuşma yapar ve onun sosyal etkinliklere katılmasını ve sol kolla yemek yemeye,resim çizmeye
ve bunun tarzı şeyleri yapmaya alışmasını söyler.Bir süre sonra Sevgi ilk okula başlar.İlkokulda
yeni arkadaşlar edinir .Hastanenin baş hekiminin tayini çıkar bu nedenle hastaneye yeni bir baş
hekim gelir Sevgi bu başhekimle de kısa sürede tanışır .Hastanede bir hastabakıcı vardır ismi
Hatice’dir,Bu kadın sevgiyi tehdit eder ve kendi işlerini ona yaptırır.Sadece o değil hastanedeki
malları çalmasında da yardımcı olmasına zorlar.Daha sonra Hatice hanımın malları kaçırdığı
fark edilir.Bu nedenle Hatice hanım kaçar.
Sevgi’nin liseye başlamasına on gün kala sevginin Sarışık adlı ineği hamiledir.Ama
Sevgi’nin köyündeki hayvanlardan anlayan kişiler ne yapsalar da yavruyu kurtaramazlar.Sarışık’
ın içine bir ip sokarlar ve yavruyu böyle çıkarmaya çalışırlar ama yavruyu gene kurtaramazlar ve
yavruyu parçalayıp parça parça çıkarırlar.Bu olay Sevgi’yi o kadar çok etkiler ki hayvanlarla
ilgilenen bir meslek yok mu diye düşünür ve lisedeki matematik öğretmeniyle bu olayı paylaşır.
Matematik öğretmeni de onu veteriner olan bir arkadaşına götürür.Sevgi bunun üzerine veteriner
olmaya karar verir. Sevgi artık gelecekte ne olacağı konusunda çok kararlıdır. Büyüyünce
veteriner olacak ve hayvanlara yardım edecektir…

SEVGİ : Kitabın baş rolündeki kişi,hayvanları ve doğayı çok seviyor ve
veteriner olmak istiyor.
HATİCE TEYZE : Hastanede çalışan ve hastalara kötü davranan
bir hastabakıcı, Sevgi’yi kendi özel işlerinde kullanmaya çalışan kötü
birisi, aynı zamanda hırsızlık da yapıyor
BAŞHEKİM : Sevgi’ye iyileşmesinde yardım eden doktor
SARIŞIK : Sevgi’nin ineği

SÜTLAÇ : Sevgi’nin en iyi hayvan dostlarından biri aynı
zamanda Sevgi’nin kedisi.
MATEMATİK ÖĞRETMENİ:Sevgi’nin veteriner olma kararını
vermesinde büyük katkısı var.

****İnsanı ve insanlığı gerçekten seven kişiler, aynı zamanda
doğaya da saygı gösteren ve onu koruyan kişilerdir.Bu kitap
insanı,dünyayı daha doğrusu hayatı sevmemiz gerektiğini ve
hayattaki zorluklar içinde gene de bir yerlere gelmek ve bu
zorluklarla mücadele etmemiz gerektiğini anlatıyor.
Mert KAYABAŞI

DEMİR YOLU MEDENİYET YOLU
Hasret kavuşturan derler
Yol bitmez, özlem bitmez
Mutluluk taşır derler
Demir yolu medeniyet yolu
Gurbet Anadolu ‘dan
Yurt dışına göçtü diyorlar
Anadolu insanları
Demir yolu medeniyet yolu
Hasret kavuşturan geldi
Dert bitti, özlem bitti
Sevgi dolu mutluluk geldi.
Demir yolu medeniyet dolu
Selen AŞKUN

DİŞ HEKİMLİĞİNE YOLCULUK

Beni Geleceğime

Hazırlayacak Lise

Hayallerimdeki üniversiteye gidebilmek için yabancı dil ve diğer ders
eğitimlerinin daha zorlayıcı ve detaylı öğrenime olanak tanıyan bir anadolu lisesi
olacağına inanıyorum.İngilizce hazırlık sınıfı olan Kadıköy Anadolu Lisesi beni
hayallerime ulaştıracak lise olduğunu düşünüyorum.
Zevkle Çalışacağım İş
Küçüklüğümden beri çürük ve kötü görünüşlü dişlerden etkilenmişimdir.
İnsanlara yardımcı olmak ve güler yüzlü davranmak benim başlıca özelliğimdir.Bu
iki özelliğimi kullanarak diş hekimliğinde çok başarılı olacağımı düşünüyorum.
İnsanın zevk alacağı işi yapması, o işte daha başarılı olmasını sağlar.

Diş Hekimliği Fakültesi, ağız boşluğunun ve diş sağlığının korunması, diş
ve diş etleri hastalıklarının tedavisi, diş ve çene ameliyatları ile protez
yapımı konularında eğitim ve araştırma yapar. Bir diş hekimi hastaları ile iyi
ilişkiler kurabilmeli, onların güvenini kazanabilmelidir. Bunun için diş hekimi
olmayı düşünen bir kimsenin sabırlı, hoşgörülü, güler yüzlü olması ve
insanlara içten ilgi duyması gerekir.
Diş Hekimi olmak için İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nde
okumak ve beş yılda eğitimimi tamamlamak istiyorum.
Yapacağım iş benim için çok önemlidir çünkü hem kariyerim hem de
toplumdaki yerim açısından kendimi iyi hissettiğim işi yapmalıyım.İnsan
sevdiği işi yaparsa hem yorulmaz hem de mutlu olur.Bu mutluluğu
yaşarken aynı anda para kazanmanın çok keyifli olacağını
düşünüyorum.Ben de bu mutluluğu ve keyfi diş hekimliği ile yaşayacağımı
düşünüyorum.
Tekirdağ’da Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi açarak kendi işimi yapmak
istiyorum.Bunu yapmadan önce bu konuda Amerika’da kendimi geliştirmek
ve en son teknolojileri öğrenmek istiyorum.
Muhsin Efe KARATAŞ

TANITIM
ESER W.SHAKESPARE’İN
OLUP KOMEDİ HALİNDE
YENİDEN
DÜZENLENMİŞTİR .
DRAMATİK BİR AŞK
HİKAYESİNİN
MÜZİK VE DANSLA
HARMANLANDIĞI BU
ESERİ ‘’ANTİK TİYATRO’’
ADLI BİR EKİP
OYNAMAKTADIR.

SAHNE ARKASI
YAZAN VE YÖNETEN: Mehmet YILMAZSOY
DEKOR-IŞIK:Fatih YILMAZ
REJİ ASİSTANI:Yasemin ŞAHİN
KOSTÜM:Rüveyda YEŞİL
DANS: Serap GÖKÇE/Yasemin ŞAHİN

OYUNCU KADROSU
Burak Güray YAŞAR
Ezgi Duygu BEKDEMİR
Serkan GÜRBÜZ
Yasemin ŞAHİN
Serap GÖKÇE
Mehmet YILMAZSOY
Gürcan GÜLPINAR
Hamza BAL
Can YILMAZ

ESER

Oyunun konusu klasik Romeo ve juliet’ ten çok farklı
olmamakla birlikte günümüz komedisiyle daha da ilgi çekici hale
gelmiştir.
Yine de kısaca söz etmekte fayda vardır. Capuletler ve
Montagueler arasında yıllardır süren bir düşmanlık vardır.
Montagueler’in oğlu Romeo bir gün çağrıldığı bir şölene katılır.Bu
şölende Juliet adlı bir kızı görür ve ona aşık olur.Aynı şekilde kız
da ona aşık olmuştur.Ancak Juliet Capulet Ailesi’nden olduğu için
bu bir yasak aşktır.

Buna rağmen daha fazla dayanamazlar ve gizlice evlenirler.Ancak
durum düşündükleri gibi olmayacaktır. Montagueler’in oğlu Tybalt kız
kardeşinin evlendiğini duyup bunu engellemek ister ancak başarısız
olur.Romeo ve Juliet artık birbirleriye görüşememektedirler.

Bu durumun da çözümü vardır. Juliet’in dadısı bu iki deli aşığın elçisi
olmuştur artık. Romeo ve Juliet’in umutları tükenmiştir artık. Capuletler
Juliet’i Paris ile evlendirmeyi akıllarına koymuşlardır. Tabi ki Juliet buna
izin vermez ama işi işten geçmiştir artık. Bu arada Prens, Romeo’ya sürgün
cezası verir. Juliet, bilgi alabileceği tek kişi olan Rahip Lawrence’a gider ve
giderken ailesine günah çıkartmaya gittiği yalanını söyler. Rahip Lawrence,
Juliet’e son bir kavuşma umudu olduğunu söyler. Ona bir iksir verir ve bu
iksir onu iki gün ölü gibi gösterecektir. Böylece Juliet istemediği bir
evlilikten kurtulacaktır. Rahip Romeo’ya da bunları anlatan bir mektup
yazar ancak bu mektup ona zamanında ulaşamaz.
Romeo , Juliet’i bulabileceği umuduyla geri döner ancak Juliet’i ölü
olarak bulunca çılgına döner ve yüzüğündeki zehri içer.Bir süre sonra
uyanan Juliet ise onu görünce öpüp payını alır .

Ahmet Kaan ÖZNACAR

TREN
Trenlerimiz var yurdumuzda
Götürür bizi en uzak diyarlara
Mutlu eder bizleri
Neşelendirir hepimizi
Biter yol,
Sevdiklerimizle buluşunca
Geri gideriz
Mutlu olunca.
Demir yolu yurdun her yerinde
Hepimiz gezeriz trenle
Yol kısa gelir bizlere
Tren güzeldir bence…
Yankı ÖZTÜRK

ASLIMIZ
Çanakkale ne bir destan ne de bir masal … O bir yaşanmışlık, o bir
gerçek…İsimsiz kahramanların yattığı toprak…Bucak bucak yurdun her
köşesinden tek bir amaç uğrunda ölmeye gelenlerin vatanı….
18 Mart günü dayandığında kapıya , yurdun her köşesi doğusu batısı,
kuzeyi güneyi bir oldu.Tek yürek , tek can koştu Çanakkale’ye.İnsan için en
önemli olan canıdır ama onlar o canı Çanakkale’ de kaybedeceğini bile bile “
Vatan sağ olsun !” diyerek gittiler ardına bakmadan..
Onlar öyle gururlu ve onurluydular ki yüreklerine ateş topları saplansa
dahi yüzlerinde vatan uğruna can vermenin sevinci yansıyordu.
Bizler de bu aziz vatanı kimselere bırakmayacağız.Çanakkale bizim
aslımız, biz aslımızı unutmayacağız.

Ezgi DEMİRKAN

SİHİRLİ KELİME : MERHABA

Ne kadar süredir yürüdüğümü hiç bilmiyordum…Amaçsız bir şekilde bir sokaktan öbürüne ondan da
diğerine doğru ilerledim.Arkadaşlarımla yaşadığım tatsız tartışma sinirlerimi bozmuştu.Adeta hayata dair
her şeyden nefret ediyordum.
Bir banka oturdum.Köşedeki duvarın dibinde , kıyafetlerinden sokak çocuğu olduğunu tahmin ettiğim
küçük bir çocuk ,sessiz ve kesik kesik ağlıyordu.O anda kendi sorunlarımı unutup yanına koştum.Hafifçe
çömelip yüzümü onunla aynı hizaya getirdim.” merhaba !” dedim.”Ne oldu sana ?” Başını kaldırıp
masmavi gözleriyle bana baktı.”Merhaba…” dedi narin titrek bir sesle.Üşümüş görünüyordu.Kaşkolumu
ona sardım.”Aç mısın ?” diye sordum.Utangaç bir tavırla başını salladı.En yakındaki bakkaldan ona
birkaç küçük şey aldım.İnanılmaz bir iştahla hepsini silip süpürdü.Minnettar bir edayla bana
bakıyordu.”Bir şeyler daha ister misin ?” diye sordum.”Hayır, teşekkür ederim.”dedi suratında kocaman bir
gülümsemeyle …Onun yüzünün gülüyor olması beni de mutlu etmişti.

Bir süre küçük dostumla sohbet ettik.Ona ailesi ile İlgili sorular sorduğumda ilk önce
kaçamak cevaplar verdi.Ardından bana her şeyi anlattı. Hasta kardeşini , babasının
başka şehirlerde çalışmak zorunda olduğunu anlattı.Onu dinledikçe kendi sorunlarının
önemsizliğini kavradım.Ve bu küçük ufaklığın omuzlarıma binmiş ağır yükler beni çok
şaşırttı.Ayrıca bir sokak çocuğu olmadığını,onu seven bir ailesi olduğunu da öğrendim.
Tam gitmeye yeltendi ki cebine bir miktar para yerleştiriverdim.Almayı reddetti.O
küçük gözlerindeki ifade karşısında ürperdim.Büyük bir olgunlukla bana
bakıyordu.Parayı almaya gururunun elvermeyeceğini anladım ve ailesi için ekmek
,yoğurt ve benzeri yiyecekler alıp eline tutuşturdum.
Teşekkür etti ve ardından yürümeye başladı.Minicik ayaklarının asfaltta çıkardığı ses
beni hüzünlendirdi.Onu bir daha göremem artık,diye düşündüm.Ama öyle
olmadı.İlerleyen zamanlarda hep karşılaştık.Bir merhaba bana küçük bir dost
kazandırmıştı…

Asya AKTAŞ

BAŞARILI OLMANIN YOLLARI
 Başarılı olmuş insanların hayatları dikkatle incelendiğinde, planlı
bir yaşam ve sıradan bir hayat yaşamadıkları ilk göze çarpan
özelliktir.

 Ders çalışma süresini çok uzun tutmak öğrenmeyi olumsuz etkiler.
 Yorulmadan ara vermeyi öğrenmelisiniz.
 Başarıya giden ilk yol; kişinin kendisine söz geçirebilmesinden
geçer.
 Heyecana yer vermemeli tecrübeli insanların ve uzmanların
önerilerine kulak vermeli, istifade edilmelidir.
 Başarının yolu önce kişinin başarıya kendisini inandırmasıyla
mümkün olur.
 Hayvanı yaşatan iştah, insanı yaşatan ümit, milletleri yaşatan da
ideallerdir. Başarmak için ümitli olunmalı asla ve asla ümitsiz
olunmamalı.

BAŞARILI İNSAN;

BAŞARISIZ İNSAN;

 Başarılı insan; daima çözümün bir
parçasıdır.

 Başarısız insan; daima

 Başarılı insan; bir program
yapmıştır.

 Başarısız insan; devamlı
mazeret bulmuştur.

 Başarılı insan ;’işine yardım
edeyim der’

 Başarısız insan ; ‘bu benim
işim değil’ der.

 Başarılı insan; her soruna bir
çözüm bulmaya çalışır.

 Başarısız insan; her çözüme
bir sorun bulur.

 Başarılı insan ; ‘zor olabilir ama
imkansız değil’ der.

 Başarısız insan ; ‘mümkün
olabilir ama çok zor’ der

 Başarılı insan; en olumsuz anda
bile bir çıkış yolu bulur.

 Başarısız insan; en olumu
durumlarda bile engel bulur.

sorunun bir parçasıdır.

AYRILIRKEN…
Geride bıraktığımız ilköğretimin yerini
alacak yeni bir bilgi denizinde yolculuğumuzun başlamasına kısa
bir süre kaldı.Eminiz ki bu yolculuğunuzda da ; bize güven ,umut,
bilgi,dostluk, sevgi veren okulumuz GÖKTÜRK yine yanımızda
olacak.
Bizler de güzel bir yolculuktan sonra mutlu bir yüzle kıyıya
ulaşacağız.

Okulumuzdan ayrılırken ; içimizde yeni coşkular , heyecanlar,
açılmayı bekleyen tomurcuklar ve aynı zamanda da
öğretmenlerimizden ayrılacağımız için buruk bir üzüntü var.
2013 Mezunları…


Slide 4

GÖKTÜRK İLKOKULU
YIL : 3 SAYI : OCAK 2013

GÖKTÜRK İLKOKULU adına sahibi okul müdürü
İrfan PELİT
YAYIN KURULU
Baran UZUNGER
A.Ayça ZARASIZ
Nilhan SAĞNAK
Selen YILMAZ
C.Melis BULUT
İrem ERGİN
Yeliz AKAYDIN
Göksu TÜMER
Onur URAS
A.Kaan ÖZNACAR
DÜZENLEME
Fatma ZARARSIZ
İLETİŞİM
Ümit Mah.460.Sok.Nu : 4 Yenimahalle /ANKARA
Fax:0312 236 03 64
e-posta: 339002°meb.k12.tr
web: gokturkankara.meb.k12.tr
Tel : 0312 235 14 88
Bu dergi 13.01.2005 tarih 25699 sayılı resmi
gazetede yayınlanan MEB ilköğretim ve
ortaöğretim kurumları sosyal etkinlikler
yönetmeliğine uygun
olarak hazırlanmıştır.
Yazıların sorumluluğu yazarlara aittir.

“Hiçbir şeye ihtiyacımız
yok, yalnız bir şeye
ihtiyacımız vardır; çalışkan
olmak! “

Mustafa Kemal
ATATÜRK

SUNUŞ
RÖPORTAJ

“ Okul Müdürümüz İrfan PELİT”

BİYOGRAFİ

“ Mehmet Akif ERSOY”

YAZARLARIMIZDAN

“ Reşat Nuri GÜNTEKİN”

BİR YAZAR/ BİR ESER “ Mavisel YENER / MAVİ ZAMANLAR”
“ Ayla KUTLU / MİNİK SERÇE “
DİŞ HEKİMLİĞİNE YOLCULUK
DENEMELER, SÖYLEŞİLER

HİKAYELER, ŞİİRLER,TİYARO İZLENİMLERİ
AYRILIRKEN…
REHBERLİK KÖŞESİ

AHMET KAAN : Sayın müdürüm, öncelikle bizi makamınıza kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz.
Hoş geldiniz çocuklar.Nasıl gidiyor ,sınıfta durumlar nasıl?
AHMET KAAN : Teşekkürler… iyiyiz , SBS yaklaşıyor . Bu yüzden biraz heyecanlıyız.
Heyecanlanacak bir şey yok. Heyecanlanmazsanız daha iyi olur sizin için.
AHMET KAAN : Hocam, bazen heyecan daha iyi oluyor.
İyi olur da …Ucunu kaçırınca da olumsuz etki olabilir Siz yapabileceğinizi yapacaksınız.Gerisi gider kendi kendine.Elinizden geleni
yaptığınızdan emin olmanız yeterli.Evet, sizleri dinliyorum.
AHMET KAAN : Hocam ,bize kendinizi tanıtır mısınız?
Ben , İrfan PELİT . Gümüşhaneliyim ,1957 doğumluyum.Önce öğretmenlik sonra müdür yardımcılığı sonra da müdürlük yaptım.17
yıldır müdür olarak görevimi yapıyorum.
İREM : Şu anda müdür olmasaydınız ne olmak isterdiniz ?
Müdür olmasaydım yine öğretmen olmak isterdim.

ONUR : Hocam daha önce çalıştığınız okullarda ne gibi farklılıklar gözlemlediniz?
Daha önceki okullardan buranın farkı şöyle ki; Anadolu’ nun çeşitli bölgelerinde görev yaptım.Her çalıştığım
okulun öğrenci kadrosu farklı idi. Muş ‘ta başlayan öğretmenlik hayatım Gümüşhane,Diyarbakır, Çanakkale ve
sonrada Ankara illerinde devam etti. Yenimahalle Kent Kop İlköğretim Okulunda idarecilik görevim başladı. Aynı
okulda müdür yardımcılığı ve müdür vekilliği yaptıktan sonra Ziya Gökalp İlköğretim Okuluna müdür olarak
atandım. Ankara Batıkent’te , Ankara ‘da Refika Aksoy İlköğretim Okulunda 9 yıl görev yaptım.Oradan Göktürk
İlköğretim Okuluna geldim ,buradan da emekli olacağım.
Farklı bölgelerde çalıştığım dikkate alındığında ; oradaki öğrenciler ile buradakilerin maddi durumları ve kültürel
birikimlerinin aynı olmadığını söyleyebilirim. Buradaki öğrencilerin maddi durumları daha iyi.Ama orada
bulduğum samimiyeti orada bulmak zor .Ayrıca bazıları da sıkıntılıydı.Kötü alışkanlıkları vardı, fark bu.
Örneğin Refika Aksoy İlköğretim Okulu …Orası 1500 kişiydi, kalabalıktı.Başarı olarak şu anda da Refika Aksoy
başarılı. Buradaki öğrencilerin başarı potansiyelli de yüksek.
Herkesi seviyorum fakat bizi yanlış tanıdılar; futbol yasaklanması sizler tarafından olumsuz karşılandı.Futbol
için sahanın yetersiz olması, teneffüste bahçenin kalabalık olması nedeni ile futbol yasaklandı. Salonda da futbol
oynayabilirsiniz.
ONUR : Hocam, geçen yıl öğle teneffüsleri spor salonu açık oluyordu. Bu sene bu uygulamayı
görmedik genellikle spor salonu kapalı oluyor.
Bu sene o uygulamayı iptal ettik çünkü arkadaşlarınıza zarar geliyor. Sadece sizler olsanız
neyse …Allah korusun orada demir potalar var; birine bir şey olursa üzülürüz ..Şimdi eskisi gibi
değil,direk okul müdürü suçlanıyor.
Ben ; siz öğrencilere ,her sınıfa, her kişiye, her biriye elimden geleni yapmaya çalışıyorum . Sosyal
, kültürel mümkün olabilecek her şeyi isteyebilirsiniz samimi ve dürüst olarak.

GÖKSU : Mesleğinizde edindiğiniz tecrübe ve deneyimlere dayanarak biz öğrencilere
verebileceğiniz tavsiyeler neler?
Öncellikle ben kendi düşüncelerimi söyleyeyim :Her birey ,her fert dürüst ve ahlaklı
olmalı.Dürüst ve ahlaklı olursa bir insanın, davranışlarıyla zaten dürüst olan kişinin,kişiliği
oturmuştur.O kişiye ders çalış da demezsin , şunu da yapma da demezsin çünkü o kişi ne
yapacağını bilir.
Neye mal olursa olsun yalan söylemeyin .Herkes hata yapar,önemli olan yapılan hatanın kasıtlı
olmamamsı bir de iyi dost hatayı kişinin yüzüne söyleyendir.Ben bir hata yapmışsam ,sen bunu
bana diyebilirsin. İrfan Bey ,bu iş böyle olmamalı diyebilirsin .Bir iş olmadı,bu iş yanlış denildiği
zaman önerisiyle gelmen gerekir ,şeklinde diyebilirsin; ben eleştiriye açığım.
UTKU : Mesleğinizin zor yanları nelerdir ?
Mesleğimin zor yanı nasıl söyleyeyim,beni tanısaydınız daha rahat ifade edebilirdim.Ekip olarak
çalıştığım kişilerle anlaşmak,bölge insanını tanımak ,iletişimi kolaylaştırmak gibi konularda zaman zaman
sıkıntı oluyor.
YELİZ : Son olarak biz öğlecilerden neler bekliyorsunuz ?
Siz öğrencilerden beklentilerimiz nelerdir? Başarılı olmanızdır.Sizin başarılarınız okula ve çevreye
yansıyor.Mesela toplantılara katılıyoruz okul dışında.Göktürk İlkokulu şöyle başarılıdır dendiğinde çok
mutlu oluyorum o zaman.Sizlere saygı duyuyorum, önünüzü açmak istiyorum. Elimden geldiğince sizlerin
isteklerinizi yerine getirmeye çalışıyorum.İstiyorum ki sizler her konuda başarılı olasınız.Okulu nasıl
önemsediğinizi bilelim.
Ayda bir Seviye Tespit Sınavı olmasını istiyoruz ama maddi sıkıntılar var, sistem buna yeterli olmuyor .

AHMET KAAN : Bizleri kabul ettiğiniz ve sorularımızı samimiyetle cevapladığınız
için arkadaşlarımız adına teşekkür ediyoruz.
Ahmet Kaan ÖZNACAR , Göksu TÜMER,
Mihriban İrem ERGİN Onur URAS,
Utku GÖKÇEN, Yeliz AKAYDIN

REŞAT NURİ GÜNTEKİN
(25 KASIM 1889 - 7 ARALIK 1956)
1889'da İstanbul’un Üsküdar ilçesinde dünyaya geldi. Babası, askeri tabip Nuri
Bey, annesi Erzincan valisi Yaver Paşa'nın kızı Lütfiye Hanım'dır. Reşide adlı kız
kardeşi çok genç yaşta hayatını kaybetti, tek çocuk olarak büyüdü.Babası askeri
doktor olduğu için öğrenim hayatı boyunca birçok il gezen Reşat Nuri, ilköğrenimine
Çanakkale 'de başladı. Çocukluk yıllarında dinlediği Fatma Aliye Hanım’ın ‘‘Udi’’
isimli romanı hayatına iz bırakıp,sanata heveslendiren eserleri arasına girdi.
Babasının Çanakkale’deki evlerinde zengin bir kütüphanesinin olması onu kitaplara
iten ve yazı yazma kültürünün gelişmesini sağlayan bir araç oldu.Öğrenimini yirmi üç
yaşında bitirmiştir.1927'ye kadar Bursa ve İstanbul’da çeşitli okullarda Fransızca
,Türkçe öğretmeni ve müdür olarak görev yaptı. 1927’de Erenköy Lisesi’nden yeni
mezun olan öğrencisi Hadiye Hanım ile evlendi.Öğretmenlik mesleğinin yanı sıra
edebiyatla uğraşan Reşat Nuri, Halit Ziya’nın eserlerinden aldığı ilhamla hikâye
yazma hevesi duymaktaydı. Daha sonra tiyatro edebiyatını benimseyerek bir tiyatro
yazarı olmak için uğraştı. Yazı hayatına 1.Dünya Savaşı sonlarında başladı.
Başlangıçta “Eski Ahbap” (1917) gibi uzun hikayeler, “Hançer”(1920) ve “Eski Rüya”
(1922) gibi sahne eserleri, “Gizli El” (1924) gibi romanlar yazan, tiyatro eleştiri ve
araştırmaları yayınlayan sanatçı “Çalıkuşu” adlı romanının 1922’de Vakit
Gazetesinde tefrika edilmesiyle şöhrete kavuştu. Güntekin'e akciğer kanseri teşhisi
konulduktan sonra tedavisi için Londra'ya gitti ve orada hastalığına yenik düşerek
öldü. 13 Aralık 1956 günü, Karacaahmet Mezarlığı'na gömüldü. Levent’te oturduğu
sokağa “Çalıkuşu” ismi,Kadıköy’de ve İzmir’de bir ilköğretim okuluna ve Fatih’te bir
tiyatro sahnesine Reşat Nuri Güntekin ismi verilmiştir.

Yazar, öykü, roman ve oyunlarıyla edebiyatımızda önemli bir yere sahiptir.
Kahramanları genelde tek yönlüdür. Olay kahramanlarını çevreyle birlikte verir.
Anadolu insanını iyi tanıdığı eserlerinden anlaşılır. Bazı eserlerinde genç
cumhuriyetin toplumsal ideallerini işlemiştir. Reşat Nuri GÜNTEKİN eserlerine
konuşma dilinin zenginliğini zorlanmadan yansıtır.
Reşat Nuri GÜNTEKİN, Cumhuriyet dönemi edebiyatında önemli bir yeri olan
Çalıkuşu, Yeşil Gece ve Anadolu Notları gibi önemli eserlere imza atmış
romancı, öykücü ve oyun yazarıdır.
‘‘Acımak’’ romanı bize hayat dersi vermekle birlikte o zamanki durumu da
göz önüne sermektedir. Kitap oldukça sürükleyici olup sıkmamaktadır. Yazar
kitaplarında daha çok kadın, çocuk, aile ve ahlâk meseleleri üzerinde
durmuştur.
Kitabın başlığı ve içeriği arasındaki bağlantı: Zehra Hanımın, babası
öldükten sonra acıma duygusuna sahip olması.
İrem ERGİN

MAVİSEL YENER’İN HAYATI

1984’de Ege Üniversitesi Diş
Hekimliği Fakültesinden mezun oldu.Öykü, masal,
köşe yazısı ve eleştiri yazıları 1978’den bu yana
gazete ve dergilerde yayımlanıyor. Şiir, öykü, masal,
tiyatro oyunu, roman türlerinde pek çok eser
verdi.Bugüne kadar yayımlanmış kırktan fazla çocuk
kitabı vardır.İki yıl süreyle Gazete Ege’de çocuk
sayfası hazırladı.Haber Ekspres gazetesinin çocuk
sayfasında köşe yazarlığı yaptı. Varlık, Virgül,
Edebiyat Eleştiri gibi yazın dergilerinde öykü ve
yazıları yayımlandı.

TRT İzmir Radyosu’ nda iki yıl süreyle Mavi Mektuplar isimli köşeyi hazırlayıp
sundu.İki yazar arkadaşıyla birlikte kaleme aldığı Mor Gece Mavi Gün isimli çocuk
oyunu Ankara Devlet Tiyatrosu’nda 2007 yılında sahnelendi.
Edebiyatçılar Derneği, Yazarlar Sendikası, Dil Derneği ve P.E.N. Yazarlar
Derneği’ nin üyesidir.Yazar, genel merkezi İzmir’de olan AIDS ile Mücadele
Derneği’nin yönetim kurulu üyesidir.Uyuşturucu ve AIDS konusunda eğitimci
eğitmeni olarak çalışmaktadır.Çocuk yazını alanında atölye eğitmenliği de
yapıyor.Mavisel Yener’in kitapları başka dillere de çevriliyor, dünya çocuklarıyla
buluşuyor.Ondan fazla ödülü vardır.
Yener, eserlerinde çocuk sevgisini, çocukların çocukluklarını yaşamalarını, her
koşulda sevinmeleri gerektiğini vurguluyor.
"

MAVİ

ZAMANLAR

Birce evlerinin yakınındaki kitapçıya girdi.Yedinci sınıf ders
kitaplarını verip onların yerine tatilde okuyacak kitaplar alacaktı.
Gözü birden bir kitaba takıldı.‘Gizli Geçitleri Bulmanın Yolları’.
Aldığı birçok kitabın yanına bunu da koydu ve eve gitti.Kitapları
okumak için sabırsızlanıyordu.Kırmızı kitaba göz gezdirirken elektrikler
gitti ve mum ışığında okumaya başladı.Birce okulda yapılan öykü yazma yarışmasında
dereceye girmişti ve ödülü bir haftalık” Allianoi (Alyanoi) Kurtarma Kazısı Alanı” gezisiydi.
Birce gezi günü erkenden uyanmıştı.Öğretmeni Sezin Hanım onları kazı alanına bırakıp
İzmir’e geri döndü.Kazı alanındakiler Birce ve arkadaşlarını çok sıcak karşıladılar.Herkes
odalarına yerleşti.Gilman ve Arzu kızlara kazı alanını gezdirdiler, akşam yemeği yediler sonra
odalarına çekildiler. Kaldıkları odanın yanında kemik odası vardı.Sevilay biraz korkmuştu ve
uyuyamamıştı.Dışarı çıkıp hava aldı, midesi bulanıyordu. Kahvaltıdan sonra Gilman Birce’ye
buranın eski bir sağlık merkezi olduğunu anlattı.Daha sonra tekerlek izinin olduğu bir taş
gösterdi.Öğle yemeği yediler, sohbet ettiler, kırmızı kapaklı kitabı okudular.Kitapta tekerlek
izinden bahsediyordu.Birce ve Gilman artık bir iz peşindeydi.Kitaba güveniyor ve kitaptaki
sözlerin şifre olduğunu düşünüyorlardı, gerçekten de öyleydi.
Gezinirken hamamda duran siyah taşın fotoğrafını çeken birini gördüler, gece onlarda
içeri girip bakacaktı.Işıl’a da gizemi anlattılar ve üçü tünele girdi.Tünelde Selo ve İbrahim
vardı.Onların amaçları elektromanyetik taşı ele geçirmekti.Kitapta Dolunay Masalcısının
verdiği ipuçlarıyla Allionoi’nin gizli geçitlerini ve su perisini buldular.Su perisinin karnındaki
deniz kabuğunu sağa çevirince birden her yer kaynar suyla doldu.Kırmızı kitabın aynısının su
perisinin kucağında olduğunu gördüler.Daha önceden buldukları taşı su perisine attılar ve
sular çekildi.Su kaynaklarını yönlendirmek isteyen güçlere engel oldular ve dünyanın
dengesini bozacak bir tehlikeyi de önlediler.

Yıllar sonra Gilman ünlü bir arkeolog
olmuştu ve bir söylencede bu hikayeyi
anlattı.Bir kız bunu bildiğini söyledi ve
Gilman annesinin adını sordu.Annesinin
adı Birce kızın adı ise Perisu idi.Gilman
Birce’ye bir efsane yazdı ve yanına da
bir not koydu vermesi için Perisu’yla
gönderdi.

Seza KURUKAFA

MERHABA SEVGİ
Ayla KUTLU
Ayla KUTLU ’ nun bu eserinde Anadolu’nun küçük bir köyünde yaşayan Sevgi adlı
küçük bir kız vardır.Bu kız hayvanları çok sever.Ve yemeği bile dahil her şeyini
hayvanlarla paylaşır.Bu kız anaokuluna başlar.Bir gün okul bir seyahat düzenler bu sırada
seyahate gittikleri otobüs karşıdan gelen bir kamyona çarpar ve kaza yapar bu kazada
Sevgi’nin kolu kırılır ve kolundaki sinirleri kırıldığı için kolu kesilir ve artık sevgi artık çolaktır.Ama
bu olayın üzerine Sevgi bir süre hayata küser.Bunun üzerine hastanenin baş hekimi Sevgi ile bir
konuşma yapar ve onun sosyal etkinliklere katılmasını ve sol kolla yemek yemeye,resim çizmeye
ve bunun tarzı şeyleri yapmaya alışmasını söyler.Bir süre sonra Sevgi ilk okula başlar.İlkokulda
yeni arkadaşlar edinir .Hastanenin baş hekiminin tayini çıkar bu nedenle hastaneye yeni bir baş
hekim gelir Sevgi bu başhekimle de kısa sürede tanışır .Hastanede bir hastabakıcı vardır ismi
Hatice’dir,Bu kadın sevgiyi tehdit eder ve kendi işlerini ona yaptırır.Sadece o değil hastanedeki
malları çalmasında da yardımcı olmasına zorlar.Daha sonra Hatice hanımın malları kaçırdığı
fark edilir.Bu nedenle Hatice hanım kaçar.
Sevgi’nin liseye başlamasına on gün kala sevginin Sarışık adlı ineği hamiledir.Ama
Sevgi’nin köyündeki hayvanlardan anlayan kişiler ne yapsalar da yavruyu kurtaramazlar.Sarışık’
ın içine bir ip sokarlar ve yavruyu böyle çıkarmaya çalışırlar ama yavruyu gene kurtaramazlar ve
yavruyu parçalayıp parça parça çıkarırlar.Bu olay Sevgi’yi o kadar çok etkiler ki hayvanlarla
ilgilenen bir meslek yok mu diye düşünür ve lisedeki matematik öğretmeniyle bu olayı paylaşır.
Matematik öğretmeni de onu veteriner olan bir arkadaşına götürür.Sevgi bunun üzerine veteriner
olmaya karar verir. Sevgi artık gelecekte ne olacağı konusunda çok kararlıdır. Büyüyünce
veteriner olacak ve hayvanlara yardım edecektir…

SEVGİ : Kitabın baş rolündeki kişi,hayvanları ve doğayı çok seviyor ve
veteriner olmak istiyor.
HATİCE TEYZE : Hastanede çalışan ve hastalara kötü davranan
bir hastabakıcı, Sevgi’yi kendi özel işlerinde kullanmaya çalışan kötü
birisi, aynı zamanda hırsızlık da yapıyor
BAŞHEKİM : Sevgi’ye iyileşmesinde yardım eden doktor
SARIŞIK : Sevgi’nin ineği

SÜTLAÇ : Sevgi’nin en iyi hayvan dostlarından biri aynı
zamanda Sevgi’nin kedisi.
MATEMATİK ÖĞRETMENİ:Sevgi’nin veteriner olma kararını
vermesinde büyük katkısı var.

****İnsanı ve insanlığı gerçekten seven kişiler, aynı zamanda
doğaya da saygı gösteren ve onu koruyan kişilerdir.Bu kitap
insanı,dünyayı daha doğrusu hayatı sevmemiz gerektiğini ve
hayattaki zorluklar içinde gene de bir yerlere gelmek ve bu
zorluklarla mücadele etmemiz gerektiğini anlatıyor.
Mert KAYABAŞI

DEMİR YOLU MEDENİYET YOLU
Hasret kavuşturan derler
Yol bitmez, özlem bitmez
Mutluluk taşır derler
Demir yolu medeniyet yolu
Gurbet Anadolu ‘dan
Yurt dışına göçtü diyorlar
Anadolu insanları
Demir yolu medeniyet yolu
Hasret kavuşturan geldi
Dert bitti, özlem bitti
Sevgi dolu mutluluk geldi.
Demir yolu medeniyet dolu
Selen AŞKUN

DİŞ HEKİMLİĞİNE YOLCULUK

Beni Geleceğime

Hazırlayacak Lise

Hayallerimdeki üniversiteye gidebilmek için yabancı dil ve diğer ders
eğitimlerinin daha zorlayıcı ve detaylı öğrenime olanak tanıyan bir anadolu lisesi
olacağına inanıyorum.İngilizce hazırlık sınıfı olan Kadıköy Anadolu Lisesi beni
hayallerime ulaştıracak lise olduğunu düşünüyorum.
Zevkle Çalışacağım İş
Küçüklüğümden beri çürük ve kötü görünüşlü dişlerden etkilenmişimdir.
İnsanlara yardımcı olmak ve güler yüzlü davranmak benim başlıca özelliğimdir.Bu
iki özelliğimi kullanarak diş hekimliğinde çok başarılı olacağımı düşünüyorum.
İnsanın zevk alacağı işi yapması, o işte daha başarılı olmasını sağlar.

Diş Hekimliği Fakültesi, ağız boşluğunun ve diş sağlığının korunması, diş
ve diş etleri hastalıklarının tedavisi, diş ve çene ameliyatları ile protez
yapımı konularında eğitim ve araştırma yapar. Bir diş hekimi hastaları ile iyi
ilişkiler kurabilmeli, onların güvenini kazanabilmelidir. Bunun için diş hekimi
olmayı düşünen bir kimsenin sabırlı, hoşgörülü, güler yüzlü olması ve
insanlara içten ilgi duyması gerekir.
Diş Hekimi olmak için İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nde
okumak ve beş yılda eğitimimi tamamlamak istiyorum.
Yapacağım iş benim için çok önemlidir çünkü hem kariyerim hem de
toplumdaki yerim açısından kendimi iyi hissettiğim işi yapmalıyım.İnsan
sevdiği işi yaparsa hem yorulmaz hem de mutlu olur.Bu mutluluğu
yaşarken aynı anda para kazanmanın çok keyifli olacağını
düşünüyorum.Ben de bu mutluluğu ve keyfi diş hekimliği ile yaşayacağımı
düşünüyorum.
Tekirdağ’da Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi açarak kendi işimi yapmak
istiyorum.Bunu yapmadan önce bu konuda Amerika’da kendimi geliştirmek
ve en son teknolojileri öğrenmek istiyorum.
Muhsin Efe KARATAŞ

TANITIM
ESER W.SHAKESPARE’İN
OLUP KOMEDİ HALİNDE
YENİDEN
DÜZENLENMİŞTİR .
DRAMATİK BİR AŞK
HİKAYESİNİN
MÜZİK VE DANSLA
HARMANLANDIĞI BU
ESERİ ‘’ANTİK TİYATRO’’
ADLI BİR EKİP
OYNAMAKTADIR.

SAHNE ARKASI
YAZAN VE YÖNETEN: Mehmet YILMAZSOY
DEKOR-IŞIK:Fatih YILMAZ
REJİ ASİSTANI:Yasemin ŞAHİN
KOSTÜM:Rüveyda YEŞİL
DANS: Serap GÖKÇE/Yasemin ŞAHİN

OYUNCU KADROSU
Burak Güray YAŞAR
Ezgi Duygu BEKDEMİR
Serkan GÜRBÜZ
Yasemin ŞAHİN
Serap GÖKÇE
Mehmet YILMAZSOY
Gürcan GÜLPINAR
Hamza BAL
Can YILMAZ

ESER

Oyunun konusu klasik Romeo ve juliet’ ten çok farklı
olmamakla birlikte günümüz komedisiyle daha da ilgi çekici hale
gelmiştir.
Yine de kısaca söz etmekte fayda vardır. Capuletler ve
Montagueler arasında yıllardır süren bir düşmanlık vardır.
Montagueler’in oğlu Romeo bir gün çağrıldığı bir şölene katılır.Bu
şölende Juliet adlı bir kızı görür ve ona aşık olur.Aynı şekilde kız
da ona aşık olmuştur.Ancak Juliet Capulet Ailesi’nden olduğu için
bu bir yasak aşktır.

Buna rağmen daha fazla dayanamazlar ve gizlice evlenirler.Ancak
durum düşündükleri gibi olmayacaktır. Montagueler’in oğlu Tybalt kız
kardeşinin evlendiğini duyup bunu engellemek ister ancak başarısız
olur.Romeo ve Juliet artık birbirleriye görüşememektedirler.

Bu durumun da çözümü vardır. Juliet’in dadısı bu iki deli aşığın elçisi
olmuştur artık. Romeo ve Juliet’in umutları tükenmiştir artık. Capuletler
Juliet’i Paris ile evlendirmeyi akıllarına koymuşlardır. Tabi ki Juliet buna
izin vermez ama işi işten geçmiştir artık. Bu arada Prens, Romeo’ya sürgün
cezası verir. Juliet, bilgi alabileceği tek kişi olan Rahip Lawrence’a gider ve
giderken ailesine günah çıkartmaya gittiği yalanını söyler. Rahip Lawrence,
Juliet’e son bir kavuşma umudu olduğunu söyler. Ona bir iksir verir ve bu
iksir onu iki gün ölü gibi gösterecektir. Böylece Juliet istemediği bir
evlilikten kurtulacaktır. Rahip Romeo’ya da bunları anlatan bir mektup
yazar ancak bu mektup ona zamanında ulaşamaz.
Romeo , Juliet’i bulabileceği umuduyla geri döner ancak Juliet’i ölü
olarak bulunca çılgına döner ve yüzüğündeki zehri içer.Bir süre sonra
uyanan Juliet ise onu görünce öpüp payını alır .

Ahmet Kaan ÖZNACAR

TREN
Trenlerimiz var yurdumuzda
Götürür bizi en uzak diyarlara
Mutlu eder bizleri
Neşelendirir hepimizi
Biter yol,
Sevdiklerimizle buluşunca
Geri gideriz
Mutlu olunca.
Demir yolu yurdun her yerinde
Hepimiz gezeriz trenle
Yol kısa gelir bizlere
Tren güzeldir bence…
Yankı ÖZTÜRK

ASLIMIZ
Çanakkale ne bir destan ne de bir masal … O bir yaşanmışlık, o bir
gerçek…İsimsiz kahramanların yattığı toprak…Bucak bucak yurdun her
köşesinden tek bir amaç uğrunda ölmeye gelenlerin vatanı….
18 Mart günü dayandığında kapıya , yurdun her köşesi doğusu batısı,
kuzeyi güneyi bir oldu.Tek yürek , tek can koştu Çanakkale’ye.İnsan için en
önemli olan canıdır ama onlar o canı Çanakkale’ de kaybedeceğini bile bile “
Vatan sağ olsun !” diyerek gittiler ardına bakmadan..
Onlar öyle gururlu ve onurluydular ki yüreklerine ateş topları saplansa
dahi yüzlerinde vatan uğruna can vermenin sevinci yansıyordu.
Bizler de bu aziz vatanı kimselere bırakmayacağız.Çanakkale bizim
aslımız, biz aslımızı unutmayacağız.

Ezgi DEMİRKAN

SİHİRLİ KELİME : MERHABA

Ne kadar süredir yürüdüğümü hiç bilmiyordum…Amaçsız bir şekilde bir sokaktan öbürüne ondan da
diğerine doğru ilerledim.Arkadaşlarımla yaşadığım tatsız tartışma sinirlerimi bozmuştu.Adeta hayata dair
her şeyden nefret ediyordum.
Bir banka oturdum.Köşedeki duvarın dibinde , kıyafetlerinden sokak çocuğu olduğunu tahmin ettiğim
küçük bir çocuk ,sessiz ve kesik kesik ağlıyordu.O anda kendi sorunlarımı unutup yanına koştum.Hafifçe
çömelip yüzümü onunla aynı hizaya getirdim.” merhaba !” dedim.”Ne oldu sana ?” Başını kaldırıp
masmavi gözleriyle bana baktı.”Merhaba…” dedi narin titrek bir sesle.Üşümüş görünüyordu.Kaşkolumu
ona sardım.”Aç mısın ?” diye sordum.Utangaç bir tavırla başını salladı.En yakındaki bakkaldan ona
birkaç küçük şey aldım.İnanılmaz bir iştahla hepsini silip süpürdü.Minnettar bir edayla bana
bakıyordu.”Bir şeyler daha ister misin ?” diye sordum.”Hayır, teşekkür ederim.”dedi suratında kocaman bir
gülümsemeyle …Onun yüzünün gülüyor olması beni de mutlu etmişti.

Bir süre küçük dostumla sohbet ettik.Ona ailesi ile İlgili sorular sorduğumda ilk önce
kaçamak cevaplar verdi.Ardından bana her şeyi anlattı. Hasta kardeşini , babasının
başka şehirlerde çalışmak zorunda olduğunu anlattı.Onu dinledikçe kendi sorunlarının
önemsizliğini kavradım.Ve bu küçük ufaklığın omuzlarıma binmiş ağır yükler beni çok
şaşırttı.Ayrıca bir sokak çocuğu olmadığını,onu seven bir ailesi olduğunu da öğrendim.
Tam gitmeye yeltendi ki cebine bir miktar para yerleştiriverdim.Almayı reddetti.O
küçük gözlerindeki ifade karşısında ürperdim.Büyük bir olgunlukla bana
bakıyordu.Parayı almaya gururunun elvermeyeceğini anladım ve ailesi için ekmek
,yoğurt ve benzeri yiyecekler alıp eline tutuşturdum.
Teşekkür etti ve ardından yürümeye başladı.Minicik ayaklarının asfaltta çıkardığı ses
beni hüzünlendirdi.Onu bir daha göremem artık,diye düşündüm.Ama öyle
olmadı.İlerleyen zamanlarda hep karşılaştık.Bir merhaba bana küçük bir dost
kazandırmıştı…

Asya AKTAŞ

BAŞARILI OLMANIN YOLLARI
 Başarılı olmuş insanların hayatları dikkatle incelendiğinde, planlı
bir yaşam ve sıradan bir hayat yaşamadıkları ilk göze çarpan
özelliktir.

 Ders çalışma süresini çok uzun tutmak öğrenmeyi olumsuz etkiler.
 Yorulmadan ara vermeyi öğrenmelisiniz.
 Başarıya giden ilk yol; kişinin kendisine söz geçirebilmesinden
geçer.
 Heyecana yer vermemeli tecrübeli insanların ve uzmanların
önerilerine kulak vermeli, istifade edilmelidir.
 Başarının yolu önce kişinin başarıya kendisini inandırmasıyla
mümkün olur.
 Hayvanı yaşatan iştah, insanı yaşatan ümit, milletleri yaşatan da
ideallerdir. Başarmak için ümitli olunmalı asla ve asla ümitsiz
olunmamalı.

BAŞARILI İNSAN;

BAŞARISIZ İNSAN;

 Başarılı insan; daima çözümün bir
parçasıdır.

 Başarısız insan; daima

 Başarılı insan; bir program
yapmıştır.

 Başarısız insan; devamlı
mazeret bulmuştur.

 Başarılı insan ;’işine yardım
edeyim der’

 Başarısız insan ; ‘bu benim
işim değil’ der.

 Başarılı insan; her soruna bir
çözüm bulmaya çalışır.

 Başarısız insan; her çözüme
bir sorun bulur.

 Başarılı insan ; ‘zor olabilir ama
imkansız değil’ der.

 Başarısız insan ; ‘mümkün
olabilir ama çok zor’ der

 Başarılı insan; en olumsuz anda
bile bir çıkış yolu bulur.

 Başarısız insan; en olumu
durumlarda bile engel bulur.

sorunun bir parçasıdır.

AYRILIRKEN…
Geride bıraktığımız ilköğretimin yerini
alacak yeni bir bilgi denizinde yolculuğumuzun başlamasına kısa
bir süre kaldı.Eminiz ki bu yolculuğunuzda da ; bize güven ,umut,
bilgi,dostluk, sevgi veren okulumuz GÖKTÜRK yine yanımızda
olacak.
Bizler de güzel bir yolculuktan sonra mutlu bir yüzle kıyıya
ulaşacağız.

Okulumuzdan ayrılırken ; içimizde yeni coşkular , heyecanlar,
açılmayı bekleyen tomurcuklar ve aynı zamanda da
öğretmenlerimizden ayrılacağımız için buruk bir üzüntü var.
2013 Mezunları…


Slide 5

GÖKTÜRK İLKOKULU
YIL : 3 SAYI : OCAK 2013

GÖKTÜRK İLKOKULU adına sahibi okul müdürü
İrfan PELİT
YAYIN KURULU
Baran UZUNGER
A.Ayça ZARASIZ
Nilhan SAĞNAK
Selen YILMAZ
C.Melis BULUT
İrem ERGİN
Yeliz AKAYDIN
Göksu TÜMER
Onur URAS
A.Kaan ÖZNACAR
DÜZENLEME
Fatma ZARARSIZ
İLETİŞİM
Ümit Mah.460.Sok.Nu : 4 Yenimahalle /ANKARA
Fax:0312 236 03 64
e-posta: 339002°meb.k12.tr
web: gokturkankara.meb.k12.tr
Tel : 0312 235 14 88
Bu dergi 13.01.2005 tarih 25699 sayılı resmi
gazetede yayınlanan MEB ilköğretim ve
ortaöğretim kurumları sosyal etkinlikler
yönetmeliğine uygun
olarak hazırlanmıştır.
Yazıların sorumluluğu yazarlara aittir.

“Hiçbir şeye ihtiyacımız
yok, yalnız bir şeye
ihtiyacımız vardır; çalışkan
olmak! “

Mustafa Kemal
ATATÜRK

SUNUŞ
RÖPORTAJ

“ Okul Müdürümüz İrfan PELİT”

BİYOGRAFİ

“ Mehmet Akif ERSOY”

YAZARLARIMIZDAN

“ Reşat Nuri GÜNTEKİN”

BİR YAZAR/ BİR ESER “ Mavisel YENER / MAVİ ZAMANLAR”
“ Ayla KUTLU / MİNİK SERÇE “
DİŞ HEKİMLİĞİNE YOLCULUK
DENEMELER, SÖYLEŞİLER

HİKAYELER, ŞİİRLER,TİYARO İZLENİMLERİ
AYRILIRKEN…
REHBERLİK KÖŞESİ

AHMET KAAN : Sayın müdürüm, öncelikle bizi makamınıza kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz.
Hoş geldiniz çocuklar.Nasıl gidiyor ,sınıfta durumlar nasıl?
AHMET KAAN : Teşekkürler… iyiyiz , SBS yaklaşıyor . Bu yüzden biraz heyecanlıyız.
Heyecanlanacak bir şey yok. Heyecanlanmazsanız daha iyi olur sizin için.
AHMET KAAN : Hocam, bazen heyecan daha iyi oluyor.
İyi olur da …Ucunu kaçırınca da olumsuz etki olabilir Siz yapabileceğinizi yapacaksınız.Gerisi gider kendi kendine.Elinizden geleni
yaptığınızdan emin olmanız yeterli.Evet, sizleri dinliyorum.
AHMET KAAN : Hocam ,bize kendinizi tanıtır mısınız?
Ben , İrfan PELİT . Gümüşhaneliyim ,1957 doğumluyum.Önce öğretmenlik sonra müdür yardımcılığı sonra da müdürlük yaptım.17
yıldır müdür olarak görevimi yapıyorum.
İREM : Şu anda müdür olmasaydınız ne olmak isterdiniz ?
Müdür olmasaydım yine öğretmen olmak isterdim.

ONUR : Hocam daha önce çalıştığınız okullarda ne gibi farklılıklar gözlemlediniz?
Daha önceki okullardan buranın farkı şöyle ki; Anadolu’ nun çeşitli bölgelerinde görev yaptım.Her çalıştığım
okulun öğrenci kadrosu farklı idi. Muş ‘ta başlayan öğretmenlik hayatım Gümüşhane,Diyarbakır, Çanakkale ve
sonrada Ankara illerinde devam etti. Yenimahalle Kent Kop İlköğretim Okulunda idarecilik görevim başladı. Aynı
okulda müdür yardımcılığı ve müdür vekilliği yaptıktan sonra Ziya Gökalp İlköğretim Okuluna müdür olarak
atandım. Ankara Batıkent’te , Ankara ‘da Refika Aksoy İlköğretim Okulunda 9 yıl görev yaptım.Oradan Göktürk
İlköğretim Okuluna geldim ,buradan da emekli olacağım.
Farklı bölgelerde çalıştığım dikkate alındığında ; oradaki öğrenciler ile buradakilerin maddi durumları ve kültürel
birikimlerinin aynı olmadığını söyleyebilirim. Buradaki öğrencilerin maddi durumları daha iyi.Ama orada
bulduğum samimiyeti orada bulmak zor .Ayrıca bazıları da sıkıntılıydı.Kötü alışkanlıkları vardı, fark bu.
Örneğin Refika Aksoy İlköğretim Okulu …Orası 1500 kişiydi, kalabalıktı.Başarı olarak şu anda da Refika Aksoy
başarılı. Buradaki öğrencilerin başarı potansiyelli de yüksek.
Herkesi seviyorum fakat bizi yanlış tanıdılar; futbol yasaklanması sizler tarafından olumsuz karşılandı.Futbol
için sahanın yetersiz olması, teneffüste bahçenin kalabalık olması nedeni ile futbol yasaklandı. Salonda da futbol
oynayabilirsiniz.
ONUR : Hocam, geçen yıl öğle teneffüsleri spor salonu açık oluyordu. Bu sene bu uygulamayı
görmedik genellikle spor salonu kapalı oluyor.
Bu sene o uygulamayı iptal ettik çünkü arkadaşlarınıza zarar geliyor. Sadece sizler olsanız
neyse …Allah korusun orada demir potalar var; birine bir şey olursa üzülürüz ..Şimdi eskisi gibi
değil,direk okul müdürü suçlanıyor.
Ben ; siz öğrencilere ,her sınıfa, her kişiye, her biriye elimden geleni yapmaya çalışıyorum . Sosyal
, kültürel mümkün olabilecek her şeyi isteyebilirsiniz samimi ve dürüst olarak.

GÖKSU : Mesleğinizde edindiğiniz tecrübe ve deneyimlere dayanarak biz öğrencilere
verebileceğiniz tavsiyeler neler?
Öncellikle ben kendi düşüncelerimi söyleyeyim :Her birey ,her fert dürüst ve ahlaklı
olmalı.Dürüst ve ahlaklı olursa bir insanın, davranışlarıyla zaten dürüst olan kişinin,kişiliği
oturmuştur.O kişiye ders çalış da demezsin , şunu da yapma da demezsin çünkü o kişi ne
yapacağını bilir.
Neye mal olursa olsun yalan söylemeyin .Herkes hata yapar,önemli olan yapılan hatanın kasıtlı
olmamamsı bir de iyi dost hatayı kişinin yüzüne söyleyendir.Ben bir hata yapmışsam ,sen bunu
bana diyebilirsin. İrfan Bey ,bu iş böyle olmamalı diyebilirsin .Bir iş olmadı,bu iş yanlış denildiği
zaman önerisiyle gelmen gerekir ,şeklinde diyebilirsin; ben eleştiriye açığım.
UTKU : Mesleğinizin zor yanları nelerdir ?
Mesleğimin zor yanı nasıl söyleyeyim,beni tanısaydınız daha rahat ifade edebilirdim.Ekip olarak
çalıştığım kişilerle anlaşmak,bölge insanını tanımak ,iletişimi kolaylaştırmak gibi konularda zaman zaman
sıkıntı oluyor.
YELİZ : Son olarak biz öğlecilerden neler bekliyorsunuz ?
Siz öğrencilerden beklentilerimiz nelerdir? Başarılı olmanızdır.Sizin başarılarınız okula ve çevreye
yansıyor.Mesela toplantılara katılıyoruz okul dışında.Göktürk İlkokulu şöyle başarılıdır dendiğinde çok
mutlu oluyorum o zaman.Sizlere saygı duyuyorum, önünüzü açmak istiyorum. Elimden geldiğince sizlerin
isteklerinizi yerine getirmeye çalışıyorum.İstiyorum ki sizler her konuda başarılı olasınız.Okulu nasıl
önemsediğinizi bilelim.
Ayda bir Seviye Tespit Sınavı olmasını istiyoruz ama maddi sıkıntılar var, sistem buna yeterli olmuyor .

AHMET KAAN : Bizleri kabul ettiğiniz ve sorularımızı samimiyetle cevapladığınız
için arkadaşlarımız adına teşekkür ediyoruz.
Ahmet Kaan ÖZNACAR , Göksu TÜMER,
Mihriban İrem ERGİN Onur URAS,
Utku GÖKÇEN, Yeliz AKAYDIN

REŞAT NURİ GÜNTEKİN
(25 KASIM 1889 - 7 ARALIK 1956)
1889'da İstanbul’un Üsküdar ilçesinde dünyaya geldi. Babası, askeri tabip Nuri
Bey, annesi Erzincan valisi Yaver Paşa'nın kızı Lütfiye Hanım'dır. Reşide adlı kız
kardeşi çok genç yaşta hayatını kaybetti, tek çocuk olarak büyüdü.Babası askeri
doktor olduğu için öğrenim hayatı boyunca birçok il gezen Reşat Nuri, ilköğrenimine
Çanakkale 'de başladı. Çocukluk yıllarında dinlediği Fatma Aliye Hanım’ın ‘‘Udi’’
isimli romanı hayatına iz bırakıp,sanata heveslendiren eserleri arasına girdi.
Babasının Çanakkale’deki evlerinde zengin bir kütüphanesinin olması onu kitaplara
iten ve yazı yazma kültürünün gelişmesini sağlayan bir araç oldu.Öğrenimini yirmi üç
yaşında bitirmiştir.1927'ye kadar Bursa ve İstanbul’da çeşitli okullarda Fransızca
,Türkçe öğretmeni ve müdür olarak görev yaptı. 1927’de Erenköy Lisesi’nden yeni
mezun olan öğrencisi Hadiye Hanım ile evlendi.Öğretmenlik mesleğinin yanı sıra
edebiyatla uğraşan Reşat Nuri, Halit Ziya’nın eserlerinden aldığı ilhamla hikâye
yazma hevesi duymaktaydı. Daha sonra tiyatro edebiyatını benimseyerek bir tiyatro
yazarı olmak için uğraştı. Yazı hayatına 1.Dünya Savaşı sonlarında başladı.
Başlangıçta “Eski Ahbap” (1917) gibi uzun hikayeler, “Hançer”(1920) ve “Eski Rüya”
(1922) gibi sahne eserleri, “Gizli El” (1924) gibi romanlar yazan, tiyatro eleştiri ve
araştırmaları yayınlayan sanatçı “Çalıkuşu” adlı romanının 1922’de Vakit
Gazetesinde tefrika edilmesiyle şöhrete kavuştu. Güntekin'e akciğer kanseri teşhisi
konulduktan sonra tedavisi için Londra'ya gitti ve orada hastalığına yenik düşerek
öldü. 13 Aralık 1956 günü, Karacaahmet Mezarlığı'na gömüldü. Levent’te oturduğu
sokağa “Çalıkuşu” ismi,Kadıköy’de ve İzmir’de bir ilköğretim okuluna ve Fatih’te bir
tiyatro sahnesine Reşat Nuri Güntekin ismi verilmiştir.

Yazar, öykü, roman ve oyunlarıyla edebiyatımızda önemli bir yere sahiptir.
Kahramanları genelde tek yönlüdür. Olay kahramanlarını çevreyle birlikte verir.
Anadolu insanını iyi tanıdığı eserlerinden anlaşılır. Bazı eserlerinde genç
cumhuriyetin toplumsal ideallerini işlemiştir. Reşat Nuri GÜNTEKİN eserlerine
konuşma dilinin zenginliğini zorlanmadan yansıtır.
Reşat Nuri GÜNTEKİN, Cumhuriyet dönemi edebiyatında önemli bir yeri olan
Çalıkuşu, Yeşil Gece ve Anadolu Notları gibi önemli eserlere imza atmış
romancı, öykücü ve oyun yazarıdır.
‘‘Acımak’’ romanı bize hayat dersi vermekle birlikte o zamanki durumu da
göz önüne sermektedir. Kitap oldukça sürükleyici olup sıkmamaktadır. Yazar
kitaplarında daha çok kadın, çocuk, aile ve ahlâk meseleleri üzerinde
durmuştur.
Kitabın başlığı ve içeriği arasındaki bağlantı: Zehra Hanımın, babası
öldükten sonra acıma duygusuna sahip olması.
İrem ERGİN

MAVİSEL YENER’İN HAYATI

1984’de Ege Üniversitesi Diş
Hekimliği Fakültesinden mezun oldu.Öykü, masal,
köşe yazısı ve eleştiri yazıları 1978’den bu yana
gazete ve dergilerde yayımlanıyor. Şiir, öykü, masal,
tiyatro oyunu, roman türlerinde pek çok eser
verdi.Bugüne kadar yayımlanmış kırktan fazla çocuk
kitabı vardır.İki yıl süreyle Gazete Ege’de çocuk
sayfası hazırladı.Haber Ekspres gazetesinin çocuk
sayfasında köşe yazarlığı yaptı. Varlık, Virgül,
Edebiyat Eleştiri gibi yazın dergilerinde öykü ve
yazıları yayımlandı.

TRT İzmir Radyosu’ nda iki yıl süreyle Mavi Mektuplar isimli köşeyi hazırlayıp
sundu.İki yazar arkadaşıyla birlikte kaleme aldığı Mor Gece Mavi Gün isimli çocuk
oyunu Ankara Devlet Tiyatrosu’nda 2007 yılında sahnelendi.
Edebiyatçılar Derneği, Yazarlar Sendikası, Dil Derneği ve P.E.N. Yazarlar
Derneği’ nin üyesidir.Yazar, genel merkezi İzmir’de olan AIDS ile Mücadele
Derneği’nin yönetim kurulu üyesidir.Uyuşturucu ve AIDS konusunda eğitimci
eğitmeni olarak çalışmaktadır.Çocuk yazını alanında atölye eğitmenliği de
yapıyor.Mavisel Yener’in kitapları başka dillere de çevriliyor, dünya çocuklarıyla
buluşuyor.Ondan fazla ödülü vardır.
Yener, eserlerinde çocuk sevgisini, çocukların çocukluklarını yaşamalarını, her
koşulda sevinmeleri gerektiğini vurguluyor.
"

MAVİ

ZAMANLAR

Birce evlerinin yakınındaki kitapçıya girdi.Yedinci sınıf ders
kitaplarını verip onların yerine tatilde okuyacak kitaplar alacaktı.
Gözü birden bir kitaba takıldı.‘Gizli Geçitleri Bulmanın Yolları’.
Aldığı birçok kitabın yanına bunu da koydu ve eve gitti.Kitapları
okumak için sabırsızlanıyordu.Kırmızı kitaba göz gezdirirken elektrikler
gitti ve mum ışığında okumaya başladı.Birce okulda yapılan öykü yazma yarışmasında
dereceye girmişti ve ödülü bir haftalık” Allianoi (Alyanoi) Kurtarma Kazısı Alanı” gezisiydi.
Birce gezi günü erkenden uyanmıştı.Öğretmeni Sezin Hanım onları kazı alanına bırakıp
İzmir’e geri döndü.Kazı alanındakiler Birce ve arkadaşlarını çok sıcak karşıladılar.Herkes
odalarına yerleşti.Gilman ve Arzu kızlara kazı alanını gezdirdiler, akşam yemeği yediler sonra
odalarına çekildiler. Kaldıkları odanın yanında kemik odası vardı.Sevilay biraz korkmuştu ve
uyuyamamıştı.Dışarı çıkıp hava aldı, midesi bulanıyordu. Kahvaltıdan sonra Gilman Birce’ye
buranın eski bir sağlık merkezi olduğunu anlattı.Daha sonra tekerlek izinin olduğu bir taş
gösterdi.Öğle yemeği yediler, sohbet ettiler, kırmızı kapaklı kitabı okudular.Kitapta tekerlek
izinden bahsediyordu.Birce ve Gilman artık bir iz peşindeydi.Kitaba güveniyor ve kitaptaki
sözlerin şifre olduğunu düşünüyorlardı, gerçekten de öyleydi.
Gezinirken hamamda duran siyah taşın fotoğrafını çeken birini gördüler, gece onlarda
içeri girip bakacaktı.Işıl’a da gizemi anlattılar ve üçü tünele girdi.Tünelde Selo ve İbrahim
vardı.Onların amaçları elektromanyetik taşı ele geçirmekti.Kitapta Dolunay Masalcısının
verdiği ipuçlarıyla Allionoi’nin gizli geçitlerini ve su perisini buldular.Su perisinin karnındaki
deniz kabuğunu sağa çevirince birden her yer kaynar suyla doldu.Kırmızı kitabın aynısının su
perisinin kucağında olduğunu gördüler.Daha önceden buldukları taşı su perisine attılar ve
sular çekildi.Su kaynaklarını yönlendirmek isteyen güçlere engel oldular ve dünyanın
dengesini bozacak bir tehlikeyi de önlediler.

Yıllar sonra Gilman ünlü bir arkeolog
olmuştu ve bir söylencede bu hikayeyi
anlattı.Bir kız bunu bildiğini söyledi ve
Gilman annesinin adını sordu.Annesinin
adı Birce kızın adı ise Perisu idi.Gilman
Birce’ye bir efsane yazdı ve yanına da
bir not koydu vermesi için Perisu’yla
gönderdi.

Seza KURUKAFA

MERHABA SEVGİ
Ayla KUTLU
Ayla KUTLU ’ nun bu eserinde Anadolu’nun küçük bir köyünde yaşayan Sevgi adlı
küçük bir kız vardır.Bu kız hayvanları çok sever.Ve yemeği bile dahil her şeyini
hayvanlarla paylaşır.Bu kız anaokuluna başlar.Bir gün okul bir seyahat düzenler bu sırada
seyahate gittikleri otobüs karşıdan gelen bir kamyona çarpar ve kaza yapar bu kazada
Sevgi’nin kolu kırılır ve kolundaki sinirleri kırıldığı için kolu kesilir ve artık sevgi artık çolaktır.Ama
bu olayın üzerine Sevgi bir süre hayata küser.Bunun üzerine hastanenin baş hekimi Sevgi ile bir
konuşma yapar ve onun sosyal etkinliklere katılmasını ve sol kolla yemek yemeye,resim çizmeye
ve bunun tarzı şeyleri yapmaya alışmasını söyler.Bir süre sonra Sevgi ilk okula başlar.İlkokulda
yeni arkadaşlar edinir .Hastanenin baş hekiminin tayini çıkar bu nedenle hastaneye yeni bir baş
hekim gelir Sevgi bu başhekimle de kısa sürede tanışır .Hastanede bir hastabakıcı vardır ismi
Hatice’dir,Bu kadın sevgiyi tehdit eder ve kendi işlerini ona yaptırır.Sadece o değil hastanedeki
malları çalmasında da yardımcı olmasına zorlar.Daha sonra Hatice hanımın malları kaçırdığı
fark edilir.Bu nedenle Hatice hanım kaçar.
Sevgi’nin liseye başlamasına on gün kala sevginin Sarışık adlı ineği hamiledir.Ama
Sevgi’nin köyündeki hayvanlardan anlayan kişiler ne yapsalar da yavruyu kurtaramazlar.Sarışık’
ın içine bir ip sokarlar ve yavruyu böyle çıkarmaya çalışırlar ama yavruyu gene kurtaramazlar ve
yavruyu parçalayıp parça parça çıkarırlar.Bu olay Sevgi’yi o kadar çok etkiler ki hayvanlarla
ilgilenen bir meslek yok mu diye düşünür ve lisedeki matematik öğretmeniyle bu olayı paylaşır.
Matematik öğretmeni de onu veteriner olan bir arkadaşına götürür.Sevgi bunun üzerine veteriner
olmaya karar verir. Sevgi artık gelecekte ne olacağı konusunda çok kararlıdır. Büyüyünce
veteriner olacak ve hayvanlara yardım edecektir…

SEVGİ : Kitabın baş rolündeki kişi,hayvanları ve doğayı çok seviyor ve
veteriner olmak istiyor.
HATİCE TEYZE : Hastanede çalışan ve hastalara kötü davranan
bir hastabakıcı, Sevgi’yi kendi özel işlerinde kullanmaya çalışan kötü
birisi, aynı zamanda hırsızlık da yapıyor
BAŞHEKİM : Sevgi’ye iyileşmesinde yardım eden doktor
SARIŞIK : Sevgi’nin ineği

SÜTLAÇ : Sevgi’nin en iyi hayvan dostlarından biri aynı
zamanda Sevgi’nin kedisi.
MATEMATİK ÖĞRETMENİ:Sevgi’nin veteriner olma kararını
vermesinde büyük katkısı var.

****İnsanı ve insanlığı gerçekten seven kişiler, aynı zamanda
doğaya da saygı gösteren ve onu koruyan kişilerdir.Bu kitap
insanı,dünyayı daha doğrusu hayatı sevmemiz gerektiğini ve
hayattaki zorluklar içinde gene de bir yerlere gelmek ve bu
zorluklarla mücadele etmemiz gerektiğini anlatıyor.
Mert KAYABAŞI

DEMİR YOLU MEDENİYET YOLU
Hasret kavuşturan derler
Yol bitmez, özlem bitmez
Mutluluk taşır derler
Demir yolu medeniyet yolu
Gurbet Anadolu ‘dan
Yurt dışına göçtü diyorlar
Anadolu insanları
Demir yolu medeniyet yolu
Hasret kavuşturan geldi
Dert bitti, özlem bitti
Sevgi dolu mutluluk geldi.
Demir yolu medeniyet dolu
Selen AŞKUN

DİŞ HEKİMLİĞİNE YOLCULUK

Beni Geleceğime

Hazırlayacak Lise

Hayallerimdeki üniversiteye gidebilmek için yabancı dil ve diğer ders
eğitimlerinin daha zorlayıcı ve detaylı öğrenime olanak tanıyan bir anadolu lisesi
olacağına inanıyorum.İngilizce hazırlık sınıfı olan Kadıköy Anadolu Lisesi beni
hayallerime ulaştıracak lise olduğunu düşünüyorum.
Zevkle Çalışacağım İş
Küçüklüğümden beri çürük ve kötü görünüşlü dişlerden etkilenmişimdir.
İnsanlara yardımcı olmak ve güler yüzlü davranmak benim başlıca özelliğimdir.Bu
iki özelliğimi kullanarak diş hekimliğinde çok başarılı olacağımı düşünüyorum.
İnsanın zevk alacağı işi yapması, o işte daha başarılı olmasını sağlar.

Diş Hekimliği Fakültesi, ağız boşluğunun ve diş sağlığının korunması, diş
ve diş etleri hastalıklarının tedavisi, diş ve çene ameliyatları ile protez
yapımı konularında eğitim ve araştırma yapar. Bir diş hekimi hastaları ile iyi
ilişkiler kurabilmeli, onların güvenini kazanabilmelidir. Bunun için diş hekimi
olmayı düşünen bir kimsenin sabırlı, hoşgörülü, güler yüzlü olması ve
insanlara içten ilgi duyması gerekir.
Diş Hekimi olmak için İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nde
okumak ve beş yılda eğitimimi tamamlamak istiyorum.
Yapacağım iş benim için çok önemlidir çünkü hem kariyerim hem de
toplumdaki yerim açısından kendimi iyi hissettiğim işi yapmalıyım.İnsan
sevdiği işi yaparsa hem yorulmaz hem de mutlu olur.Bu mutluluğu
yaşarken aynı anda para kazanmanın çok keyifli olacağını
düşünüyorum.Ben de bu mutluluğu ve keyfi diş hekimliği ile yaşayacağımı
düşünüyorum.
Tekirdağ’da Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi açarak kendi işimi yapmak
istiyorum.Bunu yapmadan önce bu konuda Amerika’da kendimi geliştirmek
ve en son teknolojileri öğrenmek istiyorum.
Muhsin Efe KARATAŞ

TANITIM
ESER W.SHAKESPARE’İN
OLUP KOMEDİ HALİNDE
YENİDEN
DÜZENLENMİŞTİR .
DRAMATİK BİR AŞK
HİKAYESİNİN
MÜZİK VE DANSLA
HARMANLANDIĞI BU
ESERİ ‘’ANTİK TİYATRO’’
ADLI BİR EKİP
OYNAMAKTADIR.

SAHNE ARKASI
YAZAN VE YÖNETEN: Mehmet YILMAZSOY
DEKOR-IŞIK:Fatih YILMAZ
REJİ ASİSTANI:Yasemin ŞAHİN
KOSTÜM:Rüveyda YEŞİL
DANS: Serap GÖKÇE/Yasemin ŞAHİN

OYUNCU KADROSU
Burak Güray YAŞAR
Ezgi Duygu BEKDEMİR
Serkan GÜRBÜZ
Yasemin ŞAHİN
Serap GÖKÇE
Mehmet YILMAZSOY
Gürcan GÜLPINAR
Hamza BAL
Can YILMAZ

ESER

Oyunun konusu klasik Romeo ve juliet’ ten çok farklı
olmamakla birlikte günümüz komedisiyle daha da ilgi çekici hale
gelmiştir.
Yine de kısaca söz etmekte fayda vardır. Capuletler ve
Montagueler arasında yıllardır süren bir düşmanlık vardır.
Montagueler’in oğlu Romeo bir gün çağrıldığı bir şölene katılır.Bu
şölende Juliet adlı bir kızı görür ve ona aşık olur.Aynı şekilde kız
da ona aşık olmuştur.Ancak Juliet Capulet Ailesi’nden olduğu için
bu bir yasak aşktır.

Buna rağmen daha fazla dayanamazlar ve gizlice evlenirler.Ancak
durum düşündükleri gibi olmayacaktır. Montagueler’in oğlu Tybalt kız
kardeşinin evlendiğini duyup bunu engellemek ister ancak başarısız
olur.Romeo ve Juliet artık birbirleriye görüşememektedirler.

Bu durumun da çözümü vardır. Juliet’in dadısı bu iki deli aşığın elçisi
olmuştur artık. Romeo ve Juliet’in umutları tükenmiştir artık. Capuletler
Juliet’i Paris ile evlendirmeyi akıllarına koymuşlardır. Tabi ki Juliet buna
izin vermez ama işi işten geçmiştir artık. Bu arada Prens, Romeo’ya sürgün
cezası verir. Juliet, bilgi alabileceği tek kişi olan Rahip Lawrence’a gider ve
giderken ailesine günah çıkartmaya gittiği yalanını söyler. Rahip Lawrence,
Juliet’e son bir kavuşma umudu olduğunu söyler. Ona bir iksir verir ve bu
iksir onu iki gün ölü gibi gösterecektir. Böylece Juliet istemediği bir
evlilikten kurtulacaktır. Rahip Romeo’ya da bunları anlatan bir mektup
yazar ancak bu mektup ona zamanında ulaşamaz.
Romeo , Juliet’i bulabileceği umuduyla geri döner ancak Juliet’i ölü
olarak bulunca çılgına döner ve yüzüğündeki zehri içer.Bir süre sonra
uyanan Juliet ise onu görünce öpüp payını alır .

Ahmet Kaan ÖZNACAR

TREN
Trenlerimiz var yurdumuzda
Götürür bizi en uzak diyarlara
Mutlu eder bizleri
Neşelendirir hepimizi
Biter yol,
Sevdiklerimizle buluşunca
Geri gideriz
Mutlu olunca.
Demir yolu yurdun her yerinde
Hepimiz gezeriz trenle
Yol kısa gelir bizlere
Tren güzeldir bence…
Yankı ÖZTÜRK

ASLIMIZ
Çanakkale ne bir destan ne de bir masal … O bir yaşanmışlık, o bir
gerçek…İsimsiz kahramanların yattığı toprak…Bucak bucak yurdun her
köşesinden tek bir amaç uğrunda ölmeye gelenlerin vatanı….
18 Mart günü dayandığında kapıya , yurdun her köşesi doğusu batısı,
kuzeyi güneyi bir oldu.Tek yürek , tek can koştu Çanakkale’ye.İnsan için en
önemli olan canıdır ama onlar o canı Çanakkale’ de kaybedeceğini bile bile “
Vatan sağ olsun !” diyerek gittiler ardına bakmadan..
Onlar öyle gururlu ve onurluydular ki yüreklerine ateş topları saplansa
dahi yüzlerinde vatan uğruna can vermenin sevinci yansıyordu.
Bizler de bu aziz vatanı kimselere bırakmayacağız.Çanakkale bizim
aslımız, biz aslımızı unutmayacağız.

Ezgi DEMİRKAN

SİHİRLİ KELİME : MERHABA

Ne kadar süredir yürüdüğümü hiç bilmiyordum…Amaçsız bir şekilde bir sokaktan öbürüne ondan da
diğerine doğru ilerledim.Arkadaşlarımla yaşadığım tatsız tartışma sinirlerimi bozmuştu.Adeta hayata dair
her şeyden nefret ediyordum.
Bir banka oturdum.Köşedeki duvarın dibinde , kıyafetlerinden sokak çocuğu olduğunu tahmin ettiğim
küçük bir çocuk ,sessiz ve kesik kesik ağlıyordu.O anda kendi sorunlarımı unutup yanına koştum.Hafifçe
çömelip yüzümü onunla aynı hizaya getirdim.” merhaba !” dedim.”Ne oldu sana ?” Başını kaldırıp
masmavi gözleriyle bana baktı.”Merhaba…” dedi narin titrek bir sesle.Üşümüş görünüyordu.Kaşkolumu
ona sardım.”Aç mısın ?” diye sordum.Utangaç bir tavırla başını salladı.En yakındaki bakkaldan ona
birkaç küçük şey aldım.İnanılmaz bir iştahla hepsini silip süpürdü.Minnettar bir edayla bana
bakıyordu.”Bir şeyler daha ister misin ?” diye sordum.”Hayır, teşekkür ederim.”dedi suratında kocaman bir
gülümsemeyle …Onun yüzünün gülüyor olması beni de mutlu etmişti.

Bir süre küçük dostumla sohbet ettik.Ona ailesi ile İlgili sorular sorduğumda ilk önce
kaçamak cevaplar verdi.Ardından bana her şeyi anlattı. Hasta kardeşini , babasının
başka şehirlerde çalışmak zorunda olduğunu anlattı.Onu dinledikçe kendi sorunlarının
önemsizliğini kavradım.Ve bu küçük ufaklığın omuzlarıma binmiş ağır yükler beni çok
şaşırttı.Ayrıca bir sokak çocuğu olmadığını,onu seven bir ailesi olduğunu da öğrendim.
Tam gitmeye yeltendi ki cebine bir miktar para yerleştiriverdim.Almayı reddetti.O
küçük gözlerindeki ifade karşısında ürperdim.Büyük bir olgunlukla bana
bakıyordu.Parayı almaya gururunun elvermeyeceğini anladım ve ailesi için ekmek
,yoğurt ve benzeri yiyecekler alıp eline tutuşturdum.
Teşekkür etti ve ardından yürümeye başladı.Minicik ayaklarının asfaltta çıkardığı ses
beni hüzünlendirdi.Onu bir daha göremem artık,diye düşündüm.Ama öyle
olmadı.İlerleyen zamanlarda hep karşılaştık.Bir merhaba bana küçük bir dost
kazandırmıştı…

Asya AKTAŞ

BAŞARILI OLMANIN YOLLARI
 Başarılı olmuş insanların hayatları dikkatle incelendiğinde, planlı
bir yaşam ve sıradan bir hayat yaşamadıkları ilk göze çarpan
özelliktir.

 Ders çalışma süresini çok uzun tutmak öğrenmeyi olumsuz etkiler.
 Yorulmadan ara vermeyi öğrenmelisiniz.
 Başarıya giden ilk yol; kişinin kendisine söz geçirebilmesinden
geçer.
 Heyecana yer vermemeli tecrübeli insanların ve uzmanların
önerilerine kulak vermeli, istifade edilmelidir.
 Başarının yolu önce kişinin başarıya kendisini inandırmasıyla
mümkün olur.
 Hayvanı yaşatan iştah, insanı yaşatan ümit, milletleri yaşatan da
ideallerdir. Başarmak için ümitli olunmalı asla ve asla ümitsiz
olunmamalı.

BAŞARILI İNSAN;

BAŞARISIZ İNSAN;

 Başarılı insan; daima çözümün bir
parçasıdır.

 Başarısız insan; daima

 Başarılı insan; bir program
yapmıştır.

 Başarısız insan; devamlı
mazeret bulmuştur.

 Başarılı insan ;’işine yardım
edeyim der’

 Başarısız insan ; ‘bu benim
işim değil’ der.

 Başarılı insan; her soruna bir
çözüm bulmaya çalışır.

 Başarısız insan; her çözüme
bir sorun bulur.

 Başarılı insan ; ‘zor olabilir ama
imkansız değil’ der.

 Başarısız insan ; ‘mümkün
olabilir ama çok zor’ der

 Başarılı insan; en olumsuz anda
bile bir çıkış yolu bulur.

 Başarısız insan; en olumu
durumlarda bile engel bulur.

sorunun bir parçasıdır.

AYRILIRKEN…
Geride bıraktığımız ilköğretimin yerini
alacak yeni bir bilgi denizinde yolculuğumuzun başlamasına kısa
bir süre kaldı.Eminiz ki bu yolculuğunuzda da ; bize güven ,umut,
bilgi,dostluk, sevgi veren okulumuz GÖKTÜRK yine yanımızda
olacak.
Bizler de güzel bir yolculuktan sonra mutlu bir yüzle kıyıya
ulaşacağız.

Okulumuzdan ayrılırken ; içimizde yeni coşkular , heyecanlar,
açılmayı bekleyen tomurcuklar ve aynı zamanda da
öğretmenlerimizden ayrılacağımız için buruk bir üzüntü var.
2013 Mezunları…


Slide 6

GÖKTÜRK İLKOKULU
YIL : 3 SAYI : OCAK 2013

GÖKTÜRK İLKOKULU adına sahibi okul müdürü
İrfan PELİT
YAYIN KURULU
Baran UZUNGER
A.Ayça ZARASIZ
Nilhan SAĞNAK
Selen YILMAZ
C.Melis BULUT
İrem ERGİN
Yeliz AKAYDIN
Göksu TÜMER
Onur URAS
A.Kaan ÖZNACAR
DÜZENLEME
Fatma ZARARSIZ
İLETİŞİM
Ümit Mah.460.Sok.Nu : 4 Yenimahalle /ANKARA
Fax:0312 236 03 64
e-posta: 339002°meb.k12.tr
web: gokturkankara.meb.k12.tr
Tel : 0312 235 14 88
Bu dergi 13.01.2005 tarih 25699 sayılı resmi
gazetede yayınlanan MEB ilköğretim ve
ortaöğretim kurumları sosyal etkinlikler
yönetmeliğine uygun
olarak hazırlanmıştır.
Yazıların sorumluluğu yazarlara aittir.

“Hiçbir şeye ihtiyacımız
yok, yalnız bir şeye
ihtiyacımız vardır; çalışkan
olmak! “

Mustafa Kemal
ATATÜRK

SUNUŞ
RÖPORTAJ

“ Okul Müdürümüz İrfan PELİT”

BİYOGRAFİ

“ Mehmet Akif ERSOY”

YAZARLARIMIZDAN

“ Reşat Nuri GÜNTEKİN”

BİR YAZAR/ BİR ESER “ Mavisel YENER / MAVİ ZAMANLAR”
“ Ayla KUTLU / MİNİK SERÇE “
DİŞ HEKİMLİĞİNE YOLCULUK
DENEMELER, SÖYLEŞİLER

HİKAYELER, ŞİİRLER,TİYARO İZLENİMLERİ
AYRILIRKEN…
REHBERLİK KÖŞESİ

AHMET KAAN : Sayın müdürüm, öncelikle bizi makamınıza kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz.
Hoş geldiniz çocuklar.Nasıl gidiyor ,sınıfta durumlar nasıl?
AHMET KAAN : Teşekkürler… iyiyiz , SBS yaklaşıyor . Bu yüzden biraz heyecanlıyız.
Heyecanlanacak bir şey yok. Heyecanlanmazsanız daha iyi olur sizin için.
AHMET KAAN : Hocam, bazen heyecan daha iyi oluyor.
İyi olur da …Ucunu kaçırınca da olumsuz etki olabilir Siz yapabileceğinizi yapacaksınız.Gerisi gider kendi kendine.Elinizden geleni
yaptığınızdan emin olmanız yeterli.Evet, sizleri dinliyorum.
AHMET KAAN : Hocam ,bize kendinizi tanıtır mısınız?
Ben , İrfan PELİT . Gümüşhaneliyim ,1957 doğumluyum.Önce öğretmenlik sonra müdür yardımcılığı sonra da müdürlük yaptım.17
yıldır müdür olarak görevimi yapıyorum.
İREM : Şu anda müdür olmasaydınız ne olmak isterdiniz ?
Müdür olmasaydım yine öğretmen olmak isterdim.

ONUR : Hocam daha önce çalıştığınız okullarda ne gibi farklılıklar gözlemlediniz?
Daha önceki okullardan buranın farkı şöyle ki; Anadolu’ nun çeşitli bölgelerinde görev yaptım.Her çalıştığım
okulun öğrenci kadrosu farklı idi. Muş ‘ta başlayan öğretmenlik hayatım Gümüşhane,Diyarbakır, Çanakkale ve
sonrada Ankara illerinde devam etti. Yenimahalle Kent Kop İlköğretim Okulunda idarecilik görevim başladı. Aynı
okulda müdür yardımcılığı ve müdür vekilliği yaptıktan sonra Ziya Gökalp İlköğretim Okuluna müdür olarak
atandım. Ankara Batıkent’te , Ankara ‘da Refika Aksoy İlköğretim Okulunda 9 yıl görev yaptım.Oradan Göktürk
İlköğretim Okuluna geldim ,buradan da emekli olacağım.
Farklı bölgelerde çalıştığım dikkate alındığında ; oradaki öğrenciler ile buradakilerin maddi durumları ve kültürel
birikimlerinin aynı olmadığını söyleyebilirim. Buradaki öğrencilerin maddi durumları daha iyi.Ama orada
bulduğum samimiyeti orada bulmak zor .Ayrıca bazıları da sıkıntılıydı.Kötü alışkanlıkları vardı, fark bu.
Örneğin Refika Aksoy İlköğretim Okulu …Orası 1500 kişiydi, kalabalıktı.Başarı olarak şu anda da Refika Aksoy
başarılı. Buradaki öğrencilerin başarı potansiyelli de yüksek.
Herkesi seviyorum fakat bizi yanlış tanıdılar; futbol yasaklanması sizler tarafından olumsuz karşılandı.Futbol
için sahanın yetersiz olması, teneffüste bahçenin kalabalık olması nedeni ile futbol yasaklandı. Salonda da futbol
oynayabilirsiniz.
ONUR : Hocam, geçen yıl öğle teneffüsleri spor salonu açık oluyordu. Bu sene bu uygulamayı
görmedik genellikle spor salonu kapalı oluyor.
Bu sene o uygulamayı iptal ettik çünkü arkadaşlarınıza zarar geliyor. Sadece sizler olsanız
neyse …Allah korusun orada demir potalar var; birine bir şey olursa üzülürüz ..Şimdi eskisi gibi
değil,direk okul müdürü suçlanıyor.
Ben ; siz öğrencilere ,her sınıfa, her kişiye, her biriye elimden geleni yapmaya çalışıyorum . Sosyal
, kültürel mümkün olabilecek her şeyi isteyebilirsiniz samimi ve dürüst olarak.

GÖKSU : Mesleğinizde edindiğiniz tecrübe ve deneyimlere dayanarak biz öğrencilere
verebileceğiniz tavsiyeler neler?
Öncellikle ben kendi düşüncelerimi söyleyeyim :Her birey ,her fert dürüst ve ahlaklı
olmalı.Dürüst ve ahlaklı olursa bir insanın, davranışlarıyla zaten dürüst olan kişinin,kişiliği
oturmuştur.O kişiye ders çalış da demezsin , şunu da yapma da demezsin çünkü o kişi ne
yapacağını bilir.
Neye mal olursa olsun yalan söylemeyin .Herkes hata yapar,önemli olan yapılan hatanın kasıtlı
olmamamsı bir de iyi dost hatayı kişinin yüzüne söyleyendir.Ben bir hata yapmışsam ,sen bunu
bana diyebilirsin. İrfan Bey ,bu iş böyle olmamalı diyebilirsin .Bir iş olmadı,bu iş yanlış denildiği
zaman önerisiyle gelmen gerekir ,şeklinde diyebilirsin; ben eleştiriye açığım.
UTKU : Mesleğinizin zor yanları nelerdir ?
Mesleğimin zor yanı nasıl söyleyeyim,beni tanısaydınız daha rahat ifade edebilirdim.Ekip olarak
çalıştığım kişilerle anlaşmak,bölge insanını tanımak ,iletişimi kolaylaştırmak gibi konularda zaman zaman
sıkıntı oluyor.
YELİZ : Son olarak biz öğlecilerden neler bekliyorsunuz ?
Siz öğrencilerden beklentilerimiz nelerdir? Başarılı olmanızdır.Sizin başarılarınız okula ve çevreye
yansıyor.Mesela toplantılara katılıyoruz okul dışında.Göktürk İlkokulu şöyle başarılıdır dendiğinde çok
mutlu oluyorum o zaman.Sizlere saygı duyuyorum, önünüzü açmak istiyorum. Elimden geldiğince sizlerin
isteklerinizi yerine getirmeye çalışıyorum.İstiyorum ki sizler her konuda başarılı olasınız.Okulu nasıl
önemsediğinizi bilelim.
Ayda bir Seviye Tespit Sınavı olmasını istiyoruz ama maddi sıkıntılar var, sistem buna yeterli olmuyor .

AHMET KAAN : Bizleri kabul ettiğiniz ve sorularımızı samimiyetle cevapladığınız
için arkadaşlarımız adına teşekkür ediyoruz.
Ahmet Kaan ÖZNACAR , Göksu TÜMER,
Mihriban İrem ERGİN Onur URAS,
Utku GÖKÇEN, Yeliz AKAYDIN

REŞAT NURİ GÜNTEKİN
(25 KASIM 1889 - 7 ARALIK 1956)
1889'da İstanbul’un Üsküdar ilçesinde dünyaya geldi. Babası, askeri tabip Nuri
Bey, annesi Erzincan valisi Yaver Paşa'nın kızı Lütfiye Hanım'dır. Reşide adlı kız
kardeşi çok genç yaşta hayatını kaybetti, tek çocuk olarak büyüdü.Babası askeri
doktor olduğu için öğrenim hayatı boyunca birçok il gezen Reşat Nuri, ilköğrenimine
Çanakkale 'de başladı. Çocukluk yıllarında dinlediği Fatma Aliye Hanım’ın ‘‘Udi’’
isimli romanı hayatına iz bırakıp,sanata heveslendiren eserleri arasına girdi.
Babasının Çanakkale’deki evlerinde zengin bir kütüphanesinin olması onu kitaplara
iten ve yazı yazma kültürünün gelişmesini sağlayan bir araç oldu.Öğrenimini yirmi üç
yaşında bitirmiştir.1927'ye kadar Bursa ve İstanbul’da çeşitli okullarda Fransızca
,Türkçe öğretmeni ve müdür olarak görev yaptı. 1927’de Erenköy Lisesi’nden yeni
mezun olan öğrencisi Hadiye Hanım ile evlendi.Öğretmenlik mesleğinin yanı sıra
edebiyatla uğraşan Reşat Nuri, Halit Ziya’nın eserlerinden aldığı ilhamla hikâye
yazma hevesi duymaktaydı. Daha sonra tiyatro edebiyatını benimseyerek bir tiyatro
yazarı olmak için uğraştı. Yazı hayatına 1.Dünya Savaşı sonlarında başladı.
Başlangıçta “Eski Ahbap” (1917) gibi uzun hikayeler, “Hançer”(1920) ve “Eski Rüya”
(1922) gibi sahne eserleri, “Gizli El” (1924) gibi romanlar yazan, tiyatro eleştiri ve
araştırmaları yayınlayan sanatçı “Çalıkuşu” adlı romanının 1922’de Vakit
Gazetesinde tefrika edilmesiyle şöhrete kavuştu. Güntekin'e akciğer kanseri teşhisi
konulduktan sonra tedavisi için Londra'ya gitti ve orada hastalığına yenik düşerek
öldü. 13 Aralık 1956 günü, Karacaahmet Mezarlığı'na gömüldü. Levent’te oturduğu
sokağa “Çalıkuşu” ismi,Kadıköy’de ve İzmir’de bir ilköğretim okuluna ve Fatih’te bir
tiyatro sahnesine Reşat Nuri Güntekin ismi verilmiştir.

Yazar, öykü, roman ve oyunlarıyla edebiyatımızda önemli bir yere sahiptir.
Kahramanları genelde tek yönlüdür. Olay kahramanlarını çevreyle birlikte verir.
Anadolu insanını iyi tanıdığı eserlerinden anlaşılır. Bazı eserlerinde genç
cumhuriyetin toplumsal ideallerini işlemiştir. Reşat Nuri GÜNTEKİN eserlerine
konuşma dilinin zenginliğini zorlanmadan yansıtır.
Reşat Nuri GÜNTEKİN, Cumhuriyet dönemi edebiyatında önemli bir yeri olan
Çalıkuşu, Yeşil Gece ve Anadolu Notları gibi önemli eserlere imza atmış
romancı, öykücü ve oyun yazarıdır.
‘‘Acımak’’ romanı bize hayat dersi vermekle birlikte o zamanki durumu da
göz önüne sermektedir. Kitap oldukça sürükleyici olup sıkmamaktadır. Yazar
kitaplarında daha çok kadın, çocuk, aile ve ahlâk meseleleri üzerinde
durmuştur.
Kitabın başlığı ve içeriği arasındaki bağlantı: Zehra Hanımın, babası
öldükten sonra acıma duygusuna sahip olması.
İrem ERGİN

MAVİSEL YENER’İN HAYATI

1984’de Ege Üniversitesi Diş
Hekimliği Fakültesinden mezun oldu.Öykü, masal,
köşe yazısı ve eleştiri yazıları 1978’den bu yana
gazete ve dergilerde yayımlanıyor. Şiir, öykü, masal,
tiyatro oyunu, roman türlerinde pek çok eser
verdi.Bugüne kadar yayımlanmış kırktan fazla çocuk
kitabı vardır.İki yıl süreyle Gazete Ege’de çocuk
sayfası hazırladı.Haber Ekspres gazetesinin çocuk
sayfasında köşe yazarlığı yaptı. Varlık, Virgül,
Edebiyat Eleştiri gibi yazın dergilerinde öykü ve
yazıları yayımlandı.

TRT İzmir Radyosu’ nda iki yıl süreyle Mavi Mektuplar isimli köşeyi hazırlayıp
sundu.İki yazar arkadaşıyla birlikte kaleme aldığı Mor Gece Mavi Gün isimli çocuk
oyunu Ankara Devlet Tiyatrosu’nda 2007 yılında sahnelendi.
Edebiyatçılar Derneği, Yazarlar Sendikası, Dil Derneği ve P.E.N. Yazarlar
Derneği’ nin üyesidir.Yazar, genel merkezi İzmir’de olan AIDS ile Mücadele
Derneği’nin yönetim kurulu üyesidir.Uyuşturucu ve AIDS konusunda eğitimci
eğitmeni olarak çalışmaktadır.Çocuk yazını alanında atölye eğitmenliği de
yapıyor.Mavisel Yener’in kitapları başka dillere de çevriliyor, dünya çocuklarıyla
buluşuyor.Ondan fazla ödülü vardır.
Yener, eserlerinde çocuk sevgisini, çocukların çocukluklarını yaşamalarını, her
koşulda sevinmeleri gerektiğini vurguluyor.
"

MAVİ

ZAMANLAR

Birce evlerinin yakınındaki kitapçıya girdi.Yedinci sınıf ders
kitaplarını verip onların yerine tatilde okuyacak kitaplar alacaktı.
Gözü birden bir kitaba takıldı.‘Gizli Geçitleri Bulmanın Yolları’.
Aldığı birçok kitabın yanına bunu da koydu ve eve gitti.Kitapları
okumak için sabırsızlanıyordu.Kırmızı kitaba göz gezdirirken elektrikler
gitti ve mum ışığında okumaya başladı.Birce okulda yapılan öykü yazma yarışmasında
dereceye girmişti ve ödülü bir haftalık” Allianoi (Alyanoi) Kurtarma Kazısı Alanı” gezisiydi.
Birce gezi günü erkenden uyanmıştı.Öğretmeni Sezin Hanım onları kazı alanına bırakıp
İzmir’e geri döndü.Kazı alanındakiler Birce ve arkadaşlarını çok sıcak karşıladılar.Herkes
odalarına yerleşti.Gilman ve Arzu kızlara kazı alanını gezdirdiler, akşam yemeği yediler sonra
odalarına çekildiler. Kaldıkları odanın yanında kemik odası vardı.Sevilay biraz korkmuştu ve
uyuyamamıştı.Dışarı çıkıp hava aldı, midesi bulanıyordu. Kahvaltıdan sonra Gilman Birce’ye
buranın eski bir sağlık merkezi olduğunu anlattı.Daha sonra tekerlek izinin olduğu bir taş
gösterdi.Öğle yemeği yediler, sohbet ettiler, kırmızı kapaklı kitabı okudular.Kitapta tekerlek
izinden bahsediyordu.Birce ve Gilman artık bir iz peşindeydi.Kitaba güveniyor ve kitaptaki
sözlerin şifre olduğunu düşünüyorlardı, gerçekten de öyleydi.
Gezinirken hamamda duran siyah taşın fotoğrafını çeken birini gördüler, gece onlarda
içeri girip bakacaktı.Işıl’a da gizemi anlattılar ve üçü tünele girdi.Tünelde Selo ve İbrahim
vardı.Onların amaçları elektromanyetik taşı ele geçirmekti.Kitapta Dolunay Masalcısının
verdiği ipuçlarıyla Allionoi’nin gizli geçitlerini ve su perisini buldular.Su perisinin karnındaki
deniz kabuğunu sağa çevirince birden her yer kaynar suyla doldu.Kırmızı kitabın aynısının su
perisinin kucağında olduğunu gördüler.Daha önceden buldukları taşı su perisine attılar ve
sular çekildi.Su kaynaklarını yönlendirmek isteyen güçlere engel oldular ve dünyanın
dengesini bozacak bir tehlikeyi de önlediler.

Yıllar sonra Gilman ünlü bir arkeolog
olmuştu ve bir söylencede bu hikayeyi
anlattı.Bir kız bunu bildiğini söyledi ve
Gilman annesinin adını sordu.Annesinin
adı Birce kızın adı ise Perisu idi.Gilman
Birce’ye bir efsane yazdı ve yanına da
bir not koydu vermesi için Perisu’yla
gönderdi.

Seza KURUKAFA

MERHABA SEVGİ
Ayla KUTLU
Ayla KUTLU ’ nun bu eserinde Anadolu’nun küçük bir köyünde yaşayan Sevgi adlı
küçük bir kız vardır.Bu kız hayvanları çok sever.Ve yemeği bile dahil her şeyini
hayvanlarla paylaşır.Bu kız anaokuluna başlar.Bir gün okul bir seyahat düzenler bu sırada
seyahate gittikleri otobüs karşıdan gelen bir kamyona çarpar ve kaza yapar bu kazada
Sevgi’nin kolu kırılır ve kolundaki sinirleri kırıldığı için kolu kesilir ve artık sevgi artık çolaktır.Ama
bu olayın üzerine Sevgi bir süre hayata küser.Bunun üzerine hastanenin baş hekimi Sevgi ile bir
konuşma yapar ve onun sosyal etkinliklere katılmasını ve sol kolla yemek yemeye,resim çizmeye
ve bunun tarzı şeyleri yapmaya alışmasını söyler.Bir süre sonra Sevgi ilk okula başlar.İlkokulda
yeni arkadaşlar edinir .Hastanenin baş hekiminin tayini çıkar bu nedenle hastaneye yeni bir baş
hekim gelir Sevgi bu başhekimle de kısa sürede tanışır .Hastanede bir hastabakıcı vardır ismi
Hatice’dir,Bu kadın sevgiyi tehdit eder ve kendi işlerini ona yaptırır.Sadece o değil hastanedeki
malları çalmasında da yardımcı olmasına zorlar.Daha sonra Hatice hanımın malları kaçırdığı
fark edilir.Bu nedenle Hatice hanım kaçar.
Sevgi’nin liseye başlamasına on gün kala sevginin Sarışık adlı ineği hamiledir.Ama
Sevgi’nin köyündeki hayvanlardan anlayan kişiler ne yapsalar da yavruyu kurtaramazlar.Sarışık’
ın içine bir ip sokarlar ve yavruyu böyle çıkarmaya çalışırlar ama yavruyu gene kurtaramazlar ve
yavruyu parçalayıp parça parça çıkarırlar.Bu olay Sevgi’yi o kadar çok etkiler ki hayvanlarla
ilgilenen bir meslek yok mu diye düşünür ve lisedeki matematik öğretmeniyle bu olayı paylaşır.
Matematik öğretmeni de onu veteriner olan bir arkadaşına götürür.Sevgi bunun üzerine veteriner
olmaya karar verir. Sevgi artık gelecekte ne olacağı konusunda çok kararlıdır. Büyüyünce
veteriner olacak ve hayvanlara yardım edecektir…

SEVGİ : Kitabın baş rolündeki kişi,hayvanları ve doğayı çok seviyor ve
veteriner olmak istiyor.
HATİCE TEYZE : Hastanede çalışan ve hastalara kötü davranan
bir hastabakıcı, Sevgi’yi kendi özel işlerinde kullanmaya çalışan kötü
birisi, aynı zamanda hırsızlık da yapıyor
BAŞHEKİM : Sevgi’ye iyileşmesinde yardım eden doktor
SARIŞIK : Sevgi’nin ineği

SÜTLAÇ : Sevgi’nin en iyi hayvan dostlarından biri aynı
zamanda Sevgi’nin kedisi.
MATEMATİK ÖĞRETMENİ:Sevgi’nin veteriner olma kararını
vermesinde büyük katkısı var.

****İnsanı ve insanlığı gerçekten seven kişiler, aynı zamanda
doğaya da saygı gösteren ve onu koruyan kişilerdir.Bu kitap
insanı,dünyayı daha doğrusu hayatı sevmemiz gerektiğini ve
hayattaki zorluklar içinde gene de bir yerlere gelmek ve bu
zorluklarla mücadele etmemiz gerektiğini anlatıyor.
Mert KAYABAŞI

DEMİR YOLU MEDENİYET YOLU
Hasret kavuşturan derler
Yol bitmez, özlem bitmez
Mutluluk taşır derler
Demir yolu medeniyet yolu
Gurbet Anadolu ‘dan
Yurt dışına göçtü diyorlar
Anadolu insanları
Demir yolu medeniyet yolu
Hasret kavuşturan geldi
Dert bitti, özlem bitti
Sevgi dolu mutluluk geldi.
Demir yolu medeniyet dolu
Selen AŞKUN

DİŞ HEKİMLİĞİNE YOLCULUK

Beni Geleceğime

Hazırlayacak Lise

Hayallerimdeki üniversiteye gidebilmek için yabancı dil ve diğer ders
eğitimlerinin daha zorlayıcı ve detaylı öğrenime olanak tanıyan bir anadolu lisesi
olacağına inanıyorum.İngilizce hazırlık sınıfı olan Kadıköy Anadolu Lisesi beni
hayallerime ulaştıracak lise olduğunu düşünüyorum.
Zevkle Çalışacağım İş
Küçüklüğümden beri çürük ve kötü görünüşlü dişlerden etkilenmişimdir.
İnsanlara yardımcı olmak ve güler yüzlü davranmak benim başlıca özelliğimdir.Bu
iki özelliğimi kullanarak diş hekimliğinde çok başarılı olacağımı düşünüyorum.
İnsanın zevk alacağı işi yapması, o işte daha başarılı olmasını sağlar.

Diş Hekimliği Fakültesi, ağız boşluğunun ve diş sağlığının korunması, diş
ve diş etleri hastalıklarının tedavisi, diş ve çene ameliyatları ile protez
yapımı konularında eğitim ve araştırma yapar. Bir diş hekimi hastaları ile iyi
ilişkiler kurabilmeli, onların güvenini kazanabilmelidir. Bunun için diş hekimi
olmayı düşünen bir kimsenin sabırlı, hoşgörülü, güler yüzlü olması ve
insanlara içten ilgi duyması gerekir.
Diş Hekimi olmak için İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nde
okumak ve beş yılda eğitimimi tamamlamak istiyorum.
Yapacağım iş benim için çok önemlidir çünkü hem kariyerim hem de
toplumdaki yerim açısından kendimi iyi hissettiğim işi yapmalıyım.İnsan
sevdiği işi yaparsa hem yorulmaz hem de mutlu olur.Bu mutluluğu
yaşarken aynı anda para kazanmanın çok keyifli olacağını
düşünüyorum.Ben de bu mutluluğu ve keyfi diş hekimliği ile yaşayacağımı
düşünüyorum.
Tekirdağ’da Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi açarak kendi işimi yapmak
istiyorum.Bunu yapmadan önce bu konuda Amerika’da kendimi geliştirmek
ve en son teknolojileri öğrenmek istiyorum.
Muhsin Efe KARATAŞ

TANITIM
ESER W.SHAKESPARE’İN
OLUP KOMEDİ HALİNDE
YENİDEN
DÜZENLENMİŞTİR .
DRAMATİK BİR AŞK
HİKAYESİNİN
MÜZİK VE DANSLA
HARMANLANDIĞI BU
ESERİ ‘’ANTİK TİYATRO’’
ADLI BİR EKİP
OYNAMAKTADIR.

SAHNE ARKASI
YAZAN VE YÖNETEN: Mehmet YILMAZSOY
DEKOR-IŞIK:Fatih YILMAZ
REJİ ASİSTANI:Yasemin ŞAHİN
KOSTÜM:Rüveyda YEŞİL
DANS: Serap GÖKÇE/Yasemin ŞAHİN

OYUNCU KADROSU
Burak Güray YAŞAR
Ezgi Duygu BEKDEMİR
Serkan GÜRBÜZ
Yasemin ŞAHİN
Serap GÖKÇE
Mehmet YILMAZSOY
Gürcan GÜLPINAR
Hamza BAL
Can YILMAZ

ESER

Oyunun konusu klasik Romeo ve juliet’ ten çok farklı
olmamakla birlikte günümüz komedisiyle daha da ilgi çekici hale
gelmiştir.
Yine de kısaca söz etmekte fayda vardır. Capuletler ve
Montagueler arasında yıllardır süren bir düşmanlık vardır.
Montagueler’in oğlu Romeo bir gün çağrıldığı bir şölene katılır.Bu
şölende Juliet adlı bir kızı görür ve ona aşık olur.Aynı şekilde kız
da ona aşık olmuştur.Ancak Juliet Capulet Ailesi’nden olduğu için
bu bir yasak aşktır.

Buna rağmen daha fazla dayanamazlar ve gizlice evlenirler.Ancak
durum düşündükleri gibi olmayacaktır. Montagueler’in oğlu Tybalt kız
kardeşinin evlendiğini duyup bunu engellemek ister ancak başarısız
olur.Romeo ve Juliet artık birbirleriye görüşememektedirler.

Bu durumun da çözümü vardır. Juliet’in dadısı bu iki deli aşığın elçisi
olmuştur artık. Romeo ve Juliet’in umutları tükenmiştir artık. Capuletler
Juliet’i Paris ile evlendirmeyi akıllarına koymuşlardır. Tabi ki Juliet buna
izin vermez ama işi işten geçmiştir artık. Bu arada Prens, Romeo’ya sürgün
cezası verir. Juliet, bilgi alabileceği tek kişi olan Rahip Lawrence’a gider ve
giderken ailesine günah çıkartmaya gittiği yalanını söyler. Rahip Lawrence,
Juliet’e son bir kavuşma umudu olduğunu söyler. Ona bir iksir verir ve bu
iksir onu iki gün ölü gibi gösterecektir. Böylece Juliet istemediği bir
evlilikten kurtulacaktır. Rahip Romeo’ya da bunları anlatan bir mektup
yazar ancak bu mektup ona zamanında ulaşamaz.
Romeo , Juliet’i bulabileceği umuduyla geri döner ancak Juliet’i ölü
olarak bulunca çılgına döner ve yüzüğündeki zehri içer.Bir süre sonra
uyanan Juliet ise onu görünce öpüp payını alır .

Ahmet Kaan ÖZNACAR

TREN
Trenlerimiz var yurdumuzda
Götürür bizi en uzak diyarlara
Mutlu eder bizleri
Neşelendirir hepimizi
Biter yol,
Sevdiklerimizle buluşunca
Geri gideriz
Mutlu olunca.
Demir yolu yurdun her yerinde
Hepimiz gezeriz trenle
Yol kısa gelir bizlere
Tren güzeldir bence…
Yankı ÖZTÜRK

ASLIMIZ
Çanakkale ne bir destan ne de bir masal … O bir yaşanmışlık, o bir
gerçek…İsimsiz kahramanların yattığı toprak…Bucak bucak yurdun her
köşesinden tek bir amaç uğrunda ölmeye gelenlerin vatanı….
18 Mart günü dayandığında kapıya , yurdun her köşesi doğusu batısı,
kuzeyi güneyi bir oldu.Tek yürek , tek can koştu Çanakkale’ye.İnsan için en
önemli olan canıdır ama onlar o canı Çanakkale’ de kaybedeceğini bile bile “
Vatan sağ olsun !” diyerek gittiler ardına bakmadan..
Onlar öyle gururlu ve onurluydular ki yüreklerine ateş topları saplansa
dahi yüzlerinde vatan uğruna can vermenin sevinci yansıyordu.
Bizler de bu aziz vatanı kimselere bırakmayacağız.Çanakkale bizim
aslımız, biz aslımızı unutmayacağız.

Ezgi DEMİRKAN

SİHİRLİ KELİME : MERHABA

Ne kadar süredir yürüdüğümü hiç bilmiyordum…Amaçsız bir şekilde bir sokaktan öbürüne ondan da
diğerine doğru ilerledim.Arkadaşlarımla yaşadığım tatsız tartışma sinirlerimi bozmuştu.Adeta hayata dair
her şeyden nefret ediyordum.
Bir banka oturdum.Köşedeki duvarın dibinde , kıyafetlerinden sokak çocuğu olduğunu tahmin ettiğim
küçük bir çocuk ,sessiz ve kesik kesik ağlıyordu.O anda kendi sorunlarımı unutup yanına koştum.Hafifçe
çömelip yüzümü onunla aynı hizaya getirdim.” merhaba !” dedim.”Ne oldu sana ?” Başını kaldırıp
masmavi gözleriyle bana baktı.”Merhaba…” dedi narin titrek bir sesle.Üşümüş görünüyordu.Kaşkolumu
ona sardım.”Aç mısın ?” diye sordum.Utangaç bir tavırla başını salladı.En yakındaki bakkaldan ona
birkaç küçük şey aldım.İnanılmaz bir iştahla hepsini silip süpürdü.Minnettar bir edayla bana
bakıyordu.”Bir şeyler daha ister misin ?” diye sordum.”Hayır, teşekkür ederim.”dedi suratında kocaman bir
gülümsemeyle …Onun yüzünün gülüyor olması beni de mutlu etmişti.

Bir süre küçük dostumla sohbet ettik.Ona ailesi ile İlgili sorular sorduğumda ilk önce
kaçamak cevaplar verdi.Ardından bana her şeyi anlattı. Hasta kardeşini , babasının
başka şehirlerde çalışmak zorunda olduğunu anlattı.Onu dinledikçe kendi sorunlarının
önemsizliğini kavradım.Ve bu küçük ufaklığın omuzlarıma binmiş ağır yükler beni çok
şaşırttı.Ayrıca bir sokak çocuğu olmadığını,onu seven bir ailesi olduğunu da öğrendim.
Tam gitmeye yeltendi ki cebine bir miktar para yerleştiriverdim.Almayı reddetti.O
küçük gözlerindeki ifade karşısında ürperdim.Büyük bir olgunlukla bana
bakıyordu.Parayı almaya gururunun elvermeyeceğini anladım ve ailesi için ekmek
,yoğurt ve benzeri yiyecekler alıp eline tutuşturdum.
Teşekkür etti ve ardından yürümeye başladı.Minicik ayaklarının asfaltta çıkardığı ses
beni hüzünlendirdi.Onu bir daha göremem artık,diye düşündüm.Ama öyle
olmadı.İlerleyen zamanlarda hep karşılaştık.Bir merhaba bana küçük bir dost
kazandırmıştı…

Asya AKTAŞ

BAŞARILI OLMANIN YOLLARI
 Başarılı olmuş insanların hayatları dikkatle incelendiğinde, planlı
bir yaşam ve sıradan bir hayat yaşamadıkları ilk göze çarpan
özelliktir.

 Ders çalışma süresini çok uzun tutmak öğrenmeyi olumsuz etkiler.
 Yorulmadan ara vermeyi öğrenmelisiniz.
 Başarıya giden ilk yol; kişinin kendisine söz geçirebilmesinden
geçer.
 Heyecana yer vermemeli tecrübeli insanların ve uzmanların
önerilerine kulak vermeli, istifade edilmelidir.
 Başarının yolu önce kişinin başarıya kendisini inandırmasıyla
mümkün olur.
 Hayvanı yaşatan iştah, insanı yaşatan ümit, milletleri yaşatan da
ideallerdir. Başarmak için ümitli olunmalı asla ve asla ümitsiz
olunmamalı.

BAŞARILI İNSAN;

BAŞARISIZ İNSAN;

 Başarılı insan; daima çözümün bir
parçasıdır.

 Başarısız insan; daima

 Başarılı insan; bir program
yapmıştır.

 Başarısız insan; devamlı
mazeret bulmuştur.

 Başarılı insan ;’işine yardım
edeyim der’

 Başarısız insan ; ‘bu benim
işim değil’ der.

 Başarılı insan; her soruna bir
çözüm bulmaya çalışır.

 Başarısız insan; her çözüme
bir sorun bulur.

 Başarılı insan ; ‘zor olabilir ama
imkansız değil’ der.

 Başarısız insan ; ‘mümkün
olabilir ama çok zor’ der

 Başarılı insan; en olumsuz anda
bile bir çıkış yolu bulur.

 Başarısız insan; en olumu
durumlarda bile engel bulur.

sorunun bir parçasıdır.

AYRILIRKEN…
Geride bıraktığımız ilköğretimin yerini
alacak yeni bir bilgi denizinde yolculuğumuzun başlamasına kısa
bir süre kaldı.Eminiz ki bu yolculuğunuzda da ; bize güven ,umut,
bilgi,dostluk, sevgi veren okulumuz GÖKTÜRK yine yanımızda
olacak.
Bizler de güzel bir yolculuktan sonra mutlu bir yüzle kıyıya
ulaşacağız.

Okulumuzdan ayrılırken ; içimizde yeni coşkular , heyecanlar,
açılmayı bekleyen tomurcuklar ve aynı zamanda da
öğretmenlerimizden ayrılacağımız için buruk bir üzüntü var.
2013 Mezunları…


Slide 7

GÖKTÜRK İLKOKULU
YIL : 3 SAYI : OCAK 2013

GÖKTÜRK İLKOKULU adına sahibi okul müdürü
İrfan PELİT
YAYIN KURULU
Baran UZUNGER
A.Ayça ZARASIZ
Nilhan SAĞNAK
Selen YILMAZ
C.Melis BULUT
İrem ERGİN
Yeliz AKAYDIN
Göksu TÜMER
Onur URAS
A.Kaan ÖZNACAR
DÜZENLEME
Fatma ZARARSIZ
İLETİŞİM
Ümit Mah.460.Sok.Nu : 4 Yenimahalle /ANKARA
Fax:0312 236 03 64
e-posta: 339002°meb.k12.tr
web: gokturkankara.meb.k12.tr
Tel : 0312 235 14 88
Bu dergi 13.01.2005 tarih 25699 sayılı resmi
gazetede yayınlanan MEB ilköğretim ve
ortaöğretim kurumları sosyal etkinlikler
yönetmeliğine uygun
olarak hazırlanmıştır.
Yazıların sorumluluğu yazarlara aittir.

“Hiçbir şeye ihtiyacımız
yok, yalnız bir şeye
ihtiyacımız vardır; çalışkan
olmak! “

Mustafa Kemal
ATATÜRK

SUNUŞ
RÖPORTAJ

“ Okul Müdürümüz İrfan PELİT”

BİYOGRAFİ

“ Mehmet Akif ERSOY”

YAZARLARIMIZDAN

“ Reşat Nuri GÜNTEKİN”

BİR YAZAR/ BİR ESER “ Mavisel YENER / MAVİ ZAMANLAR”
“ Ayla KUTLU / MİNİK SERÇE “
DİŞ HEKİMLİĞİNE YOLCULUK
DENEMELER, SÖYLEŞİLER

HİKAYELER, ŞİİRLER,TİYARO İZLENİMLERİ
AYRILIRKEN…
REHBERLİK KÖŞESİ

AHMET KAAN : Sayın müdürüm, öncelikle bizi makamınıza kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz.
Hoş geldiniz çocuklar.Nasıl gidiyor ,sınıfta durumlar nasıl?
AHMET KAAN : Teşekkürler… iyiyiz , SBS yaklaşıyor . Bu yüzden biraz heyecanlıyız.
Heyecanlanacak bir şey yok. Heyecanlanmazsanız daha iyi olur sizin için.
AHMET KAAN : Hocam, bazen heyecan daha iyi oluyor.
İyi olur da …Ucunu kaçırınca da olumsuz etki olabilir Siz yapabileceğinizi yapacaksınız.Gerisi gider kendi kendine.Elinizden geleni
yaptığınızdan emin olmanız yeterli.Evet, sizleri dinliyorum.
AHMET KAAN : Hocam ,bize kendinizi tanıtır mısınız?
Ben , İrfan PELİT . Gümüşhaneliyim ,1957 doğumluyum.Önce öğretmenlik sonra müdür yardımcılığı sonra da müdürlük yaptım.17
yıldır müdür olarak görevimi yapıyorum.
İREM : Şu anda müdür olmasaydınız ne olmak isterdiniz ?
Müdür olmasaydım yine öğretmen olmak isterdim.

ONUR : Hocam daha önce çalıştığınız okullarda ne gibi farklılıklar gözlemlediniz?
Daha önceki okullardan buranın farkı şöyle ki; Anadolu’ nun çeşitli bölgelerinde görev yaptım.Her çalıştığım
okulun öğrenci kadrosu farklı idi. Muş ‘ta başlayan öğretmenlik hayatım Gümüşhane,Diyarbakır, Çanakkale ve
sonrada Ankara illerinde devam etti. Yenimahalle Kent Kop İlköğretim Okulunda idarecilik görevim başladı. Aynı
okulda müdür yardımcılığı ve müdür vekilliği yaptıktan sonra Ziya Gökalp İlköğretim Okuluna müdür olarak
atandım. Ankara Batıkent’te , Ankara ‘da Refika Aksoy İlköğretim Okulunda 9 yıl görev yaptım.Oradan Göktürk
İlköğretim Okuluna geldim ,buradan da emekli olacağım.
Farklı bölgelerde çalıştığım dikkate alındığında ; oradaki öğrenciler ile buradakilerin maddi durumları ve kültürel
birikimlerinin aynı olmadığını söyleyebilirim. Buradaki öğrencilerin maddi durumları daha iyi.Ama orada
bulduğum samimiyeti orada bulmak zor .Ayrıca bazıları da sıkıntılıydı.Kötü alışkanlıkları vardı, fark bu.
Örneğin Refika Aksoy İlköğretim Okulu …Orası 1500 kişiydi, kalabalıktı.Başarı olarak şu anda da Refika Aksoy
başarılı. Buradaki öğrencilerin başarı potansiyelli de yüksek.
Herkesi seviyorum fakat bizi yanlış tanıdılar; futbol yasaklanması sizler tarafından olumsuz karşılandı.Futbol
için sahanın yetersiz olması, teneffüste bahçenin kalabalık olması nedeni ile futbol yasaklandı. Salonda da futbol
oynayabilirsiniz.
ONUR : Hocam, geçen yıl öğle teneffüsleri spor salonu açık oluyordu. Bu sene bu uygulamayı
görmedik genellikle spor salonu kapalı oluyor.
Bu sene o uygulamayı iptal ettik çünkü arkadaşlarınıza zarar geliyor. Sadece sizler olsanız
neyse …Allah korusun orada demir potalar var; birine bir şey olursa üzülürüz ..Şimdi eskisi gibi
değil,direk okul müdürü suçlanıyor.
Ben ; siz öğrencilere ,her sınıfa, her kişiye, her biriye elimden geleni yapmaya çalışıyorum . Sosyal
, kültürel mümkün olabilecek her şeyi isteyebilirsiniz samimi ve dürüst olarak.

GÖKSU : Mesleğinizde edindiğiniz tecrübe ve deneyimlere dayanarak biz öğrencilere
verebileceğiniz tavsiyeler neler?
Öncellikle ben kendi düşüncelerimi söyleyeyim :Her birey ,her fert dürüst ve ahlaklı
olmalı.Dürüst ve ahlaklı olursa bir insanın, davranışlarıyla zaten dürüst olan kişinin,kişiliği
oturmuştur.O kişiye ders çalış da demezsin , şunu da yapma da demezsin çünkü o kişi ne
yapacağını bilir.
Neye mal olursa olsun yalan söylemeyin .Herkes hata yapar,önemli olan yapılan hatanın kasıtlı
olmamamsı bir de iyi dost hatayı kişinin yüzüne söyleyendir.Ben bir hata yapmışsam ,sen bunu
bana diyebilirsin. İrfan Bey ,bu iş böyle olmamalı diyebilirsin .Bir iş olmadı,bu iş yanlış denildiği
zaman önerisiyle gelmen gerekir ,şeklinde diyebilirsin; ben eleştiriye açığım.
UTKU : Mesleğinizin zor yanları nelerdir ?
Mesleğimin zor yanı nasıl söyleyeyim,beni tanısaydınız daha rahat ifade edebilirdim.Ekip olarak
çalıştığım kişilerle anlaşmak,bölge insanını tanımak ,iletişimi kolaylaştırmak gibi konularda zaman zaman
sıkıntı oluyor.
YELİZ : Son olarak biz öğlecilerden neler bekliyorsunuz ?
Siz öğrencilerden beklentilerimiz nelerdir? Başarılı olmanızdır.Sizin başarılarınız okula ve çevreye
yansıyor.Mesela toplantılara katılıyoruz okul dışında.Göktürk İlkokulu şöyle başarılıdır dendiğinde çok
mutlu oluyorum o zaman.Sizlere saygı duyuyorum, önünüzü açmak istiyorum. Elimden geldiğince sizlerin
isteklerinizi yerine getirmeye çalışıyorum.İstiyorum ki sizler her konuda başarılı olasınız.Okulu nasıl
önemsediğinizi bilelim.
Ayda bir Seviye Tespit Sınavı olmasını istiyoruz ama maddi sıkıntılar var, sistem buna yeterli olmuyor .

AHMET KAAN : Bizleri kabul ettiğiniz ve sorularımızı samimiyetle cevapladığınız
için arkadaşlarımız adına teşekkür ediyoruz.
Ahmet Kaan ÖZNACAR , Göksu TÜMER,
Mihriban İrem ERGİN Onur URAS,
Utku GÖKÇEN, Yeliz AKAYDIN

REŞAT NURİ GÜNTEKİN
(25 KASIM 1889 - 7 ARALIK 1956)
1889'da İstanbul’un Üsküdar ilçesinde dünyaya geldi. Babası, askeri tabip Nuri
Bey, annesi Erzincan valisi Yaver Paşa'nın kızı Lütfiye Hanım'dır. Reşide adlı kız
kardeşi çok genç yaşta hayatını kaybetti, tek çocuk olarak büyüdü.Babası askeri
doktor olduğu için öğrenim hayatı boyunca birçok il gezen Reşat Nuri, ilköğrenimine
Çanakkale 'de başladı. Çocukluk yıllarında dinlediği Fatma Aliye Hanım’ın ‘‘Udi’’
isimli romanı hayatına iz bırakıp,sanata heveslendiren eserleri arasına girdi.
Babasının Çanakkale’deki evlerinde zengin bir kütüphanesinin olması onu kitaplara
iten ve yazı yazma kültürünün gelişmesini sağlayan bir araç oldu.Öğrenimini yirmi üç
yaşında bitirmiştir.1927'ye kadar Bursa ve İstanbul’da çeşitli okullarda Fransızca
,Türkçe öğretmeni ve müdür olarak görev yaptı. 1927’de Erenköy Lisesi’nden yeni
mezun olan öğrencisi Hadiye Hanım ile evlendi.Öğretmenlik mesleğinin yanı sıra
edebiyatla uğraşan Reşat Nuri, Halit Ziya’nın eserlerinden aldığı ilhamla hikâye
yazma hevesi duymaktaydı. Daha sonra tiyatro edebiyatını benimseyerek bir tiyatro
yazarı olmak için uğraştı. Yazı hayatına 1.Dünya Savaşı sonlarında başladı.
Başlangıçta “Eski Ahbap” (1917) gibi uzun hikayeler, “Hançer”(1920) ve “Eski Rüya”
(1922) gibi sahne eserleri, “Gizli El” (1924) gibi romanlar yazan, tiyatro eleştiri ve
araştırmaları yayınlayan sanatçı “Çalıkuşu” adlı romanının 1922’de Vakit
Gazetesinde tefrika edilmesiyle şöhrete kavuştu. Güntekin'e akciğer kanseri teşhisi
konulduktan sonra tedavisi için Londra'ya gitti ve orada hastalığına yenik düşerek
öldü. 13 Aralık 1956 günü, Karacaahmet Mezarlığı'na gömüldü. Levent’te oturduğu
sokağa “Çalıkuşu” ismi,Kadıköy’de ve İzmir’de bir ilköğretim okuluna ve Fatih’te bir
tiyatro sahnesine Reşat Nuri Güntekin ismi verilmiştir.

Yazar, öykü, roman ve oyunlarıyla edebiyatımızda önemli bir yere sahiptir.
Kahramanları genelde tek yönlüdür. Olay kahramanlarını çevreyle birlikte verir.
Anadolu insanını iyi tanıdığı eserlerinden anlaşılır. Bazı eserlerinde genç
cumhuriyetin toplumsal ideallerini işlemiştir. Reşat Nuri GÜNTEKİN eserlerine
konuşma dilinin zenginliğini zorlanmadan yansıtır.
Reşat Nuri GÜNTEKİN, Cumhuriyet dönemi edebiyatında önemli bir yeri olan
Çalıkuşu, Yeşil Gece ve Anadolu Notları gibi önemli eserlere imza atmış
romancı, öykücü ve oyun yazarıdır.
‘‘Acımak’’ romanı bize hayat dersi vermekle birlikte o zamanki durumu da
göz önüne sermektedir. Kitap oldukça sürükleyici olup sıkmamaktadır. Yazar
kitaplarında daha çok kadın, çocuk, aile ve ahlâk meseleleri üzerinde
durmuştur.
Kitabın başlığı ve içeriği arasındaki bağlantı: Zehra Hanımın, babası
öldükten sonra acıma duygusuna sahip olması.
İrem ERGİN

MAVİSEL YENER’İN HAYATI

1984’de Ege Üniversitesi Diş
Hekimliği Fakültesinden mezun oldu.Öykü, masal,
köşe yazısı ve eleştiri yazıları 1978’den bu yana
gazete ve dergilerde yayımlanıyor. Şiir, öykü, masal,
tiyatro oyunu, roman türlerinde pek çok eser
verdi.Bugüne kadar yayımlanmış kırktan fazla çocuk
kitabı vardır.İki yıl süreyle Gazete Ege’de çocuk
sayfası hazırladı.Haber Ekspres gazetesinin çocuk
sayfasında köşe yazarlığı yaptı. Varlık, Virgül,
Edebiyat Eleştiri gibi yazın dergilerinde öykü ve
yazıları yayımlandı.

TRT İzmir Radyosu’ nda iki yıl süreyle Mavi Mektuplar isimli köşeyi hazırlayıp
sundu.İki yazar arkadaşıyla birlikte kaleme aldığı Mor Gece Mavi Gün isimli çocuk
oyunu Ankara Devlet Tiyatrosu’nda 2007 yılında sahnelendi.
Edebiyatçılar Derneği, Yazarlar Sendikası, Dil Derneği ve P.E.N. Yazarlar
Derneği’ nin üyesidir.Yazar, genel merkezi İzmir’de olan AIDS ile Mücadele
Derneği’nin yönetim kurulu üyesidir.Uyuşturucu ve AIDS konusunda eğitimci
eğitmeni olarak çalışmaktadır.Çocuk yazını alanında atölye eğitmenliği de
yapıyor.Mavisel Yener’in kitapları başka dillere de çevriliyor, dünya çocuklarıyla
buluşuyor.Ondan fazla ödülü vardır.
Yener, eserlerinde çocuk sevgisini, çocukların çocukluklarını yaşamalarını, her
koşulda sevinmeleri gerektiğini vurguluyor.
"

MAVİ

ZAMANLAR

Birce evlerinin yakınındaki kitapçıya girdi.Yedinci sınıf ders
kitaplarını verip onların yerine tatilde okuyacak kitaplar alacaktı.
Gözü birden bir kitaba takıldı.‘Gizli Geçitleri Bulmanın Yolları’.
Aldığı birçok kitabın yanına bunu da koydu ve eve gitti.Kitapları
okumak için sabırsızlanıyordu.Kırmızı kitaba göz gezdirirken elektrikler
gitti ve mum ışığında okumaya başladı.Birce okulda yapılan öykü yazma yarışmasında
dereceye girmişti ve ödülü bir haftalık” Allianoi (Alyanoi) Kurtarma Kazısı Alanı” gezisiydi.
Birce gezi günü erkenden uyanmıştı.Öğretmeni Sezin Hanım onları kazı alanına bırakıp
İzmir’e geri döndü.Kazı alanındakiler Birce ve arkadaşlarını çok sıcak karşıladılar.Herkes
odalarına yerleşti.Gilman ve Arzu kızlara kazı alanını gezdirdiler, akşam yemeği yediler sonra
odalarına çekildiler. Kaldıkları odanın yanında kemik odası vardı.Sevilay biraz korkmuştu ve
uyuyamamıştı.Dışarı çıkıp hava aldı, midesi bulanıyordu. Kahvaltıdan sonra Gilman Birce’ye
buranın eski bir sağlık merkezi olduğunu anlattı.Daha sonra tekerlek izinin olduğu bir taş
gösterdi.Öğle yemeği yediler, sohbet ettiler, kırmızı kapaklı kitabı okudular.Kitapta tekerlek
izinden bahsediyordu.Birce ve Gilman artık bir iz peşindeydi.Kitaba güveniyor ve kitaptaki
sözlerin şifre olduğunu düşünüyorlardı, gerçekten de öyleydi.
Gezinirken hamamda duran siyah taşın fotoğrafını çeken birini gördüler, gece onlarda
içeri girip bakacaktı.Işıl’a da gizemi anlattılar ve üçü tünele girdi.Tünelde Selo ve İbrahim
vardı.Onların amaçları elektromanyetik taşı ele geçirmekti.Kitapta Dolunay Masalcısının
verdiği ipuçlarıyla Allionoi’nin gizli geçitlerini ve su perisini buldular.Su perisinin karnındaki
deniz kabuğunu sağa çevirince birden her yer kaynar suyla doldu.Kırmızı kitabın aynısının su
perisinin kucağında olduğunu gördüler.Daha önceden buldukları taşı su perisine attılar ve
sular çekildi.Su kaynaklarını yönlendirmek isteyen güçlere engel oldular ve dünyanın
dengesini bozacak bir tehlikeyi de önlediler.

Yıllar sonra Gilman ünlü bir arkeolog
olmuştu ve bir söylencede bu hikayeyi
anlattı.Bir kız bunu bildiğini söyledi ve
Gilman annesinin adını sordu.Annesinin
adı Birce kızın adı ise Perisu idi.Gilman
Birce’ye bir efsane yazdı ve yanına da
bir not koydu vermesi için Perisu’yla
gönderdi.

Seza KURUKAFA

MERHABA SEVGİ
Ayla KUTLU
Ayla KUTLU ’ nun bu eserinde Anadolu’nun küçük bir köyünde yaşayan Sevgi adlı
küçük bir kız vardır.Bu kız hayvanları çok sever.Ve yemeği bile dahil her şeyini
hayvanlarla paylaşır.Bu kız anaokuluna başlar.Bir gün okul bir seyahat düzenler bu sırada
seyahate gittikleri otobüs karşıdan gelen bir kamyona çarpar ve kaza yapar bu kazada
Sevgi’nin kolu kırılır ve kolundaki sinirleri kırıldığı için kolu kesilir ve artık sevgi artık çolaktır.Ama
bu olayın üzerine Sevgi bir süre hayata küser.Bunun üzerine hastanenin baş hekimi Sevgi ile bir
konuşma yapar ve onun sosyal etkinliklere katılmasını ve sol kolla yemek yemeye,resim çizmeye
ve bunun tarzı şeyleri yapmaya alışmasını söyler.Bir süre sonra Sevgi ilk okula başlar.İlkokulda
yeni arkadaşlar edinir .Hastanenin baş hekiminin tayini çıkar bu nedenle hastaneye yeni bir baş
hekim gelir Sevgi bu başhekimle de kısa sürede tanışır .Hastanede bir hastabakıcı vardır ismi
Hatice’dir,Bu kadın sevgiyi tehdit eder ve kendi işlerini ona yaptırır.Sadece o değil hastanedeki
malları çalmasında da yardımcı olmasına zorlar.Daha sonra Hatice hanımın malları kaçırdığı
fark edilir.Bu nedenle Hatice hanım kaçar.
Sevgi’nin liseye başlamasına on gün kala sevginin Sarışık adlı ineği hamiledir.Ama
Sevgi’nin köyündeki hayvanlardan anlayan kişiler ne yapsalar da yavruyu kurtaramazlar.Sarışık’
ın içine bir ip sokarlar ve yavruyu böyle çıkarmaya çalışırlar ama yavruyu gene kurtaramazlar ve
yavruyu parçalayıp parça parça çıkarırlar.Bu olay Sevgi’yi o kadar çok etkiler ki hayvanlarla
ilgilenen bir meslek yok mu diye düşünür ve lisedeki matematik öğretmeniyle bu olayı paylaşır.
Matematik öğretmeni de onu veteriner olan bir arkadaşına götürür.Sevgi bunun üzerine veteriner
olmaya karar verir. Sevgi artık gelecekte ne olacağı konusunda çok kararlıdır. Büyüyünce
veteriner olacak ve hayvanlara yardım edecektir…

SEVGİ : Kitabın baş rolündeki kişi,hayvanları ve doğayı çok seviyor ve
veteriner olmak istiyor.
HATİCE TEYZE : Hastanede çalışan ve hastalara kötü davranan
bir hastabakıcı, Sevgi’yi kendi özel işlerinde kullanmaya çalışan kötü
birisi, aynı zamanda hırsızlık da yapıyor
BAŞHEKİM : Sevgi’ye iyileşmesinde yardım eden doktor
SARIŞIK : Sevgi’nin ineği

SÜTLAÇ : Sevgi’nin en iyi hayvan dostlarından biri aynı
zamanda Sevgi’nin kedisi.
MATEMATİK ÖĞRETMENİ:Sevgi’nin veteriner olma kararını
vermesinde büyük katkısı var.

****İnsanı ve insanlığı gerçekten seven kişiler, aynı zamanda
doğaya da saygı gösteren ve onu koruyan kişilerdir.Bu kitap
insanı,dünyayı daha doğrusu hayatı sevmemiz gerektiğini ve
hayattaki zorluklar içinde gene de bir yerlere gelmek ve bu
zorluklarla mücadele etmemiz gerektiğini anlatıyor.
Mert KAYABAŞI

DEMİR YOLU MEDENİYET YOLU
Hasret kavuşturan derler
Yol bitmez, özlem bitmez
Mutluluk taşır derler
Demir yolu medeniyet yolu
Gurbet Anadolu ‘dan
Yurt dışına göçtü diyorlar
Anadolu insanları
Demir yolu medeniyet yolu
Hasret kavuşturan geldi
Dert bitti, özlem bitti
Sevgi dolu mutluluk geldi.
Demir yolu medeniyet dolu
Selen AŞKUN

DİŞ HEKİMLİĞİNE YOLCULUK

Beni Geleceğime

Hazırlayacak Lise

Hayallerimdeki üniversiteye gidebilmek için yabancı dil ve diğer ders
eğitimlerinin daha zorlayıcı ve detaylı öğrenime olanak tanıyan bir anadolu lisesi
olacağına inanıyorum.İngilizce hazırlık sınıfı olan Kadıköy Anadolu Lisesi beni
hayallerime ulaştıracak lise olduğunu düşünüyorum.
Zevkle Çalışacağım İş
Küçüklüğümden beri çürük ve kötü görünüşlü dişlerden etkilenmişimdir.
İnsanlara yardımcı olmak ve güler yüzlü davranmak benim başlıca özelliğimdir.Bu
iki özelliğimi kullanarak diş hekimliğinde çok başarılı olacağımı düşünüyorum.
İnsanın zevk alacağı işi yapması, o işte daha başarılı olmasını sağlar.

Diş Hekimliği Fakültesi, ağız boşluğunun ve diş sağlığının korunması, diş
ve diş etleri hastalıklarının tedavisi, diş ve çene ameliyatları ile protez
yapımı konularında eğitim ve araştırma yapar. Bir diş hekimi hastaları ile iyi
ilişkiler kurabilmeli, onların güvenini kazanabilmelidir. Bunun için diş hekimi
olmayı düşünen bir kimsenin sabırlı, hoşgörülü, güler yüzlü olması ve
insanlara içten ilgi duyması gerekir.
Diş Hekimi olmak için İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nde
okumak ve beş yılda eğitimimi tamamlamak istiyorum.
Yapacağım iş benim için çok önemlidir çünkü hem kariyerim hem de
toplumdaki yerim açısından kendimi iyi hissettiğim işi yapmalıyım.İnsan
sevdiği işi yaparsa hem yorulmaz hem de mutlu olur.Bu mutluluğu
yaşarken aynı anda para kazanmanın çok keyifli olacağını
düşünüyorum.Ben de bu mutluluğu ve keyfi diş hekimliği ile yaşayacağımı
düşünüyorum.
Tekirdağ’da Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi açarak kendi işimi yapmak
istiyorum.Bunu yapmadan önce bu konuda Amerika’da kendimi geliştirmek
ve en son teknolojileri öğrenmek istiyorum.
Muhsin Efe KARATAŞ

TANITIM
ESER W.SHAKESPARE’İN
OLUP KOMEDİ HALİNDE
YENİDEN
DÜZENLENMİŞTİR .
DRAMATİK BİR AŞK
HİKAYESİNİN
MÜZİK VE DANSLA
HARMANLANDIĞI BU
ESERİ ‘’ANTİK TİYATRO’’
ADLI BİR EKİP
OYNAMAKTADIR.

SAHNE ARKASI
YAZAN VE YÖNETEN: Mehmet YILMAZSOY
DEKOR-IŞIK:Fatih YILMAZ
REJİ ASİSTANI:Yasemin ŞAHİN
KOSTÜM:Rüveyda YEŞİL
DANS: Serap GÖKÇE/Yasemin ŞAHİN

OYUNCU KADROSU
Burak Güray YAŞAR
Ezgi Duygu BEKDEMİR
Serkan GÜRBÜZ
Yasemin ŞAHİN
Serap GÖKÇE
Mehmet YILMAZSOY
Gürcan GÜLPINAR
Hamza BAL
Can YILMAZ

ESER

Oyunun konusu klasik Romeo ve juliet’ ten çok farklı
olmamakla birlikte günümüz komedisiyle daha da ilgi çekici hale
gelmiştir.
Yine de kısaca söz etmekte fayda vardır. Capuletler ve
Montagueler arasında yıllardır süren bir düşmanlık vardır.
Montagueler’in oğlu Romeo bir gün çağrıldığı bir şölene katılır.Bu
şölende Juliet adlı bir kızı görür ve ona aşık olur.Aynı şekilde kız
da ona aşık olmuştur.Ancak Juliet Capulet Ailesi’nden olduğu için
bu bir yasak aşktır.

Buna rağmen daha fazla dayanamazlar ve gizlice evlenirler.Ancak
durum düşündükleri gibi olmayacaktır. Montagueler’in oğlu Tybalt kız
kardeşinin evlendiğini duyup bunu engellemek ister ancak başarısız
olur.Romeo ve Juliet artık birbirleriye görüşememektedirler.

Bu durumun da çözümü vardır. Juliet’in dadısı bu iki deli aşığın elçisi
olmuştur artık. Romeo ve Juliet’in umutları tükenmiştir artık. Capuletler
Juliet’i Paris ile evlendirmeyi akıllarına koymuşlardır. Tabi ki Juliet buna
izin vermez ama işi işten geçmiştir artık. Bu arada Prens, Romeo’ya sürgün
cezası verir. Juliet, bilgi alabileceği tek kişi olan Rahip Lawrence’a gider ve
giderken ailesine günah çıkartmaya gittiği yalanını söyler. Rahip Lawrence,
Juliet’e son bir kavuşma umudu olduğunu söyler. Ona bir iksir verir ve bu
iksir onu iki gün ölü gibi gösterecektir. Böylece Juliet istemediği bir
evlilikten kurtulacaktır. Rahip Romeo’ya da bunları anlatan bir mektup
yazar ancak bu mektup ona zamanında ulaşamaz.
Romeo , Juliet’i bulabileceği umuduyla geri döner ancak Juliet’i ölü
olarak bulunca çılgına döner ve yüzüğündeki zehri içer.Bir süre sonra
uyanan Juliet ise onu görünce öpüp payını alır .

Ahmet Kaan ÖZNACAR

TREN
Trenlerimiz var yurdumuzda
Götürür bizi en uzak diyarlara
Mutlu eder bizleri
Neşelendirir hepimizi
Biter yol,
Sevdiklerimizle buluşunca
Geri gideriz
Mutlu olunca.
Demir yolu yurdun her yerinde
Hepimiz gezeriz trenle
Yol kısa gelir bizlere
Tren güzeldir bence…
Yankı ÖZTÜRK

ASLIMIZ
Çanakkale ne bir destan ne de bir masal … O bir yaşanmışlık, o bir
gerçek…İsimsiz kahramanların yattığı toprak…Bucak bucak yurdun her
köşesinden tek bir amaç uğrunda ölmeye gelenlerin vatanı….
18 Mart günü dayandığında kapıya , yurdun her köşesi doğusu batısı,
kuzeyi güneyi bir oldu.Tek yürek , tek can koştu Çanakkale’ye.İnsan için en
önemli olan canıdır ama onlar o canı Çanakkale’ de kaybedeceğini bile bile “
Vatan sağ olsun !” diyerek gittiler ardına bakmadan..
Onlar öyle gururlu ve onurluydular ki yüreklerine ateş topları saplansa
dahi yüzlerinde vatan uğruna can vermenin sevinci yansıyordu.
Bizler de bu aziz vatanı kimselere bırakmayacağız.Çanakkale bizim
aslımız, biz aslımızı unutmayacağız.

Ezgi DEMİRKAN

SİHİRLİ KELİME : MERHABA

Ne kadar süredir yürüdüğümü hiç bilmiyordum…Amaçsız bir şekilde bir sokaktan öbürüne ondan da
diğerine doğru ilerledim.Arkadaşlarımla yaşadığım tatsız tartışma sinirlerimi bozmuştu.Adeta hayata dair
her şeyden nefret ediyordum.
Bir banka oturdum.Köşedeki duvarın dibinde , kıyafetlerinden sokak çocuğu olduğunu tahmin ettiğim
küçük bir çocuk ,sessiz ve kesik kesik ağlıyordu.O anda kendi sorunlarımı unutup yanına koştum.Hafifçe
çömelip yüzümü onunla aynı hizaya getirdim.” merhaba !” dedim.”Ne oldu sana ?” Başını kaldırıp
masmavi gözleriyle bana baktı.”Merhaba…” dedi narin titrek bir sesle.Üşümüş görünüyordu.Kaşkolumu
ona sardım.”Aç mısın ?” diye sordum.Utangaç bir tavırla başını salladı.En yakındaki bakkaldan ona
birkaç küçük şey aldım.İnanılmaz bir iştahla hepsini silip süpürdü.Minnettar bir edayla bana
bakıyordu.”Bir şeyler daha ister misin ?” diye sordum.”Hayır, teşekkür ederim.”dedi suratında kocaman bir
gülümsemeyle …Onun yüzünün gülüyor olması beni de mutlu etmişti.

Bir süre küçük dostumla sohbet ettik.Ona ailesi ile İlgili sorular sorduğumda ilk önce
kaçamak cevaplar verdi.Ardından bana her şeyi anlattı. Hasta kardeşini , babasının
başka şehirlerde çalışmak zorunda olduğunu anlattı.Onu dinledikçe kendi sorunlarının
önemsizliğini kavradım.Ve bu küçük ufaklığın omuzlarıma binmiş ağır yükler beni çok
şaşırttı.Ayrıca bir sokak çocuğu olmadığını,onu seven bir ailesi olduğunu da öğrendim.
Tam gitmeye yeltendi ki cebine bir miktar para yerleştiriverdim.Almayı reddetti.O
küçük gözlerindeki ifade karşısında ürperdim.Büyük bir olgunlukla bana
bakıyordu.Parayı almaya gururunun elvermeyeceğini anladım ve ailesi için ekmek
,yoğurt ve benzeri yiyecekler alıp eline tutuşturdum.
Teşekkür etti ve ardından yürümeye başladı.Minicik ayaklarının asfaltta çıkardığı ses
beni hüzünlendirdi.Onu bir daha göremem artık,diye düşündüm.Ama öyle
olmadı.İlerleyen zamanlarda hep karşılaştık.Bir merhaba bana küçük bir dost
kazandırmıştı…

Asya AKTAŞ

BAŞARILI OLMANIN YOLLARI
 Başarılı olmuş insanların hayatları dikkatle incelendiğinde, planlı
bir yaşam ve sıradan bir hayat yaşamadıkları ilk göze çarpan
özelliktir.

 Ders çalışma süresini çok uzun tutmak öğrenmeyi olumsuz etkiler.
 Yorulmadan ara vermeyi öğrenmelisiniz.
 Başarıya giden ilk yol; kişinin kendisine söz geçirebilmesinden
geçer.
 Heyecana yer vermemeli tecrübeli insanların ve uzmanların
önerilerine kulak vermeli, istifade edilmelidir.
 Başarının yolu önce kişinin başarıya kendisini inandırmasıyla
mümkün olur.
 Hayvanı yaşatan iştah, insanı yaşatan ümit, milletleri yaşatan da
ideallerdir. Başarmak için ümitli olunmalı asla ve asla ümitsiz
olunmamalı.

BAŞARILI İNSAN;

BAŞARISIZ İNSAN;

 Başarılı insan; daima çözümün bir
parçasıdır.

 Başarısız insan; daima

 Başarılı insan; bir program
yapmıştır.

 Başarısız insan; devamlı
mazeret bulmuştur.

 Başarılı insan ;’işine yardım
edeyim der’

 Başarısız insan ; ‘bu benim
işim değil’ der.

 Başarılı insan; her soruna bir
çözüm bulmaya çalışır.

 Başarısız insan; her çözüme
bir sorun bulur.

 Başarılı insan ; ‘zor olabilir ama
imkansız değil’ der.

 Başarısız insan ; ‘mümkün
olabilir ama çok zor’ der

 Başarılı insan; en olumsuz anda
bile bir çıkış yolu bulur.

 Başarısız insan; en olumu
durumlarda bile engel bulur.

sorunun bir parçasıdır.

AYRILIRKEN…
Geride bıraktığımız ilköğretimin yerini
alacak yeni bir bilgi denizinde yolculuğumuzun başlamasına kısa
bir süre kaldı.Eminiz ki bu yolculuğunuzda da ; bize güven ,umut,
bilgi,dostluk, sevgi veren okulumuz GÖKTÜRK yine yanımızda
olacak.
Bizler de güzel bir yolculuktan sonra mutlu bir yüzle kıyıya
ulaşacağız.

Okulumuzdan ayrılırken ; içimizde yeni coşkular , heyecanlar,
açılmayı bekleyen tomurcuklar ve aynı zamanda da
öğretmenlerimizden ayrılacağımız için buruk bir üzüntü var.
2013 Mezunları…


Slide 8

GÖKTÜRK İLKOKULU
YIL : 3 SAYI : OCAK 2013

GÖKTÜRK İLKOKULU adına sahibi okul müdürü
İrfan PELİT
YAYIN KURULU
Baran UZUNGER
A.Ayça ZARASIZ
Nilhan SAĞNAK
Selen YILMAZ
C.Melis BULUT
İrem ERGİN
Yeliz AKAYDIN
Göksu TÜMER
Onur URAS
A.Kaan ÖZNACAR
DÜZENLEME
Fatma ZARARSIZ
İLETİŞİM
Ümit Mah.460.Sok.Nu : 4 Yenimahalle /ANKARA
Fax:0312 236 03 64
e-posta: 339002°meb.k12.tr
web: gokturkankara.meb.k12.tr
Tel : 0312 235 14 88
Bu dergi 13.01.2005 tarih 25699 sayılı resmi
gazetede yayınlanan MEB ilköğretim ve
ortaöğretim kurumları sosyal etkinlikler
yönetmeliğine uygun
olarak hazırlanmıştır.
Yazıların sorumluluğu yazarlara aittir.

“Hiçbir şeye ihtiyacımız
yok, yalnız bir şeye
ihtiyacımız vardır; çalışkan
olmak! “

Mustafa Kemal
ATATÜRK

SUNUŞ
RÖPORTAJ

“ Okul Müdürümüz İrfan PELİT”

BİYOGRAFİ

“ Mehmet Akif ERSOY”

YAZARLARIMIZDAN

“ Reşat Nuri GÜNTEKİN”

BİR YAZAR/ BİR ESER “ Mavisel YENER / MAVİ ZAMANLAR”
“ Ayla KUTLU / MİNİK SERÇE “
DİŞ HEKİMLİĞİNE YOLCULUK
DENEMELER, SÖYLEŞİLER

HİKAYELER, ŞİİRLER,TİYARO İZLENİMLERİ
AYRILIRKEN…
REHBERLİK KÖŞESİ

AHMET KAAN : Sayın müdürüm, öncelikle bizi makamınıza kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz.
Hoş geldiniz çocuklar.Nasıl gidiyor ,sınıfta durumlar nasıl?
AHMET KAAN : Teşekkürler… iyiyiz , SBS yaklaşıyor . Bu yüzden biraz heyecanlıyız.
Heyecanlanacak bir şey yok. Heyecanlanmazsanız daha iyi olur sizin için.
AHMET KAAN : Hocam, bazen heyecan daha iyi oluyor.
İyi olur da …Ucunu kaçırınca da olumsuz etki olabilir Siz yapabileceğinizi yapacaksınız.Gerisi gider kendi kendine.Elinizden geleni
yaptığınızdan emin olmanız yeterli.Evet, sizleri dinliyorum.
AHMET KAAN : Hocam ,bize kendinizi tanıtır mısınız?
Ben , İrfan PELİT . Gümüşhaneliyim ,1957 doğumluyum.Önce öğretmenlik sonra müdür yardımcılığı sonra da müdürlük yaptım.17
yıldır müdür olarak görevimi yapıyorum.
İREM : Şu anda müdür olmasaydınız ne olmak isterdiniz ?
Müdür olmasaydım yine öğretmen olmak isterdim.

ONUR : Hocam daha önce çalıştığınız okullarda ne gibi farklılıklar gözlemlediniz?
Daha önceki okullardan buranın farkı şöyle ki; Anadolu’ nun çeşitli bölgelerinde görev yaptım.Her çalıştığım
okulun öğrenci kadrosu farklı idi. Muş ‘ta başlayan öğretmenlik hayatım Gümüşhane,Diyarbakır, Çanakkale ve
sonrada Ankara illerinde devam etti. Yenimahalle Kent Kop İlköğretim Okulunda idarecilik görevim başladı. Aynı
okulda müdür yardımcılığı ve müdür vekilliği yaptıktan sonra Ziya Gökalp İlköğretim Okuluna müdür olarak
atandım. Ankara Batıkent’te , Ankara ‘da Refika Aksoy İlköğretim Okulunda 9 yıl görev yaptım.Oradan Göktürk
İlköğretim Okuluna geldim ,buradan da emekli olacağım.
Farklı bölgelerde çalıştığım dikkate alındığında ; oradaki öğrenciler ile buradakilerin maddi durumları ve kültürel
birikimlerinin aynı olmadığını söyleyebilirim. Buradaki öğrencilerin maddi durumları daha iyi.Ama orada
bulduğum samimiyeti orada bulmak zor .Ayrıca bazıları da sıkıntılıydı.Kötü alışkanlıkları vardı, fark bu.
Örneğin Refika Aksoy İlköğretim Okulu …Orası 1500 kişiydi, kalabalıktı.Başarı olarak şu anda da Refika Aksoy
başarılı. Buradaki öğrencilerin başarı potansiyelli de yüksek.
Herkesi seviyorum fakat bizi yanlış tanıdılar; futbol yasaklanması sizler tarafından olumsuz karşılandı.Futbol
için sahanın yetersiz olması, teneffüste bahçenin kalabalık olması nedeni ile futbol yasaklandı. Salonda da futbol
oynayabilirsiniz.
ONUR : Hocam, geçen yıl öğle teneffüsleri spor salonu açık oluyordu. Bu sene bu uygulamayı
görmedik genellikle spor salonu kapalı oluyor.
Bu sene o uygulamayı iptal ettik çünkü arkadaşlarınıza zarar geliyor. Sadece sizler olsanız
neyse …Allah korusun orada demir potalar var; birine bir şey olursa üzülürüz ..Şimdi eskisi gibi
değil,direk okul müdürü suçlanıyor.
Ben ; siz öğrencilere ,her sınıfa, her kişiye, her biriye elimden geleni yapmaya çalışıyorum . Sosyal
, kültürel mümkün olabilecek her şeyi isteyebilirsiniz samimi ve dürüst olarak.

GÖKSU : Mesleğinizde edindiğiniz tecrübe ve deneyimlere dayanarak biz öğrencilere
verebileceğiniz tavsiyeler neler?
Öncellikle ben kendi düşüncelerimi söyleyeyim :Her birey ,her fert dürüst ve ahlaklı
olmalı.Dürüst ve ahlaklı olursa bir insanın, davranışlarıyla zaten dürüst olan kişinin,kişiliği
oturmuştur.O kişiye ders çalış da demezsin , şunu da yapma da demezsin çünkü o kişi ne
yapacağını bilir.
Neye mal olursa olsun yalan söylemeyin .Herkes hata yapar,önemli olan yapılan hatanın kasıtlı
olmamamsı bir de iyi dost hatayı kişinin yüzüne söyleyendir.Ben bir hata yapmışsam ,sen bunu
bana diyebilirsin. İrfan Bey ,bu iş böyle olmamalı diyebilirsin .Bir iş olmadı,bu iş yanlış denildiği
zaman önerisiyle gelmen gerekir ,şeklinde diyebilirsin; ben eleştiriye açığım.
UTKU : Mesleğinizin zor yanları nelerdir ?
Mesleğimin zor yanı nasıl söyleyeyim,beni tanısaydınız daha rahat ifade edebilirdim.Ekip olarak
çalıştığım kişilerle anlaşmak,bölge insanını tanımak ,iletişimi kolaylaştırmak gibi konularda zaman zaman
sıkıntı oluyor.
YELİZ : Son olarak biz öğlecilerden neler bekliyorsunuz ?
Siz öğrencilerden beklentilerimiz nelerdir? Başarılı olmanızdır.Sizin başarılarınız okula ve çevreye
yansıyor.Mesela toplantılara katılıyoruz okul dışında.Göktürk İlkokulu şöyle başarılıdır dendiğinde çok
mutlu oluyorum o zaman.Sizlere saygı duyuyorum, önünüzü açmak istiyorum. Elimden geldiğince sizlerin
isteklerinizi yerine getirmeye çalışıyorum.İstiyorum ki sizler her konuda başarılı olasınız.Okulu nasıl
önemsediğinizi bilelim.
Ayda bir Seviye Tespit Sınavı olmasını istiyoruz ama maddi sıkıntılar var, sistem buna yeterli olmuyor .

AHMET KAAN : Bizleri kabul ettiğiniz ve sorularımızı samimiyetle cevapladığınız
için arkadaşlarımız adına teşekkür ediyoruz.
Ahmet Kaan ÖZNACAR , Göksu TÜMER,
Mihriban İrem ERGİN Onur URAS,
Utku GÖKÇEN, Yeliz AKAYDIN

REŞAT NURİ GÜNTEKİN
(25 KASIM 1889 - 7 ARALIK 1956)
1889'da İstanbul’un Üsküdar ilçesinde dünyaya geldi. Babası, askeri tabip Nuri
Bey, annesi Erzincan valisi Yaver Paşa'nın kızı Lütfiye Hanım'dır. Reşide adlı kız
kardeşi çok genç yaşta hayatını kaybetti, tek çocuk olarak büyüdü.Babası askeri
doktor olduğu için öğrenim hayatı boyunca birçok il gezen Reşat Nuri, ilköğrenimine
Çanakkale 'de başladı. Çocukluk yıllarında dinlediği Fatma Aliye Hanım’ın ‘‘Udi’’
isimli romanı hayatına iz bırakıp,sanata heveslendiren eserleri arasına girdi.
Babasının Çanakkale’deki evlerinde zengin bir kütüphanesinin olması onu kitaplara
iten ve yazı yazma kültürünün gelişmesini sağlayan bir araç oldu.Öğrenimini yirmi üç
yaşında bitirmiştir.1927'ye kadar Bursa ve İstanbul’da çeşitli okullarda Fransızca
,Türkçe öğretmeni ve müdür olarak görev yaptı. 1927’de Erenköy Lisesi’nden yeni
mezun olan öğrencisi Hadiye Hanım ile evlendi.Öğretmenlik mesleğinin yanı sıra
edebiyatla uğraşan Reşat Nuri, Halit Ziya’nın eserlerinden aldığı ilhamla hikâye
yazma hevesi duymaktaydı. Daha sonra tiyatro edebiyatını benimseyerek bir tiyatro
yazarı olmak için uğraştı. Yazı hayatına 1.Dünya Savaşı sonlarında başladı.
Başlangıçta “Eski Ahbap” (1917) gibi uzun hikayeler, “Hançer”(1920) ve “Eski Rüya”
(1922) gibi sahne eserleri, “Gizli El” (1924) gibi romanlar yazan, tiyatro eleştiri ve
araştırmaları yayınlayan sanatçı “Çalıkuşu” adlı romanının 1922’de Vakit
Gazetesinde tefrika edilmesiyle şöhrete kavuştu. Güntekin'e akciğer kanseri teşhisi
konulduktan sonra tedavisi için Londra'ya gitti ve orada hastalığına yenik düşerek
öldü. 13 Aralık 1956 günü, Karacaahmet Mezarlığı'na gömüldü. Levent’te oturduğu
sokağa “Çalıkuşu” ismi,Kadıköy’de ve İzmir’de bir ilköğretim okuluna ve Fatih’te bir
tiyatro sahnesine Reşat Nuri Güntekin ismi verilmiştir.

Yazar, öykü, roman ve oyunlarıyla edebiyatımızda önemli bir yere sahiptir.
Kahramanları genelde tek yönlüdür. Olay kahramanlarını çevreyle birlikte verir.
Anadolu insanını iyi tanıdığı eserlerinden anlaşılır. Bazı eserlerinde genç
cumhuriyetin toplumsal ideallerini işlemiştir. Reşat Nuri GÜNTEKİN eserlerine
konuşma dilinin zenginliğini zorlanmadan yansıtır.
Reşat Nuri GÜNTEKİN, Cumhuriyet dönemi edebiyatında önemli bir yeri olan
Çalıkuşu, Yeşil Gece ve Anadolu Notları gibi önemli eserlere imza atmış
romancı, öykücü ve oyun yazarıdır.
‘‘Acımak’’ romanı bize hayat dersi vermekle birlikte o zamanki durumu da
göz önüne sermektedir. Kitap oldukça sürükleyici olup sıkmamaktadır. Yazar
kitaplarında daha çok kadın, çocuk, aile ve ahlâk meseleleri üzerinde
durmuştur.
Kitabın başlığı ve içeriği arasındaki bağlantı: Zehra Hanımın, babası
öldükten sonra acıma duygusuna sahip olması.
İrem ERGİN

MAVİSEL YENER’İN HAYATI

1984’de Ege Üniversitesi Diş
Hekimliği Fakültesinden mezun oldu.Öykü, masal,
köşe yazısı ve eleştiri yazıları 1978’den bu yana
gazete ve dergilerde yayımlanıyor. Şiir, öykü, masal,
tiyatro oyunu, roman türlerinde pek çok eser
verdi.Bugüne kadar yayımlanmış kırktan fazla çocuk
kitabı vardır.İki yıl süreyle Gazete Ege’de çocuk
sayfası hazırladı.Haber Ekspres gazetesinin çocuk
sayfasında köşe yazarlığı yaptı. Varlık, Virgül,
Edebiyat Eleştiri gibi yazın dergilerinde öykü ve
yazıları yayımlandı.

TRT İzmir Radyosu’ nda iki yıl süreyle Mavi Mektuplar isimli köşeyi hazırlayıp
sundu.İki yazar arkadaşıyla birlikte kaleme aldığı Mor Gece Mavi Gün isimli çocuk
oyunu Ankara Devlet Tiyatrosu’nda 2007 yılında sahnelendi.
Edebiyatçılar Derneği, Yazarlar Sendikası, Dil Derneği ve P.E.N. Yazarlar
Derneği’ nin üyesidir.Yazar, genel merkezi İzmir’de olan AIDS ile Mücadele
Derneği’nin yönetim kurulu üyesidir.Uyuşturucu ve AIDS konusunda eğitimci
eğitmeni olarak çalışmaktadır.Çocuk yazını alanında atölye eğitmenliği de
yapıyor.Mavisel Yener’in kitapları başka dillere de çevriliyor, dünya çocuklarıyla
buluşuyor.Ondan fazla ödülü vardır.
Yener, eserlerinde çocuk sevgisini, çocukların çocukluklarını yaşamalarını, her
koşulda sevinmeleri gerektiğini vurguluyor.
"

MAVİ

ZAMANLAR

Birce evlerinin yakınındaki kitapçıya girdi.Yedinci sınıf ders
kitaplarını verip onların yerine tatilde okuyacak kitaplar alacaktı.
Gözü birden bir kitaba takıldı.‘Gizli Geçitleri Bulmanın Yolları’.
Aldığı birçok kitabın yanına bunu da koydu ve eve gitti.Kitapları
okumak için sabırsızlanıyordu.Kırmızı kitaba göz gezdirirken elektrikler
gitti ve mum ışığında okumaya başladı.Birce okulda yapılan öykü yazma yarışmasında
dereceye girmişti ve ödülü bir haftalık” Allianoi (Alyanoi) Kurtarma Kazısı Alanı” gezisiydi.
Birce gezi günü erkenden uyanmıştı.Öğretmeni Sezin Hanım onları kazı alanına bırakıp
İzmir’e geri döndü.Kazı alanındakiler Birce ve arkadaşlarını çok sıcak karşıladılar.Herkes
odalarına yerleşti.Gilman ve Arzu kızlara kazı alanını gezdirdiler, akşam yemeği yediler sonra
odalarına çekildiler. Kaldıkları odanın yanında kemik odası vardı.Sevilay biraz korkmuştu ve
uyuyamamıştı.Dışarı çıkıp hava aldı, midesi bulanıyordu. Kahvaltıdan sonra Gilman Birce’ye
buranın eski bir sağlık merkezi olduğunu anlattı.Daha sonra tekerlek izinin olduğu bir taş
gösterdi.Öğle yemeği yediler, sohbet ettiler, kırmızı kapaklı kitabı okudular.Kitapta tekerlek
izinden bahsediyordu.Birce ve Gilman artık bir iz peşindeydi.Kitaba güveniyor ve kitaptaki
sözlerin şifre olduğunu düşünüyorlardı, gerçekten de öyleydi.
Gezinirken hamamda duran siyah taşın fotoğrafını çeken birini gördüler, gece onlarda
içeri girip bakacaktı.Işıl’a da gizemi anlattılar ve üçü tünele girdi.Tünelde Selo ve İbrahim
vardı.Onların amaçları elektromanyetik taşı ele geçirmekti.Kitapta Dolunay Masalcısının
verdiği ipuçlarıyla Allionoi’nin gizli geçitlerini ve su perisini buldular.Su perisinin karnındaki
deniz kabuğunu sağa çevirince birden her yer kaynar suyla doldu.Kırmızı kitabın aynısının su
perisinin kucağında olduğunu gördüler.Daha önceden buldukları taşı su perisine attılar ve
sular çekildi.Su kaynaklarını yönlendirmek isteyen güçlere engel oldular ve dünyanın
dengesini bozacak bir tehlikeyi de önlediler.

Yıllar sonra Gilman ünlü bir arkeolog
olmuştu ve bir söylencede bu hikayeyi
anlattı.Bir kız bunu bildiğini söyledi ve
Gilman annesinin adını sordu.Annesinin
adı Birce kızın adı ise Perisu idi.Gilman
Birce’ye bir efsane yazdı ve yanına da
bir not koydu vermesi için Perisu’yla
gönderdi.

Seza KURUKAFA

MERHABA SEVGİ
Ayla KUTLU
Ayla KUTLU ’ nun bu eserinde Anadolu’nun küçük bir köyünde yaşayan Sevgi adlı
küçük bir kız vardır.Bu kız hayvanları çok sever.Ve yemeği bile dahil her şeyini
hayvanlarla paylaşır.Bu kız anaokuluna başlar.Bir gün okul bir seyahat düzenler bu sırada
seyahate gittikleri otobüs karşıdan gelen bir kamyona çarpar ve kaza yapar bu kazada
Sevgi’nin kolu kırılır ve kolundaki sinirleri kırıldığı için kolu kesilir ve artık sevgi artık çolaktır.Ama
bu olayın üzerine Sevgi bir süre hayata küser.Bunun üzerine hastanenin baş hekimi Sevgi ile bir
konuşma yapar ve onun sosyal etkinliklere katılmasını ve sol kolla yemek yemeye,resim çizmeye
ve bunun tarzı şeyleri yapmaya alışmasını söyler.Bir süre sonra Sevgi ilk okula başlar.İlkokulda
yeni arkadaşlar edinir .Hastanenin baş hekiminin tayini çıkar bu nedenle hastaneye yeni bir baş
hekim gelir Sevgi bu başhekimle de kısa sürede tanışır .Hastanede bir hastabakıcı vardır ismi
Hatice’dir,Bu kadın sevgiyi tehdit eder ve kendi işlerini ona yaptırır.Sadece o değil hastanedeki
malları çalmasında da yardımcı olmasına zorlar.Daha sonra Hatice hanımın malları kaçırdığı
fark edilir.Bu nedenle Hatice hanım kaçar.
Sevgi’nin liseye başlamasına on gün kala sevginin Sarışık adlı ineği hamiledir.Ama
Sevgi’nin köyündeki hayvanlardan anlayan kişiler ne yapsalar da yavruyu kurtaramazlar.Sarışık’
ın içine bir ip sokarlar ve yavruyu böyle çıkarmaya çalışırlar ama yavruyu gene kurtaramazlar ve
yavruyu parçalayıp parça parça çıkarırlar.Bu olay Sevgi’yi o kadar çok etkiler ki hayvanlarla
ilgilenen bir meslek yok mu diye düşünür ve lisedeki matematik öğretmeniyle bu olayı paylaşır.
Matematik öğretmeni de onu veteriner olan bir arkadaşına götürür.Sevgi bunun üzerine veteriner
olmaya karar verir. Sevgi artık gelecekte ne olacağı konusunda çok kararlıdır. Büyüyünce
veteriner olacak ve hayvanlara yardım edecektir…

SEVGİ : Kitabın baş rolündeki kişi,hayvanları ve doğayı çok seviyor ve
veteriner olmak istiyor.
HATİCE TEYZE : Hastanede çalışan ve hastalara kötü davranan
bir hastabakıcı, Sevgi’yi kendi özel işlerinde kullanmaya çalışan kötü
birisi, aynı zamanda hırsızlık da yapıyor
BAŞHEKİM : Sevgi’ye iyileşmesinde yardım eden doktor
SARIŞIK : Sevgi’nin ineği

SÜTLAÇ : Sevgi’nin en iyi hayvan dostlarından biri aynı
zamanda Sevgi’nin kedisi.
MATEMATİK ÖĞRETMENİ:Sevgi’nin veteriner olma kararını
vermesinde büyük katkısı var.

****İnsanı ve insanlığı gerçekten seven kişiler, aynı zamanda
doğaya da saygı gösteren ve onu koruyan kişilerdir.Bu kitap
insanı,dünyayı daha doğrusu hayatı sevmemiz gerektiğini ve
hayattaki zorluklar içinde gene de bir yerlere gelmek ve bu
zorluklarla mücadele etmemiz gerektiğini anlatıyor.
Mert KAYABAŞI

DEMİR YOLU MEDENİYET YOLU
Hasret kavuşturan derler
Yol bitmez, özlem bitmez
Mutluluk taşır derler
Demir yolu medeniyet yolu
Gurbet Anadolu ‘dan
Yurt dışına göçtü diyorlar
Anadolu insanları
Demir yolu medeniyet yolu
Hasret kavuşturan geldi
Dert bitti, özlem bitti
Sevgi dolu mutluluk geldi.
Demir yolu medeniyet dolu
Selen AŞKUN

DİŞ HEKİMLİĞİNE YOLCULUK

Beni Geleceğime

Hazırlayacak Lise

Hayallerimdeki üniversiteye gidebilmek için yabancı dil ve diğer ders
eğitimlerinin daha zorlayıcı ve detaylı öğrenime olanak tanıyan bir anadolu lisesi
olacağına inanıyorum.İngilizce hazırlık sınıfı olan Kadıköy Anadolu Lisesi beni
hayallerime ulaştıracak lise olduğunu düşünüyorum.
Zevkle Çalışacağım İş
Küçüklüğümden beri çürük ve kötü görünüşlü dişlerden etkilenmişimdir.
İnsanlara yardımcı olmak ve güler yüzlü davranmak benim başlıca özelliğimdir.Bu
iki özelliğimi kullanarak diş hekimliğinde çok başarılı olacağımı düşünüyorum.
İnsanın zevk alacağı işi yapması, o işte daha başarılı olmasını sağlar.

Diş Hekimliği Fakültesi, ağız boşluğunun ve diş sağlığının korunması, diş
ve diş etleri hastalıklarının tedavisi, diş ve çene ameliyatları ile protez
yapımı konularında eğitim ve araştırma yapar. Bir diş hekimi hastaları ile iyi
ilişkiler kurabilmeli, onların güvenini kazanabilmelidir. Bunun için diş hekimi
olmayı düşünen bir kimsenin sabırlı, hoşgörülü, güler yüzlü olması ve
insanlara içten ilgi duyması gerekir.
Diş Hekimi olmak için İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nde
okumak ve beş yılda eğitimimi tamamlamak istiyorum.
Yapacağım iş benim için çok önemlidir çünkü hem kariyerim hem de
toplumdaki yerim açısından kendimi iyi hissettiğim işi yapmalıyım.İnsan
sevdiği işi yaparsa hem yorulmaz hem de mutlu olur.Bu mutluluğu
yaşarken aynı anda para kazanmanın çok keyifli olacağını
düşünüyorum.Ben de bu mutluluğu ve keyfi diş hekimliği ile yaşayacağımı
düşünüyorum.
Tekirdağ’da Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi açarak kendi işimi yapmak
istiyorum.Bunu yapmadan önce bu konuda Amerika’da kendimi geliştirmek
ve en son teknolojileri öğrenmek istiyorum.
Muhsin Efe KARATAŞ

TANITIM
ESER W.SHAKESPARE’İN
OLUP KOMEDİ HALİNDE
YENİDEN
DÜZENLENMİŞTİR .
DRAMATİK BİR AŞK
HİKAYESİNİN
MÜZİK VE DANSLA
HARMANLANDIĞI BU
ESERİ ‘’ANTİK TİYATRO’’
ADLI BİR EKİP
OYNAMAKTADIR.

SAHNE ARKASI
YAZAN VE YÖNETEN: Mehmet YILMAZSOY
DEKOR-IŞIK:Fatih YILMAZ
REJİ ASİSTANI:Yasemin ŞAHİN
KOSTÜM:Rüveyda YEŞİL
DANS: Serap GÖKÇE/Yasemin ŞAHİN

OYUNCU KADROSU
Burak Güray YAŞAR
Ezgi Duygu BEKDEMİR
Serkan GÜRBÜZ
Yasemin ŞAHİN
Serap GÖKÇE
Mehmet YILMAZSOY
Gürcan GÜLPINAR
Hamza BAL
Can YILMAZ

ESER

Oyunun konusu klasik Romeo ve juliet’ ten çok farklı
olmamakla birlikte günümüz komedisiyle daha da ilgi çekici hale
gelmiştir.
Yine de kısaca söz etmekte fayda vardır. Capuletler ve
Montagueler arasında yıllardır süren bir düşmanlık vardır.
Montagueler’in oğlu Romeo bir gün çağrıldığı bir şölene katılır.Bu
şölende Juliet adlı bir kızı görür ve ona aşık olur.Aynı şekilde kız
da ona aşık olmuştur.Ancak Juliet Capulet Ailesi’nden olduğu için
bu bir yasak aşktır.

Buna rağmen daha fazla dayanamazlar ve gizlice evlenirler.Ancak
durum düşündükleri gibi olmayacaktır. Montagueler’in oğlu Tybalt kız
kardeşinin evlendiğini duyup bunu engellemek ister ancak başarısız
olur.Romeo ve Juliet artık birbirleriye görüşememektedirler.

Bu durumun da çözümü vardır. Juliet’in dadısı bu iki deli aşığın elçisi
olmuştur artık. Romeo ve Juliet’in umutları tükenmiştir artık. Capuletler
Juliet’i Paris ile evlendirmeyi akıllarına koymuşlardır. Tabi ki Juliet buna
izin vermez ama işi işten geçmiştir artık. Bu arada Prens, Romeo’ya sürgün
cezası verir. Juliet, bilgi alabileceği tek kişi olan Rahip Lawrence’a gider ve
giderken ailesine günah çıkartmaya gittiği yalanını söyler. Rahip Lawrence,
Juliet’e son bir kavuşma umudu olduğunu söyler. Ona bir iksir verir ve bu
iksir onu iki gün ölü gibi gösterecektir. Böylece Juliet istemediği bir
evlilikten kurtulacaktır. Rahip Romeo’ya da bunları anlatan bir mektup
yazar ancak bu mektup ona zamanında ulaşamaz.
Romeo , Juliet’i bulabileceği umuduyla geri döner ancak Juliet’i ölü
olarak bulunca çılgına döner ve yüzüğündeki zehri içer.Bir süre sonra
uyanan Juliet ise onu görünce öpüp payını alır .

Ahmet Kaan ÖZNACAR

TREN
Trenlerimiz var yurdumuzda
Götürür bizi en uzak diyarlara
Mutlu eder bizleri
Neşelendirir hepimizi
Biter yol,
Sevdiklerimizle buluşunca
Geri gideriz
Mutlu olunca.
Demir yolu yurdun her yerinde
Hepimiz gezeriz trenle
Yol kısa gelir bizlere
Tren güzeldir bence…
Yankı ÖZTÜRK

ASLIMIZ
Çanakkale ne bir destan ne de bir masal … O bir yaşanmışlık, o bir
gerçek…İsimsiz kahramanların yattığı toprak…Bucak bucak yurdun her
köşesinden tek bir amaç uğrunda ölmeye gelenlerin vatanı….
18 Mart günü dayandığında kapıya , yurdun her köşesi doğusu batısı,
kuzeyi güneyi bir oldu.Tek yürek , tek can koştu Çanakkale’ye.İnsan için en
önemli olan canıdır ama onlar o canı Çanakkale’ de kaybedeceğini bile bile “
Vatan sağ olsun !” diyerek gittiler ardına bakmadan..
Onlar öyle gururlu ve onurluydular ki yüreklerine ateş topları saplansa
dahi yüzlerinde vatan uğruna can vermenin sevinci yansıyordu.
Bizler de bu aziz vatanı kimselere bırakmayacağız.Çanakkale bizim
aslımız, biz aslımızı unutmayacağız.

Ezgi DEMİRKAN

SİHİRLİ KELİME : MERHABA

Ne kadar süredir yürüdüğümü hiç bilmiyordum…Amaçsız bir şekilde bir sokaktan öbürüne ondan da
diğerine doğru ilerledim.Arkadaşlarımla yaşadığım tatsız tartışma sinirlerimi bozmuştu.Adeta hayata dair
her şeyden nefret ediyordum.
Bir banka oturdum.Köşedeki duvarın dibinde , kıyafetlerinden sokak çocuğu olduğunu tahmin ettiğim
küçük bir çocuk ,sessiz ve kesik kesik ağlıyordu.O anda kendi sorunlarımı unutup yanına koştum.Hafifçe
çömelip yüzümü onunla aynı hizaya getirdim.” merhaba !” dedim.”Ne oldu sana ?” Başını kaldırıp
masmavi gözleriyle bana baktı.”Merhaba…” dedi narin titrek bir sesle.Üşümüş görünüyordu.Kaşkolumu
ona sardım.”Aç mısın ?” diye sordum.Utangaç bir tavırla başını salladı.En yakındaki bakkaldan ona
birkaç küçük şey aldım.İnanılmaz bir iştahla hepsini silip süpürdü.Minnettar bir edayla bana
bakıyordu.”Bir şeyler daha ister misin ?” diye sordum.”Hayır, teşekkür ederim.”dedi suratında kocaman bir
gülümsemeyle …Onun yüzünün gülüyor olması beni de mutlu etmişti.

Bir süre küçük dostumla sohbet ettik.Ona ailesi ile İlgili sorular sorduğumda ilk önce
kaçamak cevaplar verdi.Ardından bana her şeyi anlattı. Hasta kardeşini , babasının
başka şehirlerde çalışmak zorunda olduğunu anlattı.Onu dinledikçe kendi sorunlarının
önemsizliğini kavradım.Ve bu küçük ufaklığın omuzlarıma binmiş ağır yükler beni çok
şaşırttı.Ayrıca bir sokak çocuğu olmadığını,onu seven bir ailesi olduğunu da öğrendim.
Tam gitmeye yeltendi ki cebine bir miktar para yerleştiriverdim.Almayı reddetti.O
küçük gözlerindeki ifade karşısında ürperdim.Büyük bir olgunlukla bana
bakıyordu.Parayı almaya gururunun elvermeyeceğini anladım ve ailesi için ekmek
,yoğurt ve benzeri yiyecekler alıp eline tutuşturdum.
Teşekkür etti ve ardından yürümeye başladı.Minicik ayaklarının asfaltta çıkardığı ses
beni hüzünlendirdi.Onu bir daha göremem artık,diye düşündüm.Ama öyle
olmadı.İlerleyen zamanlarda hep karşılaştık.Bir merhaba bana küçük bir dost
kazandırmıştı…

Asya AKTAŞ

BAŞARILI OLMANIN YOLLARI
 Başarılı olmuş insanların hayatları dikkatle incelendiğinde, planlı
bir yaşam ve sıradan bir hayat yaşamadıkları ilk göze çarpan
özelliktir.

 Ders çalışma süresini çok uzun tutmak öğrenmeyi olumsuz etkiler.
 Yorulmadan ara vermeyi öğrenmelisiniz.
 Başarıya giden ilk yol; kişinin kendisine söz geçirebilmesinden
geçer.
 Heyecana yer vermemeli tecrübeli insanların ve uzmanların
önerilerine kulak vermeli, istifade edilmelidir.
 Başarının yolu önce kişinin başarıya kendisini inandırmasıyla
mümkün olur.
 Hayvanı yaşatan iştah, insanı yaşatan ümit, milletleri yaşatan da
ideallerdir. Başarmak için ümitli olunmalı asla ve asla ümitsiz
olunmamalı.

BAŞARILI İNSAN;

BAŞARISIZ İNSAN;

 Başarılı insan; daima çözümün bir
parçasıdır.

 Başarısız insan; daima

 Başarılı insan; bir program
yapmıştır.

 Başarısız insan; devamlı
mazeret bulmuştur.

 Başarılı insan ;’işine yardım
edeyim der’

 Başarısız insan ; ‘bu benim
işim değil’ der.

 Başarılı insan; her soruna bir
çözüm bulmaya çalışır.

 Başarısız insan; her çözüme
bir sorun bulur.

 Başarılı insan ; ‘zor olabilir ama
imkansız değil’ der.

 Başarısız insan ; ‘mümkün
olabilir ama çok zor’ der

 Başarılı insan; en olumsuz anda
bile bir çıkış yolu bulur.

 Başarısız insan; en olumu
durumlarda bile engel bulur.

sorunun bir parçasıdır.

AYRILIRKEN…
Geride bıraktığımız ilköğretimin yerini
alacak yeni bir bilgi denizinde yolculuğumuzun başlamasına kısa
bir süre kaldı.Eminiz ki bu yolculuğunuzda da ; bize güven ,umut,
bilgi,dostluk, sevgi veren okulumuz GÖKTÜRK yine yanımızda
olacak.
Bizler de güzel bir yolculuktan sonra mutlu bir yüzle kıyıya
ulaşacağız.

Okulumuzdan ayrılırken ; içimizde yeni coşkular , heyecanlar,
açılmayı bekleyen tomurcuklar ve aynı zamanda da
öğretmenlerimizden ayrılacağımız için buruk bir üzüntü var.
2013 Mezunları…


Slide 9

GÖKTÜRK İLKOKULU
YIL : 3 SAYI : OCAK 2013

GÖKTÜRK İLKOKULU adına sahibi okul müdürü
İrfan PELİT
YAYIN KURULU
Baran UZUNGER
A.Ayça ZARASIZ
Nilhan SAĞNAK
Selen YILMAZ
C.Melis BULUT
İrem ERGİN
Yeliz AKAYDIN
Göksu TÜMER
Onur URAS
A.Kaan ÖZNACAR
DÜZENLEME
Fatma ZARARSIZ
İLETİŞİM
Ümit Mah.460.Sok.Nu : 4 Yenimahalle /ANKARA
Fax:0312 236 03 64
e-posta: 339002°meb.k12.tr
web: gokturkankara.meb.k12.tr
Tel : 0312 235 14 88
Bu dergi 13.01.2005 tarih 25699 sayılı resmi
gazetede yayınlanan MEB ilköğretim ve
ortaöğretim kurumları sosyal etkinlikler
yönetmeliğine uygun
olarak hazırlanmıştır.
Yazıların sorumluluğu yazarlara aittir.

“Hiçbir şeye ihtiyacımız
yok, yalnız bir şeye
ihtiyacımız vardır; çalışkan
olmak! “

Mustafa Kemal
ATATÜRK

SUNUŞ
RÖPORTAJ

“ Okul Müdürümüz İrfan PELİT”

BİYOGRAFİ

“ Mehmet Akif ERSOY”

YAZARLARIMIZDAN

“ Reşat Nuri GÜNTEKİN”

BİR YAZAR/ BİR ESER “ Mavisel YENER / MAVİ ZAMANLAR”
“ Ayla KUTLU / MİNİK SERÇE “
DİŞ HEKİMLİĞİNE YOLCULUK
DENEMELER, SÖYLEŞİLER

HİKAYELER, ŞİİRLER,TİYARO İZLENİMLERİ
AYRILIRKEN…
REHBERLİK KÖŞESİ

AHMET KAAN : Sayın müdürüm, öncelikle bizi makamınıza kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz.
Hoş geldiniz çocuklar.Nasıl gidiyor ,sınıfta durumlar nasıl?
AHMET KAAN : Teşekkürler… iyiyiz , SBS yaklaşıyor . Bu yüzden biraz heyecanlıyız.
Heyecanlanacak bir şey yok. Heyecanlanmazsanız daha iyi olur sizin için.
AHMET KAAN : Hocam, bazen heyecan daha iyi oluyor.
İyi olur da …Ucunu kaçırınca da olumsuz etki olabilir Siz yapabileceğinizi yapacaksınız.Gerisi gider kendi kendine.Elinizden geleni
yaptığınızdan emin olmanız yeterli.Evet, sizleri dinliyorum.
AHMET KAAN : Hocam ,bize kendinizi tanıtır mısınız?
Ben , İrfan PELİT . Gümüşhaneliyim ,1957 doğumluyum.Önce öğretmenlik sonra müdür yardımcılığı sonra da müdürlük yaptım.17
yıldır müdür olarak görevimi yapıyorum.
İREM : Şu anda müdür olmasaydınız ne olmak isterdiniz ?
Müdür olmasaydım yine öğretmen olmak isterdim.

ONUR : Hocam daha önce çalıştığınız okullarda ne gibi farklılıklar gözlemlediniz?
Daha önceki okullardan buranın farkı şöyle ki; Anadolu’ nun çeşitli bölgelerinde görev yaptım.Her çalıştığım
okulun öğrenci kadrosu farklı idi. Muş ‘ta başlayan öğretmenlik hayatım Gümüşhane,Diyarbakır, Çanakkale ve
sonrada Ankara illerinde devam etti. Yenimahalle Kent Kop İlköğretim Okulunda idarecilik görevim başladı. Aynı
okulda müdür yardımcılığı ve müdür vekilliği yaptıktan sonra Ziya Gökalp İlköğretim Okuluna müdür olarak
atandım. Ankara Batıkent’te , Ankara ‘da Refika Aksoy İlköğretim Okulunda 9 yıl görev yaptım.Oradan Göktürk
İlköğretim Okuluna geldim ,buradan da emekli olacağım.
Farklı bölgelerde çalıştığım dikkate alındığında ; oradaki öğrenciler ile buradakilerin maddi durumları ve kültürel
birikimlerinin aynı olmadığını söyleyebilirim. Buradaki öğrencilerin maddi durumları daha iyi.Ama orada
bulduğum samimiyeti orada bulmak zor .Ayrıca bazıları da sıkıntılıydı.Kötü alışkanlıkları vardı, fark bu.
Örneğin Refika Aksoy İlköğretim Okulu …Orası 1500 kişiydi, kalabalıktı.Başarı olarak şu anda da Refika Aksoy
başarılı. Buradaki öğrencilerin başarı potansiyelli de yüksek.
Herkesi seviyorum fakat bizi yanlış tanıdılar; futbol yasaklanması sizler tarafından olumsuz karşılandı.Futbol
için sahanın yetersiz olması, teneffüste bahçenin kalabalık olması nedeni ile futbol yasaklandı. Salonda da futbol
oynayabilirsiniz.
ONUR : Hocam, geçen yıl öğle teneffüsleri spor salonu açık oluyordu. Bu sene bu uygulamayı
görmedik genellikle spor salonu kapalı oluyor.
Bu sene o uygulamayı iptal ettik çünkü arkadaşlarınıza zarar geliyor. Sadece sizler olsanız
neyse …Allah korusun orada demir potalar var; birine bir şey olursa üzülürüz ..Şimdi eskisi gibi
değil,direk okul müdürü suçlanıyor.
Ben ; siz öğrencilere ,her sınıfa, her kişiye, her biriye elimden geleni yapmaya çalışıyorum . Sosyal
, kültürel mümkün olabilecek her şeyi isteyebilirsiniz samimi ve dürüst olarak.

GÖKSU : Mesleğinizde edindiğiniz tecrübe ve deneyimlere dayanarak biz öğrencilere
verebileceğiniz tavsiyeler neler?
Öncellikle ben kendi düşüncelerimi söyleyeyim :Her birey ,her fert dürüst ve ahlaklı
olmalı.Dürüst ve ahlaklı olursa bir insanın, davranışlarıyla zaten dürüst olan kişinin,kişiliği
oturmuştur.O kişiye ders çalış da demezsin , şunu da yapma da demezsin çünkü o kişi ne
yapacağını bilir.
Neye mal olursa olsun yalan söylemeyin .Herkes hata yapar,önemli olan yapılan hatanın kasıtlı
olmamamsı bir de iyi dost hatayı kişinin yüzüne söyleyendir.Ben bir hata yapmışsam ,sen bunu
bana diyebilirsin. İrfan Bey ,bu iş böyle olmamalı diyebilirsin .Bir iş olmadı,bu iş yanlış denildiği
zaman önerisiyle gelmen gerekir ,şeklinde diyebilirsin; ben eleştiriye açığım.
UTKU : Mesleğinizin zor yanları nelerdir ?
Mesleğimin zor yanı nasıl söyleyeyim,beni tanısaydınız daha rahat ifade edebilirdim.Ekip olarak
çalıştığım kişilerle anlaşmak,bölge insanını tanımak ,iletişimi kolaylaştırmak gibi konularda zaman zaman
sıkıntı oluyor.
YELİZ : Son olarak biz öğlecilerden neler bekliyorsunuz ?
Siz öğrencilerden beklentilerimiz nelerdir? Başarılı olmanızdır.Sizin başarılarınız okula ve çevreye
yansıyor.Mesela toplantılara katılıyoruz okul dışında.Göktürk İlkokulu şöyle başarılıdır dendiğinde çok
mutlu oluyorum o zaman.Sizlere saygı duyuyorum, önünüzü açmak istiyorum. Elimden geldiğince sizlerin
isteklerinizi yerine getirmeye çalışıyorum.İstiyorum ki sizler her konuda başarılı olasınız.Okulu nasıl
önemsediğinizi bilelim.
Ayda bir Seviye Tespit Sınavı olmasını istiyoruz ama maddi sıkıntılar var, sistem buna yeterli olmuyor .

AHMET KAAN : Bizleri kabul ettiğiniz ve sorularımızı samimiyetle cevapladığınız
için arkadaşlarımız adına teşekkür ediyoruz.
Ahmet Kaan ÖZNACAR , Göksu TÜMER,
Mihriban İrem ERGİN Onur URAS,
Utku GÖKÇEN, Yeliz AKAYDIN

REŞAT NURİ GÜNTEKİN
(25 KASIM 1889 - 7 ARALIK 1956)
1889'da İstanbul’un Üsküdar ilçesinde dünyaya geldi. Babası, askeri tabip Nuri
Bey, annesi Erzincan valisi Yaver Paşa'nın kızı Lütfiye Hanım'dır. Reşide adlı kız
kardeşi çok genç yaşta hayatını kaybetti, tek çocuk olarak büyüdü.Babası askeri
doktor olduğu için öğrenim hayatı boyunca birçok il gezen Reşat Nuri, ilköğrenimine
Çanakkale 'de başladı. Çocukluk yıllarında dinlediği Fatma Aliye Hanım’ın ‘‘Udi’’
isimli romanı hayatına iz bırakıp,sanata heveslendiren eserleri arasına girdi.
Babasının Çanakkale’deki evlerinde zengin bir kütüphanesinin olması onu kitaplara
iten ve yazı yazma kültürünün gelişmesini sağlayan bir araç oldu.Öğrenimini yirmi üç
yaşında bitirmiştir.1927'ye kadar Bursa ve İstanbul’da çeşitli okullarda Fransızca
,Türkçe öğretmeni ve müdür olarak görev yaptı. 1927’de Erenköy Lisesi’nden yeni
mezun olan öğrencisi Hadiye Hanım ile evlendi.Öğretmenlik mesleğinin yanı sıra
edebiyatla uğraşan Reşat Nuri, Halit Ziya’nın eserlerinden aldığı ilhamla hikâye
yazma hevesi duymaktaydı. Daha sonra tiyatro edebiyatını benimseyerek bir tiyatro
yazarı olmak için uğraştı. Yazı hayatına 1.Dünya Savaşı sonlarında başladı.
Başlangıçta “Eski Ahbap” (1917) gibi uzun hikayeler, “Hançer”(1920) ve “Eski Rüya”
(1922) gibi sahne eserleri, “Gizli El” (1924) gibi romanlar yazan, tiyatro eleştiri ve
araştırmaları yayınlayan sanatçı “Çalıkuşu” adlı romanının 1922’de Vakit
Gazetesinde tefrika edilmesiyle şöhrete kavuştu. Güntekin'e akciğer kanseri teşhisi
konulduktan sonra tedavisi için Londra'ya gitti ve orada hastalığına yenik düşerek
öldü. 13 Aralık 1956 günü, Karacaahmet Mezarlığı'na gömüldü. Levent’te oturduğu
sokağa “Çalıkuşu” ismi,Kadıköy’de ve İzmir’de bir ilköğretim okuluna ve Fatih’te bir
tiyatro sahnesine Reşat Nuri Güntekin ismi verilmiştir.

Yazar, öykü, roman ve oyunlarıyla edebiyatımızda önemli bir yere sahiptir.
Kahramanları genelde tek yönlüdür. Olay kahramanlarını çevreyle birlikte verir.
Anadolu insanını iyi tanıdığı eserlerinden anlaşılır. Bazı eserlerinde genç
cumhuriyetin toplumsal ideallerini işlemiştir. Reşat Nuri GÜNTEKİN eserlerine
konuşma dilinin zenginliğini zorlanmadan yansıtır.
Reşat Nuri GÜNTEKİN, Cumhuriyet dönemi edebiyatında önemli bir yeri olan
Çalıkuşu, Yeşil Gece ve Anadolu Notları gibi önemli eserlere imza atmış
romancı, öykücü ve oyun yazarıdır.
‘‘Acımak’’ romanı bize hayat dersi vermekle birlikte o zamanki durumu da
göz önüne sermektedir. Kitap oldukça sürükleyici olup sıkmamaktadır. Yazar
kitaplarında daha çok kadın, çocuk, aile ve ahlâk meseleleri üzerinde
durmuştur.
Kitabın başlığı ve içeriği arasındaki bağlantı: Zehra Hanımın, babası
öldükten sonra acıma duygusuna sahip olması.
İrem ERGİN

MAVİSEL YENER’İN HAYATI

1984’de Ege Üniversitesi Diş
Hekimliği Fakültesinden mezun oldu.Öykü, masal,
köşe yazısı ve eleştiri yazıları 1978’den bu yana
gazete ve dergilerde yayımlanıyor. Şiir, öykü, masal,
tiyatro oyunu, roman türlerinde pek çok eser
verdi.Bugüne kadar yayımlanmış kırktan fazla çocuk
kitabı vardır.İki yıl süreyle Gazete Ege’de çocuk
sayfası hazırladı.Haber Ekspres gazetesinin çocuk
sayfasında köşe yazarlığı yaptı. Varlık, Virgül,
Edebiyat Eleştiri gibi yazın dergilerinde öykü ve
yazıları yayımlandı.

TRT İzmir Radyosu’ nda iki yıl süreyle Mavi Mektuplar isimli köşeyi hazırlayıp
sundu.İki yazar arkadaşıyla birlikte kaleme aldığı Mor Gece Mavi Gün isimli çocuk
oyunu Ankara Devlet Tiyatrosu’nda 2007 yılında sahnelendi.
Edebiyatçılar Derneği, Yazarlar Sendikası, Dil Derneği ve P.E.N. Yazarlar
Derneği’ nin üyesidir.Yazar, genel merkezi İzmir’de olan AIDS ile Mücadele
Derneği’nin yönetim kurulu üyesidir.Uyuşturucu ve AIDS konusunda eğitimci
eğitmeni olarak çalışmaktadır.Çocuk yazını alanında atölye eğitmenliği de
yapıyor.Mavisel Yener’in kitapları başka dillere de çevriliyor, dünya çocuklarıyla
buluşuyor.Ondan fazla ödülü vardır.
Yener, eserlerinde çocuk sevgisini, çocukların çocukluklarını yaşamalarını, her
koşulda sevinmeleri gerektiğini vurguluyor.
"

MAVİ

ZAMANLAR

Birce evlerinin yakınındaki kitapçıya girdi.Yedinci sınıf ders
kitaplarını verip onların yerine tatilde okuyacak kitaplar alacaktı.
Gözü birden bir kitaba takıldı.‘Gizli Geçitleri Bulmanın Yolları’.
Aldığı birçok kitabın yanına bunu da koydu ve eve gitti.Kitapları
okumak için sabırsızlanıyordu.Kırmızı kitaba göz gezdirirken elektrikler
gitti ve mum ışığında okumaya başladı.Birce okulda yapılan öykü yazma yarışmasında
dereceye girmişti ve ödülü bir haftalık” Allianoi (Alyanoi) Kurtarma Kazısı Alanı” gezisiydi.
Birce gezi günü erkenden uyanmıştı.Öğretmeni Sezin Hanım onları kazı alanına bırakıp
İzmir’e geri döndü.Kazı alanındakiler Birce ve arkadaşlarını çok sıcak karşıladılar.Herkes
odalarına yerleşti.Gilman ve Arzu kızlara kazı alanını gezdirdiler, akşam yemeği yediler sonra
odalarına çekildiler. Kaldıkları odanın yanında kemik odası vardı.Sevilay biraz korkmuştu ve
uyuyamamıştı.Dışarı çıkıp hava aldı, midesi bulanıyordu. Kahvaltıdan sonra Gilman Birce’ye
buranın eski bir sağlık merkezi olduğunu anlattı.Daha sonra tekerlek izinin olduğu bir taş
gösterdi.Öğle yemeği yediler, sohbet ettiler, kırmızı kapaklı kitabı okudular.Kitapta tekerlek
izinden bahsediyordu.Birce ve Gilman artık bir iz peşindeydi.Kitaba güveniyor ve kitaptaki
sözlerin şifre olduğunu düşünüyorlardı, gerçekten de öyleydi.
Gezinirken hamamda duran siyah taşın fotoğrafını çeken birini gördüler, gece onlarda
içeri girip bakacaktı.Işıl’a da gizemi anlattılar ve üçü tünele girdi.Tünelde Selo ve İbrahim
vardı.Onların amaçları elektromanyetik taşı ele geçirmekti.Kitapta Dolunay Masalcısının
verdiği ipuçlarıyla Allionoi’nin gizli geçitlerini ve su perisini buldular.Su perisinin karnındaki
deniz kabuğunu sağa çevirince birden her yer kaynar suyla doldu.Kırmızı kitabın aynısının su
perisinin kucağında olduğunu gördüler.Daha önceden buldukları taşı su perisine attılar ve
sular çekildi.Su kaynaklarını yönlendirmek isteyen güçlere engel oldular ve dünyanın
dengesini bozacak bir tehlikeyi de önlediler.

Yıllar sonra Gilman ünlü bir arkeolog
olmuştu ve bir söylencede bu hikayeyi
anlattı.Bir kız bunu bildiğini söyledi ve
Gilman annesinin adını sordu.Annesinin
adı Birce kızın adı ise Perisu idi.Gilman
Birce’ye bir efsane yazdı ve yanına da
bir not koydu vermesi için Perisu’yla
gönderdi.

Seza KURUKAFA

MERHABA SEVGİ
Ayla KUTLU
Ayla KUTLU ’ nun bu eserinde Anadolu’nun küçük bir köyünde yaşayan Sevgi adlı
küçük bir kız vardır.Bu kız hayvanları çok sever.Ve yemeği bile dahil her şeyini
hayvanlarla paylaşır.Bu kız anaokuluna başlar.Bir gün okul bir seyahat düzenler bu sırada
seyahate gittikleri otobüs karşıdan gelen bir kamyona çarpar ve kaza yapar bu kazada
Sevgi’nin kolu kırılır ve kolundaki sinirleri kırıldığı için kolu kesilir ve artık sevgi artık çolaktır.Ama
bu olayın üzerine Sevgi bir süre hayata küser.Bunun üzerine hastanenin baş hekimi Sevgi ile bir
konuşma yapar ve onun sosyal etkinliklere katılmasını ve sol kolla yemek yemeye,resim çizmeye
ve bunun tarzı şeyleri yapmaya alışmasını söyler.Bir süre sonra Sevgi ilk okula başlar.İlkokulda
yeni arkadaşlar edinir .Hastanenin baş hekiminin tayini çıkar bu nedenle hastaneye yeni bir baş
hekim gelir Sevgi bu başhekimle de kısa sürede tanışır .Hastanede bir hastabakıcı vardır ismi
Hatice’dir,Bu kadın sevgiyi tehdit eder ve kendi işlerini ona yaptırır.Sadece o değil hastanedeki
malları çalmasında da yardımcı olmasına zorlar.Daha sonra Hatice hanımın malları kaçırdığı
fark edilir.Bu nedenle Hatice hanım kaçar.
Sevgi’nin liseye başlamasına on gün kala sevginin Sarışık adlı ineği hamiledir.Ama
Sevgi’nin köyündeki hayvanlardan anlayan kişiler ne yapsalar da yavruyu kurtaramazlar.Sarışık’
ın içine bir ip sokarlar ve yavruyu böyle çıkarmaya çalışırlar ama yavruyu gene kurtaramazlar ve
yavruyu parçalayıp parça parça çıkarırlar.Bu olay Sevgi’yi o kadar çok etkiler ki hayvanlarla
ilgilenen bir meslek yok mu diye düşünür ve lisedeki matematik öğretmeniyle bu olayı paylaşır.
Matematik öğretmeni de onu veteriner olan bir arkadaşına götürür.Sevgi bunun üzerine veteriner
olmaya karar verir. Sevgi artık gelecekte ne olacağı konusunda çok kararlıdır. Büyüyünce
veteriner olacak ve hayvanlara yardım edecektir…

SEVGİ : Kitabın baş rolündeki kişi,hayvanları ve doğayı çok seviyor ve
veteriner olmak istiyor.
HATİCE TEYZE : Hastanede çalışan ve hastalara kötü davranan
bir hastabakıcı, Sevgi’yi kendi özel işlerinde kullanmaya çalışan kötü
birisi, aynı zamanda hırsızlık da yapıyor
BAŞHEKİM : Sevgi’ye iyileşmesinde yardım eden doktor
SARIŞIK : Sevgi’nin ineği

SÜTLAÇ : Sevgi’nin en iyi hayvan dostlarından biri aynı
zamanda Sevgi’nin kedisi.
MATEMATİK ÖĞRETMENİ:Sevgi’nin veteriner olma kararını
vermesinde büyük katkısı var.

****İnsanı ve insanlığı gerçekten seven kişiler, aynı zamanda
doğaya da saygı gösteren ve onu koruyan kişilerdir.Bu kitap
insanı,dünyayı daha doğrusu hayatı sevmemiz gerektiğini ve
hayattaki zorluklar içinde gene de bir yerlere gelmek ve bu
zorluklarla mücadele etmemiz gerektiğini anlatıyor.
Mert KAYABAŞI

DEMİR YOLU MEDENİYET YOLU
Hasret kavuşturan derler
Yol bitmez, özlem bitmez
Mutluluk taşır derler
Demir yolu medeniyet yolu
Gurbet Anadolu ‘dan
Yurt dışına göçtü diyorlar
Anadolu insanları
Demir yolu medeniyet yolu
Hasret kavuşturan geldi
Dert bitti, özlem bitti
Sevgi dolu mutluluk geldi.
Demir yolu medeniyet dolu
Selen AŞKUN

DİŞ HEKİMLİĞİNE YOLCULUK

Beni Geleceğime

Hazırlayacak Lise

Hayallerimdeki üniversiteye gidebilmek için yabancı dil ve diğer ders
eğitimlerinin daha zorlayıcı ve detaylı öğrenime olanak tanıyan bir anadolu lisesi
olacağına inanıyorum.İngilizce hazırlık sınıfı olan Kadıköy Anadolu Lisesi beni
hayallerime ulaştıracak lise olduğunu düşünüyorum.
Zevkle Çalışacağım İş
Küçüklüğümden beri çürük ve kötü görünüşlü dişlerden etkilenmişimdir.
İnsanlara yardımcı olmak ve güler yüzlü davranmak benim başlıca özelliğimdir.Bu
iki özelliğimi kullanarak diş hekimliğinde çok başarılı olacağımı düşünüyorum.
İnsanın zevk alacağı işi yapması, o işte daha başarılı olmasını sağlar.

Diş Hekimliği Fakültesi, ağız boşluğunun ve diş sağlığının korunması, diş
ve diş etleri hastalıklarının tedavisi, diş ve çene ameliyatları ile protez
yapımı konularında eğitim ve araştırma yapar. Bir diş hekimi hastaları ile iyi
ilişkiler kurabilmeli, onların güvenini kazanabilmelidir. Bunun için diş hekimi
olmayı düşünen bir kimsenin sabırlı, hoşgörülü, güler yüzlü olması ve
insanlara içten ilgi duyması gerekir.
Diş Hekimi olmak için İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nde
okumak ve beş yılda eğitimimi tamamlamak istiyorum.
Yapacağım iş benim için çok önemlidir çünkü hem kariyerim hem de
toplumdaki yerim açısından kendimi iyi hissettiğim işi yapmalıyım.İnsan
sevdiği işi yaparsa hem yorulmaz hem de mutlu olur.Bu mutluluğu
yaşarken aynı anda para kazanmanın çok keyifli olacağını
düşünüyorum.Ben de bu mutluluğu ve keyfi diş hekimliği ile yaşayacağımı
düşünüyorum.
Tekirdağ’da Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi açarak kendi işimi yapmak
istiyorum.Bunu yapmadan önce bu konuda Amerika’da kendimi geliştirmek
ve en son teknolojileri öğrenmek istiyorum.
Muhsin Efe KARATAŞ

TANITIM
ESER W.SHAKESPARE’İN
OLUP KOMEDİ HALİNDE
YENİDEN
DÜZENLENMİŞTİR .
DRAMATİK BİR AŞK
HİKAYESİNİN
MÜZİK VE DANSLA
HARMANLANDIĞI BU
ESERİ ‘’ANTİK TİYATRO’’
ADLI BİR EKİP
OYNAMAKTADIR.

SAHNE ARKASI
YAZAN VE YÖNETEN: Mehmet YILMAZSOY
DEKOR-IŞIK:Fatih YILMAZ
REJİ ASİSTANI:Yasemin ŞAHİN
KOSTÜM:Rüveyda YEŞİL
DANS: Serap GÖKÇE/Yasemin ŞAHİN

OYUNCU KADROSU
Burak Güray YAŞAR
Ezgi Duygu BEKDEMİR
Serkan GÜRBÜZ
Yasemin ŞAHİN
Serap GÖKÇE
Mehmet YILMAZSOY
Gürcan GÜLPINAR
Hamza BAL
Can YILMAZ

ESER

Oyunun konusu klasik Romeo ve juliet’ ten çok farklı
olmamakla birlikte günümüz komedisiyle daha da ilgi çekici hale
gelmiştir.
Yine de kısaca söz etmekte fayda vardır. Capuletler ve
Montagueler arasında yıllardır süren bir düşmanlık vardır.
Montagueler’in oğlu Romeo bir gün çağrıldığı bir şölene katılır.Bu
şölende Juliet adlı bir kızı görür ve ona aşık olur.Aynı şekilde kız
da ona aşık olmuştur.Ancak Juliet Capulet Ailesi’nden olduğu için
bu bir yasak aşktır.

Buna rağmen daha fazla dayanamazlar ve gizlice evlenirler.Ancak
durum düşündükleri gibi olmayacaktır. Montagueler’in oğlu Tybalt kız
kardeşinin evlendiğini duyup bunu engellemek ister ancak başarısız
olur.Romeo ve Juliet artık birbirleriye görüşememektedirler.

Bu durumun da çözümü vardır. Juliet’in dadısı bu iki deli aşığın elçisi
olmuştur artık. Romeo ve Juliet’in umutları tükenmiştir artık. Capuletler
Juliet’i Paris ile evlendirmeyi akıllarına koymuşlardır. Tabi ki Juliet buna
izin vermez ama işi işten geçmiştir artık. Bu arada Prens, Romeo’ya sürgün
cezası verir. Juliet, bilgi alabileceği tek kişi olan Rahip Lawrence’a gider ve
giderken ailesine günah çıkartmaya gittiği yalanını söyler. Rahip Lawrence,
Juliet’e son bir kavuşma umudu olduğunu söyler. Ona bir iksir verir ve bu
iksir onu iki gün ölü gibi gösterecektir. Böylece Juliet istemediği bir
evlilikten kurtulacaktır. Rahip Romeo’ya da bunları anlatan bir mektup
yazar ancak bu mektup ona zamanında ulaşamaz.
Romeo , Juliet’i bulabileceği umuduyla geri döner ancak Juliet’i ölü
olarak bulunca çılgına döner ve yüzüğündeki zehri içer.Bir süre sonra
uyanan Juliet ise onu görünce öpüp payını alır .

Ahmet Kaan ÖZNACAR

TREN
Trenlerimiz var yurdumuzda
Götürür bizi en uzak diyarlara
Mutlu eder bizleri
Neşelendirir hepimizi
Biter yol,
Sevdiklerimizle buluşunca
Geri gideriz
Mutlu olunca.
Demir yolu yurdun her yerinde
Hepimiz gezeriz trenle
Yol kısa gelir bizlere
Tren güzeldir bence…
Yankı ÖZTÜRK

ASLIMIZ
Çanakkale ne bir destan ne de bir masal … O bir yaşanmışlık, o bir
gerçek…İsimsiz kahramanların yattığı toprak…Bucak bucak yurdun her
köşesinden tek bir amaç uğrunda ölmeye gelenlerin vatanı….
18 Mart günü dayandığında kapıya , yurdun her köşesi doğusu batısı,
kuzeyi güneyi bir oldu.Tek yürek , tek can koştu Çanakkale’ye.İnsan için en
önemli olan canıdır ama onlar o canı Çanakkale’ de kaybedeceğini bile bile “
Vatan sağ olsun !” diyerek gittiler ardına bakmadan..
Onlar öyle gururlu ve onurluydular ki yüreklerine ateş topları saplansa
dahi yüzlerinde vatan uğruna can vermenin sevinci yansıyordu.
Bizler de bu aziz vatanı kimselere bırakmayacağız.Çanakkale bizim
aslımız, biz aslımızı unutmayacağız.

Ezgi DEMİRKAN

SİHİRLİ KELİME : MERHABA

Ne kadar süredir yürüdüğümü hiç bilmiyordum…Amaçsız bir şekilde bir sokaktan öbürüne ondan da
diğerine doğru ilerledim.Arkadaşlarımla yaşadığım tatsız tartışma sinirlerimi bozmuştu.Adeta hayata dair
her şeyden nefret ediyordum.
Bir banka oturdum.Köşedeki duvarın dibinde , kıyafetlerinden sokak çocuğu olduğunu tahmin ettiğim
küçük bir çocuk ,sessiz ve kesik kesik ağlıyordu.O anda kendi sorunlarımı unutup yanına koştum.Hafifçe
çömelip yüzümü onunla aynı hizaya getirdim.” merhaba !” dedim.”Ne oldu sana ?” Başını kaldırıp
masmavi gözleriyle bana baktı.”Merhaba…” dedi narin titrek bir sesle.Üşümüş görünüyordu.Kaşkolumu
ona sardım.”Aç mısın ?” diye sordum.Utangaç bir tavırla başını salladı.En yakındaki bakkaldan ona
birkaç küçük şey aldım.İnanılmaz bir iştahla hepsini silip süpürdü.Minnettar bir edayla bana
bakıyordu.”Bir şeyler daha ister misin ?” diye sordum.”Hayır, teşekkür ederim.”dedi suratında kocaman bir
gülümsemeyle …Onun yüzünün gülüyor olması beni de mutlu etmişti.

Bir süre küçük dostumla sohbet ettik.Ona ailesi ile İlgili sorular sorduğumda ilk önce
kaçamak cevaplar verdi.Ardından bana her şeyi anlattı. Hasta kardeşini , babasının
başka şehirlerde çalışmak zorunda olduğunu anlattı.Onu dinledikçe kendi sorunlarının
önemsizliğini kavradım.Ve bu küçük ufaklığın omuzlarıma binmiş ağır yükler beni çok
şaşırttı.Ayrıca bir sokak çocuğu olmadığını,onu seven bir ailesi olduğunu da öğrendim.
Tam gitmeye yeltendi ki cebine bir miktar para yerleştiriverdim.Almayı reddetti.O
küçük gözlerindeki ifade karşısında ürperdim.Büyük bir olgunlukla bana
bakıyordu.Parayı almaya gururunun elvermeyeceğini anladım ve ailesi için ekmek
,yoğurt ve benzeri yiyecekler alıp eline tutuşturdum.
Teşekkür etti ve ardından yürümeye başladı.Minicik ayaklarının asfaltta çıkardığı ses
beni hüzünlendirdi.Onu bir daha göremem artık,diye düşündüm.Ama öyle
olmadı.İlerleyen zamanlarda hep karşılaştık.Bir merhaba bana küçük bir dost
kazandırmıştı…

Asya AKTAŞ

BAŞARILI OLMANIN YOLLARI
 Başarılı olmuş insanların hayatları dikkatle incelendiğinde, planlı
bir yaşam ve sıradan bir hayat yaşamadıkları ilk göze çarpan
özelliktir.

 Ders çalışma süresini çok uzun tutmak öğrenmeyi olumsuz etkiler.
 Yorulmadan ara vermeyi öğrenmelisiniz.
 Başarıya giden ilk yol; kişinin kendisine söz geçirebilmesinden
geçer.
 Heyecana yer vermemeli tecrübeli insanların ve uzmanların
önerilerine kulak vermeli, istifade edilmelidir.
 Başarının yolu önce kişinin başarıya kendisini inandırmasıyla
mümkün olur.
 Hayvanı yaşatan iştah, insanı yaşatan ümit, milletleri yaşatan da
ideallerdir. Başarmak için ümitli olunmalı asla ve asla ümitsiz
olunmamalı.

BAŞARILI İNSAN;

BAŞARISIZ İNSAN;

 Başarılı insan; daima çözümün bir
parçasıdır.

 Başarısız insan; daima

 Başarılı insan; bir program
yapmıştır.

 Başarısız insan; devamlı
mazeret bulmuştur.

 Başarılı insan ;’işine yardım
edeyim der’

 Başarısız insan ; ‘bu benim
işim değil’ der.

 Başarılı insan; her soruna bir
çözüm bulmaya çalışır.

 Başarısız insan; her çözüme
bir sorun bulur.

 Başarılı insan ; ‘zor olabilir ama
imkansız değil’ der.

 Başarısız insan ; ‘mümkün
olabilir ama çok zor’ der

 Başarılı insan; en olumsuz anda
bile bir çıkış yolu bulur.

 Başarısız insan; en olumu
durumlarda bile engel bulur.

sorunun bir parçasıdır.

AYRILIRKEN…
Geride bıraktığımız ilköğretimin yerini
alacak yeni bir bilgi denizinde yolculuğumuzun başlamasına kısa
bir süre kaldı.Eminiz ki bu yolculuğunuzda da ; bize güven ,umut,
bilgi,dostluk, sevgi veren okulumuz GÖKTÜRK yine yanımızda
olacak.
Bizler de güzel bir yolculuktan sonra mutlu bir yüzle kıyıya
ulaşacağız.

Okulumuzdan ayrılırken ; içimizde yeni coşkular , heyecanlar,
açılmayı bekleyen tomurcuklar ve aynı zamanda da
öğretmenlerimizden ayrılacağımız için buruk bir üzüntü var.
2013 Mezunları…


Slide 10

GÖKTÜRK İLKOKULU
YIL : 3 SAYI : OCAK 2013

GÖKTÜRK İLKOKULU adına sahibi okul müdürü
İrfan PELİT
YAYIN KURULU
Baran UZUNGER
A.Ayça ZARASIZ
Nilhan SAĞNAK
Selen YILMAZ
C.Melis BULUT
İrem ERGİN
Yeliz AKAYDIN
Göksu TÜMER
Onur URAS
A.Kaan ÖZNACAR
DÜZENLEME
Fatma ZARARSIZ
İLETİŞİM
Ümit Mah.460.Sok.Nu : 4 Yenimahalle /ANKARA
Fax:0312 236 03 64
e-posta: 339002°meb.k12.tr
web: gokturkankara.meb.k12.tr
Tel : 0312 235 14 88
Bu dergi 13.01.2005 tarih 25699 sayılı resmi
gazetede yayınlanan MEB ilköğretim ve
ortaöğretim kurumları sosyal etkinlikler
yönetmeliğine uygun
olarak hazırlanmıştır.
Yazıların sorumluluğu yazarlara aittir.

“Hiçbir şeye ihtiyacımız
yok, yalnız bir şeye
ihtiyacımız vardır; çalışkan
olmak! “

Mustafa Kemal
ATATÜRK

SUNUŞ
RÖPORTAJ

“ Okul Müdürümüz İrfan PELİT”

BİYOGRAFİ

“ Mehmet Akif ERSOY”

YAZARLARIMIZDAN

“ Reşat Nuri GÜNTEKİN”

BİR YAZAR/ BİR ESER “ Mavisel YENER / MAVİ ZAMANLAR”
“ Ayla KUTLU / MİNİK SERÇE “
DİŞ HEKİMLİĞİNE YOLCULUK
DENEMELER, SÖYLEŞİLER

HİKAYELER, ŞİİRLER,TİYARO İZLENİMLERİ
AYRILIRKEN…
REHBERLİK KÖŞESİ

AHMET KAAN : Sayın müdürüm, öncelikle bizi makamınıza kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz.
Hoş geldiniz çocuklar.Nasıl gidiyor ,sınıfta durumlar nasıl?
AHMET KAAN : Teşekkürler… iyiyiz , SBS yaklaşıyor . Bu yüzden biraz heyecanlıyız.
Heyecanlanacak bir şey yok. Heyecanlanmazsanız daha iyi olur sizin için.
AHMET KAAN : Hocam, bazen heyecan daha iyi oluyor.
İyi olur da …Ucunu kaçırınca da olumsuz etki olabilir Siz yapabileceğinizi yapacaksınız.Gerisi gider kendi kendine.Elinizden geleni
yaptığınızdan emin olmanız yeterli.Evet, sizleri dinliyorum.
AHMET KAAN : Hocam ,bize kendinizi tanıtır mısınız?
Ben , İrfan PELİT . Gümüşhaneliyim ,1957 doğumluyum.Önce öğretmenlik sonra müdür yardımcılığı sonra da müdürlük yaptım.17
yıldır müdür olarak görevimi yapıyorum.
İREM : Şu anda müdür olmasaydınız ne olmak isterdiniz ?
Müdür olmasaydım yine öğretmen olmak isterdim.

ONUR : Hocam daha önce çalıştığınız okullarda ne gibi farklılıklar gözlemlediniz?
Daha önceki okullardan buranın farkı şöyle ki; Anadolu’ nun çeşitli bölgelerinde görev yaptım.Her çalıştığım
okulun öğrenci kadrosu farklı idi. Muş ‘ta başlayan öğretmenlik hayatım Gümüşhane,Diyarbakır, Çanakkale ve
sonrada Ankara illerinde devam etti. Yenimahalle Kent Kop İlköğretim Okulunda idarecilik görevim başladı. Aynı
okulda müdür yardımcılığı ve müdür vekilliği yaptıktan sonra Ziya Gökalp İlköğretim Okuluna müdür olarak
atandım. Ankara Batıkent’te , Ankara ‘da Refika Aksoy İlköğretim Okulunda 9 yıl görev yaptım.Oradan Göktürk
İlköğretim Okuluna geldim ,buradan da emekli olacağım.
Farklı bölgelerde çalıştığım dikkate alındığında ; oradaki öğrenciler ile buradakilerin maddi durumları ve kültürel
birikimlerinin aynı olmadığını söyleyebilirim. Buradaki öğrencilerin maddi durumları daha iyi.Ama orada
bulduğum samimiyeti orada bulmak zor .Ayrıca bazıları da sıkıntılıydı.Kötü alışkanlıkları vardı, fark bu.
Örneğin Refika Aksoy İlköğretim Okulu …Orası 1500 kişiydi, kalabalıktı.Başarı olarak şu anda da Refika Aksoy
başarılı. Buradaki öğrencilerin başarı potansiyelli de yüksek.
Herkesi seviyorum fakat bizi yanlış tanıdılar; futbol yasaklanması sizler tarafından olumsuz karşılandı.Futbol
için sahanın yetersiz olması, teneffüste bahçenin kalabalık olması nedeni ile futbol yasaklandı. Salonda da futbol
oynayabilirsiniz.
ONUR : Hocam, geçen yıl öğle teneffüsleri spor salonu açık oluyordu. Bu sene bu uygulamayı
görmedik genellikle spor salonu kapalı oluyor.
Bu sene o uygulamayı iptal ettik çünkü arkadaşlarınıza zarar geliyor. Sadece sizler olsanız
neyse …Allah korusun orada demir potalar var; birine bir şey olursa üzülürüz ..Şimdi eskisi gibi
değil,direk okul müdürü suçlanıyor.
Ben ; siz öğrencilere ,her sınıfa, her kişiye, her biriye elimden geleni yapmaya çalışıyorum . Sosyal
, kültürel mümkün olabilecek her şeyi isteyebilirsiniz samimi ve dürüst olarak.

GÖKSU : Mesleğinizde edindiğiniz tecrübe ve deneyimlere dayanarak biz öğrencilere
verebileceğiniz tavsiyeler neler?
Öncellikle ben kendi düşüncelerimi söyleyeyim :Her birey ,her fert dürüst ve ahlaklı
olmalı.Dürüst ve ahlaklı olursa bir insanın, davranışlarıyla zaten dürüst olan kişinin,kişiliği
oturmuştur.O kişiye ders çalış da demezsin , şunu da yapma da demezsin çünkü o kişi ne
yapacağını bilir.
Neye mal olursa olsun yalan söylemeyin .Herkes hata yapar,önemli olan yapılan hatanın kasıtlı
olmamamsı bir de iyi dost hatayı kişinin yüzüne söyleyendir.Ben bir hata yapmışsam ,sen bunu
bana diyebilirsin. İrfan Bey ,bu iş böyle olmamalı diyebilirsin .Bir iş olmadı,bu iş yanlış denildiği
zaman önerisiyle gelmen gerekir ,şeklinde diyebilirsin; ben eleştiriye açığım.
UTKU : Mesleğinizin zor yanları nelerdir ?
Mesleğimin zor yanı nasıl söyleyeyim,beni tanısaydınız daha rahat ifade edebilirdim.Ekip olarak
çalıştığım kişilerle anlaşmak,bölge insanını tanımak ,iletişimi kolaylaştırmak gibi konularda zaman zaman
sıkıntı oluyor.
YELİZ : Son olarak biz öğlecilerden neler bekliyorsunuz ?
Siz öğrencilerden beklentilerimiz nelerdir? Başarılı olmanızdır.Sizin başarılarınız okula ve çevreye
yansıyor.Mesela toplantılara katılıyoruz okul dışında.Göktürk İlkokulu şöyle başarılıdır dendiğinde çok
mutlu oluyorum o zaman.Sizlere saygı duyuyorum, önünüzü açmak istiyorum. Elimden geldiğince sizlerin
isteklerinizi yerine getirmeye çalışıyorum.İstiyorum ki sizler her konuda başarılı olasınız.Okulu nasıl
önemsediğinizi bilelim.
Ayda bir Seviye Tespit Sınavı olmasını istiyoruz ama maddi sıkıntılar var, sistem buna yeterli olmuyor .

AHMET KAAN : Bizleri kabul ettiğiniz ve sorularımızı samimiyetle cevapladığınız
için arkadaşlarımız adına teşekkür ediyoruz.
Ahmet Kaan ÖZNACAR , Göksu TÜMER,
Mihriban İrem ERGİN Onur URAS,
Utku GÖKÇEN, Yeliz AKAYDIN

REŞAT NURİ GÜNTEKİN
(25 KASIM 1889 - 7 ARALIK 1956)
1889'da İstanbul’un Üsküdar ilçesinde dünyaya geldi. Babası, askeri tabip Nuri
Bey, annesi Erzincan valisi Yaver Paşa'nın kızı Lütfiye Hanım'dır. Reşide adlı kız
kardeşi çok genç yaşta hayatını kaybetti, tek çocuk olarak büyüdü.Babası askeri
doktor olduğu için öğrenim hayatı boyunca birçok il gezen Reşat Nuri, ilköğrenimine
Çanakkale 'de başladı. Çocukluk yıllarında dinlediği Fatma Aliye Hanım’ın ‘‘Udi’’
isimli romanı hayatına iz bırakıp,sanata heveslendiren eserleri arasına girdi.
Babasının Çanakkale’deki evlerinde zengin bir kütüphanesinin olması onu kitaplara
iten ve yazı yazma kültürünün gelişmesini sağlayan bir araç oldu.Öğrenimini yirmi üç
yaşında bitirmiştir.1927'ye kadar Bursa ve İstanbul’da çeşitli okullarda Fransızca
,Türkçe öğretmeni ve müdür olarak görev yaptı. 1927’de Erenköy Lisesi’nden yeni
mezun olan öğrencisi Hadiye Hanım ile evlendi.Öğretmenlik mesleğinin yanı sıra
edebiyatla uğraşan Reşat Nuri, Halit Ziya’nın eserlerinden aldığı ilhamla hikâye
yazma hevesi duymaktaydı. Daha sonra tiyatro edebiyatını benimseyerek bir tiyatro
yazarı olmak için uğraştı. Yazı hayatına 1.Dünya Savaşı sonlarında başladı.
Başlangıçta “Eski Ahbap” (1917) gibi uzun hikayeler, “Hançer”(1920) ve “Eski Rüya”
(1922) gibi sahne eserleri, “Gizli El” (1924) gibi romanlar yazan, tiyatro eleştiri ve
araştırmaları yayınlayan sanatçı “Çalıkuşu” adlı romanının 1922’de Vakit
Gazetesinde tefrika edilmesiyle şöhrete kavuştu. Güntekin'e akciğer kanseri teşhisi
konulduktan sonra tedavisi için Londra'ya gitti ve orada hastalığına yenik düşerek
öldü. 13 Aralık 1956 günü, Karacaahmet Mezarlığı'na gömüldü. Levent’te oturduğu
sokağa “Çalıkuşu” ismi,Kadıköy’de ve İzmir’de bir ilköğretim okuluna ve Fatih’te bir
tiyatro sahnesine Reşat Nuri Güntekin ismi verilmiştir.

Yazar, öykü, roman ve oyunlarıyla edebiyatımızda önemli bir yere sahiptir.
Kahramanları genelde tek yönlüdür. Olay kahramanlarını çevreyle birlikte verir.
Anadolu insanını iyi tanıdığı eserlerinden anlaşılır. Bazı eserlerinde genç
cumhuriyetin toplumsal ideallerini işlemiştir. Reşat Nuri GÜNTEKİN eserlerine
konuşma dilinin zenginliğini zorlanmadan yansıtır.
Reşat Nuri GÜNTEKİN, Cumhuriyet dönemi edebiyatında önemli bir yeri olan
Çalıkuşu, Yeşil Gece ve Anadolu Notları gibi önemli eserlere imza atmış
romancı, öykücü ve oyun yazarıdır.
‘‘Acımak’’ romanı bize hayat dersi vermekle birlikte o zamanki durumu da
göz önüne sermektedir. Kitap oldukça sürükleyici olup sıkmamaktadır. Yazar
kitaplarında daha çok kadın, çocuk, aile ve ahlâk meseleleri üzerinde
durmuştur.
Kitabın başlığı ve içeriği arasındaki bağlantı: Zehra Hanımın, babası
öldükten sonra acıma duygusuna sahip olması.
İrem ERGİN

MAVİSEL YENER’İN HAYATI

1984’de Ege Üniversitesi Diş
Hekimliği Fakültesinden mezun oldu.Öykü, masal,
köşe yazısı ve eleştiri yazıları 1978’den bu yana
gazete ve dergilerde yayımlanıyor. Şiir, öykü, masal,
tiyatro oyunu, roman türlerinde pek çok eser
verdi.Bugüne kadar yayımlanmış kırktan fazla çocuk
kitabı vardır.İki yıl süreyle Gazete Ege’de çocuk
sayfası hazırladı.Haber Ekspres gazetesinin çocuk
sayfasında köşe yazarlığı yaptı. Varlık, Virgül,
Edebiyat Eleştiri gibi yazın dergilerinde öykü ve
yazıları yayımlandı.

TRT İzmir Radyosu’ nda iki yıl süreyle Mavi Mektuplar isimli köşeyi hazırlayıp
sundu.İki yazar arkadaşıyla birlikte kaleme aldığı Mor Gece Mavi Gün isimli çocuk
oyunu Ankara Devlet Tiyatrosu’nda 2007 yılında sahnelendi.
Edebiyatçılar Derneği, Yazarlar Sendikası, Dil Derneği ve P.E.N. Yazarlar
Derneği’ nin üyesidir.Yazar, genel merkezi İzmir’de olan AIDS ile Mücadele
Derneği’nin yönetim kurulu üyesidir.Uyuşturucu ve AIDS konusunda eğitimci
eğitmeni olarak çalışmaktadır.Çocuk yazını alanında atölye eğitmenliği de
yapıyor.Mavisel Yener’in kitapları başka dillere de çevriliyor, dünya çocuklarıyla
buluşuyor.Ondan fazla ödülü vardır.
Yener, eserlerinde çocuk sevgisini, çocukların çocukluklarını yaşamalarını, her
koşulda sevinmeleri gerektiğini vurguluyor.
"

MAVİ

ZAMANLAR

Birce evlerinin yakınındaki kitapçıya girdi.Yedinci sınıf ders
kitaplarını verip onların yerine tatilde okuyacak kitaplar alacaktı.
Gözü birden bir kitaba takıldı.‘Gizli Geçitleri Bulmanın Yolları’.
Aldığı birçok kitabın yanına bunu da koydu ve eve gitti.Kitapları
okumak için sabırsızlanıyordu.Kırmızı kitaba göz gezdirirken elektrikler
gitti ve mum ışığında okumaya başladı.Birce okulda yapılan öykü yazma yarışmasında
dereceye girmişti ve ödülü bir haftalık” Allianoi (Alyanoi) Kurtarma Kazısı Alanı” gezisiydi.
Birce gezi günü erkenden uyanmıştı.Öğretmeni Sezin Hanım onları kazı alanına bırakıp
İzmir’e geri döndü.Kazı alanındakiler Birce ve arkadaşlarını çok sıcak karşıladılar.Herkes
odalarına yerleşti.Gilman ve Arzu kızlara kazı alanını gezdirdiler, akşam yemeği yediler sonra
odalarına çekildiler. Kaldıkları odanın yanında kemik odası vardı.Sevilay biraz korkmuştu ve
uyuyamamıştı.Dışarı çıkıp hava aldı, midesi bulanıyordu. Kahvaltıdan sonra Gilman Birce’ye
buranın eski bir sağlık merkezi olduğunu anlattı.Daha sonra tekerlek izinin olduğu bir taş
gösterdi.Öğle yemeği yediler, sohbet ettiler, kırmızı kapaklı kitabı okudular.Kitapta tekerlek
izinden bahsediyordu.Birce ve Gilman artık bir iz peşindeydi.Kitaba güveniyor ve kitaptaki
sözlerin şifre olduğunu düşünüyorlardı, gerçekten de öyleydi.
Gezinirken hamamda duran siyah taşın fotoğrafını çeken birini gördüler, gece onlarda
içeri girip bakacaktı.Işıl’a da gizemi anlattılar ve üçü tünele girdi.Tünelde Selo ve İbrahim
vardı.Onların amaçları elektromanyetik taşı ele geçirmekti.Kitapta Dolunay Masalcısının
verdiği ipuçlarıyla Allionoi’nin gizli geçitlerini ve su perisini buldular.Su perisinin karnındaki
deniz kabuğunu sağa çevirince birden her yer kaynar suyla doldu.Kırmızı kitabın aynısının su
perisinin kucağında olduğunu gördüler.Daha önceden buldukları taşı su perisine attılar ve
sular çekildi.Su kaynaklarını yönlendirmek isteyen güçlere engel oldular ve dünyanın
dengesini bozacak bir tehlikeyi de önlediler.

Yıllar sonra Gilman ünlü bir arkeolog
olmuştu ve bir söylencede bu hikayeyi
anlattı.Bir kız bunu bildiğini söyledi ve
Gilman annesinin adını sordu.Annesinin
adı Birce kızın adı ise Perisu idi.Gilman
Birce’ye bir efsane yazdı ve yanına da
bir not koydu vermesi için Perisu’yla
gönderdi.

Seza KURUKAFA

MERHABA SEVGİ
Ayla KUTLU
Ayla KUTLU ’ nun bu eserinde Anadolu’nun küçük bir köyünde yaşayan Sevgi adlı
küçük bir kız vardır.Bu kız hayvanları çok sever.Ve yemeği bile dahil her şeyini
hayvanlarla paylaşır.Bu kız anaokuluna başlar.Bir gün okul bir seyahat düzenler bu sırada
seyahate gittikleri otobüs karşıdan gelen bir kamyona çarpar ve kaza yapar bu kazada
Sevgi’nin kolu kırılır ve kolundaki sinirleri kırıldığı için kolu kesilir ve artık sevgi artık çolaktır.Ama
bu olayın üzerine Sevgi bir süre hayata küser.Bunun üzerine hastanenin baş hekimi Sevgi ile bir
konuşma yapar ve onun sosyal etkinliklere katılmasını ve sol kolla yemek yemeye,resim çizmeye
ve bunun tarzı şeyleri yapmaya alışmasını söyler.Bir süre sonra Sevgi ilk okula başlar.İlkokulda
yeni arkadaşlar edinir .Hastanenin baş hekiminin tayini çıkar bu nedenle hastaneye yeni bir baş
hekim gelir Sevgi bu başhekimle de kısa sürede tanışır .Hastanede bir hastabakıcı vardır ismi
Hatice’dir,Bu kadın sevgiyi tehdit eder ve kendi işlerini ona yaptırır.Sadece o değil hastanedeki
malları çalmasında da yardımcı olmasına zorlar.Daha sonra Hatice hanımın malları kaçırdığı
fark edilir.Bu nedenle Hatice hanım kaçar.
Sevgi’nin liseye başlamasına on gün kala sevginin Sarışık adlı ineği hamiledir.Ama
Sevgi’nin köyündeki hayvanlardan anlayan kişiler ne yapsalar da yavruyu kurtaramazlar.Sarışık’
ın içine bir ip sokarlar ve yavruyu böyle çıkarmaya çalışırlar ama yavruyu gene kurtaramazlar ve
yavruyu parçalayıp parça parça çıkarırlar.Bu olay Sevgi’yi o kadar çok etkiler ki hayvanlarla
ilgilenen bir meslek yok mu diye düşünür ve lisedeki matematik öğretmeniyle bu olayı paylaşır.
Matematik öğretmeni de onu veteriner olan bir arkadaşına götürür.Sevgi bunun üzerine veteriner
olmaya karar verir. Sevgi artık gelecekte ne olacağı konusunda çok kararlıdır. Büyüyünce
veteriner olacak ve hayvanlara yardım edecektir…

SEVGİ : Kitabın baş rolündeki kişi,hayvanları ve doğayı çok seviyor ve
veteriner olmak istiyor.
HATİCE TEYZE : Hastanede çalışan ve hastalara kötü davranan
bir hastabakıcı, Sevgi’yi kendi özel işlerinde kullanmaya çalışan kötü
birisi, aynı zamanda hırsızlık da yapıyor
BAŞHEKİM : Sevgi’ye iyileşmesinde yardım eden doktor
SARIŞIK : Sevgi’nin ineği

SÜTLAÇ : Sevgi’nin en iyi hayvan dostlarından biri aynı
zamanda Sevgi’nin kedisi.
MATEMATİK ÖĞRETMENİ:Sevgi’nin veteriner olma kararını
vermesinde büyük katkısı var.

****İnsanı ve insanlığı gerçekten seven kişiler, aynı zamanda
doğaya da saygı gösteren ve onu koruyan kişilerdir.Bu kitap
insanı,dünyayı daha doğrusu hayatı sevmemiz gerektiğini ve
hayattaki zorluklar içinde gene de bir yerlere gelmek ve bu
zorluklarla mücadele etmemiz gerektiğini anlatıyor.
Mert KAYABAŞI

DEMİR YOLU MEDENİYET YOLU
Hasret kavuşturan derler
Yol bitmez, özlem bitmez
Mutluluk taşır derler
Demir yolu medeniyet yolu
Gurbet Anadolu ‘dan
Yurt dışına göçtü diyorlar
Anadolu insanları
Demir yolu medeniyet yolu
Hasret kavuşturan geldi
Dert bitti, özlem bitti
Sevgi dolu mutluluk geldi.
Demir yolu medeniyet dolu
Selen AŞKUN

DİŞ HEKİMLİĞİNE YOLCULUK

Beni Geleceğime

Hazırlayacak Lise

Hayallerimdeki üniversiteye gidebilmek için yabancı dil ve diğer ders
eğitimlerinin daha zorlayıcı ve detaylı öğrenime olanak tanıyan bir anadolu lisesi
olacağına inanıyorum.İngilizce hazırlık sınıfı olan Kadıköy Anadolu Lisesi beni
hayallerime ulaştıracak lise olduğunu düşünüyorum.
Zevkle Çalışacağım İş
Küçüklüğümden beri çürük ve kötü görünüşlü dişlerden etkilenmişimdir.
İnsanlara yardımcı olmak ve güler yüzlü davranmak benim başlıca özelliğimdir.Bu
iki özelliğimi kullanarak diş hekimliğinde çok başarılı olacağımı düşünüyorum.
İnsanın zevk alacağı işi yapması, o işte daha başarılı olmasını sağlar.

Diş Hekimliği Fakültesi, ağız boşluğunun ve diş sağlığının korunması, diş
ve diş etleri hastalıklarının tedavisi, diş ve çene ameliyatları ile protez
yapımı konularında eğitim ve araştırma yapar. Bir diş hekimi hastaları ile iyi
ilişkiler kurabilmeli, onların güvenini kazanabilmelidir. Bunun için diş hekimi
olmayı düşünen bir kimsenin sabırlı, hoşgörülü, güler yüzlü olması ve
insanlara içten ilgi duyması gerekir.
Diş Hekimi olmak için İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nde
okumak ve beş yılda eğitimimi tamamlamak istiyorum.
Yapacağım iş benim için çok önemlidir çünkü hem kariyerim hem de
toplumdaki yerim açısından kendimi iyi hissettiğim işi yapmalıyım.İnsan
sevdiği işi yaparsa hem yorulmaz hem de mutlu olur.Bu mutluluğu
yaşarken aynı anda para kazanmanın çok keyifli olacağını
düşünüyorum.Ben de bu mutluluğu ve keyfi diş hekimliği ile yaşayacağımı
düşünüyorum.
Tekirdağ’da Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi açarak kendi işimi yapmak
istiyorum.Bunu yapmadan önce bu konuda Amerika’da kendimi geliştirmek
ve en son teknolojileri öğrenmek istiyorum.
Muhsin Efe KARATAŞ

TANITIM
ESER W.SHAKESPARE’İN
OLUP KOMEDİ HALİNDE
YENİDEN
DÜZENLENMİŞTİR .
DRAMATİK BİR AŞK
HİKAYESİNİN
MÜZİK VE DANSLA
HARMANLANDIĞI BU
ESERİ ‘’ANTİK TİYATRO’’
ADLI BİR EKİP
OYNAMAKTADIR.

SAHNE ARKASI
YAZAN VE YÖNETEN: Mehmet YILMAZSOY
DEKOR-IŞIK:Fatih YILMAZ
REJİ ASİSTANI:Yasemin ŞAHİN
KOSTÜM:Rüveyda YEŞİL
DANS: Serap GÖKÇE/Yasemin ŞAHİN

OYUNCU KADROSU
Burak Güray YAŞAR
Ezgi Duygu BEKDEMİR
Serkan GÜRBÜZ
Yasemin ŞAHİN
Serap GÖKÇE
Mehmet YILMAZSOY
Gürcan GÜLPINAR
Hamza BAL
Can YILMAZ

ESER

Oyunun konusu klasik Romeo ve juliet’ ten çok farklı
olmamakla birlikte günümüz komedisiyle daha da ilgi çekici hale
gelmiştir.
Yine de kısaca söz etmekte fayda vardır. Capuletler ve
Montagueler arasında yıllardır süren bir düşmanlık vardır.
Montagueler’in oğlu Romeo bir gün çağrıldığı bir şölene katılır.Bu
şölende Juliet adlı bir kızı görür ve ona aşık olur.Aynı şekilde kız
da ona aşık olmuştur.Ancak Juliet Capulet Ailesi’nden olduğu için
bu bir yasak aşktır.

Buna rağmen daha fazla dayanamazlar ve gizlice evlenirler.Ancak
durum düşündükleri gibi olmayacaktır. Montagueler’in oğlu Tybalt kız
kardeşinin evlendiğini duyup bunu engellemek ister ancak başarısız
olur.Romeo ve Juliet artık birbirleriye görüşememektedirler.

Bu durumun da çözümü vardır. Juliet’in dadısı bu iki deli aşığın elçisi
olmuştur artık. Romeo ve Juliet’in umutları tükenmiştir artık. Capuletler
Juliet’i Paris ile evlendirmeyi akıllarına koymuşlardır. Tabi ki Juliet buna
izin vermez ama işi işten geçmiştir artık. Bu arada Prens, Romeo’ya sürgün
cezası verir. Juliet, bilgi alabileceği tek kişi olan Rahip Lawrence’a gider ve
giderken ailesine günah çıkartmaya gittiği yalanını söyler. Rahip Lawrence,
Juliet’e son bir kavuşma umudu olduğunu söyler. Ona bir iksir verir ve bu
iksir onu iki gün ölü gibi gösterecektir. Böylece Juliet istemediği bir
evlilikten kurtulacaktır. Rahip Romeo’ya da bunları anlatan bir mektup
yazar ancak bu mektup ona zamanında ulaşamaz.
Romeo , Juliet’i bulabileceği umuduyla geri döner ancak Juliet’i ölü
olarak bulunca çılgına döner ve yüzüğündeki zehri içer.Bir süre sonra
uyanan Juliet ise onu görünce öpüp payını alır .

Ahmet Kaan ÖZNACAR

TREN
Trenlerimiz var yurdumuzda
Götürür bizi en uzak diyarlara
Mutlu eder bizleri
Neşelendirir hepimizi
Biter yol,
Sevdiklerimizle buluşunca
Geri gideriz
Mutlu olunca.
Demir yolu yurdun her yerinde
Hepimiz gezeriz trenle
Yol kısa gelir bizlere
Tren güzeldir bence…
Yankı ÖZTÜRK

ASLIMIZ
Çanakkale ne bir destan ne de bir masal … O bir yaşanmışlık, o bir
gerçek…İsimsiz kahramanların yattığı toprak…Bucak bucak yurdun her
köşesinden tek bir amaç uğrunda ölmeye gelenlerin vatanı….
18 Mart günü dayandığında kapıya , yurdun her köşesi doğusu batısı,
kuzeyi güneyi bir oldu.Tek yürek , tek can koştu Çanakkale’ye.İnsan için en
önemli olan canıdır ama onlar o canı Çanakkale’ de kaybedeceğini bile bile “
Vatan sağ olsun !” diyerek gittiler ardına bakmadan..
Onlar öyle gururlu ve onurluydular ki yüreklerine ateş topları saplansa
dahi yüzlerinde vatan uğruna can vermenin sevinci yansıyordu.
Bizler de bu aziz vatanı kimselere bırakmayacağız.Çanakkale bizim
aslımız, biz aslımızı unutmayacağız.

Ezgi DEMİRKAN

SİHİRLİ KELİME : MERHABA

Ne kadar süredir yürüdüğümü hiç bilmiyordum…Amaçsız bir şekilde bir sokaktan öbürüne ondan da
diğerine doğru ilerledim.Arkadaşlarımla yaşadığım tatsız tartışma sinirlerimi bozmuştu.Adeta hayata dair
her şeyden nefret ediyordum.
Bir banka oturdum.Köşedeki duvarın dibinde , kıyafetlerinden sokak çocuğu olduğunu tahmin ettiğim
küçük bir çocuk ,sessiz ve kesik kesik ağlıyordu.O anda kendi sorunlarımı unutup yanına koştum.Hafifçe
çömelip yüzümü onunla aynı hizaya getirdim.” merhaba !” dedim.”Ne oldu sana ?” Başını kaldırıp
masmavi gözleriyle bana baktı.”Merhaba…” dedi narin titrek bir sesle.Üşümüş görünüyordu.Kaşkolumu
ona sardım.”Aç mısın ?” diye sordum.Utangaç bir tavırla başını salladı.En yakındaki bakkaldan ona
birkaç küçük şey aldım.İnanılmaz bir iştahla hepsini silip süpürdü.Minnettar bir edayla bana
bakıyordu.”Bir şeyler daha ister misin ?” diye sordum.”Hayır, teşekkür ederim.”dedi suratında kocaman bir
gülümsemeyle …Onun yüzünün gülüyor olması beni de mutlu etmişti.

Bir süre küçük dostumla sohbet ettik.Ona ailesi ile İlgili sorular sorduğumda ilk önce
kaçamak cevaplar verdi.Ardından bana her şeyi anlattı. Hasta kardeşini , babasının
başka şehirlerde çalışmak zorunda olduğunu anlattı.Onu dinledikçe kendi sorunlarının
önemsizliğini kavradım.Ve bu küçük ufaklığın omuzlarıma binmiş ağır yükler beni çok
şaşırttı.Ayrıca bir sokak çocuğu olmadığını,onu seven bir ailesi olduğunu da öğrendim.
Tam gitmeye yeltendi ki cebine bir miktar para yerleştiriverdim.Almayı reddetti.O
küçük gözlerindeki ifade karşısında ürperdim.Büyük bir olgunlukla bana
bakıyordu.Parayı almaya gururunun elvermeyeceğini anladım ve ailesi için ekmek
,yoğurt ve benzeri yiyecekler alıp eline tutuşturdum.
Teşekkür etti ve ardından yürümeye başladı.Minicik ayaklarının asfaltta çıkardığı ses
beni hüzünlendirdi.Onu bir daha göremem artık,diye düşündüm.Ama öyle
olmadı.İlerleyen zamanlarda hep karşılaştık.Bir merhaba bana küçük bir dost
kazandırmıştı…

Asya AKTAŞ

BAŞARILI OLMANIN YOLLARI
 Başarılı olmuş insanların hayatları dikkatle incelendiğinde, planlı
bir yaşam ve sıradan bir hayat yaşamadıkları ilk göze çarpan
özelliktir.

 Ders çalışma süresini çok uzun tutmak öğrenmeyi olumsuz etkiler.
 Yorulmadan ara vermeyi öğrenmelisiniz.
 Başarıya giden ilk yol; kişinin kendisine söz geçirebilmesinden
geçer.
 Heyecana yer vermemeli tecrübeli insanların ve uzmanların
önerilerine kulak vermeli, istifade edilmelidir.
 Başarının yolu önce kişinin başarıya kendisini inandırmasıyla
mümkün olur.
 Hayvanı yaşatan iştah, insanı yaşatan ümit, milletleri yaşatan da
ideallerdir. Başarmak için ümitli olunmalı asla ve asla ümitsiz
olunmamalı.

BAŞARILI İNSAN;

BAŞARISIZ İNSAN;

 Başarılı insan; daima çözümün bir
parçasıdır.

 Başarısız insan; daima

 Başarılı insan; bir program
yapmıştır.

 Başarısız insan; devamlı
mazeret bulmuştur.

 Başarılı insan ;’işine yardım
edeyim der’

 Başarısız insan ; ‘bu benim
işim değil’ der.

 Başarılı insan; her soruna bir
çözüm bulmaya çalışır.

 Başarısız insan; her çözüme
bir sorun bulur.

 Başarılı insan ; ‘zor olabilir ama
imkansız değil’ der.

 Başarısız insan ; ‘mümkün
olabilir ama çok zor’ der

 Başarılı insan; en olumsuz anda
bile bir çıkış yolu bulur.

 Başarısız insan; en olumu
durumlarda bile engel bulur.

sorunun bir parçasıdır.

AYRILIRKEN…
Geride bıraktığımız ilköğretimin yerini
alacak yeni bir bilgi denizinde yolculuğumuzun başlamasına kısa
bir süre kaldı.Eminiz ki bu yolculuğunuzda da ; bize güven ,umut,
bilgi,dostluk, sevgi veren okulumuz GÖKTÜRK yine yanımızda
olacak.
Bizler de güzel bir yolculuktan sonra mutlu bir yüzle kıyıya
ulaşacağız.

Okulumuzdan ayrılırken ; içimizde yeni coşkular , heyecanlar,
açılmayı bekleyen tomurcuklar ve aynı zamanda da
öğretmenlerimizden ayrılacağımız için buruk bir üzüntü var.
2013 Mezunları…


Slide 11

GÖKTÜRK İLKOKULU
YIL : 3 SAYI : OCAK 2013

GÖKTÜRK İLKOKULU adına sahibi okul müdürü
İrfan PELİT
YAYIN KURULU
Baran UZUNGER
A.Ayça ZARASIZ
Nilhan SAĞNAK
Selen YILMAZ
C.Melis BULUT
İrem ERGİN
Yeliz AKAYDIN
Göksu TÜMER
Onur URAS
A.Kaan ÖZNACAR
DÜZENLEME
Fatma ZARARSIZ
İLETİŞİM
Ümit Mah.460.Sok.Nu : 4 Yenimahalle /ANKARA
Fax:0312 236 03 64
e-posta: 339002°meb.k12.tr
web: gokturkankara.meb.k12.tr
Tel : 0312 235 14 88
Bu dergi 13.01.2005 tarih 25699 sayılı resmi
gazetede yayınlanan MEB ilköğretim ve
ortaöğretim kurumları sosyal etkinlikler
yönetmeliğine uygun
olarak hazırlanmıştır.
Yazıların sorumluluğu yazarlara aittir.

“Hiçbir şeye ihtiyacımız
yok, yalnız bir şeye
ihtiyacımız vardır; çalışkan
olmak! “

Mustafa Kemal
ATATÜRK

SUNUŞ
RÖPORTAJ

“ Okul Müdürümüz İrfan PELİT”

BİYOGRAFİ

“ Mehmet Akif ERSOY”

YAZARLARIMIZDAN

“ Reşat Nuri GÜNTEKİN”

BİR YAZAR/ BİR ESER “ Mavisel YENER / MAVİ ZAMANLAR”
“ Ayla KUTLU / MİNİK SERÇE “
DİŞ HEKİMLİĞİNE YOLCULUK
DENEMELER, SÖYLEŞİLER

HİKAYELER, ŞİİRLER,TİYARO İZLENİMLERİ
AYRILIRKEN…
REHBERLİK KÖŞESİ

AHMET KAAN : Sayın müdürüm, öncelikle bizi makamınıza kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz.
Hoş geldiniz çocuklar.Nasıl gidiyor ,sınıfta durumlar nasıl?
AHMET KAAN : Teşekkürler… iyiyiz , SBS yaklaşıyor . Bu yüzden biraz heyecanlıyız.
Heyecanlanacak bir şey yok. Heyecanlanmazsanız daha iyi olur sizin için.
AHMET KAAN : Hocam, bazen heyecan daha iyi oluyor.
İyi olur da …Ucunu kaçırınca da olumsuz etki olabilir Siz yapabileceğinizi yapacaksınız.Gerisi gider kendi kendine.Elinizden geleni
yaptığınızdan emin olmanız yeterli.Evet, sizleri dinliyorum.
AHMET KAAN : Hocam ,bize kendinizi tanıtır mısınız?
Ben , İrfan PELİT . Gümüşhaneliyim ,1957 doğumluyum.Önce öğretmenlik sonra müdür yardımcılığı sonra da müdürlük yaptım.17
yıldır müdür olarak görevimi yapıyorum.
İREM : Şu anda müdür olmasaydınız ne olmak isterdiniz ?
Müdür olmasaydım yine öğretmen olmak isterdim.

ONUR : Hocam daha önce çalıştığınız okullarda ne gibi farklılıklar gözlemlediniz?
Daha önceki okullardan buranın farkı şöyle ki; Anadolu’ nun çeşitli bölgelerinde görev yaptım.Her çalıştığım
okulun öğrenci kadrosu farklı idi. Muş ‘ta başlayan öğretmenlik hayatım Gümüşhane,Diyarbakır, Çanakkale ve
sonrada Ankara illerinde devam etti. Yenimahalle Kent Kop İlköğretim Okulunda idarecilik görevim başladı. Aynı
okulda müdür yardımcılığı ve müdür vekilliği yaptıktan sonra Ziya Gökalp İlköğretim Okuluna müdür olarak
atandım. Ankara Batıkent’te , Ankara ‘da Refika Aksoy İlköğretim Okulunda 9 yıl görev yaptım.Oradan Göktürk
İlköğretim Okuluna geldim ,buradan da emekli olacağım.
Farklı bölgelerde çalıştığım dikkate alındığında ; oradaki öğrenciler ile buradakilerin maddi durumları ve kültürel
birikimlerinin aynı olmadığını söyleyebilirim. Buradaki öğrencilerin maddi durumları daha iyi.Ama orada
bulduğum samimiyeti orada bulmak zor .Ayrıca bazıları da sıkıntılıydı.Kötü alışkanlıkları vardı, fark bu.
Örneğin Refika Aksoy İlköğretim Okulu …Orası 1500 kişiydi, kalabalıktı.Başarı olarak şu anda da Refika Aksoy
başarılı. Buradaki öğrencilerin başarı potansiyelli de yüksek.
Herkesi seviyorum fakat bizi yanlış tanıdılar; futbol yasaklanması sizler tarafından olumsuz karşılandı.Futbol
için sahanın yetersiz olması, teneffüste bahçenin kalabalık olması nedeni ile futbol yasaklandı. Salonda da futbol
oynayabilirsiniz.
ONUR : Hocam, geçen yıl öğle teneffüsleri spor salonu açık oluyordu. Bu sene bu uygulamayı
görmedik genellikle spor salonu kapalı oluyor.
Bu sene o uygulamayı iptal ettik çünkü arkadaşlarınıza zarar geliyor. Sadece sizler olsanız
neyse …Allah korusun orada demir potalar var; birine bir şey olursa üzülürüz ..Şimdi eskisi gibi
değil,direk okul müdürü suçlanıyor.
Ben ; siz öğrencilere ,her sınıfa, her kişiye, her biriye elimden geleni yapmaya çalışıyorum . Sosyal
, kültürel mümkün olabilecek her şeyi isteyebilirsiniz samimi ve dürüst olarak.

GÖKSU : Mesleğinizde edindiğiniz tecrübe ve deneyimlere dayanarak biz öğrencilere
verebileceğiniz tavsiyeler neler?
Öncellikle ben kendi düşüncelerimi söyleyeyim :Her birey ,her fert dürüst ve ahlaklı
olmalı.Dürüst ve ahlaklı olursa bir insanın, davranışlarıyla zaten dürüst olan kişinin,kişiliği
oturmuştur.O kişiye ders çalış da demezsin , şunu da yapma da demezsin çünkü o kişi ne
yapacağını bilir.
Neye mal olursa olsun yalan söylemeyin .Herkes hata yapar,önemli olan yapılan hatanın kasıtlı
olmamamsı bir de iyi dost hatayı kişinin yüzüne söyleyendir.Ben bir hata yapmışsam ,sen bunu
bana diyebilirsin. İrfan Bey ,bu iş böyle olmamalı diyebilirsin .Bir iş olmadı,bu iş yanlış denildiği
zaman önerisiyle gelmen gerekir ,şeklinde diyebilirsin; ben eleştiriye açığım.
UTKU : Mesleğinizin zor yanları nelerdir ?
Mesleğimin zor yanı nasıl söyleyeyim,beni tanısaydınız daha rahat ifade edebilirdim.Ekip olarak
çalıştığım kişilerle anlaşmak,bölge insanını tanımak ,iletişimi kolaylaştırmak gibi konularda zaman zaman
sıkıntı oluyor.
YELİZ : Son olarak biz öğlecilerden neler bekliyorsunuz ?
Siz öğrencilerden beklentilerimiz nelerdir? Başarılı olmanızdır.Sizin başarılarınız okula ve çevreye
yansıyor.Mesela toplantılara katılıyoruz okul dışında.Göktürk İlkokulu şöyle başarılıdır dendiğinde çok
mutlu oluyorum o zaman.Sizlere saygı duyuyorum, önünüzü açmak istiyorum. Elimden geldiğince sizlerin
isteklerinizi yerine getirmeye çalışıyorum.İstiyorum ki sizler her konuda başarılı olasınız.Okulu nasıl
önemsediğinizi bilelim.
Ayda bir Seviye Tespit Sınavı olmasını istiyoruz ama maddi sıkıntılar var, sistem buna yeterli olmuyor .

AHMET KAAN : Bizleri kabul ettiğiniz ve sorularımızı samimiyetle cevapladığınız
için arkadaşlarımız adına teşekkür ediyoruz.
Ahmet Kaan ÖZNACAR , Göksu TÜMER,
Mihriban İrem ERGİN Onur URAS,
Utku GÖKÇEN, Yeliz AKAYDIN

REŞAT NURİ GÜNTEKİN
(25 KASIM 1889 - 7 ARALIK 1956)
1889'da İstanbul’un Üsküdar ilçesinde dünyaya geldi. Babası, askeri tabip Nuri
Bey, annesi Erzincan valisi Yaver Paşa'nın kızı Lütfiye Hanım'dır. Reşide adlı kız
kardeşi çok genç yaşta hayatını kaybetti, tek çocuk olarak büyüdü.Babası askeri
doktor olduğu için öğrenim hayatı boyunca birçok il gezen Reşat Nuri, ilköğrenimine
Çanakkale 'de başladı. Çocukluk yıllarında dinlediği Fatma Aliye Hanım’ın ‘‘Udi’’
isimli romanı hayatına iz bırakıp,sanata heveslendiren eserleri arasına girdi.
Babasının Çanakkale’deki evlerinde zengin bir kütüphanesinin olması onu kitaplara
iten ve yazı yazma kültürünün gelişmesini sağlayan bir araç oldu.Öğrenimini yirmi üç
yaşında bitirmiştir.1927'ye kadar Bursa ve İstanbul’da çeşitli okullarda Fransızca
,Türkçe öğretmeni ve müdür olarak görev yaptı. 1927’de Erenköy Lisesi’nden yeni
mezun olan öğrencisi Hadiye Hanım ile evlendi.Öğretmenlik mesleğinin yanı sıra
edebiyatla uğraşan Reşat Nuri, Halit Ziya’nın eserlerinden aldığı ilhamla hikâye
yazma hevesi duymaktaydı. Daha sonra tiyatro edebiyatını benimseyerek bir tiyatro
yazarı olmak için uğraştı. Yazı hayatına 1.Dünya Savaşı sonlarında başladı.
Başlangıçta “Eski Ahbap” (1917) gibi uzun hikayeler, “Hançer”(1920) ve “Eski Rüya”
(1922) gibi sahne eserleri, “Gizli El” (1924) gibi romanlar yazan, tiyatro eleştiri ve
araştırmaları yayınlayan sanatçı “Çalıkuşu” adlı romanının 1922’de Vakit
Gazetesinde tefrika edilmesiyle şöhrete kavuştu. Güntekin'e akciğer kanseri teşhisi
konulduktan sonra tedavisi için Londra'ya gitti ve orada hastalığına yenik düşerek
öldü. 13 Aralık 1956 günü, Karacaahmet Mezarlığı'na gömüldü. Levent’te oturduğu
sokağa “Çalıkuşu” ismi,Kadıköy’de ve İzmir’de bir ilköğretim okuluna ve Fatih’te bir
tiyatro sahnesine Reşat Nuri Güntekin ismi verilmiştir.

Yazar, öykü, roman ve oyunlarıyla edebiyatımızda önemli bir yere sahiptir.
Kahramanları genelde tek yönlüdür. Olay kahramanlarını çevreyle birlikte verir.
Anadolu insanını iyi tanıdığı eserlerinden anlaşılır. Bazı eserlerinde genç
cumhuriyetin toplumsal ideallerini işlemiştir. Reşat Nuri GÜNTEKİN eserlerine
konuşma dilinin zenginliğini zorlanmadan yansıtır.
Reşat Nuri GÜNTEKİN, Cumhuriyet dönemi edebiyatında önemli bir yeri olan
Çalıkuşu, Yeşil Gece ve Anadolu Notları gibi önemli eserlere imza atmış
romancı, öykücü ve oyun yazarıdır.
‘‘Acımak’’ romanı bize hayat dersi vermekle birlikte o zamanki durumu da
göz önüne sermektedir. Kitap oldukça sürükleyici olup sıkmamaktadır. Yazar
kitaplarında daha çok kadın, çocuk, aile ve ahlâk meseleleri üzerinde
durmuştur.
Kitabın başlığı ve içeriği arasındaki bağlantı: Zehra Hanımın, babası
öldükten sonra acıma duygusuna sahip olması.
İrem ERGİN

MAVİSEL YENER’İN HAYATI

1984’de Ege Üniversitesi Diş
Hekimliği Fakültesinden mezun oldu.Öykü, masal,
köşe yazısı ve eleştiri yazıları 1978’den bu yana
gazete ve dergilerde yayımlanıyor. Şiir, öykü, masal,
tiyatro oyunu, roman türlerinde pek çok eser
verdi.Bugüne kadar yayımlanmış kırktan fazla çocuk
kitabı vardır.İki yıl süreyle Gazete Ege’de çocuk
sayfası hazırladı.Haber Ekspres gazetesinin çocuk
sayfasında köşe yazarlığı yaptı. Varlık, Virgül,
Edebiyat Eleştiri gibi yazın dergilerinde öykü ve
yazıları yayımlandı.

TRT İzmir Radyosu’ nda iki yıl süreyle Mavi Mektuplar isimli köşeyi hazırlayıp
sundu.İki yazar arkadaşıyla birlikte kaleme aldığı Mor Gece Mavi Gün isimli çocuk
oyunu Ankara Devlet Tiyatrosu’nda 2007 yılında sahnelendi.
Edebiyatçılar Derneği, Yazarlar Sendikası, Dil Derneği ve P.E.N. Yazarlar
Derneği’ nin üyesidir.Yazar, genel merkezi İzmir’de olan AIDS ile Mücadele
Derneği’nin yönetim kurulu üyesidir.Uyuşturucu ve AIDS konusunda eğitimci
eğitmeni olarak çalışmaktadır.Çocuk yazını alanında atölye eğitmenliği de
yapıyor.Mavisel Yener’in kitapları başka dillere de çevriliyor, dünya çocuklarıyla
buluşuyor.Ondan fazla ödülü vardır.
Yener, eserlerinde çocuk sevgisini, çocukların çocukluklarını yaşamalarını, her
koşulda sevinmeleri gerektiğini vurguluyor.
"

MAVİ

ZAMANLAR

Birce evlerinin yakınındaki kitapçıya girdi.Yedinci sınıf ders
kitaplarını verip onların yerine tatilde okuyacak kitaplar alacaktı.
Gözü birden bir kitaba takıldı.‘Gizli Geçitleri Bulmanın Yolları’.
Aldığı birçok kitabın yanına bunu da koydu ve eve gitti.Kitapları
okumak için sabırsızlanıyordu.Kırmızı kitaba göz gezdirirken elektrikler
gitti ve mum ışığında okumaya başladı.Birce okulda yapılan öykü yazma yarışmasında
dereceye girmişti ve ödülü bir haftalık” Allianoi (Alyanoi) Kurtarma Kazısı Alanı” gezisiydi.
Birce gezi günü erkenden uyanmıştı.Öğretmeni Sezin Hanım onları kazı alanına bırakıp
İzmir’e geri döndü.Kazı alanındakiler Birce ve arkadaşlarını çok sıcak karşıladılar.Herkes
odalarına yerleşti.Gilman ve Arzu kızlara kazı alanını gezdirdiler, akşam yemeği yediler sonra
odalarına çekildiler. Kaldıkları odanın yanında kemik odası vardı.Sevilay biraz korkmuştu ve
uyuyamamıştı.Dışarı çıkıp hava aldı, midesi bulanıyordu. Kahvaltıdan sonra Gilman Birce’ye
buranın eski bir sağlık merkezi olduğunu anlattı.Daha sonra tekerlek izinin olduğu bir taş
gösterdi.Öğle yemeği yediler, sohbet ettiler, kırmızı kapaklı kitabı okudular.Kitapta tekerlek
izinden bahsediyordu.Birce ve Gilman artık bir iz peşindeydi.Kitaba güveniyor ve kitaptaki
sözlerin şifre olduğunu düşünüyorlardı, gerçekten de öyleydi.
Gezinirken hamamda duran siyah taşın fotoğrafını çeken birini gördüler, gece onlarda
içeri girip bakacaktı.Işıl’a da gizemi anlattılar ve üçü tünele girdi.Tünelde Selo ve İbrahim
vardı.Onların amaçları elektromanyetik taşı ele geçirmekti.Kitapta Dolunay Masalcısının
verdiği ipuçlarıyla Allionoi’nin gizli geçitlerini ve su perisini buldular.Su perisinin karnındaki
deniz kabuğunu sağa çevirince birden her yer kaynar suyla doldu.Kırmızı kitabın aynısının su
perisinin kucağında olduğunu gördüler.Daha önceden buldukları taşı su perisine attılar ve
sular çekildi.Su kaynaklarını yönlendirmek isteyen güçlere engel oldular ve dünyanın
dengesini bozacak bir tehlikeyi de önlediler.

Yıllar sonra Gilman ünlü bir arkeolog
olmuştu ve bir söylencede bu hikayeyi
anlattı.Bir kız bunu bildiğini söyledi ve
Gilman annesinin adını sordu.Annesinin
adı Birce kızın adı ise Perisu idi.Gilman
Birce’ye bir efsane yazdı ve yanına da
bir not koydu vermesi için Perisu’yla
gönderdi.

Seza KURUKAFA

MERHABA SEVGİ
Ayla KUTLU
Ayla KUTLU ’ nun bu eserinde Anadolu’nun küçük bir köyünde yaşayan Sevgi adlı
küçük bir kız vardır.Bu kız hayvanları çok sever.Ve yemeği bile dahil her şeyini
hayvanlarla paylaşır.Bu kız anaokuluna başlar.Bir gün okul bir seyahat düzenler bu sırada
seyahate gittikleri otobüs karşıdan gelen bir kamyona çarpar ve kaza yapar bu kazada
Sevgi’nin kolu kırılır ve kolundaki sinirleri kırıldığı için kolu kesilir ve artık sevgi artık çolaktır.Ama
bu olayın üzerine Sevgi bir süre hayata küser.Bunun üzerine hastanenin baş hekimi Sevgi ile bir
konuşma yapar ve onun sosyal etkinliklere katılmasını ve sol kolla yemek yemeye,resim çizmeye
ve bunun tarzı şeyleri yapmaya alışmasını söyler.Bir süre sonra Sevgi ilk okula başlar.İlkokulda
yeni arkadaşlar edinir .Hastanenin baş hekiminin tayini çıkar bu nedenle hastaneye yeni bir baş
hekim gelir Sevgi bu başhekimle de kısa sürede tanışır .Hastanede bir hastabakıcı vardır ismi
Hatice’dir,Bu kadın sevgiyi tehdit eder ve kendi işlerini ona yaptırır.Sadece o değil hastanedeki
malları çalmasında da yardımcı olmasına zorlar.Daha sonra Hatice hanımın malları kaçırdığı
fark edilir.Bu nedenle Hatice hanım kaçar.
Sevgi’nin liseye başlamasına on gün kala sevginin Sarışık adlı ineği hamiledir.Ama
Sevgi’nin köyündeki hayvanlardan anlayan kişiler ne yapsalar da yavruyu kurtaramazlar.Sarışık’
ın içine bir ip sokarlar ve yavruyu böyle çıkarmaya çalışırlar ama yavruyu gene kurtaramazlar ve
yavruyu parçalayıp parça parça çıkarırlar.Bu olay Sevgi’yi o kadar çok etkiler ki hayvanlarla
ilgilenen bir meslek yok mu diye düşünür ve lisedeki matematik öğretmeniyle bu olayı paylaşır.
Matematik öğretmeni de onu veteriner olan bir arkadaşına götürür.Sevgi bunun üzerine veteriner
olmaya karar verir. Sevgi artık gelecekte ne olacağı konusunda çok kararlıdır. Büyüyünce
veteriner olacak ve hayvanlara yardım edecektir…

SEVGİ : Kitabın baş rolündeki kişi,hayvanları ve doğayı çok seviyor ve
veteriner olmak istiyor.
HATİCE TEYZE : Hastanede çalışan ve hastalara kötü davranan
bir hastabakıcı, Sevgi’yi kendi özel işlerinde kullanmaya çalışan kötü
birisi, aynı zamanda hırsızlık da yapıyor
BAŞHEKİM : Sevgi’ye iyileşmesinde yardım eden doktor
SARIŞIK : Sevgi’nin ineği

SÜTLAÇ : Sevgi’nin en iyi hayvan dostlarından biri aynı
zamanda Sevgi’nin kedisi.
MATEMATİK ÖĞRETMENİ:Sevgi’nin veteriner olma kararını
vermesinde büyük katkısı var.

****İnsanı ve insanlığı gerçekten seven kişiler, aynı zamanda
doğaya da saygı gösteren ve onu koruyan kişilerdir.Bu kitap
insanı,dünyayı daha doğrusu hayatı sevmemiz gerektiğini ve
hayattaki zorluklar içinde gene de bir yerlere gelmek ve bu
zorluklarla mücadele etmemiz gerektiğini anlatıyor.
Mert KAYABAŞI

DEMİR YOLU MEDENİYET YOLU
Hasret kavuşturan derler
Yol bitmez, özlem bitmez
Mutluluk taşır derler
Demir yolu medeniyet yolu
Gurbet Anadolu ‘dan
Yurt dışına göçtü diyorlar
Anadolu insanları
Demir yolu medeniyet yolu
Hasret kavuşturan geldi
Dert bitti, özlem bitti
Sevgi dolu mutluluk geldi.
Demir yolu medeniyet dolu
Selen AŞKUN

DİŞ HEKİMLİĞİNE YOLCULUK

Beni Geleceğime

Hazırlayacak Lise

Hayallerimdeki üniversiteye gidebilmek için yabancı dil ve diğer ders
eğitimlerinin daha zorlayıcı ve detaylı öğrenime olanak tanıyan bir anadolu lisesi
olacağına inanıyorum.İngilizce hazırlık sınıfı olan Kadıköy Anadolu Lisesi beni
hayallerime ulaştıracak lise olduğunu düşünüyorum.
Zevkle Çalışacağım İş
Küçüklüğümden beri çürük ve kötü görünüşlü dişlerden etkilenmişimdir.
İnsanlara yardımcı olmak ve güler yüzlü davranmak benim başlıca özelliğimdir.Bu
iki özelliğimi kullanarak diş hekimliğinde çok başarılı olacağımı düşünüyorum.
İnsanın zevk alacağı işi yapması, o işte daha başarılı olmasını sağlar.

Diş Hekimliği Fakültesi, ağız boşluğunun ve diş sağlığının korunması, diş
ve diş etleri hastalıklarının tedavisi, diş ve çene ameliyatları ile protez
yapımı konularında eğitim ve araştırma yapar. Bir diş hekimi hastaları ile iyi
ilişkiler kurabilmeli, onların güvenini kazanabilmelidir. Bunun için diş hekimi
olmayı düşünen bir kimsenin sabırlı, hoşgörülü, güler yüzlü olması ve
insanlara içten ilgi duyması gerekir.
Diş Hekimi olmak için İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nde
okumak ve beş yılda eğitimimi tamamlamak istiyorum.
Yapacağım iş benim için çok önemlidir çünkü hem kariyerim hem de
toplumdaki yerim açısından kendimi iyi hissettiğim işi yapmalıyım.İnsan
sevdiği işi yaparsa hem yorulmaz hem de mutlu olur.Bu mutluluğu
yaşarken aynı anda para kazanmanın çok keyifli olacağını
düşünüyorum.Ben de bu mutluluğu ve keyfi diş hekimliği ile yaşayacağımı
düşünüyorum.
Tekirdağ’da Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi açarak kendi işimi yapmak
istiyorum.Bunu yapmadan önce bu konuda Amerika’da kendimi geliştirmek
ve en son teknolojileri öğrenmek istiyorum.
Muhsin Efe KARATAŞ

TANITIM
ESER W.SHAKESPARE’İN
OLUP KOMEDİ HALİNDE
YENİDEN
DÜZENLENMİŞTİR .
DRAMATİK BİR AŞK
HİKAYESİNİN
MÜZİK VE DANSLA
HARMANLANDIĞI BU
ESERİ ‘’ANTİK TİYATRO’’
ADLI BİR EKİP
OYNAMAKTADIR.

SAHNE ARKASI
YAZAN VE YÖNETEN: Mehmet YILMAZSOY
DEKOR-IŞIK:Fatih YILMAZ
REJİ ASİSTANI:Yasemin ŞAHİN
KOSTÜM:Rüveyda YEŞİL
DANS: Serap GÖKÇE/Yasemin ŞAHİN

OYUNCU KADROSU
Burak Güray YAŞAR
Ezgi Duygu BEKDEMİR
Serkan GÜRBÜZ
Yasemin ŞAHİN
Serap GÖKÇE
Mehmet YILMAZSOY
Gürcan GÜLPINAR
Hamza BAL
Can YILMAZ

ESER

Oyunun konusu klasik Romeo ve juliet’ ten çok farklı
olmamakla birlikte günümüz komedisiyle daha da ilgi çekici hale
gelmiştir.
Yine de kısaca söz etmekte fayda vardır. Capuletler ve
Montagueler arasında yıllardır süren bir düşmanlık vardır.
Montagueler’in oğlu Romeo bir gün çağrıldığı bir şölene katılır.Bu
şölende Juliet adlı bir kızı görür ve ona aşık olur.Aynı şekilde kız
da ona aşık olmuştur.Ancak Juliet Capulet Ailesi’nden olduğu için
bu bir yasak aşktır.

Buna rağmen daha fazla dayanamazlar ve gizlice evlenirler.Ancak
durum düşündükleri gibi olmayacaktır. Montagueler’in oğlu Tybalt kız
kardeşinin evlendiğini duyup bunu engellemek ister ancak başarısız
olur.Romeo ve Juliet artık birbirleriye görüşememektedirler.

Bu durumun da çözümü vardır. Juliet’in dadısı bu iki deli aşığın elçisi
olmuştur artık. Romeo ve Juliet’in umutları tükenmiştir artık. Capuletler
Juliet’i Paris ile evlendirmeyi akıllarına koymuşlardır. Tabi ki Juliet buna
izin vermez ama işi işten geçmiştir artık. Bu arada Prens, Romeo’ya sürgün
cezası verir. Juliet, bilgi alabileceği tek kişi olan Rahip Lawrence’a gider ve
giderken ailesine günah çıkartmaya gittiği yalanını söyler. Rahip Lawrence,
Juliet’e son bir kavuşma umudu olduğunu söyler. Ona bir iksir verir ve bu
iksir onu iki gün ölü gibi gösterecektir. Böylece Juliet istemediği bir
evlilikten kurtulacaktır. Rahip Romeo’ya da bunları anlatan bir mektup
yazar ancak bu mektup ona zamanında ulaşamaz.
Romeo , Juliet’i bulabileceği umuduyla geri döner ancak Juliet’i ölü
olarak bulunca çılgına döner ve yüzüğündeki zehri içer.Bir süre sonra
uyanan Juliet ise onu görünce öpüp payını alır .

Ahmet Kaan ÖZNACAR

TREN
Trenlerimiz var yurdumuzda
Götürür bizi en uzak diyarlara
Mutlu eder bizleri
Neşelendirir hepimizi
Biter yol,
Sevdiklerimizle buluşunca
Geri gideriz
Mutlu olunca.
Demir yolu yurdun her yerinde
Hepimiz gezeriz trenle
Yol kısa gelir bizlere
Tren güzeldir bence…
Yankı ÖZTÜRK

ASLIMIZ
Çanakkale ne bir destan ne de bir masal … O bir yaşanmışlık, o bir
gerçek…İsimsiz kahramanların yattığı toprak…Bucak bucak yurdun her
köşesinden tek bir amaç uğrunda ölmeye gelenlerin vatanı….
18 Mart günü dayandığında kapıya , yurdun her köşesi doğusu batısı,
kuzeyi güneyi bir oldu.Tek yürek , tek can koştu Çanakkale’ye.İnsan için en
önemli olan canıdır ama onlar o canı Çanakkale’ de kaybedeceğini bile bile “
Vatan sağ olsun !” diyerek gittiler ardına bakmadan..
Onlar öyle gururlu ve onurluydular ki yüreklerine ateş topları saplansa
dahi yüzlerinde vatan uğruna can vermenin sevinci yansıyordu.
Bizler de bu aziz vatanı kimselere bırakmayacağız.Çanakkale bizim
aslımız, biz aslımızı unutmayacağız.

Ezgi DEMİRKAN

SİHİRLİ KELİME : MERHABA

Ne kadar süredir yürüdüğümü hiç bilmiyordum…Amaçsız bir şekilde bir sokaktan öbürüne ondan da
diğerine doğru ilerledim.Arkadaşlarımla yaşadığım tatsız tartışma sinirlerimi bozmuştu.Adeta hayata dair
her şeyden nefret ediyordum.
Bir banka oturdum.Köşedeki duvarın dibinde , kıyafetlerinden sokak çocuğu olduğunu tahmin ettiğim
küçük bir çocuk ,sessiz ve kesik kesik ağlıyordu.O anda kendi sorunlarımı unutup yanına koştum.Hafifçe
çömelip yüzümü onunla aynı hizaya getirdim.” merhaba !” dedim.”Ne oldu sana ?” Başını kaldırıp
masmavi gözleriyle bana baktı.”Merhaba…” dedi narin titrek bir sesle.Üşümüş görünüyordu.Kaşkolumu
ona sardım.”Aç mısın ?” diye sordum.Utangaç bir tavırla başını salladı.En yakındaki bakkaldan ona
birkaç küçük şey aldım.İnanılmaz bir iştahla hepsini silip süpürdü.Minnettar bir edayla bana
bakıyordu.”Bir şeyler daha ister misin ?” diye sordum.”Hayır, teşekkür ederim.”dedi suratında kocaman bir
gülümsemeyle …Onun yüzünün gülüyor olması beni de mutlu etmişti.

Bir süre küçük dostumla sohbet ettik.Ona ailesi ile İlgili sorular sorduğumda ilk önce
kaçamak cevaplar verdi.Ardından bana her şeyi anlattı. Hasta kardeşini , babasının
başka şehirlerde çalışmak zorunda olduğunu anlattı.Onu dinledikçe kendi sorunlarının
önemsizliğini kavradım.Ve bu küçük ufaklığın omuzlarıma binmiş ağır yükler beni çok
şaşırttı.Ayrıca bir sokak çocuğu olmadığını,onu seven bir ailesi olduğunu da öğrendim.
Tam gitmeye yeltendi ki cebine bir miktar para yerleştiriverdim.Almayı reddetti.O
küçük gözlerindeki ifade karşısında ürperdim.Büyük bir olgunlukla bana
bakıyordu.Parayı almaya gururunun elvermeyeceğini anladım ve ailesi için ekmek
,yoğurt ve benzeri yiyecekler alıp eline tutuşturdum.
Teşekkür etti ve ardından yürümeye başladı.Minicik ayaklarının asfaltta çıkardığı ses
beni hüzünlendirdi.Onu bir daha göremem artık,diye düşündüm.Ama öyle
olmadı.İlerleyen zamanlarda hep karşılaştık.Bir merhaba bana küçük bir dost
kazandırmıştı…

Asya AKTAŞ

BAŞARILI OLMANIN YOLLARI
 Başarılı olmuş insanların hayatları dikkatle incelendiğinde, planlı
bir yaşam ve sıradan bir hayat yaşamadıkları ilk göze çarpan
özelliktir.

 Ders çalışma süresini çok uzun tutmak öğrenmeyi olumsuz etkiler.
 Yorulmadan ara vermeyi öğrenmelisiniz.
 Başarıya giden ilk yol; kişinin kendisine söz geçirebilmesinden
geçer.
 Heyecana yer vermemeli tecrübeli insanların ve uzmanların
önerilerine kulak vermeli, istifade edilmelidir.
 Başarının yolu önce kişinin başarıya kendisini inandırmasıyla
mümkün olur.
 Hayvanı yaşatan iştah, insanı yaşatan ümit, milletleri yaşatan da
ideallerdir. Başarmak için ümitli olunmalı asla ve asla ümitsiz
olunmamalı.

BAŞARILI İNSAN;

BAŞARISIZ İNSAN;

 Başarılı insan; daima çözümün bir
parçasıdır.

 Başarısız insan; daima

 Başarılı insan; bir program
yapmıştır.

 Başarısız insan; devamlı
mazeret bulmuştur.

 Başarılı insan ;’işine yardım
edeyim der’

 Başarısız insan ; ‘bu benim
işim değil’ der.

 Başarılı insan; her soruna bir
çözüm bulmaya çalışır.

 Başarısız insan; her çözüme
bir sorun bulur.

 Başarılı insan ; ‘zor olabilir ama
imkansız değil’ der.

 Başarısız insan ; ‘mümkün
olabilir ama çok zor’ der

 Başarılı insan; en olumsuz anda
bile bir çıkış yolu bulur.

 Başarısız insan; en olumu
durumlarda bile engel bulur.

sorunun bir parçasıdır.

AYRILIRKEN…
Geride bıraktığımız ilköğretimin yerini
alacak yeni bir bilgi denizinde yolculuğumuzun başlamasına kısa
bir süre kaldı.Eminiz ki bu yolculuğunuzda da ; bize güven ,umut,
bilgi,dostluk, sevgi veren okulumuz GÖKTÜRK yine yanımızda
olacak.
Bizler de güzel bir yolculuktan sonra mutlu bir yüzle kıyıya
ulaşacağız.

Okulumuzdan ayrılırken ; içimizde yeni coşkular , heyecanlar,
açılmayı bekleyen tomurcuklar ve aynı zamanda da
öğretmenlerimizden ayrılacağımız için buruk bir üzüntü var.
2013 Mezunları…


Slide 12

GÖKTÜRK İLKOKULU
YIL : 3 SAYI : OCAK 2013

GÖKTÜRK İLKOKULU adına sahibi okul müdürü
İrfan PELİT
YAYIN KURULU
Baran UZUNGER
A.Ayça ZARASIZ
Nilhan SAĞNAK
Selen YILMAZ
C.Melis BULUT
İrem ERGİN
Yeliz AKAYDIN
Göksu TÜMER
Onur URAS
A.Kaan ÖZNACAR
DÜZENLEME
Fatma ZARARSIZ
İLETİŞİM
Ümit Mah.460.Sok.Nu : 4 Yenimahalle /ANKARA
Fax:0312 236 03 64
e-posta: 339002°meb.k12.tr
web: gokturkankara.meb.k12.tr
Tel : 0312 235 14 88
Bu dergi 13.01.2005 tarih 25699 sayılı resmi
gazetede yayınlanan MEB ilköğretim ve
ortaöğretim kurumları sosyal etkinlikler
yönetmeliğine uygun
olarak hazırlanmıştır.
Yazıların sorumluluğu yazarlara aittir.

“Hiçbir şeye ihtiyacımız
yok, yalnız bir şeye
ihtiyacımız vardır; çalışkan
olmak! “

Mustafa Kemal
ATATÜRK

SUNUŞ
RÖPORTAJ

“ Okul Müdürümüz İrfan PELİT”

BİYOGRAFİ

“ Mehmet Akif ERSOY”

YAZARLARIMIZDAN

“ Reşat Nuri GÜNTEKİN”

BİR YAZAR/ BİR ESER “ Mavisel YENER / MAVİ ZAMANLAR”
“ Ayla KUTLU / MİNİK SERÇE “
DİŞ HEKİMLİĞİNE YOLCULUK
DENEMELER, SÖYLEŞİLER

HİKAYELER, ŞİİRLER,TİYARO İZLENİMLERİ
AYRILIRKEN…
REHBERLİK KÖŞESİ

AHMET KAAN : Sayın müdürüm, öncelikle bizi makamınıza kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz.
Hoş geldiniz çocuklar.Nasıl gidiyor ,sınıfta durumlar nasıl?
AHMET KAAN : Teşekkürler… iyiyiz , SBS yaklaşıyor . Bu yüzden biraz heyecanlıyız.
Heyecanlanacak bir şey yok. Heyecanlanmazsanız daha iyi olur sizin için.
AHMET KAAN : Hocam, bazen heyecan daha iyi oluyor.
İyi olur da …Ucunu kaçırınca da olumsuz etki olabilir Siz yapabileceğinizi yapacaksınız.Gerisi gider kendi kendine.Elinizden geleni
yaptığınızdan emin olmanız yeterli.Evet, sizleri dinliyorum.
AHMET KAAN : Hocam ,bize kendinizi tanıtır mısınız?
Ben , İrfan PELİT . Gümüşhaneliyim ,1957 doğumluyum.Önce öğretmenlik sonra müdür yardımcılığı sonra da müdürlük yaptım.17
yıldır müdür olarak görevimi yapıyorum.
İREM : Şu anda müdür olmasaydınız ne olmak isterdiniz ?
Müdür olmasaydım yine öğretmen olmak isterdim.

ONUR : Hocam daha önce çalıştığınız okullarda ne gibi farklılıklar gözlemlediniz?
Daha önceki okullardan buranın farkı şöyle ki; Anadolu’ nun çeşitli bölgelerinde görev yaptım.Her çalıştığım
okulun öğrenci kadrosu farklı idi. Muş ‘ta başlayan öğretmenlik hayatım Gümüşhane,Diyarbakır, Çanakkale ve
sonrada Ankara illerinde devam etti. Yenimahalle Kent Kop İlköğretim Okulunda idarecilik görevim başladı. Aynı
okulda müdür yardımcılığı ve müdür vekilliği yaptıktan sonra Ziya Gökalp İlköğretim Okuluna müdür olarak
atandım. Ankara Batıkent’te , Ankara ‘da Refika Aksoy İlköğretim Okulunda 9 yıl görev yaptım.Oradan Göktürk
İlköğretim Okuluna geldim ,buradan da emekli olacağım.
Farklı bölgelerde çalıştığım dikkate alındığında ; oradaki öğrenciler ile buradakilerin maddi durumları ve kültürel
birikimlerinin aynı olmadığını söyleyebilirim. Buradaki öğrencilerin maddi durumları daha iyi.Ama orada
bulduğum samimiyeti orada bulmak zor .Ayrıca bazıları da sıkıntılıydı.Kötü alışkanlıkları vardı, fark bu.
Örneğin Refika Aksoy İlköğretim Okulu …Orası 1500 kişiydi, kalabalıktı.Başarı olarak şu anda da Refika Aksoy
başarılı. Buradaki öğrencilerin başarı potansiyelli de yüksek.
Herkesi seviyorum fakat bizi yanlış tanıdılar; futbol yasaklanması sizler tarafından olumsuz karşılandı.Futbol
için sahanın yetersiz olması, teneffüste bahçenin kalabalık olması nedeni ile futbol yasaklandı. Salonda da futbol
oynayabilirsiniz.
ONUR : Hocam, geçen yıl öğle teneffüsleri spor salonu açık oluyordu. Bu sene bu uygulamayı
görmedik genellikle spor salonu kapalı oluyor.
Bu sene o uygulamayı iptal ettik çünkü arkadaşlarınıza zarar geliyor. Sadece sizler olsanız
neyse …Allah korusun orada demir potalar var; birine bir şey olursa üzülürüz ..Şimdi eskisi gibi
değil,direk okul müdürü suçlanıyor.
Ben ; siz öğrencilere ,her sınıfa, her kişiye, her biriye elimden geleni yapmaya çalışıyorum . Sosyal
, kültürel mümkün olabilecek her şeyi isteyebilirsiniz samimi ve dürüst olarak.

GÖKSU : Mesleğinizde edindiğiniz tecrübe ve deneyimlere dayanarak biz öğrencilere
verebileceğiniz tavsiyeler neler?
Öncellikle ben kendi düşüncelerimi söyleyeyim :Her birey ,her fert dürüst ve ahlaklı
olmalı.Dürüst ve ahlaklı olursa bir insanın, davranışlarıyla zaten dürüst olan kişinin,kişiliği
oturmuştur.O kişiye ders çalış da demezsin , şunu da yapma da demezsin çünkü o kişi ne
yapacağını bilir.
Neye mal olursa olsun yalan söylemeyin .Herkes hata yapar,önemli olan yapılan hatanın kasıtlı
olmamamsı bir de iyi dost hatayı kişinin yüzüne söyleyendir.Ben bir hata yapmışsam ,sen bunu
bana diyebilirsin. İrfan Bey ,bu iş böyle olmamalı diyebilirsin .Bir iş olmadı,bu iş yanlış denildiği
zaman önerisiyle gelmen gerekir ,şeklinde diyebilirsin; ben eleştiriye açığım.
UTKU : Mesleğinizin zor yanları nelerdir ?
Mesleğimin zor yanı nasıl söyleyeyim,beni tanısaydınız daha rahat ifade edebilirdim.Ekip olarak
çalıştığım kişilerle anlaşmak,bölge insanını tanımak ,iletişimi kolaylaştırmak gibi konularda zaman zaman
sıkıntı oluyor.
YELİZ : Son olarak biz öğlecilerden neler bekliyorsunuz ?
Siz öğrencilerden beklentilerimiz nelerdir? Başarılı olmanızdır.Sizin başarılarınız okula ve çevreye
yansıyor.Mesela toplantılara katılıyoruz okul dışında.Göktürk İlkokulu şöyle başarılıdır dendiğinde çok
mutlu oluyorum o zaman.Sizlere saygı duyuyorum, önünüzü açmak istiyorum. Elimden geldiğince sizlerin
isteklerinizi yerine getirmeye çalışıyorum.İstiyorum ki sizler her konuda başarılı olasınız.Okulu nasıl
önemsediğinizi bilelim.
Ayda bir Seviye Tespit Sınavı olmasını istiyoruz ama maddi sıkıntılar var, sistem buna yeterli olmuyor .

AHMET KAAN : Bizleri kabul ettiğiniz ve sorularımızı samimiyetle cevapladığınız
için arkadaşlarımız adına teşekkür ediyoruz.
Ahmet Kaan ÖZNACAR , Göksu TÜMER,
Mihriban İrem ERGİN Onur URAS,
Utku GÖKÇEN, Yeliz AKAYDIN

REŞAT NURİ GÜNTEKİN
(25 KASIM 1889 - 7 ARALIK 1956)
1889'da İstanbul’un Üsküdar ilçesinde dünyaya geldi. Babası, askeri tabip Nuri
Bey, annesi Erzincan valisi Yaver Paşa'nın kızı Lütfiye Hanım'dır. Reşide adlı kız
kardeşi çok genç yaşta hayatını kaybetti, tek çocuk olarak büyüdü.Babası askeri
doktor olduğu için öğrenim hayatı boyunca birçok il gezen Reşat Nuri, ilköğrenimine
Çanakkale 'de başladı. Çocukluk yıllarında dinlediği Fatma Aliye Hanım’ın ‘‘Udi’’
isimli romanı hayatına iz bırakıp,sanata heveslendiren eserleri arasına girdi.
Babasının Çanakkale’deki evlerinde zengin bir kütüphanesinin olması onu kitaplara
iten ve yazı yazma kültürünün gelişmesini sağlayan bir araç oldu.Öğrenimini yirmi üç
yaşında bitirmiştir.1927'ye kadar Bursa ve İstanbul’da çeşitli okullarda Fransızca
,Türkçe öğretmeni ve müdür olarak görev yaptı. 1927’de Erenköy Lisesi’nden yeni
mezun olan öğrencisi Hadiye Hanım ile evlendi.Öğretmenlik mesleğinin yanı sıra
edebiyatla uğraşan Reşat Nuri, Halit Ziya’nın eserlerinden aldığı ilhamla hikâye
yazma hevesi duymaktaydı. Daha sonra tiyatro edebiyatını benimseyerek bir tiyatro
yazarı olmak için uğraştı. Yazı hayatına 1.Dünya Savaşı sonlarında başladı.
Başlangıçta “Eski Ahbap” (1917) gibi uzun hikayeler, “Hançer”(1920) ve “Eski Rüya”
(1922) gibi sahne eserleri, “Gizli El” (1924) gibi romanlar yazan, tiyatro eleştiri ve
araştırmaları yayınlayan sanatçı “Çalıkuşu” adlı romanının 1922’de Vakit
Gazetesinde tefrika edilmesiyle şöhrete kavuştu. Güntekin'e akciğer kanseri teşhisi
konulduktan sonra tedavisi için Londra'ya gitti ve orada hastalığına yenik düşerek
öldü. 13 Aralık 1956 günü, Karacaahmet Mezarlığı'na gömüldü. Levent’te oturduğu
sokağa “Çalıkuşu” ismi,Kadıköy’de ve İzmir’de bir ilköğretim okuluna ve Fatih’te bir
tiyatro sahnesine Reşat Nuri Güntekin ismi verilmiştir.

Yazar, öykü, roman ve oyunlarıyla edebiyatımızda önemli bir yere sahiptir.
Kahramanları genelde tek yönlüdür. Olay kahramanlarını çevreyle birlikte verir.
Anadolu insanını iyi tanıdığı eserlerinden anlaşılır. Bazı eserlerinde genç
cumhuriyetin toplumsal ideallerini işlemiştir. Reşat Nuri GÜNTEKİN eserlerine
konuşma dilinin zenginliğini zorlanmadan yansıtır.
Reşat Nuri GÜNTEKİN, Cumhuriyet dönemi edebiyatında önemli bir yeri olan
Çalıkuşu, Yeşil Gece ve Anadolu Notları gibi önemli eserlere imza atmış
romancı, öykücü ve oyun yazarıdır.
‘‘Acımak’’ romanı bize hayat dersi vermekle birlikte o zamanki durumu da
göz önüne sermektedir. Kitap oldukça sürükleyici olup sıkmamaktadır. Yazar
kitaplarında daha çok kadın, çocuk, aile ve ahlâk meseleleri üzerinde
durmuştur.
Kitabın başlığı ve içeriği arasındaki bağlantı: Zehra Hanımın, babası
öldükten sonra acıma duygusuna sahip olması.
İrem ERGİN

MAVİSEL YENER’İN HAYATI

1984’de Ege Üniversitesi Diş
Hekimliği Fakültesinden mezun oldu.Öykü, masal,
köşe yazısı ve eleştiri yazıları 1978’den bu yana
gazete ve dergilerde yayımlanıyor. Şiir, öykü, masal,
tiyatro oyunu, roman türlerinde pek çok eser
verdi.Bugüne kadar yayımlanmış kırktan fazla çocuk
kitabı vardır.İki yıl süreyle Gazete Ege’de çocuk
sayfası hazırladı.Haber Ekspres gazetesinin çocuk
sayfasında köşe yazarlığı yaptı. Varlık, Virgül,
Edebiyat Eleştiri gibi yazın dergilerinde öykü ve
yazıları yayımlandı.

TRT İzmir Radyosu’ nda iki yıl süreyle Mavi Mektuplar isimli köşeyi hazırlayıp
sundu.İki yazar arkadaşıyla birlikte kaleme aldığı Mor Gece Mavi Gün isimli çocuk
oyunu Ankara Devlet Tiyatrosu’nda 2007 yılında sahnelendi.
Edebiyatçılar Derneği, Yazarlar Sendikası, Dil Derneği ve P.E.N. Yazarlar
Derneği’ nin üyesidir.Yazar, genel merkezi İzmir’de olan AIDS ile Mücadele
Derneği’nin yönetim kurulu üyesidir.Uyuşturucu ve AIDS konusunda eğitimci
eğitmeni olarak çalışmaktadır.Çocuk yazını alanında atölye eğitmenliği de
yapıyor.Mavisel Yener’in kitapları başka dillere de çevriliyor, dünya çocuklarıyla
buluşuyor.Ondan fazla ödülü vardır.
Yener, eserlerinde çocuk sevgisini, çocukların çocukluklarını yaşamalarını, her
koşulda sevinmeleri gerektiğini vurguluyor.
"

MAVİ

ZAMANLAR

Birce evlerinin yakınındaki kitapçıya girdi.Yedinci sınıf ders
kitaplarını verip onların yerine tatilde okuyacak kitaplar alacaktı.
Gözü birden bir kitaba takıldı.‘Gizli Geçitleri Bulmanın Yolları’.
Aldığı birçok kitabın yanına bunu da koydu ve eve gitti.Kitapları
okumak için sabırsızlanıyordu.Kırmızı kitaba göz gezdirirken elektrikler
gitti ve mum ışığında okumaya başladı.Birce okulda yapılan öykü yazma yarışmasında
dereceye girmişti ve ödülü bir haftalık” Allianoi (Alyanoi) Kurtarma Kazısı Alanı” gezisiydi.
Birce gezi günü erkenden uyanmıştı.Öğretmeni Sezin Hanım onları kazı alanına bırakıp
İzmir’e geri döndü.Kazı alanındakiler Birce ve arkadaşlarını çok sıcak karşıladılar.Herkes
odalarına yerleşti.Gilman ve Arzu kızlara kazı alanını gezdirdiler, akşam yemeği yediler sonra
odalarına çekildiler. Kaldıkları odanın yanında kemik odası vardı.Sevilay biraz korkmuştu ve
uyuyamamıştı.Dışarı çıkıp hava aldı, midesi bulanıyordu. Kahvaltıdan sonra Gilman Birce’ye
buranın eski bir sağlık merkezi olduğunu anlattı.Daha sonra tekerlek izinin olduğu bir taş
gösterdi.Öğle yemeği yediler, sohbet ettiler, kırmızı kapaklı kitabı okudular.Kitapta tekerlek
izinden bahsediyordu.Birce ve Gilman artık bir iz peşindeydi.Kitaba güveniyor ve kitaptaki
sözlerin şifre olduğunu düşünüyorlardı, gerçekten de öyleydi.
Gezinirken hamamda duran siyah taşın fotoğrafını çeken birini gördüler, gece onlarda
içeri girip bakacaktı.Işıl’a da gizemi anlattılar ve üçü tünele girdi.Tünelde Selo ve İbrahim
vardı.Onların amaçları elektromanyetik taşı ele geçirmekti.Kitapta Dolunay Masalcısının
verdiği ipuçlarıyla Allionoi’nin gizli geçitlerini ve su perisini buldular.Su perisinin karnındaki
deniz kabuğunu sağa çevirince birden her yer kaynar suyla doldu.Kırmızı kitabın aynısının su
perisinin kucağında olduğunu gördüler.Daha önceden buldukları taşı su perisine attılar ve
sular çekildi.Su kaynaklarını yönlendirmek isteyen güçlere engel oldular ve dünyanın
dengesini bozacak bir tehlikeyi de önlediler.

Yıllar sonra Gilman ünlü bir arkeolog
olmuştu ve bir söylencede bu hikayeyi
anlattı.Bir kız bunu bildiğini söyledi ve
Gilman annesinin adını sordu.Annesinin
adı Birce kızın adı ise Perisu idi.Gilman
Birce’ye bir efsane yazdı ve yanına da
bir not koydu vermesi için Perisu’yla
gönderdi.

Seza KURUKAFA

MERHABA SEVGİ
Ayla KUTLU
Ayla KUTLU ’ nun bu eserinde Anadolu’nun küçük bir köyünde yaşayan Sevgi adlı
küçük bir kız vardır.Bu kız hayvanları çok sever.Ve yemeği bile dahil her şeyini
hayvanlarla paylaşır.Bu kız anaokuluna başlar.Bir gün okul bir seyahat düzenler bu sırada
seyahate gittikleri otobüs karşıdan gelen bir kamyona çarpar ve kaza yapar bu kazada
Sevgi’nin kolu kırılır ve kolundaki sinirleri kırıldığı için kolu kesilir ve artık sevgi artık çolaktır.Ama
bu olayın üzerine Sevgi bir süre hayata küser.Bunun üzerine hastanenin baş hekimi Sevgi ile bir
konuşma yapar ve onun sosyal etkinliklere katılmasını ve sol kolla yemek yemeye,resim çizmeye
ve bunun tarzı şeyleri yapmaya alışmasını söyler.Bir süre sonra Sevgi ilk okula başlar.İlkokulda
yeni arkadaşlar edinir .Hastanenin baş hekiminin tayini çıkar bu nedenle hastaneye yeni bir baş
hekim gelir Sevgi bu başhekimle de kısa sürede tanışır .Hastanede bir hastabakıcı vardır ismi
Hatice’dir,Bu kadın sevgiyi tehdit eder ve kendi işlerini ona yaptırır.Sadece o değil hastanedeki
malları çalmasında da yardımcı olmasına zorlar.Daha sonra Hatice hanımın malları kaçırdığı
fark edilir.Bu nedenle Hatice hanım kaçar.
Sevgi’nin liseye başlamasına on gün kala sevginin Sarışık adlı ineği hamiledir.Ama
Sevgi’nin köyündeki hayvanlardan anlayan kişiler ne yapsalar da yavruyu kurtaramazlar.Sarışık’
ın içine bir ip sokarlar ve yavruyu böyle çıkarmaya çalışırlar ama yavruyu gene kurtaramazlar ve
yavruyu parçalayıp parça parça çıkarırlar.Bu olay Sevgi’yi o kadar çok etkiler ki hayvanlarla
ilgilenen bir meslek yok mu diye düşünür ve lisedeki matematik öğretmeniyle bu olayı paylaşır.
Matematik öğretmeni de onu veteriner olan bir arkadaşına götürür.Sevgi bunun üzerine veteriner
olmaya karar verir. Sevgi artık gelecekte ne olacağı konusunda çok kararlıdır. Büyüyünce
veteriner olacak ve hayvanlara yardım edecektir…

SEVGİ : Kitabın baş rolündeki kişi,hayvanları ve doğayı çok seviyor ve
veteriner olmak istiyor.
HATİCE TEYZE : Hastanede çalışan ve hastalara kötü davranan
bir hastabakıcı, Sevgi’yi kendi özel işlerinde kullanmaya çalışan kötü
birisi, aynı zamanda hırsızlık da yapıyor
BAŞHEKİM : Sevgi’ye iyileşmesinde yardım eden doktor
SARIŞIK : Sevgi’nin ineği

SÜTLAÇ : Sevgi’nin en iyi hayvan dostlarından biri aynı
zamanda Sevgi’nin kedisi.
MATEMATİK ÖĞRETMENİ:Sevgi’nin veteriner olma kararını
vermesinde büyük katkısı var.

****İnsanı ve insanlığı gerçekten seven kişiler, aynı zamanda
doğaya da saygı gösteren ve onu koruyan kişilerdir.Bu kitap
insanı,dünyayı daha doğrusu hayatı sevmemiz gerektiğini ve
hayattaki zorluklar içinde gene de bir yerlere gelmek ve bu
zorluklarla mücadele etmemiz gerektiğini anlatıyor.
Mert KAYABAŞI

DEMİR YOLU MEDENİYET YOLU
Hasret kavuşturan derler
Yol bitmez, özlem bitmez
Mutluluk taşır derler
Demir yolu medeniyet yolu
Gurbet Anadolu ‘dan
Yurt dışına göçtü diyorlar
Anadolu insanları
Demir yolu medeniyet yolu
Hasret kavuşturan geldi
Dert bitti, özlem bitti
Sevgi dolu mutluluk geldi.
Demir yolu medeniyet dolu
Selen AŞKUN

DİŞ HEKİMLİĞİNE YOLCULUK

Beni Geleceğime

Hazırlayacak Lise

Hayallerimdeki üniversiteye gidebilmek için yabancı dil ve diğer ders
eğitimlerinin daha zorlayıcı ve detaylı öğrenime olanak tanıyan bir anadolu lisesi
olacağına inanıyorum.İngilizce hazırlık sınıfı olan Kadıköy Anadolu Lisesi beni
hayallerime ulaştıracak lise olduğunu düşünüyorum.
Zevkle Çalışacağım İş
Küçüklüğümden beri çürük ve kötü görünüşlü dişlerden etkilenmişimdir.
İnsanlara yardımcı olmak ve güler yüzlü davranmak benim başlıca özelliğimdir.Bu
iki özelliğimi kullanarak diş hekimliğinde çok başarılı olacağımı düşünüyorum.
İnsanın zevk alacağı işi yapması, o işte daha başarılı olmasını sağlar.

Diş Hekimliği Fakültesi, ağız boşluğunun ve diş sağlığının korunması, diş
ve diş etleri hastalıklarının tedavisi, diş ve çene ameliyatları ile protez
yapımı konularında eğitim ve araştırma yapar. Bir diş hekimi hastaları ile iyi
ilişkiler kurabilmeli, onların güvenini kazanabilmelidir. Bunun için diş hekimi
olmayı düşünen bir kimsenin sabırlı, hoşgörülü, güler yüzlü olması ve
insanlara içten ilgi duyması gerekir.
Diş Hekimi olmak için İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nde
okumak ve beş yılda eğitimimi tamamlamak istiyorum.
Yapacağım iş benim için çok önemlidir çünkü hem kariyerim hem de
toplumdaki yerim açısından kendimi iyi hissettiğim işi yapmalıyım.İnsan
sevdiği işi yaparsa hem yorulmaz hem de mutlu olur.Bu mutluluğu
yaşarken aynı anda para kazanmanın çok keyifli olacağını
düşünüyorum.Ben de bu mutluluğu ve keyfi diş hekimliği ile yaşayacağımı
düşünüyorum.
Tekirdağ’da Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi açarak kendi işimi yapmak
istiyorum.Bunu yapmadan önce bu konuda Amerika’da kendimi geliştirmek
ve en son teknolojileri öğrenmek istiyorum.
Muhsin Efe KARATAŞ

TANITIM
ESER W.SHAKESPARE’İN
OLUP KOMEDİ HALİNDE
YENİDEN
DÜZENLENMİŞTİR .
DRAMATİK BİR AŞK
HİKAYESİNİN
MÜZİK VE DANSLA
HARMANLANDIĞI BU
ESERİ ‘’ANTİK TİYATRO’’
ADLI BİR EKİP
OYNAMAKTADIR.

SAHNE ARKASI
YAZAN VE YÖNETEN: Mehmet YILMAZSOY
DEKOR-IŞIK:Fatih YILMAZ
REJİ ASİSTANI:Yasemin ŞAHİN
KOSTÜM:Rüveyda YEŞİL
DANS: Serap GÖKÇE/Yasemin ŞAHİN

OYUNCU KADROSU
Burak Güray YAŞAR
Ezgi Duygu BEKDEMİR
Serkan GÜRBÜZ
Yasemin ŞAHİN
Serap GÖKÇE
Mehmet YILMAZSOY
Gürcan GÜLPINAR
Hamza BAL
Can YILMAZ

ESER

Oyunun konusu klasik Romeo ve juliet’ ten çok farklı
olmamakla birlikte günümüz komedisiyle daha da ilgi çekici hale
gelmiştir.
Yine de kısaca söz etmekte fayda vardır. Capuletler ve
Montagueler arasında yıllardır süren bir düşmanlık vardır.
Montagueler’in oğlu Romeo bir gün çağrıldığı bir şölene katılır.Bu
şölende Juliet adlı bir kızı görür ve ona aşık olur.Aynı şekilde kız
da ona aşık olmuştur.Ancak Juliet Capulet Ailesi’nden olduğu için
bu bir yasak aşktır.

Buna rağmen daha fazla dayanamazlar ve gizlice evlenirler.Ancak
durum düşündükleri gibi olmayacaktır. Montagueler’in oğlu Tybalt kız
kardeşinin evlendiğini duyup bunu engellemek ister ancak başarısız
olur.Romeo ve Juliet artık birbirleriye görüşememektedirler.

Bu durumun da çözümü vardır. Juliet’in dadısı bu iki deli aşığın elçisi
olmuştur artık. Romeo ve Juliet’in umutları tükenmiştir artık. Capuletler
Juliet’i Paris ile evlendirmeyi akıllarına koymuşlardır. Tabi ki Juliet buna
izin vermez ama işi işten geçmiştir artık. Bu arada Prens, Romeo’ya sürgün
cezası verir. Juliet, bilgi alabileceği tek kişi olan Rahip Lawrence’a gider ve
giderken ailesine günah çıkartmaya gittiği yalanını söyler. Rahip Lawrence,
Juliet’e son bir kavuşma umudu olduğunu söyler. Ona bir iksir verir ve bu
iksir onu iki gün ölü gibi gösterecektir. Böylece Juliet istemediği bir
evlilikten kurtulacaktır. Rahip Romeo’ya da bunları anlatan bir mektup
yazar ancak bu mektup ona zamanında ulaşamaz.
Romeo , Juliet’i bulabileceği umuduyla geri döner ancak Juliet’i ölü
olarak bulunca çılgına döner ve yüzüğündeki zehri içer.Bir süre sonra
uyanan Juliet ise onu görünce öpüp payını alır .

Ahmet Kaan ÖZNACAR

TREN
Trenlerimiz var yurdumuzda
Götürür bizi en uzak diyarlara
Mutlu eder bizleri
Neşelendirir hepimizi
Biter yol,
Sevdiklerimizle buluşunca
Geri gideriz
Mutlu olunca.
Demir yolu yurdun her yerinde
Hepimiz gezeriz trenle
Yol kısa gelir bizlere
Tren güzeldir bence…
Yankı ÖZTÜRK

ASLIMIZ
Çanakkale ne bir destan ne de bir masal … O bir yaşanmışlık, o bir
gerçek…İsimsiz kahramanların yattığı toprak…Bucak bucak yurdun her
köşesinden tek bir amaç uğrunda ölmeye gelenlerin vatanı….
18 Mart günü dayandığında kapıya , yurdun her köşesi doğusu batısı,
kuzeyi güneyi bir oldu.Tek yürek , tek can koştu Çanakkale’ye.İnsan için en
önemli olan canıdır ama onlar o canı Çanakkale’ de kaybedeceğini bile bile “
Vatan sağ olsun !” diyerek gittiler ardına bakmadan..
Onlar öyle gururlu ve onurluydular ki yüreklerine ateş topları saplansa
dahi yüzlerinde vatan uğruna can vermenin sevinci yansıyordu.
Bizler de bu aziz vatanı kimselere bırakmayacağız.Çanakkale bizim
aslımız, biz aslımızı unutmayacağız.

Ezgi DEMİRKAN

SİHİRLİ KELİME : MERHABA

Ne kadar süredir yürüdüğümü hiç bilmiyordum…Amaçsız bir şekilde bir sokaktan öbürüne ondan da
diğerine doğru ilerledim.Arkadaşlarımla yaşadığım tatsız tartışma sinirlerimi bozmuştu.Adeta hayata dair
her şeyden nefret ediyordum.
Bir banka oturdum.Köşedeki duvarın dibinde , kıyafetlerinden sokak çocuğu olduğunu tahmin ettiğim
küçük bir çocuk ,sessiz ve kesik kesik ağlıyordu.O anda kendi sorunlarımı unutup yanına koştum.Hafifçe
çömelip yüzümü onunla aynı hizaya getirdim.” merhaba !” dedim.”Ne oldu sana ?” Başını kaldırıp
masmavi gözleriyle bana baktı.”Merhaba…” dedi narin titrek bir sesle.Üşümüş görünüyordu.Kaşkolumu
ona sardım.”Aç mısın ?” diye sordum.Utangaç bir tavırla başını salladı.En yakındaki bakkaldan ona
birkaç küçük şey aldım.İnanılmaz bir iştahla hepsini silip süpürdü.Minnettar bir edayla bana
bakıyordu.”Bir şeyler daha ister misin ?” diye sordum.”Hayır, teşekkür ederim.”dedi suratında kocaman bir
gülümsemeyle …Onun yüzünün gülüyor olması beni de mutlu etmişti.

Bir süre küçük dostumla sohbet ettik.Ona ailesi ile İlgili sorular sorduğumda ilk önce
kaçamak cevaplar verdi.Ardından bana her şeyi anlattı. Hasta kardeşini , babasının
başka şehirlerde çalışmak zorunda olduğunu anlattı.Onu dinledikçe kendi sorunlarının
önemsizliğini kavradım.Ve bu küçük ufaklığın omuzlarıma binmiş ağır yükler beni çok
şaşırttı.Ayrıca bir sokak çocuğu olmadığını,onu seven bir ailesi olduğunu da öğrendim.
Tam gitmeye yeltendi ki cebine bir miktar para yerleştiriverdim.Almayı reddetti.O
küçük gözlerindeki ifade karşısında ürperdim.Büyük bir olgunlukla bana
bakıyordu.Parayı almaya gururunun elvermeyeceğini anladım ve ailesi için ekmek
,yoğurt ve benzeri yiyecekler alıp eline tutuşturdum.
Teşekkür etti ve ardından yürümeye başladı.Minicik ayaklarının asfaltta çıkardığı ses
beni hüzünlendirdi.Onu bir daha göremem artık,diye düşündüm.Ama öyle
olmadı.İlerleyen zamanlarda hep karşılaştık.Bir merhaba bana küçük bir dost
kazandırmıştı…

Asya AKTAŞ

BAŞARILI OLMANIN YOLLARI
 Başarılı olmuş insanların hayatları dikkatle incelendiğinde, planlı
bir yaşam ve sıradan bir hayat yaşamadıkları ilk göze çarpan
özelliktir.

 Ders çalışma süresini çok uzun tutmak öğrenmeyi olumsuz etkiler.
 Yorulmadan ara vermeyi öğrenmelisiniz.
 Başarıya giden ilk yol; kişinin kendisine söz geçirebilmesinden
geçer.
 Heyecana yer vermemeli tecrübeli insanların ve uzmanların
önerilerine kulak vermeli, istifade edilmelidir.
 Başarının yolu önce kişinin başarıya kendisini inandırmasıyla
mümkün olur.
 Hayvanı yaşatan iştah, insanı yaşatan ümit, milletleri yaşatan da
ideallerdir. Başarmak için ümitli olunmalı asla ve asla ümitsiz
olunmamalı.

BAŞARILI İNSAN;

BAŞARISIZ İNSAN;

 Başarılı insan; daima çözümün bir
parçasıdır.

 Başarısız insan; daima

 Başarılı insan; bir program
yapmıştır.

 Başarısız insan; devamlı
mazeret bulmuştur.

 Başarılı insan ;’işine yardım
edeyim der’

 Başarısız insan ; ‘bu benim
işim değil’ der.

 Başarılı insan; her soruna bir
çözüm bulmaya çalışır.

 Başarısız insan; her çözüme
bir sorun bulur.

 Başarılı insan ; ‘zor olabilir ama
imkansız değil’ der.

 Başarısız insan ; ‘mümkün
olabilir ama çok zor’ der

 Başarılı insan; en olumsuz anda
bile bir çıkış yolu bulur.

 Başarısız insan; en olumu
durumlarda bile engel bulur.

sorunun bir parçasıdır.

AYRILIRKEN…
Geride bıraktığımız ilköğretimin yerini
alacak yeni bir bilgi denizinde yolculuğumuzun başlamasına kısa
bir süre kaldı.Eminiz ki bu yolculuğunuzda da ; bize güven ,umut,
bilgi,dostluk, sevgi veren okulumuz GÖKTÜRK yine yanımızda
olacak.
Bizler de güzel bir yolculuktan sonra mutlu bir yüzle kıyıya
ulaşacağız.

Okulumuzdan ayrılırken ; içimizde yeni coşkular , heyecanlar,
açılmayı bekleyen tomurcuklar ve aynı zamanda da
öğretmenlerimizden ayrılacağımız için buruk bir üzüntü var.
2013 Mezunları…


Slide 13

GÖKTÜRK İLKOKULU
YIL : 3 SAYI : OCAK 2013

GÖKTÜRK İLKOKULU adına sahibi okul müdürü
İrfan PELİT
YAYIN KURULU
Baran UZUNGER
A.Ayça ZARASIZ
Nilhan SAĞNAK
Selen YILMAZ
C.Melis BULUT
İrem ERGİN
Yeliz AKAYDIN
Göksu TÜMER
Onur URAS
A.Kaan ÖZNACAR
DÜZENLEME
Fatma ZARARSIZ
İLETİŞİM
Ümit Mah.460.Sok.Nu : 4 Yenimahalle /ANKARA
Fax:0312 236 03 64
e-posta: 339002°meb.k12.tr
web: gokturkankara.meb.k12.tr
Tel : 0312 235 14 88
Bu dergi 13.01.2005 tarih 25699 sayılı resmi
gazetede yayınlanan MEB ilköğretim ve
ortaöğretim kurumları sosyal etkinlikler
yönetmeliğine uygun
olarak hazırlanmıştır.
Yazıların sorumluluğu yazarlara aittir.

“Hiçbir şeye ihtiyacımız
yok, yalnız bir şeye
ihtiyacımız vardır; çalışkan
olmak! “

Mustafa Kemal
ATATÜRK

SUNUŞ
RÖPORTAJ

“ Okul Müdürümüz İrfan PELİT”

BİYOGRAFİ

“ Mehmet Akif ERSOY”

YAZARLARIMIZDAN

“ Reşat Nuri GÜNTEKİN”

BİR YAZAR/ BİR ESER “ Mavisel YENER / MAVİ ZAMANLAR”
“ Ayla KUTLU / MİNİK SERÇE “
DİŞ HEKİMLİĞİNE YOLCULUK
DENEMELER, SÖYLEŞİLER

HİKAYELER, ŞİİRLER,TİYARO İZLENİMLERİ
AYRILIRKEN…
REHBERLİK KÖŞESİ

AHMET KAAN : Sayın müdürüm, öncelikle bizi makamınıza kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz.
Hoş geldiniz çocuklar.Nasıl gidiyor ,sınıfta durumlar nasıl?
AHMET KAAN : Teşekkürler… iyiyiz , SBS yaklaşıyor . Bu yüzden biraz heyecanlıyız.
Heyecanlanacak bir şey yok. Heyecanlanmazsanız daha iyi olur sizin için.
AHMET KAAN : Hocam, bazen heyecan daha iyi oluyor.
İyi olur da …Ucunu kaçırınca da olumsuz etki olabilir Siz yapabileceğinizi yapacaksınız.Gerisi gider kendi kendine.Elinizden geleni
yaptığınızdan emin olmanız yeterli.Evet, sizleri dinliyorum.
AHMET KAAN : Hocam ,bize kendinizi tanıtır mısınız?
Ben , İrfan PELİT . Gümüşhaneliyim ,1957 doğumluyum.Önce öğretmenlik sonra müdür yardımcılığı sonra da müdürlük yaptım.17
yıldır müdür olarak görevimi yapıyorum.
İREM : Şu anda müdür olmasaydınız ne olmak isterdiniz ?
Müdür olmasaydım yine öğretmen olmak isterdim.

ONUR : Hocam daha önce çalıştığınız okullarda ne gibi farklılıklar gözlemlediniz?
Daha önceki okullardan buranın farkı şöyle ki; Anadolu’ nun çeşitli bölgelerinde görev yaptım.Her çalıştığım
okulun öğrenci kadrosu farklı idi. Muş ‘ta başlayan öğretmenlik hayatım Gümüşhane,Diyarbakır, Çanakkale ve
sonrada Ankara illerinde devam etti. Yenimahalle Kent Kop İlköğretim Okulunda idarecilik görevim başladı. Aynı
okulda müdür yardımcılığı ve müdür vekilliği yaptıktan sonra Ziya Gökalp İlköğretim Okuluna müdür olarak
atandım. Ankara Batıkent’te , Ankara ‘da Refika Aksoy İlköğretim Okulunda 9 yıl görev yaptım.Oradan Göktürk
İlköğretim Okuluna geldim ,buradan da emekli olacağım.
Farklı bölgelerde çalıştığım dikkate alındığında ; oradaki öğrenciler ile buradakilerin maddi durumları ve kültürel
birikimlerinin aynı olmadığını söyleyebilirim. Buradaki öğrencilerin maddi durumları daha iyi.Ama orada
bulduğum samimiyeti orada bulmak zor .Ayrıca bazıları da sıkıntılıydı.Kötü alışkanlıkları vardı, fark bu.
Örneğin Refika Aksoy İlköğretim Okulu …Orası 1500 kişiydi, kalabalıktı.Başarı olarak şu anda da Refika Aksoy
başarılı. Buradaki öğrencilerin başarı potansiyelli de yüksek.
Herkesi seviyorum fakat bizi yanlış tanıdılar; futbol yasaklanması sizler tarafından olumsuz karşılandı.Futbol
için sahanın yetersiz olması, teneffüste bahçenin kalabalık olması nedeni ile futbol yasaklandı. Salonda da futbol
oynayabilirsiniz.
ONUR : Hocam, geçen yıl öğle teneffüsleri spor salonu açık oluyordu. Bu sene bu uygulamayı
görmedik genellikle spor salonu kapalı oluyor.
Bu sene o uygulamayı iptal ettik çünkü arkadaşlarınıza zarar geliyor. Sadece sizler olsanız
neyse …Allah korusun orada demir potalar var; birine bir şey olursa üzülürüz ..Şimdi eskisi gibi
değil,direk okul müdürü suçlanıyor.
Ben ; siz öğrencilere ,her sınıfa, her kişiye, her biriye elimden geleni yapmaya çalışıyorum . Sosyal
, kültürel mümkün olabilecek her şeyi isteyebilirsiniz samimi ve dürüst olarak.

GÖKSU : Mesleğinizde edindiğiniz tecrübe ve deneyimlere dayanarak biz öğrencilere
verebileceğiniz tavsiyeler neler?
Öncellikle ben kendi düşüncelerimi söyleyeyim :Her birey ,her fert dürüst ve ahlaklı
olmalı.Dürüst ve ahlaklı olursa bir insanın, davranışlarıyla zaten dürüst olan kişinin,kişiliği
oturmuştur.O kişiye ders çalış da demezsin , şunu da yapma da demezsin çünkü o kişi ne
yapacağını bilir.
Neye mal olursa olsun yalan söylemeyin .Herkes hata yapar,önemli olan yapılan hatanın kasıtlı
olmamamsı bir de iyi dost hatayı kişinin yüzüne söyleyendir.Ben bir hata yapmışsam ,sen bunu
bana diyebilirsin. İrfan Bey ,bu iş böyle olmamalı diyebilirsin .Bir iş olmadı,bu iş yanlış denildiği
zaman önerisiyle gelmen gerekir ,şeklinde diyebilirsin; ben eleştiriye açığım.
UTKU : Mesleğinizin zor yanları nelerdir ?
Mesleğimin zor yanı nasıl söyleyeyim,beni tanısaydınız daha rahat ifade edebilirdim.Ekip olarak
çalıştığım kişilerle anlaşmak,bölge insanını tanımak ,iletişimi kolaylaştırmak gibi konularda zaman zaman
sıkıntı oluyor.
YELİZ : Son olarak biz öğlecilerden neler bekliyorsunuz ?
Siz öğrencilerden beklentilerimiz nelerdir? Başarılı olmanızdır.Sizin başarılarınız okula ve çevreye
yansıyor.Mesela toplantılara katılıyoruz okul dışında.Göktürk İlkokulu şöyle başarılıdır dendiğinde çok
mutlu oluyorum o zaman.Sizlere saygı duyuyorum, önünüzü açmak istiyorum. Elimden geldiğince sizlerin
isteklerinizi yerine getirmeye çalışıyorum.İstiyorum ki sizler her konuda başarılı olasınız.Okulu nasıl
önemsediğinizi bilelim.
Ayda bir Seviye Tespit Sınavı olmasını istiyoruz ama maddi sıkıntılar var, sistem buna yeterli olmuyor .

AHMET KAAN : Bizleri kabul ettiğiniz ve sorularımızı samimiyetle cevapladığınız
için arkadaşlarımız adına teşekkür ediyoruz.
Ahmet Kaan ÖZNACAR , Göksu TÜMER,
Mihriban İrem ERGİN Onur URAS,
Utku GÖKÇEN, Yeliz AKAYDIN

REŞAT NURİ GÜNTEKİN
(25 KASIM 1889 - 7 ARALIK 1956)
1889'da İstanbul’un Üsküdar ilçesinde dünyaya geldi. Babası, askeri tabip Nuri
Bey, annesi Erzincan valisi Yaver Paşa'nın kızı Lütfiye Hanım'dır. Reşide adlı kız
kardeşi çok genç yaşta hayatını kaybetti, tek çocuk olarak büyüdü.Babası askeri
doktor olduğu için öğrenim hayatı boyunca birçok il gezen Reşat Nuri, ilköğrenimine
Çanakkale 'de başladı. Çocukluk yıllarında dinlediği Fatma Aliye Hanım’ın ‘‘Udi’’
isimli romanı hayatına iz bırakıp,sanata heveslendiren eserleri arasına girdi.
Babasının Çanakkale’deki evlerinde zengin bir kütüphanesinin olması onu kitaplara
iten ve yazı yazma kültürünün gelişmesini sağlayan bir araç oldu.Öğrenimini yirmi üç
yaşında bitirmiştir.1927'ye kadar Bursa ve İstanbul’da çeşitli okullarda Fransızca
,Türkçe öğretmeni ve müdür olarak görev yaptı. 1927’de Erenköy Lisesi’nden yeni
mezun olan öğrencisi Hadiye Hanım ile evlendi.Öğretmenlik mesleğinin yanı sıra
edebiyatla uğraşan Reşat Nuri, Halit Ziya’nın eserlerinden aldığı ilhamla hikâye
yazma hevesi duymaktaydı. Daha sonra tiyatro edebiyatını benimseyerek bir tiyatro
yazarı olmak için uğraştı. Yazı hayatına 1.Dünya Savaşı sonlarında başladı.
Başlangıçta “Eski Ahbap” (1917) gibi uzun hikayeler, “Hançer”(1920) ve “Eski Rüya”
(1922) gibi sahne eserleri, “Gizli El” (1924) gibi romanlar yazan, tiyatro eleştiri ve
araştırmaları yayınlayan sanatçı “Çalıkuşu” adlı romanının 1922’de Vakit
Gazetesinde tefrika edilmesiyle şöhrete kavuştu. Güntekin'e akciğer kanseri teşhisi
konulduktan sonra tedavisi için Londra'ya gitti ve orada hastalığına yenik düşerek
öldü. 13 Aralık 1956 günü, Karacaahmet Mezarlığı'na gömüldü. Levent’te oturduğu
sokağa “Çalıkuşu” ismi,Kadıköy’de ve İzmir’de bir ilköğretim okuluna ve Fatih’te bir
tiyatro sahnesine Reşat Nuri Güntekin ismi verilmiştir.

Yazar, öykü, roman ve oyunlarıyla edebiyatımızda önemli bir yere sahiptir.
Kahramanları genelde tek yönlüdür. Olay kahramanlarını çevreyle birlikte verir.
Anadolu insanını iyi tanıdığı eserlerinden anlaşılır. Bazı eserlerinde genç
cumhuriyetin toplumsal ideallerini işlemiştir. Reşat Nuri GÜNTEKİN eserlerine
konuşma dilinin zenginliğini zorlanmadan yansıtır.
Reşat Nuri GÜNTEKİN, Cumhuriyet dönemi edebiyatında önemli bir yeri olan
Çalıkuşu, Yeşil Gece ve Anadolu Notları gibi önemli eserlere imza atmış
romancı, öykücü ve oyun yazarıdır.
‘‘Acımak’’ romanı bize hayat dersi vermekle birlikte o zamanki durumu da
göz önüne sermektedir. Kitap oldukça sürükleyici olup sıkmamaktadır. Yazar
kitaplarında daha çok kadın, çocuk, aile ve ahlâk meseleleri üzerinde
durmuştur.
Kitabın başlığı ve içeriği arasındaki bağlantı: Zehra Hanımın, babası
öldükten sonra acıma duygusuna sahip olması.
İrem ERGİN

MAVİSEL YENER’İN HAYATI

1984’de Ege Üniversitesi Diş
Hekimliği Fakültesinden mezun oldu.Öykü, masal,
köşe yazısı ve eleştiri yazıları 1978’den bu yana
gazete ve dergilerde yayımlanıyor. Şiir, öykü, masal,
tiyatro oyunu, roman türlerinde pek çok eser
verdi.Bugüne kadar yayımlanmış kırktan fazla çocuk
kitabı vardır.İki yıl süreyle Gazete Ege’de çocuk
sayfası hazırladı.Haber Ekspres gazetesinin çocuk
sayfasında köşe yazarlığı yaptı. Varlık, Virgül,
Edebiyat Eleştiri gibi yazın dergilerinde öykü ve
yazıları yayımlandı.

TRT İzmir Radyosu’ nda iki yıl süreyle Mavi Mektuplar isimli köşeyi hazırlayıp
sundu.İki yazar arkadaşıyla birlikte kaleme aldığı Mor Gece Mavi Gün isimli çocuk
oyunu Ankara Devlet Tiyatrosu’nda 2007 yılında sahnelendi.
Edebiyatçılar Derneği, Yazarlar Sendikası, Dil Derneği ve P.E.N. Yazarlar
Derneği’ nin üyesidir.Yazar, genel merkezi İzmir’de olan AIDS ile Mücadele
Derneği’nin yönetim kurulu üyesidir.Uyuşturucu ve AIDS konusunda eğitimci
eğitmeni olarak çalışmaktadır.Çocuk yazını alanında atölye eğitmenliği de
yapıyor.Mavisel Yener’in kitapları başka dillere de çevriliyor, dünya çocuklarıyla
buluşuyor.Ondan fazla ödülü vardır.
Yener, eserlerinde çocuk sevgisini, çocukların çocukluklarını yaşamalarını, her
koşulda sevinmeleri gerektiğini vurguluyor.
"

MAVİ

ZAMANLAR

Birce evlerinin yakınındaki kitapçıya girdi.Yedinci sınıf ders
kitaplarını verip onların yerine tatilde okuyacak kitaplar alacaktı.
Gözü birden bir kitaba takıldı.‘Gizli Geçitleri Bulmanın Yolları’.
Aldığı birçok kitabın yanına bunu da koydu ve eve gitti.Kitapları
okumak için sabırsızlanıyordu.Kırmızı kitaba göz gezdirirken elektrikler
gitti ve mum ışığında okumaya başladı.Birce okulda yapılan öykü yazma yarışmasında
dereceye girmişti ve ödülü bir haftalık” Allianoi (Alyanoi) Kurtarma Kazısı Alanı” gezisiydi.
Birce gezi günü erkenden uyanmıştı.Öğretmeni Sezin Hanım onları kazı alanına bırakıp
İzmir’e geri döndü.Kazı alanındakiler Birce ve arkadaşlarını çok sıcak karşıladılar.Herkes
odalarına yerleşti.Gilman ve Arzu kızlara kazı alanını gezdirdiler, akşam yemeği yediler sonra
odalarına çekildiler. Kaldıkları odanın yanında kemik odası vardı.Sevilay biraz korkmuştu ve
uyuyamamıştı.Dışarı çıkıp hava aldı, midesi bulanıyordu. Kahvaltıdan sonra Gilman Birce’ye
buranın eski bir sağlık merkezi olduğunu anlattı.Daha sonra tekerlek izinin olduğu bir taş
gösterdi.Öğle yemeği yediler, sohbet ettiler, kırmızı kapaklı kitabı okudular.Kitapta tekerlek
izinden bahsediyordu.Birce ve Gilman artık bir iz peşindeydi.Kitaba güveniyor ve kitaptaki
sözlerin şifre olduğunu düşünüyorlardı, gerçekten de öyleydi.
Gezinirken hamamda duran siyah taşın fotoğrafını çeken birini gördüler, gece onlarda
içeri girip bakacaktı.Işıl’a da gizemi anlattılar ve üçü tünele girdi.Tünelde Selo ve İbrahim
vardı.Onların amaçları elektromanyetik taşı ele geçirmekti.Kitapta Dolunay Masalcısının
verdiği ipuçlarıyla Allionoi’nin gizli geçitlerini ve su perisini buldular.Su perisinin karnındaki
deniz kabuğunu sağa çevirince birden her yer kaynar suyla doldu.Kırmızı kitabın aynısının su
perisinin kucağında olduğunu gördüler.Daha önceden buldukları taşı su perisine attılar ve
sular çekildi.Su kaynaklarını yönlendirmek isteyen güçlere engel oldular ve dünyanın
dengesini bozacak bir tehlikeyi de önlediler.

Yıllar sonra Gilman ünlü bir arkeolog
olmuştu ve bir söylencede bu hikayeyi
anlattı.Bir kız bunu bildiğini söyledi ve
Gilman annesinin adını sordu.Annesinin
adı Birce kızın adı ise Perisu idi.Gilman
Birce’ye bir efsane yazdı ve yanına da
bir not koydu vermesi için Perisu’yla
gönderdi.

Seza KURUKAFA

MERHABA SEVGİ
Ayla KUTLU
Ayla KUTLU ’ nun bu eserinde Anadolu’nun küçük bir köyünde yaşayan Sevgi adlı
küçük bir kız vardır.Bu kız hayvanları çok sever.Ve yemeği bile dahil her şeyini
hayvanlarla paylaşır.Bu kız anaokuluna başlar.Bir gün okul bir seyahat düzenler bu sırada
seyahate gittikleri otobüs karşıdan gelen bir kamyona çarpar ve kaza yapar bu kazada
Sevgi’nin kolu kırılır ve kolundaki sinirleri kırıldığı için kolu kesilir ve artık sevgi artık çolaktır.Ama
bu olayın üzerine Sevgi bir süre hayata küser.Bunun üzerine hastanenin baş hekimi Sevgi ile bir
konuşma yapar ve onun sosyal etkinliklere katılmasını ve sol kolla yemek yemeye,resim çizmeye
ve bunun tarzı şeyleri yapmaya alışmasını söyler.Bir süre sonra Sevgi ilk okula başlar.İlkokulda
yeni arkadaşlar edinir .Hastanenin baş hekiminin tayini çıkar bu nedenle hastaneye yeni bir baş
hekim gelir Sevgi bu başhekimle de kısa sürede tanışır .Hastanede bir hastabakıcı vardır ismi
Hatice’dir,Bu kadın sevgiyi tehdit eder ve kendi işlerini ona yaptırır.Sadece o değil hastanedeki
malları çalmasında da yardımcı olmasına zorlar.Daha sonra Hatice hanımın malları kaçırdığı
fark edilir.Bu nedenle Hatice hanım kaçar.
Sevgi’nin liseye başlamasına on gün kala sevginin Sarışık adlı ineği hamiledir.Ama
Sevgi’nin köyündeki hayvanlardan anlayan kişiler ne yapsalar da yavruyu kurtaramazlar.Sarışık’
ın içine bir ip sokarlar ve yavruyu böyle çıkarmaya çalışırlar ama yavruyu gene kurtaramazlar ve
yavruyu parçalayıp parça parça çıkarırlar.Bu olay Sevgi’yi o kadar çok etkiler ki hayvanlarla
ilgilenen bir meslek yok mu diye düşünür ve lisedeki matematik öğretmeniyle bu olayı paylaşır.
Matematik öğretmeni de onu veteriner olan bir arkadaşına götürür.Sevgi bunun üzerine veteriner
olmaya karar verir. Sevgi artık gelecekte ne olacağı konusunda çok kararlıdır. Büyüyünce
veteriner olacak ve hayvanlara yardım edecektir…

SEVGİ : Kitabın baş rolündeki kişi,hayvanları ve doğayı çok seviyor ve
veteriner olmak istiyor.
HATİCE TEYZE : Hastanede çalışan ve hastalara kötü davranan
bir hastabakıcı, Sevgi’yi kendi özel işlerinde kullanmaya çalışan kötü
birisi, aynı zamanda hırsızlık da yapıyor
BAŞHEKİM : Sevgi’ye iyileşmesinde yardım eden doktor
SARIŞIK : Sevgi’nin ineği

SÜTLAÇ : Sevgi’nin en iyi hayvan dostlarından biri aynı
zamanda Sevgi’nin kedisi.
MATEMATİK ÖĞRETMENİ:Sevgi’nin veteriner olma kararını
vermesinde büyük katkısı var.

****İnsanı ve insanlığı gerçekten seven kişiler, aynı zamanda
doğaya da saygı gösteren ve onu koruyan kişilerdir.Bu kitap
insanı,dünyayı daha doğrusu hayatı sevmemiz gerektiğini ve
hayattaki zorluklar içinde gene de bir yerlere gelmek ve bu
zorluklarla mücadele etmemiz gerektiğini anlatıyor.
Mert KAYABAŞI

DEMİR YOLU MEDENİYET YOLU
Hasret kavuşturan derler
Yol bitmez, özlem bitmez
Mutluluk taşır derler
Demir yolu medeniyet yolu
Gurbet Anadolu ‘dan
Yurt dışına göçtü diyorlar
Anadolu insanları
Demir yolu medeniyet yolu
Hasret kavuşturan geldi
Dert bitti, özlem bitti
Sevgi dolu mutluluk geldi.
Demir yolu medeniyet dolu
Selen AŞKUN

DİŞ HEKİMLİĞİNE YOLCULUK

Beni Geleceğime

Hazırlayacak Lise

Hayallerimdeki üniversiteye gidebilmek için yabancı dil ve diğer ders
eğitimlerinin daha zorlayıcı ve detaylı öğrenime olanak tanıyan bir anadolu lisesi
olacağına inanıyorum.İngilizce hazırlık sınıfı olan Kadıköy Anadolu Lisesi beni
hayallerime ulaştıracak lise olduğunu düşünüyorum.
Zevkle Çalışacağım İş
Küçüklüğümden beri çürük ve kötü görünüşlü dişlerden etkilenmişimdir.
İnsanlara yardımcı olmak ve güler yüzlü davranmak benim başlıca özelliğimdir.Bu
iki özelliğimi kullanarak diş hekimliğinde çok başarılı olacağımı düşünüyorum.
İnsanın zevk alacağı işi yapması, o işte daha başarılı olmasını sağlar.

Diş Hekimliği Fakültesi, ağız boşluğunun ve diş sağlığının korunması, diş
ve diş etleri hastalıklarının tedavisi, diş ve çene ameliyatları ile protez
yapımı konularında eğitim ve araştırma yapar. Bir diş hekimi hastaları ile iyi
ilişkiler kurabilmeli, onların güvenini kazanabilmelidir. Bunun için diş hekimi
olmayı düşünen bir kimsenin sabırlı, hoşgörülü, güler yüzlü olması ve
insanlara içten ilgi duyması gerekir.
Diş Hekimi olmak için İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nde
okumak ve beş yılda eğitimimi tamamlamak istiyorum.
Yapacağım iş benim için çok önemlidir çünkü hem kariyerim hem de
toplumdaki yerim açısından kendimi iyi hissettiğim işi yapmalıyım.İnsan
sevdiği işi yaparsa hem yorulmaz hem de mutlu olur.Bu mutluluğu
yaşarken aynı anda para kazanmanın çok keyifli olacağını
düşünüyorum.Ben de bu mutluluğu ve keyfi diş hekimliği ile yaşayacağımı
düşünüyorum.
Tekirdağ’da Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi açarak kendi işimi yapmak
istiyorum.Bunu yapmadan önce bu konuda Amerika’da kendimi geliştirmek
ve en son teknolojileri öğrenmek istiyorum.
Muhsin Efe KARATAŞ

TANITIM
ESER W.SHAKESPARE’İN
OLUP KOMEDİ HALİNDE
YENİDEN
DÜZENLENMİŞTİR .
DRAMATİK BİR AŞK
HİKAYESİNİN
MÜZİK VE DANSLA
HARMANLANDIĞI BU
ESERİ ‘’ANTİK TİYATRO’’
ADLI BİR EKİP
OYNAMAKTADIR.

SAHNE ARKASI
YAZAN VE YÖNETEN: Mehmet YILMAZSOY
DEKOR-IŞIK:Fatih YILMAZ
REJİ ASİSTANI:Yasemin ŞAHİN
KOSTÜM:Rüveyda YEŞİL
DANS: Serap GÖKÇE/Yasemin ŞAHİN

OYUNCU KADROSU
Burak Güray YAŞAR
Ezgi Duygu BEKDEMİR
Serkan GÜRBÜZ
Yasemin ŞAHİN
Serap GÖKÇE
Mehmet YILMAZSOY
Gürcan GÜLPINAR
Hamza BAL
Can YILMAZ

ESER

Oyunun konusu klasik Romeo ve juliet’ ten çok farklı
olmamakla birlikte günümüz komedisiyle daha da ilgi çekici hale
gelmiştir.
Yine de kısaca söz etmekte fayda vardır. Capuletler ve
Montagueler arasında yıllardır süren bir düşmanlık vardır.
Montagueler’in oğlu Romeo bir gün çağrıldığı bir şölene katılır.Bu
şölende Juliet adlı bir kızı görür ve ona aşık olur.Aynı şekilde kız
da ona aşık olmuştur.Ancak Juliet Capulet Ailesi’nden olduğu için
bu bir yasak aşktır.

Buna rağmen daha fazla dayanamazlar ve gizlice evlenirler.Ancak
durum düşündükleri gibi olmayacaktır. Montagueler’in oğlu Tybalt kız
kardeşinin evlendiğini duyup bunu engellemek ister ancak başarısız
olur.Romeo ve Juliet artık birbirleriye görüşememektedirler.

Bu durumun da çözümü vardır. Juliet’in dadısı bu iki deli aşığın elçisi
olmuştur artık. Romeo ve Juliet’in umutları tükenmiştir artık. Capuletler
Juliet’i Paris ile evlendirmeyi akıllarına koymuşlardır. Tabi ki Juliet buna
izin vermez ama işi işten geçmiştir artık. Bu arada Prens, Romeo’ya sürgün
cezası verir. Juliet, bilgi alabileceği tek kişi olan Rahip Lawrence’a gider ve
giderken ailesine günah çıkartmaya gittiği yalanını söyler. Rahip Lawrence,
Juliet’e son bir kavuşma umudu olduğunu söyler. Ona bir iksir verir ve bu
iksir onu iki gün ölü gibi gösterecektir. Böylece Juliet istemediği bir
evlilikten kurtulacaktır. Rahip Romeo’ya da bunları anlatan bir mektup
yazar ancak bu mektup ona zamanında ulaşamaz.
Romeo , Juliet’i bulabileceği umuduyla geri döner ancak Juliet’i ölü
olarak bulunca çılgına döner ve yüzüğündeki zehri içer.Bir süre sonra
uyanan Juliet ise onu görünce öpüp payını alır .

Ahmet Kaan ÖZNACAR

TREN
Trenlerimiz var yurdumuzda
Götürür bizi en uzak diyarlara
Mutlu eder bizleri
Neşelendirir hepimizi
Biter yol,
Sevdiklerimizle buluşunca
Geri gideriz
Mutlu olunca.
Demir yolu yurdun her yerinde
Hepimiz gezeriz trenle
Yol kısa gelir bizlere
Tren güzeldir bence…
Yankı ÖZTÜRK

ASLIMIZ
Çanakkale ne bir destan ne de bir masal … O bir yaşanmışlık, o bir
gerçek…İsimsiz kahramanların yattığı toprak…Bucak bucak yurdun her
köşesinden tek bir amaç uğrunda ölmeye gelenlerin vatanı….
18 Mart günü dayandığında kapıya , yurdun her köşesi doğusu batısı,
kuzeyi güneyi bir oldu.Tek yürek , tek can koştu Çanakkale’ye.İnsan için en
önemli olan canıdır ama onlar o canı Çanakkale’ de kaybedeceğini bile bile “
Vatan sağ olsun !” diyerek gittiler ardına bakmadan..
Onlar öyle gururlu ve onurluydular ki yüreklerine ateş topları saplansa
dahi yüzlerinde vatan uğruna can vermenin sevinci yansıyordu.
Bizler de bu aziz vatanı kimselere bırakmayacağız.Çanakkale bizim
aslımız, biz aslımızı unutmayacağız.

Ezgi DEMİRKAN

SİHİRLİ KELİME : MERHABA

Ne kadar süredir yürüdüğümü hiç bilmiyordum…Amaçsız bir şekilde bir sokaktan öbürüne ondan da
diğerine doğru ilerledim.Arkadaşlarımla yaşadığım tatsız tartışma sinirlerimi bozmuştu.Adeta hayata dair
her şeyden nefret ediyordum.
Bir banka oturdum.Köşedeki duvarın dibinde , kıyafetlerinden sokak çocuğu olduğunu tahmin ettiğim
küçük bir çocuk ,sessiz ve kesik kesik ağlıyordu.O anda kendi sorunlarımı unutup yanına koştum.Hafifçe
çömelip yüzümü onunla aynı hizaya getirdim.” merhaba !” dedim.”Ne oldu sana ?” Başını kaldırıp
masmavi gözleriyle bana baktı.”Merhaba…” dedi narin titrek bir sesle.Üşümüş görünüyordu.Kaşkolumu
ona sardım.”Aç mısın ?” diye sordum.Utangaç bir tavırla başını salladı.En yakındaki bakkaldan ona
birkaç küçük şey aldım.İnanılmaz bir iştahla hepsini silip süpürdü.Minnettar bir edayla bana
bakıyordu.”Bir şeyler daha ister misin ?” diye sordum.”Hayır, teşekkür ederim.”dedi suratında kocaman bir
gülümsemeyle …Onun yüzünün gülüyor olması beni de mutlu etmişti.

Bir süre küçük dostumla sohbet ettik.Ona ailesi ile İlgili sorular sorduğumda ilk önce
kaçamak cevaplar verdi.Ardından bana her şeyi anlattı. Hasta kardeşini , babasının
başka şehirlerde çalışmak zorunda olduğunu anlattı.Onu dinledikçe kendi sorunlarının
önemsizliğini kavradım.Ve bu küçük ufaklığın omuzlarıma binmiş ağır yükler beni çok
şaşırttı.Ayrıca bir sokak çocuğu olmadığını,onu seven bir ailesi olduğunu da öğrendim.
Tam gitmeye yeltendi ki cebine bir miktar para yerleştiriverdim.Almayı reddetti.O
küçük gözlerindeki ifade karşısında ürperdim.Büyük bir olgunlukla bana
bakıyordu.Parayı almaya gururunun elvermeyeceğini anladım ve ailesi için ekmek
,yoğurt ve benzeri yiyecekler alıp eline tutuşturdum.
Teşekkür etti ve ardından yürümeye başladı.Minicik ayaklarının asfaltta çıkardığı ses
beni hüzünlendirdi.Onu bir daha göremem artık,diye düşündüm.Ama öyle
olmadı.İlerleyen zamanlarda hep karşılaştık.Bir merhaba bana küçük bir dost
kazandırmıştı…

Asya AKTAŞ

BAŞARILI OLMANIN YOLLARI
 Başarılı olmuş insanların hayatları dikkatle incelendiğinde, planlı
bir yaşam ve sıradan bir hayat yaşamadıkları ilk göze çarpan
özelliktir.

 Ders çalışma süresini çok uzun tutmak öğrenmeyi olumsuz etkiler.
 Yorulmadan ara vermeyi öğrenmelisiniz.
 Başarıya giden ilk yol; kişinin kendisine söz geçirebilmesinden
geçer.
 Heyecana yer vermemeli tecrübeli insanların ve uzmanların
önerilerine kulak vermeli, istifade edilmelidir.
 Başarının yolu önce kişinin başarıya kendisini inandırmasıyla
mümkün olur.
 Hayvanı yaşatan iştah, insanı yaşatan ümit, milletleri yaşatan da
ideallerdir. Başarmak için ümitli olunmalı asla ve asla ümitsiz
olunmamalı.

BAŞARILI İNSAN;

BAŞARISIZ İNSAN;

 Başarılı insan; daima çözümün bir
parçasıdır.

 Başarısız insan; daima

 Başarılı insan; bir program
yapmıştır.

 Başarısız insan; devamlı
mazeret bulmuştur.

 Başarılı insan ;’işine yardım
edeyim der’

 Başarısız insan ; ‘bu benim
işim değil’ der.

 Başarılı insan; her soruna bir
çözüm bulmaya çalışır.

 Başarısız insan; her çözüme
bir sorun bulur.

 Başarılı insan ; ‘zor olabilir ama
imkansız değil’ der.

 Başarısız insan ; ‘mümkün
olabilir ama çok zor’ der

 Başarılı insan; en olumsuz anda
bile bir çıkış yolu bulur.

 Başarısız insan; en olumu
durumlarda bile engel bulur.

sorunun bir parçasıdır.

AYRILIRKEN…
Geride bıraktığımız ilköğretimin yerini
alacak yeni bir bilgi denizinde yolculuğumuzun başlamasına kısa
bir süre kaldı.Eminiz ki bu yolculuğunuzda da ; bize güven ,umut,
bilgi,dostluk, sevgi veren okulumuz GÖKTÜRK yine yanımızda
olacak.
Bizler de güzel bir yolculuktan sonra mutlu bir yüzle kıyıya
ulaşacağız.

Okulumuzdan ayrılırken ; içimizde yeni coşkular , heyecanlar,
açılmayı bekleyen tomurcuklar ve aynı zamanda da
öğretmenlerimizden ayrılacağımız için buruk bir üzüntü var.
2013 Mezunları…


Slide 14

GÖKTÜRK İLKOKULU
YIL : 3 SAYI : OCAK 2013

GÖKTÜRK İLKOKULU adına sahibi okul müdürü
İrfan PELİT
YAYIN KURULU
Baran UZUNGER
A.Ayça ZARASIZ
Nilhan SAĞNAK
Selen YILMAZ
C.Melis BULUT
İrem ERGİN
Yeliz AKAYDIN
Göksu TÜMER
Onur URAS
A.Kaan ÖZNACAR
DÜZENLEME
Fatma ZARARSIZ
İLETİŞİM
Ümit Mah.460.Sok.Nu : 4 Yenimahalle /ANKARA
Fax:0312 236 03 64
e-posta: 339002°meb.k12.tr
web: gokturkankara.meb.k12.tr
Tel : 0312 235 14 88
Bu dergi 13.01.2005 tarih 25699 sayılı resmi
gazetede yayınlanan MEB ilköğretim ve
ortaöğretim kurumları sosyal etkinlikler
yönetmeliğine uygun
olarak hazırlanmıştır.
Yazıların sorumluluğu yazarlara aittir.

“Hiçbir şeye ihtiyacımız
yok, yalnız bir şeye
ihtiyacımız vardır; çalışkan
olmak! “

Mustafa Kemal
ATATÜRK

SUNUŞ
RÖPORTAJ

“ Okul Müdürümüz İrfan PELİT”

BİYOGRAFİ

“ Mehmet Akif ERSOY”

YAZARLARIMIZDAN

“ Reşat Nuri GÜNTEKİN”

BİR YAZAR/ BİR ESER “ Mavisel YENER / MAVİ ZAMANLAR”
“ Ayla KUTLU / MİNİK SERÇE “
DİŞ HEKİMLİĞİNE YOLCULUK
DENEMELER, SÖYLEŞİLER

HİKAYELER, ŞİİRLER,TİYARO İZLENİMLERİ
AYRILIRKEN…
REHBERLİK KÖŞESİ

AHMET KAAN : Sayın müdürüm, öncelikle bizi makamınıza kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz.
Hoş geldiniz çocuklar.Nasıl gidiyor ,sınıfta durumlar nasıl?
AHMET KAAN : Teşekkürler… iyiyiz , SBS yaklaşıyor . Bu yüzden biraz heyecanlıyız.
Heyecanlanacak bir şey yok. Heyecanlanmazsanız daha iyi olur sizin için.
AHMET KAAN : Hocam, bazen heyecan daha iyi oluyor.
İyi olur da …Ucunu kaçırınca da olumsuz etki olabilir Siz yapabileceğinizi yapacaksınız.Gerisi gider kendi kendine.Elinizden geleni
yaptığınızdan emin olmanız yeterli.Evet, sizleri dinliyorum.
AHMET KAAN : Hocam ,bize kendinizi tanıtır mısınız?
Ben , İrfan PELİT . Gümüşhaneliyim ,1957 doğumluyum.Önce öğretmenlik sonra müdür yardımcılığı sonra da müdürlük yaptım.17
yıldır müdür olarak görevimi yapıyorum.
İREM : Şu anda müdür olmasaydınız ne olmak isterdiniz ?
Müdür olmasaydım yine öğretmen olmak isterdim.

ONUR : Hocam daha önce çalıştığınız okullarda ne gibi farklılıklar gözlemlediniz?
Daha önceki okullardan buranın farkı şöyle ki; Anadolu’ nun çeşitli bölgelerinde görev yaptım.Her çalıştığım
okulun öğrenci kadrosu farklı idi. Muş ‘ta başlayan öğretmenlik hayatım Gümüşhane,Diyarbakır, Çanakkale ve
sonrada Ankara illerinde devam etti. Yenimahalle Kent Kop İlköğretim Okulunda idarecilik görevim başladı. Aynı
okulda müdür yardımcılığı ve müdür vekilliği yaptıktan sonra Ziya Gökalp İlköğretim Okuluna müdür olarak
atandım. Ankara Batıkent’te , Ankara ‘da Refika Aksoy İlköğretim Okulunda 9 yıl görev yaptım.Oradan Göktürk
İlköğretim Okuluna geldim ,buradan da emekli olacağım.
Farklı bölgelerde çalıştığım dikkate alındığında ; oradaki öğrenciler ile buradakilerin maddi durumları ve kültürel
birikimlerinin aynı olmadığını söyleyebilirim. Buradaki öğrencilerin maddi durumları daha iyi.Ama orada
bulduğum samimiyeti orada bulmak zor .Ayrıca bazıları da sıkıntılıydı.Kötü alışkanlıkları vardı, fark bu.
Örneğin Refika Aksoy İlköğretim Okulu …Orası 1500 kişiydi, kalabalıktı.Başarı olarak şu anda da Refika Aksoy
başarılı. Buradaki öğrencilerin başarı potansiyelli de yüksek.
Herkesi seviyorum fakat bizi yanlış tanıdılar; futbol yasaklanması sizler tarafından olumsuz karşılandı.Futbol
için sahanın yetersiz olması, teneffüste bahçenin kalabalık olması nedeni ile futbol yasaklandı. Salonda da futbol
oynayabilirsiniz.
ONUR : Hocam, geçen yıl öğle teneffüsleri spor salonu açık oluyordu. Bu sene bu uygulamayı
görmedik genellikle spor salonu kapalı oluyor.
Bu sene o uygulamayı iptal ettik çünkü arkadaşlarınıza zarar geliyor. Sadece sizler olsanız
neyse …Allah korusun orada demir potalar var; birine bir şey olursa üzülürüz ..Şimdi eskisi gibi
değil,direk okul müdürü suçlanıyor.
Ben ; siz öğrencilere ,her sınıfa, her kişiye, her biriye elimden geleni yapmaya çalışıyorum . Sosyal
, kültürel mümkün olabilecek her şeyi isteyebilirsiniz samimi ve dürüst olarak.

GÖKSU : Mesleğinizde edindiğiniz tecrübe ve deneyimlere dayanarak biz öğrencilere
verebileceğiniz tavsiyeler neler?
Öncellikle ben kendi düşüncelerimi söyleyeyim :Her birey ,her fert dürüst ve ahlaklı
olmalı.Dürüst ve ahlaklı olursa bir insanın, davranışlarıyla zaten dürüst olan kişinin,kişiliği
oturmuştur.O kişiye ders çalış da demezsin , şunu da yapma da demezsin çünkü o kişi ne
yapacağını bilir.
Neye mal olursa olsun yalan söylemeyin .Herkes hata yapar,önemli olan yapılan hatanın kasıtlı
olmamamsı bir de iyi dost hatayı kişinin yüzüne söyleyendir.Ben bir hata yapmışsam ,sen bunu
bana diyebilirsin. İrfan Bey ,bu iş böyle olmamalı diyebilirsin .Bir iş olmadı,bu iş yanlış denildiği
zaman önerisiyle gelmen gerekir ,şeklinde diyebilirsin; ben eleştiriye açığım.
UTKU : Mesleğinizin zor yanları nelerdir ?
Mesleğimin zor yanı nasıl söyleyeyim,beni tanısaydınız daha rahat ifade edebilirdim.Ekip olarak
çalıştığım kişilerle anlaşmak,bölge insanını tanımak ,iletişimi kolaylaştırmak gibi konularda zaman zaman
sıkıntı oluyor.
YELİZ : Son olarak biz öğlecilerden neler bekliyorsunuz ?
Siz öğrencilerden beklentilerimiz nelerdir? Başarılı olmanızdır.Sizin başarılarınız okula ve çevreye
yansıyor.Mesela toplantılara katılıyoruz okul dışında.Göktürk İlkokulu şöyle başarılıdır dendiğinde çok
mutlu oluyorum o zaman.Sizlere saygı duyuyorum, önünüzü açmak istiyorum. Elimden geldiğince sizlerin
isteklerinizi yerine getirmeye çalışıyorum.İstiyorum ki sizler her konuda başarılı olasınız.Okulu nasıl
önemsediğinizi bilelim.
Ayda bir Seviye Tespit Sınavı olmasını istiyoruz ama maddi sıkıntılar var, sistem buna yeterli olmuyor .

AHMET KAAN : Bizleri kabul ettiğiniz ve sorularımızı samimiyetle cevapladığınız
için arkadaşlarımız adına teşekkür ediyoruz.
Ahmet Kaan ÖZNACAR , Göksu TÜMER,
Mihriban İrem ERGİN Onur URAS,
Utku GÖKÇEN, Yeliz AKAYDIN

REŞAT NURİ GÜNTEKİN
(25 KASIM 1889 - 7 ARALIK 1956)
1889'da İstanbul’un Üsküdar ilçesinde dünyaya geldi. Babası, askeri tabip Nuri
Bey, annesi Erzincan valisi Yaver Paşa'nın kızı Lütfiye Hanım'dır. Reşide adlı kız
kardeşi çok genç yaşta hayatını kaybetti, tek çocuk olarak büyüdü.Babası askeri
doktor olduğu için öğrenim hayatı boyunca birçok il gezen Reşat Nuri, ilköğrenimine
Çanakkale 'de başladı. Çocukluk yıllarında dinlediği Fatma Aliye Hanım’ın ‘‘Udi’’
isimli romanı hayatına iz bırakıp,sanata heveslendiren eserleri arasına girdi.
Babasının Çanakkale’deki evlerinde zengin bir kütüphanesinin olması onu kitaplara
iten ve yazı yazma kültürünün gelişmesini sağlayan bir araç oldu.Öğrenimini yirmi üç
yaşında bitirmiştir.1927'ye kadar Bursa ve İstanbul’da çeşitli okullarda Fransızca
,Türkçe öğretmeni ve müdür olarak görev yaptı. 1927’de Erenköy Lisesi’nden yeni
mezun olan öğrencisi Hadiye Hanım ile evlendi.Öğretmenlik mesleğinin yanı sıra
edebiyatla uğraşan Reşat Nuri, Halit Ziya’nın eserlerinden aldığı ilhamla hikâye
yazma hevesi duymaktaydı. Daha sonra tiyatro edebiyatını benimseyerek bir tiyatro
yazarı olmak için uğraştı. Yazı hayatına 1.Dünya Savaşı sonlarında başladı.
Başlangıçta “Eski Ahbap” (1917) gibi uzun hikayeler, “Hançer”(1920) ve “Eski Rüya”
(1922) gibi sahne eserleri, “Gizli El” (1924) gibi romanlar yazan, tiyatro eleştiri ve
araştırmaları yayınlayan sanatçı “Çalıkuşu” adlı romanının 1922’de Vakit
Gazetesinde tefrika edilmesiyle şöhrete kavuştu. Güntekin'e akciğer kanseri teşhisi
konulduktan sonra tedavisi için Londra'ya gitti ve orada hastalığına yenik düşerek
öldü. 13 Aralık 1956 günü, Karacaahmet Mezarlığı'na gömüldü. Levent’te oturduğu
sokağa “Çalıkuşu” ismi,Kadıköy’de ve İzmir’de bir ilköğretim okuluna ve Fatih’te bir
tiyatro sahnesine Reşat Nuri Güntekin ismi verilmiştir.

Yazar, öykü, roman ve oyunlarıyla edebiyatımızda önemli bir yere sahiptir.
Kahramanları genelde tek yönlüdür. Olay kahramanlarını çevreyle birlikte verir.
Anadolu insanını iyi tanıdığı eserlerinden anlaşılır. Bazı eserlerinde genç
cumhuriyetin toplumsal ideallerini işlemiştir. Reşat Nuri GÜNTEKİN eserlerine
konuşma dilinin zenginliğini zorlanmadan yansıtır.
Reşat Nuri GÜNTEKİN, Cumhuriyet dönemi edebiyatında önemli bir yeri olan
Çalıkuşu, Yeşil Gece ve Anadolu Notları gibi önemli eserlere imza atmış
romancı, öykücü ve oyun yazarıdır.
‘‘Acımak’’ romanı bize hayat dersi vermekle birlikte o zamanki durumu da
göz önüne sermektedir. Kitap oldukça sürükleyici olup sıkmamaktadır. Yazar
kitaplarında daha çok kadın, çocuk, aile ve ahlâk meseleleri üzerinde
durmuştur.
Kitabın başlığı ve içeriği arasındaki bağlantı: Zehra Hanımın, babası
öldükten sonra acıma duygusuna sahip olması.
İrem ERGİN

MAVİSEL YENER’İN HAYATI

1984’de Ege Üniversitesi Diş
Hekimliği Fakültesinden mezun oldu.Öykü, masal,
köşe yazısı ve eleştiri yazıları 1978’den bu yana
gazete ve dergilerde yayımlanıyor. Şiir, öykü, masal,
tiyatro oyunu, roman türlerinde pek çok eser
verdi.Bugüne kadar yayımlanmış kırktan fazla çocuk
kitabı vardır.İki yıl süreyle Gazete Ege’de çocuk
sayfası hazırladı.Haber Ekspres gazetesinin çocuk
sayfasında köşe yazarlığı yaptı. Varlık, Virgül,
Edebiyat Eleştiri gibi yazın dergilerinde öykü ve
yazıları yayımlandı.

TRT İzmir Radyosu’ nda iki yıl süreyle Mavi Mektuplar isimli köşeyi hazırlayıp
sundu.İki yazar arkadaşıyla birlikte kaleme aldığı Mor Gece Mavi Gün isimli çocuk
oyunu Ankara Devlet Tiyatrosu’nda 2007 yılında sahnelendi.
Edebiyatçılar Derneği, Yazarlar Sendikası, Dil Derneği ve P.E.N. Yazarlar
Derneği’ nin üyesidir.Yazar, genel merkezi İzmir’de olan AIDS ile Mücadele
Derneği’nin yönetim kurulu üyesidir.Uyuşturucu ve AIDS konusunda eğitimci
eğitmeni olarak çalışmaktadır.Çocuk yazını alanında atölye eğitmenliği de
yapıyor.Mavisel Yener’in kitapları başka dillere de çevriliyor, dünya çocuklarıyla
buluşuyor.Ondan fazla ödülü vardır.
Yener, eserlerinde çocuk sevgisini, çocukların çocukluklarını yaşamalarını, her
koşulda sevinmeleri gerektiğini vurguluyor.
"

MAVİ

ZAMANLAR

Birce evlerinin yakınındaki kitapçıya girdi.Yedinci sınıf ders
kitaplarını verip onların yerine tatilde okuyacak kitaplar alacaktı.
Gözü birden bir kitaba takıldı.‘Gizli Geçitleri Bulmanın Yolları’.
Aldığı birçok kitabın yanına bunu da koydu ve eve gitti.Kitapları
okumak için sabırsızlanıyordu.Kırmızı kitaba göz gezdirirken elektrikler
gitti ve mum ışığında okumaya başladı.Birce okulda yapılan öykü yazma yarışmasında
dereceye girmişti ve ödülü bir haftalık” Allianoi (Alyanoi) Kurtarma Kazısı Alanı” gezisiydi.
Birce gezi günü erkenden uyanmıştı.Öğretmeni Sezin Hanım onları kazı alanına bırakıp
İzmir’e geri döndü.Kazı alanındakiler Birce ve arkadaşlarını çok sıcak karşıladılar.Herkes
odalarına yerleşti.Gilman ve Arzu kızlara kazı alanını gezdirdiler, akşam yemeği yediler sonra
odalarına çekildiler. Kaldıkları odanın yanında kemik odası vardı.Sevilay biraz korkmuştu ve
uyuyamamıştı.Dışarı çıkıp hava aldı, midesi bulanıyordu. Kahvaltıdan sonra Gilman Birce’ye
buranın eski bir sağlık merkezi olduğunu anlattı.Daha sonra tekerlek izinin olduğu bir taş
gösterdi.Öğle yemeği yediler, sohbet ettiler, kırmızı kapaklı kitabı okudular.Kitapta tekerlek
izinden bahsediyordu.Birce ve Gilman artık bir iz peşindeydi.Kitaba güveniyor ve kitaptaki
sözlerin şifre olduğunu düşünüyorlardı, gerçekten de öyleydi.
Gezinirken hamamda duran siyah taşın fotoğrafını çeken birini gördüler, gece onlarda
içeri girip bakacaktı.Işıl’a da gizemi anlattılar ve üçü tünele girdi.Tünelde Selo ve İbrahim
vardı.Onların amaçları elektromanyetik taşı ele geçirmekti.Kitapta Dolunay Masalcısının
verdiği ipuçlarıyla Allionoi’nin gizli geçitlerini ve su perisini buldular.Su perisinin karnındaki
deniz kabuğunu sağa çevirince birden her yer kaynar suyla doldu.Kırmızı kitabın aynısının su
perisinin kucağında olduğunu gördüler.Daha önceden buldukları taşı su perisine attılar ve
sular çekildi.Su kaynaklarını yönlendirmek isteyen güçlere engel oldular ve dünyanın
dengesini bozacak bir tehlikeyi de önlediler.

Yıllar sonra Gilman ünlü bir arkeolog
olmuştu ve bir söylencede bu hikayeyi
anlattı.Bir kız bunu bildiğini söyledi ve
Gilman annesinin adını sordu.Annesinin
adı Birce kızın adı ise Perisu idi.Gilman
Birce’ye bir efsane yazdı ve yanına da
bir not koydu vermesi için Perisu’yla
gönderdi.

Seza KURUKAFA

MERHABA SEVGİ
Ayla KUTLU
Ayla KUTLU ’ nun bu eserinde Anadolu’nun küçük bir köyünde yaşayan Sevgi adlı
küçük bir kız vardır.Bu kız hayvanları çok sever.Ve yemeği bile dahil her şeyini
hayvanlarla paylaşır.Bu kız anaokuluna başlar.Bir gün okul bir seyahat düzenler bu sırada
seyahate gittikleri otobüs karşıdan gelen bir kamyona çarpar ve kaza yapar bu kazada
Sevgi’nin kolu kırılır ve kolundaki sinirleri kırıldığı için kolu kesilir ve artık sevgi artık çolaktır.Ama
bu olayın üzerine Sevgi bir süre hayata küser.Bunun üzerine hastanenin baş hekimi Sevgi ile bir
konuşma yapar ve onun sosyal etkinliklere katılmasını ve sol kolla yemek yemeye,resim çizmeye
ve bunun tarzı şeyleri yapmaya alışmasını söyler.Bir süre sonra Sevgi ilk okula başlar.İlkokulda
yeni arkadaşlar edinir .Hastanenin baş hekiminin tayini çıkar bu nedenle hastaneye yeni bir baş
hekim gelir Sevgi bu başhekimle de kısa sürede tanışır .Hastanede bir hastabakıcı vardır ismi
Hatice’dir,Bu kadın sevgiyi tehdit eder ve kendi işlerini ona yaptırır.Sadece o değil hastanedeki
malları çalmasında da yardımcı olmasına zorlar.Daha sonra Hatice hanımın malları kaçırdığı
fark edilir.Bu nedenle Hatice hanım kaçar.
Sevgi’nin liseye başlamasına on gün kala sevginin Sarışık adlı ineği hamiledir.Ama
Sevgi’nin köyündeki hayvanlardan anlayan kişiler ne yapsalar da yavruyu kurtaramazlar.Sarışık’
ın içine bir ip sokarlar ve yavruyu böyle çıkarmaya çalışırlar ama yavruyu gene kurtaramazlar ve
yavruyu parçalayıp parça parça çıkarırlar.Bu olay Sevgi’yi o kadar çok etkiler ki hayvanlarla
ilgilenen bir meslek yok mu diye düşünür ve lisedeki matematik öğretmeniyle bu olayı paylaşır.
Matematik öğretmeni de onu veteriner olan bir arkadaşına götürür.Sevgi bunun üzerine veteriner
olmaya karar verir. Sevgi artık gelecekte ne olacağı konusunda çok kararlıdır. Büyüyünce
veteriner olacak ve hayvanlara yardım edecektir…

SEVGİ : Kitabın baş rolündeki kişi,hayvanları ve doğayı çok seviyor ve
veteriner olmak istiyor.
HATİCE TEYZE : Hastanede çalışan ve hastalara kötü davranan
bir hastabakıcı, Sevgi’yi kendi özel işlerinde kullanmaya çalışan kötü
birisi, aynı zamanda hırsızlık da yapıyor
BAŞHEKİM : Sevgi’ye iyileşmesinde yardım eden doktor
SARIŞIK : Sevgi’nin ineği

SÜTLAÇ : Sevgi’nin en iyi hayvan dostlarından biri aynı
zamanda Sevgi’nin kedisi.
MATEMATİK ÖĞRETMENİ:Sevgi’nin veteriner olma kararını
vermesinde büyük katkısı var.

****İnsanı ve insanlığı gerçekten seven kişiler, aynı zamanda
doğaya da saygı gösteren ve onu koruyan kişilerdir.Bu kitap
insanı,dünyayı daha doğrusu hayatı sevmemiz gerektiğini ve
hayattaki zorluklar içinde gene de bir yerlere gelmek ve bu
zorluklarla mücadele etmemiz gerektiğini anlatıyor.
Mert KAYABAŞI

DEMİR YOLU MEDENİYET YOLU
Hasret kavuşturan derler
Yol bitmez, özlem bitmez
Mutluluk taşır derler
Demir yolu medeniyet yolu
Gurbet Anadolu ‘dan
Yurt dışına göçtü diyorlar
Anadolu insanları
Demir yolu medeniyet yolu
Hasret kavuşturan geldi
Dert bitti, özlem bitti
Sevgi dolu mutluluk geldi.
Demir yolu medeniyet dolu
Selen AŞKUN

DİŞ HEKİMLİĞİNE YOLCULUK

Beni Geleceğime

Hazırlayacak Lise

Hayallerimdeki üniversiteye gidebilmek için yabancı dil ve diğer ders
eğitimlerinin daha zorlayıcı ve detaylı öğrenime olanak tanıyan bir anadolu lisesi
olacağına inanıyorum.İngilizce hazırlık sınıfı olan Kadıköy Anadolu Lisesi beni
hayallerime ulaştıracak lise olduğunu düşünüyorum.
Zevkle Çalışacağım İş
Küçüklüğümden beri çürük ve kötü görünüşlü dişlerden etkilenmişimdir.
İnsanlara yardımcı olmak ve güler yüzlü davranmak benim başlıca özelliğimdir.Bu
iki özelliğimi kullanarak diş hekimliğinde çok başarılı olacağımı düşünüyorum.
İnsanın zevk alacağı işi yapması, o işte daha başarılı olmasını sağlar.

Diş Hekimliği Fakültesi, ağız boşluğunun ve diş sağlığının korunması, diş
ve diş etleri hastalıklarının tedavisi, diş ve çene ameliyatları ile protez
yapımı konularında eğitim ve araştırma yapar. Bir diş hekimi hastaları ile iyi
ilişkiler kurabilmeli, onların güvenini kazanabilmelidir. Bunun için diş hekimi
olmayı düşünen bir kimsenin sabırlı, hoşgörülü, güler yüzlü olması ve
insanlara içten ilgi duyması gerekir.
Diş Hekimi olmak için İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nde
okumak ve beş yılda eğitimimi tamamlamak istiyorum.
Yapacağım iş benim için çok önemlidir çünkü hem kariyerim hem de
toplumdaki yerim açısından kendimi iyi hissettiğim işi yapmalıyım.İnsan
sevdiği işi yaparsa hem yorulmaz hem de mutlu olur.Bu mutluluğu
yaşarken aynı anda para kazanmanın çok keyifli olacağını
düşünüyorum.Ben de bu mutluluğu ve keyfi diş hekimliği ile yaşayacağımı
düşünüyorum.
Tekirdağ’da Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi açarak kendi işimi yapmak
istiyorum.Bunu yapmadan önce bu konuda Amerika’da kendimi geliştirmek
ve en son teknolojileri öğrenmek istiyorum.
Muhsin Efe KARATAŞ

TANITIM
ESER W.SHAKESPARE’İN
OLUP KOMEDİ HALİNDE
YENİDEN
DÜZENLENMİŞTİR .
DRAMATİK BİR AŞK
HİKAYESİNİN
MÜZİK VE DANSLA
HARMANLANDIĞI BU
ESERİ ‘’ANTİK TİYATRO’’
ADLI BİR EKİP
OYNAMAKTADIR.

SAHNE ARKASI
YAZAN VE YÖNETEN: Mehmet YILMAZSOY
DEKOR-IŞIK:Fatih YILMAZ
REJİ ASİSTANI:Yasemin ŞAHİN
KOSTÜM:Rüveyda YEŞİL
DANS: Serap GÖKÇE/Yasemin ŞAHİN

OYUNCU KADROSU
Burak Güray YAŞAR
Ezgi Duygu BEKDEMİR
Serkan GÜRBÜZ
Yasemin ŞAHİN
Serap GÖKÇE
Mehmet YILMAZSOY
Gürcan GÜLPINAR
Hamza BAL
Can YILMAZ

ESER

Oyunun konusu klasik Romeo ve juliet’ ten çok farklı
olmamakla birlikte günümüz komedisiyle daha da ilgi çekici hale
gelmiştir.
Yine de kısaca söz etmekte fayda vardır. Capuletler ve
Montagueler arasında yıllardır süren bir düşmanlık vardır.
Montagueler’in oğlu Romeo bir gün çağrıldığı bir şölene katılır.Bu
şölende Juliet adlı bir kızı görür ve ona aşık olur.Aynı şekilde kız
da ona aşık olmuştur.Ancak Juliet Capulet Ailesi’nden olduğu için
bu bir yasak aşktır.

Buna rağmen daha fazla dayanamazlar ve gizlice evlenirler.Ancak
durum düşündükleri gibi olmayacaktır. Montagueler’in oğlu Tybalt kız
kardeşinin evlendiğini duyup bunu engellemek ister ancak başarısız
olur.Romeo ve Juliet artık birbirleriye görüşememektedirler.

Bu durumun da çözümü vardır. Juliet’in dadısı bu iki deli aşığın elçisi
olmuştur artık. Romeo ve Juliet’in umutları tükenmiştir artık. Capuletler
Juliet’i Paris ile evlendirmeyi akıllarına koymuşlardır. Tabi ki Juliet buna
izin vermez ama işi işten geçmiştir artık. Bu arada Prens, Romeo’ya sürgün
cezası verir. Juliet, bilgi alabileceği tek kişi olan Rahip Lawrence’a gider ve
giderken ailesine günah çıkartmaya gittiği yalanını söyler. Rahip Lawrence,
Juliet’e son bir kavuşma umudu olduğunu söyler. Ona bir iksir verir ve bu
iksir onu iki gün ölü gibi gösterecektir. Böylece Juliet istemediği bir
evlilikten kurtulacaktır. Rahip Romeo’ya da bunları anlatan bir mektup
yazar ancak bu mektup ona zamanında ulaşamaz.
Romeo , Juliet’i bulabileceği umuduyla geri döner ancak Juliet’i ölü
olarak bulunca çılgına döner ve yüzüğündeki zehri içer.Bir süre sonra
uyanan Juliet ise onu görünce öpüp payını alır .

Ahmet Kaan ÖZNACAR

TREN
Trenlerimiz var yurdumuzda
Götürür bizi en uzak diyarlara
Mutlu eder bizleri
Neşelendirir hepimizi
Biter yol,
Sevdiklerimizle buluşunca
Geri gideriz
Mutlu olunca.
Demir yolu yurdun her yerinde
Hepimiz gezeriz trenle
Yol kısa gelir bizlere
Tren güzeldir bence…
Yankı ÖZTÜRK

ASLIMIZ
Çanakkale ne bir destan ne de bir masal … O bir yaşanmışlık, o bir
gerçek…İsimsiz kahramanların yattığı toprak…Bucak bucak yurdun her
köşesinden tek bir amaç uğrunda ölmeye gelenlerin vatanı….
18 Mart günü dayandığında kapıya , yurdun her köşesi doğusu batısı,
kuzeyi güneyi bir oldu.Tek yürek , tek can koştu Çanakkale’ye.İnsan için en
önemli olan canıdır ama onlar o canı Çanakkale’ de kaybedeceğini bile bile “
Vatan sağ olsun !” diyerek gittiler ardına bakmadan..
Onlar öyle gururlu ve onurluydular ki yüreklerine ateş topları saplansa
dahi yüzlerinde vatan uğruna can vermenin sevinci yansıyordu.
Bizler de bu aziz vatanı kimselere bırakmayacağız.Çanakkale bizim
aslımız, biz aslımızı unutmayacağız.

Ezgi DEMİRKAN

SİHİRLİ KELİME : MERHABA

Ne kadar süredir yürüdüğümü hiç bilmiyordum…Amaçsız bir şekilde bir sokaktan öbürüne ondan da
diğerine doğru ilerledim.Arkadaşlarımla yaşadığım tatsız tartışma sinirlerimi bozmuştu.Adeta hayata dair
her şeyden nefret ediyordum.
Bir banka oturdum.Köşedeki duvarın dibinde , kıyafetlerinden sokak çocuğu olduğunu tahmin ettiğim
küçük bir çocuk ,sessiz ve kesik kesik ağlıyordu.O anda kendi sorunlarımı unutup yanına koştum.Hafifçe
çömelip yüzümü onunla aynı hizaya getirdim.” merhaba !” dedim.”Ne oldu sana ?” Başını kaldırıp
masmavi gözleriyle bana baktı.”Merhaba…” dedi narin titrek bir sesle.Üşümüş görünüyordu.Kaşkolumu
ona sardım.”Aç mısın ?” diye sordum.Utangaç bir tavırla başını salladı.En yakındaki bakkaldan ona
birkaç küçük şey aldım.İnanılmaz bir iştahla hepsini silip süpürdü.Minnettar bir edayla bana
bakıyordu.”Bir şeyler daha ister misin ?” diye sordum.”Hayır, teşekkür ederim.”dedi suratında kocaman bir
gülümsemeyle …Onun yüzünün gülüyor olması beni de mutlu etmişti.

Bir süre küçük dostumla sohbet ettik.Ona ailesi ile İlgili sorular sorduğumda ilk önce
kaçamak cevaplar verdi.Ardından bana her şeyi anlattı. Hasta kardeşini , babasının
başka şehirlerde çalışmak zorunda olduğunu anlattı.Onu dinledikçe kendi sorunlarının
önemsizliğini kavradım.Ve bu küçük ufaklığın omuzlarıma binmiş ağır yükler beni çok
şaşırttı.Ayrıca bir sokak çocuğu olmadığını,onu seven bir ailesi olduğunu da öğrendim.
Tam gitmeye yeltendi ki cebine bir miktar para yerleştiriverdim.Almayı reddetti.O
küçük gözlerindeki ifade karşısında ürperdim.Büyük bir olgunlukla bana
bakıyordu.Parayı almaya gururunun elvermeyeceğini anladım ve ailesi için ekmek
,yoğurt ve benzeri yiyecekler alıp eline tutuşturdum.
Teşekkür etti ve ardından yürümeye başladı.Minicik ayaklarının asfaltta çıkardığı ses
beni hüzünlendirdi.Onu bir daha göremem artık,diye düşündüm.Ama öyle
olmadı.İlerleyen zamanlarda hep karşılaştık.Bir merhaba bana küçük bir dost
kazandırmıştı…

Asya AKTAŞ

BAŞARILI OLMANIN YOLLARI
 Başarılı olmuş insanların hayatları dikkatle incelendiğinde, planlı
bir yaşam ve sıradan bir hayat yaşamadıkları ilk göze çarpan
özelliktir.

 Ders çalışma süresini çok uzun tutmak öğrenmeyi olumsuz etkiler.
 Yorulmadan ara vermeyi öğrenmelisiniz.
 Başarıya giden ilk yol; kişinin kendisine söz geçirebilmesinden
geçer.
 Heyecana yer vermemeli tecrübeli insanların ve uzmanların
önerilerine kulak vermeli, istifade edilmelidir.
 Başarının yolu önce kişinin başarıya kendisini inandırmasıyla
mümkün olur.
 Hayvanı yaşatan iştah, insanı yaşatan ümit, milletleri yaşatan da
ideallerdir. Başarmak için ümitli olunmalı asla ve asla ümitsiz
olunmamalı.

BAŞARILI İNSAN;

BAŞARISIZ İNSAN;

 Başarılı insan; daima çözümün bir
parçasıdır.

 Başarısız insan; daima

 Başarılı insan; bir program
yapmıştır.

 Başarısız insan; devamlı
mazeret bulmuştur.

 Başarılı insan ;’işine yardım
edeyim der’

 Başarısız insan ; ‘bu benim
işim değil’ der.

 Başarılı insan; her soruna bir
çözüm bulmaya çalışır.

 Başarısız insan; her çözüme
bir sorun bulur.

 Başarılı insan ; ‘zor olabilir ama
imkansız değil’ der.

 Başarısız insan ; ‘mümkün
olabilir ama çok zor’ der

 Başarılı insan; en olumsuz anda
bile bir çıkış yolu bulur.

 Başarısız insan; en olumu
durumlarda bile engel bulur.

sorunun bir parçasıdır.

AYRILIRKEN…
Geride bıraktığımız ilköğretimin yerini
alacak yeni bir bilgi denizinde yolculuğumuzun başlamasına kısa
bir süre kaldı.Eminiz ki bu yolculuğunuzda da ; bize güven ,umut,
bilgi,dostluk, sevgi veren okulumuz GÖKTÜRK yine yanımızda
olacak.
Bizler de güzel bir yolculuktan sonra mutlu bir yüzle kıyıya
ulaşacağız.

Okulumuzdan ayrılırken ; içimizde yeni coşkular , heyecanlar,
açılmayı bekleyen tomurcuklar ve aynı zamanda da
öğretmenlerimizden ayrılacağımız için buruk bir üzüntü var.
2013 Mezunları…


Slide 15

GÖKTÜRK İLKOKULU
YIL : 3 SAYI : OCAK 2013

GÖKTÜRK İLKOKULU adına sahibi okul müdürü
İrfan PELİT
YAYIN KURULU
Baran UZUNGER
A.Ayça ZARASIZ
Nilhan SAĞNAK
Selen YILMAZ
C.Melis BULUT
İrem ERGİN
Yeliz AKAYDIN
Göksu TÜMER
Onur URAS
A.Kaan ÖZNACAR
DÜZENLEME
Fatma ZARARSIZ
İLETİŞİM
Ümit Mah.460.Sok.Nu : 4 Yenimahalle /ANKARA
Fax:0312 236 03 64
e-posta: 339002°meb.k12.tr
web: gokturkankara.meb.k12.tr
Tel : 0312 235 14 88
Bu dergi 13.01.2005 tarih 25699 sayılı resmi
gazetede yayınlanan MEB ilköğretim ve
ortaöğretim kurumları sosyal etkinlikler
yönetmeliğine uygun
olarak hazırlanmıştır.
Yazıların sorumluluğu yazarlara aittir.

“Hiçbir şeye ihtiyacımız
yok, yalnız bir şeye
ihtiyacımız vardır; çalışkan
olmak! “

Mustafa Kemal
ATATÜRK

SUNUŞ
RÖPORTAJ

“ Okul Müdürümüz İrfan PELİT”

BİYOGRAFİ

“ Mehmet Akif ERSOY”

YAZARLARIMIZDAN

“ Reşat Nuri GÜNTEKİN”

BİR YAZAR/ BİR ESER “ Mavisel YENER / MAVİ ZAMANLAR”
“ Ayla KUTLU / MİNİK SERÇE “
DİŞ HEKİMLİĞİNE YOLCULUK
DENEMELER, SÖYLEŞİLER

HİKAYELER, ŞİİRLER,TİYARO İZLENİMLERİ
AYRILIRKEN…
REHBERLİK KÖŞESİ

AHMET KAAN : Sayın müdürüm, öncelikle bizi makamınıza kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz.
Hoş geldiniz çocuklar.Nasıl gidiyor ,sınıfta durumlar nasıl?
AHMET KAAN : Teşekkürler… iyiyiz , SBS yaklaşıyor . Bu yüzden biraz heyecanlıyız.
Heyecanlanacak bir şey yok. Heyecanlanmazsanız daha iyi olur sizin için.
AHMET KAAN : Hocam, bazen heyecan daha iyi oluyor.
İyi olur da …Ucunu kaçırınca da olumsuz etki olabilir Siz yapabileceğinizi yapacaksınız.Gerisi gider kendi kendine.Elinizden geleni
yaptığınızdan emin olmanız yeterli.Evet, sizleri dinliyorum.
AHMET KAAN : Hocam ,bize kendinizi tanıtır mısınız?
Ben , İrfan PELİT . Gümüşhaneliyim ,1957 doğumluyum.Önce öğretmenlik sonra müdür yardımcılığı sonra da müdürlük yaptım.17
yıldır müdür olarak görevimi yapıyorum.
İREM : Şu anda müdür olmasaydınız ne olmak isterdiniz ?
Müdür olmasaydım yine öğretmen olmak isterdim.

ONUR : Hocam daha önce çalıştığınız okullarda ne gibi farklılıklar gözlemlediniz?
Daha önceki okullardan buranın farkı şöyle ki; Anadolu’ nun çeşitli bölgelerinde görev yaptım.Her çalıştığım
okulun öğrenci kadrosu farklı idi. Muş ‘ta başlayan öğretmenlik hayatım Gümüşhane,Diyarbakır, Çanakkale ve
sonrada Ankara illerinde devam etti. Yenimahalle Kent Kop İlköğretim Okulunda idarecilik görevim başladı. Aynı
okulda müdür yardımcılığı ve müdür vekilliği yaptıktan sonra Ziya Gökalp İlköğretim Okuluna müdür olarak
atandım. Ankara Batıkent’te , Ankara ‘da Refika Aksoy İlköğretim Okulunda 9 yıl görev yaptım.Oradan Göktürk
İlköğretim Okuluna geldim ,buradan da emekli olacağım.
Farklı bölgelerde çalıştığım dikkate alındığında ; oradaki öğrenciler ile buradakilerin maddi durumları ve kültürel
birikimlerinin aynı olmadığını söyleyebilirim. Buradaki öğrencilerin maddi durumları daha iyi.Ama orada
bulduğum samimiyeti orada bulmak zor .Ayrıca bazıları da sıkıntılıydı.Kötü alışkanlıkları vardı, fark bu.
Örneğin Refika Aksoy İlköğretim Okulu …Orası 1500 kişiydi, kalabalıktı.Başarı olarak şu anda da Refika Aksoy
başarılı. Buradaki öğrencilerin başarı potansiyelli de yüksek.
Herkesi seviyorum fakat bizi yanlış tanıdılar; futbol yasaklanması sizler tarafından olumsuz karşılandı.Futbol
için sahanın yetersiz olması, teneffüste bahçenin kalabalık olması nedeni ile futbol yasaklandı. Salonda da futbol
oynayabilirsiniz.
ONUR : Hocam, geçen yıl öğle teneffüsleri spor salonu açık oluyordu. Bu sene bu uygulamayı
görmedik genellikle spor salonu kapalı oluyor.
Bu sene o uygulamayı iptal ettik çünkü arkadaşlarınıza zarar geliyor. Sadece sizler olsanız
neyse …Allah korusun orada demir potalar var; birine bir şey olursa üzülürüz ..Şimdi eskisi gibi
değil,direk okul müdürü suçlanıyor.
Ben ; siz öğrencilere ,her sınıfa, her kişiye, her biriye elimden geleni yapmaya çalışıyorum . Sosyal
, kültürel mümkün olabilecek her şeyi isteyebilirsiniz samimi ve dürüst olarak.

GÖKSU : Mesleğinizde edindiğiniz tecrübe ve deneyimlere dayanarak biz öğrencilere
verebileceğiniz tavsiyeler neler?
Öncellikle ben kendi düşüncelerimi söyleyeyim :Her birey ,her fert dürüst ve ahlaklı
olmalı.Dürüst ve ahlaklı olursa bir insanın, davranışlarıyla zaten dürüst olan kişinin,kişiliği
oturmuştur.O kişiye ders çalış da demezsin , şunu da yapma da demezsin çünkü o kişi ne
yapacağını bilir.
Neye mal olursa olsun yalan söylemeyin .Herkes hata yapar,önemli olan yapılan hatanın kasıtlı
olmamamsı bir de iyi dost hatayı kişinin yüzüne söyleyendir.Ben bir hata yapmışsam ,sen bunu
bana diyebilirsin. İrfan Bey ,bu iş böyle olmamalı diyebilirsin .Bir iş olmadı,bu iş yanlış denildiği
zaman önerisiyle gelmen gerekir ,şeklinde diyebilirsin; ben eleştiriye açığım.
UTKU : Mesleğinizin zor yanları nelerdir ?
Mesleğimin zor yanı nasıl söyleyeyim,beni tanısaydınız daha rahat ifade edebilirdim.Ekip olarak
çalıştığım kişilerle anlaşmak,bölge insanını tanımak ,iletişimi kolaylaştırmak gibi konularda zaman zaman
sıkıntı oluyor.
YELİZ : Son olarak biz öğlecilerden neler bekliyorsunuz ?
Siz öğrencilerden beklentilerimiz nelerdir? Başarılı olmanızdır.Sizin başarılarınız okula ve çevreye
yansıyor.Mesela toplantılara katılıyoruz okul dışında.Göktürk İlkokulu şöyle başarılıdır dendiğinde çok
mutlu oluyorum o zaman.Sizlere saygı duyuyorum, önünüzü açmak istiyorum. Elimden geldiğince sizlerin
isteklerinizi yerine getirmeye çalışıyorum.İstiyorum ki sizler her konuda başarılı olasınız.Okulu nasıl
önemsediğinizi bilelim.
Ayda bir Seviye Tespit Sınavı olmasını istiyoruz ama maddi sıkıntılar var, sistem buna yeterli olmuyor .

AHMET KAAN : Bizleri kabul ettiğiniz ve sorularımızı samimiyetle cevapladığınız
için arkadaşlarımız adına teşekkür ediyoruz.
Ahmet Kaan ÖZNACAR , Göksu TÜMER,
Mihriban İrem ERGİN Onur URAS,
Utku GÖKÇEN, Yeliz AKAYDIN

REŞAT NURİ GÜNTEKİN
(25 KASIM 1889 - 7 ARALIK 1956)
1889'da İstanbul’un Üsküdar ilçesinde dünyaya geldi. Babası, askeri tabip Nuri
Bey, annesi Erzincan valisi Yaver Paşa'nın kızı Lütfiye Hanım'dır. Reşide adlı kız
kardeşi çok genç yaşta hayatını kaybetti, tek çocuk olarak büyüdü.Babası askeri
doktor olduğu için öğrenim hayatı boyunca birçok il gezen Reşat Nuri, ilköğrenimine
Çanakkale 'de başladı. Çocukluk yıllarında dinlediği Fatma Aliye Hanım’ın ‘‘Udi’’
isimli romanı hayatına iz bırakıp,sanata heveslendiren eserleri arasına girdi.
Babasının Çanakkale’deki evlerinde zengin bir kütüphanesinin olması onu kitaplara
iten ve yazı yazma kültürünün gelişmesini sağlayan bir araç oldu.Öğrenimini yirmi üç
yaşında bitirmiştir.1927'ye kadar Bursa ve İstanbul’da çeşitli okullarda Fransızca
,Türkçe öğretmeni ve müdür olarak görev yaptı. 1927’de Erenköy Lisesi’nden yeni
mezun olan öğrencisi Hadiye Hanım ile evlendi.Öğretmenlik mesleğinin yanı sıra
edebiyatla uğraşan Reşat Nuri, Halit Ziya’nın eserlerinden aldığı ilhamla hikâye
yazma hevesi duymaktaydı. Daha sonra tiyatro edebiyatını benimseyerek bir tiyatro
yazarı olmak için uğraştı. Yazı hayatına 1.Dünya Savaşı sonlarında başladı.
Başlangıçta “Eski Ahbap” (1917) gibi uzun hikayeler, “Hançer”(1920) ve “Eski Rüya”
(1922) gibi sahne eserleri, “Gizli El” (1924) gibi romanlar yazan, tiyatro eleştiri ve
araştırmaları yayınlayan sanatçı “Çalıkuşu” adlı romanının 1922’de Vakit
Gazetesinde tefrika edilmesiyle şöhrete kavuştu. Güntekin'e akciğer kanseri teşhisi
konulduktan sonra tedavisi için Londra'ya gitti ve orada hastalığına yenik düşerek
öldü. 13 Aralık 1956 günü, Karacaahmet Mezarlığı'na gömüldü. Levent’te oturduğu
sokağa “Çalıkuşu” ismi,Kadıköy’de ve İzmir’de bir ilköğretim okuluna ve Fatih’te bir
tiyatro sahnesine Reşat Nuri Güntekin ismi verilmiştir.

Yazar, öykü, roman ve oyunlarıyla edebiyatımızda önemli bir yere sahiptir.
Kahramanları genelde tek yönlüdür. Olay kahramanlarını çevreyle birlikte verir.
Anadolu insanını iyi tanıdığı eserlerinden anlaşılır. Bazı eserlerinde genç
cumhuriyetin toplumsal ideallerini işlemiştir. Reşat Nuri GÜNTEKİN eserlerine
konuşma dilinin zenginliğini zorlanmadan yansıtır.
Reşat Nuri GÜNTEKİN, Cumhuriyet dönemi edebiyatında önemli bir yeri olan
Çalıkuşu, Yeşil Gece ve Anadolu Notları gibi önemli eserlere imza atmış
romancı, öykücü ve oyun yazarıdır.
‘‘Acımak’’ romanı bize hayat dersi vermekle birlikte o zamanki durumu da
göz önüne sermektedir. Kitap oldukça sürükleyici olup sıkmamaktadır. Yazar
kitaplarında daha çok kadın, çocuk, aile ve ahlâk meseleleri üzerinde
durmuştur.
Kitabın başlığı ve içeriği arasındaki bağlantı: Zehra Hanımın, babası
öldükten sonra acıma duygusuna sahip olması.
İrem ERGİN

MAVİSEL YENER’İN HAYATI

1984’de Ege Üniversitesi Diş
Hekimliği Fakültesinden mezun oldu.Öykü, masal,
köşe yazısı ve eleştiri yazıları 1978’den bu yana
gazete ve dergilerde yayımlanıyor. Şiir, öykü, masal,
tiyatro oyunu, roman türlerinde pek çok eser
verdi.Bugüne kadar yayımlanmış kırktan fazla çocuk
kitabı vardır.İki yıl süreyle Gazete Ege’de çocuk
sayfası hazırladı.Haber Ekspres gazetesinin çocuk
sayfasında köşe yazarlığı yaptı. Varlık, Virgül,
Edebiyat Eleştiri gibi yazın dergilerinde öykü ve
yazıları yayımlandı.

TRT İzmir Radyosu’ nda iki yıl süreyle Mavi Mektuplar isimli köşeyi hazırlayıp
sundu.İki yazar arkadaşıyla birlikte kaleme aldığı Mor Gece Mavi Gün isimli çocuk
oyunu Ankara Devlet Tiyatrosu’nda 2007 yılında sahnelendi.
Edebiyatçılar Derneği, Yazarlar Sendikası, Dil Derneği ve P.E.N. Yazarlar
Derneği’ nin üyesidir.Yazar, genel merkezi İzmir’de olan AIDS ile Mücadele
Derneği’nin yönetim kurulu üyesidir.Uyuşturucu ve AIDS konusunda eğitimci
eğitmeni olarak çalışmaktadır.Çocuk yazını alanında atölye eğitmenliği de
yapıyor.Mavisel Yener’in kitapları başka dillere de çevriliyor, dünya çocuklarıyla
buluşuyor.Ondan fazla ödülü vardır.
Yener, eserlerinde çocuk sevgisini, çocukların çocukluklarını yaşamalarını, her
koşulda sevinmeleri gerektiğini vurguluyor.
"

MAVİ

ZAMANLAR

Birce evlerinin yakınındaki kitapçıya girdi.Yedinci sınıf ders
kitaplarını verip onların yerine tatilde okuyacak kitaplar alacaktı.
Gözü birden bir kitaba takıldı.‘Gizli Geçitleri Bulmanın Yolları’.
Aldığı birçok kitabın yanına bunu da koydu ve eve gitti.Kitapları
okumak için sabırsızlanıyordu.Kırmızı kitaba göz gezdirirken elektrikler
gitti ve mum ışığında okumaya başladı.Birce okulda yapılan öykü yazma yarışmasında
dereceye girmişti ve ödülü bir haftalık” Allianoi (Alyanoi) Kurtarma Kazısı Alanı” gezisiydi.
Birce gezi günü erkenden uyanmıştı.Öğretmeni Sezin Hanım onları kazı alanına bırakıp
İzmir’e geri döndü.Kazı alanındakiler Birce ve arkadaşlarını çok sıcak karşıladılar.Herkes
odalarına yerleşti.Gilman ve Arzu kızlara kazı alanını gezdirdiler, akşam yemeği yediler sonra
odalarına çekildiler. Kaldıkları odanın yanında kemik odası vardı.Sevilay biraz korkmuştu ve
uyuyamamıştı.Dışarı çıkıp hava aldı, midesi bulanıyordu. Kahvaltıdan sonra Gilman Birce’ye
buranın eski bir sağlık merkezi olduğunu anlattı.Daha sonra tekerlek izinin olduğu bir taş
gösterdi.Öğle yemeği yediler, sohbet ettiler, kırmızı kapaklı kitabı okudular.Kitapta tekerlek
izinden bahsediyordu.Birce ve Gilman artık bir iz peşindeydi.Kitaba güveniyor ve kitaptaki
sözlerin şifre olduğunu düşünüyorlardı, gerçekten de öyleydi.
Gezinirken hamamda duran siyah taşın fotoğrafını çeken birini gördüler, gece onlarda
içeri girip bakacaktı.Işıl’a da gizemi anlattılar ve üçü tünele girdi.Tünelde Selo ve İbrahim
vardı.Onların amaçları elektromanyetik taşı ele geçirmekti.Kitapta Dolunay Masalcısının
verdiği ipuçlarıyla Allionoi’nin gizli geçitlerini ve su perisini buldular.Su perisinin karnındaki
deniz kabuğunu sağa çevirince birden her yer kaynar suyla doldu.Kırmızı kitabın aynısının su
perisinin kucağında olduğunu gördüler.Daha önceden buldukları taşı su perisine attılar ve
sular çekildi.Su kaynaklarını yönlendirmek isteyen güçlere engel oldular ve dünyanın
dengesini bozacak bir tehlikeyi de önlediler.

Yıllar sonra Gilman ünlü bir arkeolog
olmuştu ve bir söylencede bu hikayeyi
anlattı.Bir kız bunu bildiğini söyledi ve
Gilman annesinin adını sordu.Annesinin
adı Birce kızın adı ise Perisu idi.Gilman
Birce’ye bir efsane yazdı ve yanına da
bir not koydu vermesi için Perisu’yla
gönderdi.

Seza KURUKAFA

MERHABA SEVGİ
Ayla KUTLU
Ayla KUTLU ’ nun bu eserinde Anadolu’nun küçük bir köyünde yaşayan Sevgi adlı
küçük bir kız vardır.Bu kız hayvanları çok sever.Ve yemeği bile dahil her şeyini
hayvanlarla paylaşır.Bu kız anaokuluna başlar.Bir gün okul bir seyahat düzenler bu sırada
seyahate gittikleri otobüs karşıdan gelen bir kamyona çarpar ve kaza yapar bu kazada
Sevgi’nin kolu kırılır ve kolundaki sinirleri kırıldığı için kolu kesilir ve artık sevgi artık çolaktır.Ama
bu olayın üzerine Sevgi bir süre hayata küser.Bunun üzerine hastanenin baş hekimi Sevgi ile bir
konuşma yapar ve onun sosyal etkinliklere katılmasını ve sol kolla yemek yemeye,resim çizmeye
ve bunun tarzı şeyleri yapmaya alışmasını söyler.Bir süre sonra Sevgi ilk okula başlar.İlkokulda
yeni arkadaşlar edinir .Hastanenin baş hekiminin tayini çıkar bu nedenle hastaneye yeni bir baş
hekim gelir Sevgi bu başhekimle de kısa sürede tanışır .Hastanede bir hastabakıcı vardır ismi
Hatice’dir,Bu kadın sevgiyi tehdit eder ve kendi işlerini ona yaptırır.Sadece o değil hastanedeki
malları çalmasında da yardımcı olmasına zorlar.Daha sonra Hatice hanımın malları kaçırdığı
fark edilir.Bu nedenle Hatice hanım kaçar.
Sevgi’nin liseye başlamasına on gün kala sevginin Sarışık adlı ineği hamiledir.Ama
Sevgi’nin köyündeki hayvanlardan anlayan kişiler ne yapsalar da yavruyu kurtaramazlar.Sarışık’
ın içine bir ip sokarlar ve yavruyu böyle çıkarmaya çalışırlar ama yavruyu gene kurtaramazlar ve
yavruyu parçalayıp parça parça çıkarırlar.Bu olay Sevgi’yi o kadar çok etkiler ki hayvanlarla
ilgilenen bir meslek yok mu diye düşünür ve lisedeki matematik öğretmeniyle bu olayı paylaşır.
Matematik öğretmeni de onu veteriner olan bir arkadaşına götürür.Sevgi bunun üzerine veteriner
olmaya karar verir. Sevgi artık gelecekte ne olacağı konusunda çok kararlıdır. Büyüyünce
veteriner olacak ve hayvanlara yardım edecektir…

SEVGİ : Kitabın baş rolündeki kişi,hayvanları ve doğayı çok seviyor ve
veteriner olmak istiyor.
HATİCE TEYZE : Hastanede çalışan ve hastalara kötü davranan
bir hastabakıcı, Sevgi’yi kendi özel işlerinde kullanmaya çalışan kötü
birisi, aynı zamanda hırsızlık da yapıyor
BAŞHEKİM : Sevgi’ye iyileşmesinde yardım eden doktor
SARIŞIK : Sevgi’nin ineği

SÜTLAÇ : Sevgi’nin en iyi hayvan dostlarından biri aynı
zamanda Sevgi’nin kedisi.
MATEMATİK ÖĞRETMENİ:Sevgi’nin veteriner olma kararını
vermesinde büyük katkısı var.

****İnsanı ve insanlığı gerçekten seven kişiler, aynı zamanda
doğaya da saygı gösteren ve onu koruyan kişilerdir.Bu kitap
insanı,dünyayı daha doğrusu hayatı sevmemiz gerektiğini ve
hayattaki zorluklar içinde gene de bir yerlere gelmek ve bu
zorluklarla mücadele etmemiz gerektiğini anlatıyor.
Mert KAYABAŞI

DEMİR YOLU MEDENİYET YOLU
Hasret kavuşturan derler
Yol bitmez, özlem bitmez
Mutluluk taşır derler
Demir yolu medeniyet yolu
Gurbet Anadolu ‘dan
Yurt dışına göçtü diyorlar
Anadolu insanları
Demir yolu medeniyet yolu
Hasret kavuşturan geldi
Dert bitti, özlem bitti
Sevgi dolu mutluluk geldi.
Demir yolu medeniyet dolu
Selen AŞKUN

DİŞ HEKİMLİĞİNE YOLCULUK

Beni Geleceğime

Hazırlayacak Lise

Hayallerimdeki üniversiteye gidebilmek için yabancı dil ve diğer ders
eğitimlerinin daha zorlayıcı ve detaylı öğrenime olanak tanıyan bir anadolu lisesi
olacağına inanıyorum.İngilizce hazırlık sınıfı olan Kadıköy Anadolu Lisesi beni
hayallerime ulaştıracak lise olduğunu düşünüyorum.
Zevkle Çalışacağım İş
Küçüklüğümden beri çürük ve kötü görünüşlü dişlerden etkilenmişimdir.
İnsanlara yardımcı olmak ve güler yüzlü davranmak benim başlıca özelliğimdir.Bu
iki özelliğimi kullanarak diş hekimliğinde çok başarılı olacağımı düşünüyorum.
İnsanın zevk alacağı işi yapması, o işte daha başarılı olmasını sağlar.

Diş Hekimliği Fakültesi, ağız boşluğunun ve diş sağlığının korunması, diş
ve diş etleri hastalıklarının tedavisi, diş ve çene ameliyatları ile protez
yapımı konularında eğitim ve araştırma yapar. Bir diş hekimi hastaları ile iyi
ilişkiler kurabilmeli, onların güvenini kazanabilmelidir. Bunun için diş hekimi
olmayı düşünen bir kimsenin sabırlı, hoşgörülü, güler yüzlü olması ve
insanlara içten ilgi duyması gerekir.
Diş Hekimi olmak için İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nde
okumak ve beş yılda eğitimimi tamamlamak istiyorum.
Yapacağım iş benim için çok önemlidir çünkü hem kariyerim hem de
toplumdaki yerim açısından kendimi iyi hissettiğim işi yapmalıyım.İnsan
sevdiği işi yaparsa hem yorulmaz hem de mutlu olur.Bu mutluluğu
yaşarken aynı anda para kazanmanın çok keyifli olacağını
düşünüyorum.Ben de bu mutluluğu ve keyfi diş hekimliği ile yaşayacağımı
düşünüyorum.
Tekirdağ’da Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi açarak kendi işimi yapmak
istiyorum.Bunu yapmadan önce bu konuda Amerika’da kendimi geliştirmek
ve en son teknolojileri öğrenmek istiyorum.
Muhsin Efe KARATAŞ

TANITIM
ESER W.SHAKESPARE’İN
OLUP KOMEDİ HALİNDE
YENİDEN
DÜZENLENMİŞTİR .
DRAMATİK BİR AŞK
HİKAYESİNİN
MÜZİK VE DANSLA
HARMANLANDIĞI BU
ESERİ ‘’ANTİK TİYATRO’’
ADLI BİR EKİP
OYNAMAKTADIR.

SAHNE ARKASI
YAZAN VE YÖNETEN: Mehmet YILMAZSOY
DEKOR-IŞIK:Fatih YILMAZ
REJİ ASİSTANI:Yasemin ŞAHİN
KOSTÜM:Rüveyda YEŞİL
DANS: Serap GÖKÇE/Yasemin ŞAHİN

OYUNCU KADROSU
Burak Güray YAŞAR
Ezgi Duygu BEKDEMİR
Serkan GÜRBÜZ
Yasemin ŞAHİN
Serap GÖKÇE
Mehmet YILMAZSOY
Gürcan GÜLPINAR
Hamza BAL
Can YILMAZ

ESER

Oyunun konusu klasik Romeo ve juliet’ ten çok farklı
olmamakla birlikte günümüz komedisiyle daha da ilgi çekici hale
gelmiştir.
Yine de kısaca söz etmekte fayda vardır. Capuletler ve
Montagueler arasında yıllardır süren bir düşmanlık vardır.
Montagueler’in oğlu Romeo bir gün çağrıldığı bir şölene katılır.Bu
şölende Juliet adlı bir kızı görür ve ona aşık olur.Aynı şekilde kız
da ona aşık olmuştur.Ancak Juliet Capulet Ailesi’nden olduğu için
bu bir yasak aşktır.

Buna rağmen daha fazla dayanamazlar ve gizlice evlenirler.Ancak
durum düşündükleri gibi olmayacaktır. Montagueler’in oğlu Tybalt kız
kardeşinin evlendiğini duyup bunu engellemek ister ancak başarısız
olur.Romeo ve Juliet artık birbirleriye görüşememektedirler.

Bu durumun da çözümü vardır. Juliet’in dadısı bu iki deli aşığın elçisi
olmuştur artık. Romeo ve Juliet’in umutları tükenmiştir artık. Capuletler
Juliet’i Paris ile evlendirmeyi akıllarına koymuşlardır. Tabi ki Juliet buna
izin vermez ama işi işten geçmiştir artık. Bu arada Prens, Romeo’ya sürgün
cezası verir. Juliet, bilgi alabileceği tek kişi olan Rahip Lawrence’a gider ve
giderken ailesine günah çıkartmaya gittiği yalanını söyler. Rahip Lawrence,
Juliet’e son bir kavuşma umudu olduğunu söyler. Ona bir iksir verir ve bu
iksir onu iki gün ölü gibi gösterecektir. Böylece Juliet istemediği bir
evlilikten kurtulacaktır. Rahip Romeo’ya da bunları anlatan bir mektup
yazar ancak bu mektup ona zamanında ulaşamaz.
Romeo , Juliet’i bulabileceği umuduyla geri döner ancak Juliet’i ölü
olarak bulunca çılgına döner ve yüzüğündeki zehri içer.Bir süre sonra
uyanan Juliet ise onu görünce öpüp payını alır .

Ahmet Kaan ÖZNACAR

TREN
Trenlerimiz var yurdumuzda
Götürür bizi en uzak diyarlara
Mutlu eder bizleri
Neşelendirir hepimizi
Biter yol,
Sevdiklerimizle buluşunca
Geri gideriz
Mutlu olunca.
Demir yolu yurdun her yerinde
Hepimiz gezeriz trenle
Yol kısa gelir bizlere
Tren güzeldir bence…
Yankı ÖZTÜRK

ASLIMIZ
Çanakkale ne bir destan ne de bir masal … O bir yaşanmışlık, o bir
gerçek…İsimsiz kahramanların yattığı toprak…Bucak bucak yurdun her
köşesinden tek bir amaç uğrunda ölmeye gelenlerin vatanı….
18 Mart günü dayandığında kapıya , yurdun her köşesi doğusu batısı,
kuzeyi güneyi bir oldu.Tek yürek , tek can koştu Çanakkale’ye.İnsan için en
önemli olan canıdır ama onlar o canı Çanakkale’ de kaybedeceğini bile bile “
Vatan sağ olsun !” diyerek gittiler ardına bakmadan..
Onlar öyle gururlu ve onurluydular ki yüreklerine ateş topları saplansa
dahi yüzlerinde vatan uğruna can vermenin sevinci yansıyordu.
Bizler de bu aziz vatanı kimselere bırakmayacağız.Çanakkale bizim
aslımız, biz aslımızı unutmayacağız.

Ezgi DEMİRKAN

SİHİRLİ KELİME : MERHABA

Ne kadar süredir yürüdüğümü hiç bilmiyordum…Amaçsız bir şekilde bir sokaktan öbürüne ondan da
diğerine doğru ilerledim.Arkadaşlarımla yaşadığım tatsız tartışma sinirlerimi bozmuştu.Adeta hayata dair
her şeyden nefret ediyordum.
Bir banka oturdum.Köşedeki duvarın dibinde , kıyafetlerinden sokak çocuğu olduğunu tahmin ettiğim
küçük bir çocuk ,sessiz ve kesik kesik ağlıyordu.O anda kendi sorunlarımı unutup yanına koştum.Hafifçe
çömelip yüzümü onunla aynı hizaya getirdim.” merhaba !” dedim.”Ne oldu sana ?” Başını kaldırıp
masmavi gözleriyle bana baktı.”Merhaba…” dedi narin titrek bir sesle.Üşümüş görünüyordu.Kaşkolumu
ona sardım.”Aç mısın ?” diye sordum.Utangaç bir tavırla başını salladı.En yakındaki bakkaldan ona
birkaç küçük şey aldım.İnanılmaz bir iştahla hepsini silip süpürdü.Minnettar bir edayla bana
bakıyordu.”Bir şeyler daha ister misin ?” diye sordum.”Hayır, teşekkür ederim.”dedi suratında kocaman bir
gülümsemeyle …Onun yüzünün gülüyor olması beni de mutlu etmişti.

Bir süre küçük dostumla sohbet ettik.Ona ailesi ile İlgili sorular sorduğumda ilk önce
kaçamak cevaplar verdi.Ardından bana her şeyi anlattı. Hasta kardeşini , babasının
başka şehirlerde çalışmak zorunda olduğunu anlattı.Onu dinledikçe kendi sorunlarının
önemsizliğini kavradım.Ve bu küçük ufaklığın omuzlarıma binmiş ağır yükler beni çok
şaşırttı.Ayrıca bir sokak çocuğu olmadığını,onu seven bir ailesi olduğunu da öğrendim.
Tam gitmeye yeltendi ki cebine bir miktar para yerleştiriverdim.Almayı reddetti.O
küçük gözlerindeki ifade karşısında ürperdim.Büyük bir olgunlukla bana
bakıyordu.Parayı almaya gururunun elvermeyeceğini anladım ve ailesi için ekmek
,yoğurt ve benzeri yiyecekler alıp eline tutuşturdum.
Teşekkür etti ve ardından yürümeye başladı.Minicik ayaklarının asfaltta çıkardığı ses
beni hüzünlendirdi.Onu bir daha göremem artık,diye düşündüm.Ama öyle
olmadı.İlerleyen zamanlarda hep karşılaştık.Bir merhaba bana küçük bir dost
kazandırmıştı…

Asya AKTAŞ

BAŞARILI OLMANIN YOLLARI
 Başarılı olmuş insanların hayatları dikkatle incelendiğinde, planlı
bir yaşam ve sıradan bir hayat yaşamadıkları ilk göze çarpan
özelliktir.

 Ders çalışma süresini çok uzun tutmak öğrenmeyi olumsuz etkiler.
 Yorulmadan ara vermeyi öğrenmelisiniz.
 Başarıya giden ilk yol; kişinin kendisine söz geçirebilmesinden
geçer.
 Heyecana yer vermemeli tecrübeli insanların ve uzmanların
önerilerine kulak vermeli, istifade edilmelidir.
 Başarının yolu önce kişinin başarıya kendisini inandırmasıyla
mümkün olur.
 Hayvanı yaşatan iştah, insanı yaşatan ümit, milletleri yaşatan da
ideallerdir. Başarmak için ümitli olunmalı asla ve asla ümitsiz
olunmamalı.

BAŞARILI İNSAN;

BAŞARISIZ İNSAN;

 Başarılı insan; daima çözümün bir
parçasıdır.

 Başarısız insan; daima

 Başarılı insan; bir program
yapmıştır.

 Başarısız insan; devamlı
mazeret bulmuştur.

 Başarılı insan ;’işine yardım
edeyim der’

 Başarısız insan ; ‘bu benim
işim değil’ der.

 Başarılı insan; her soruna bir
çözüm bulmaya çalışır.

 Başarısız insan; her çözüme
bir sorun bulur.

 Başarılı insan ; ‘zor olabilir ama
imkansız değil’ der.

 Başarısız insan ; ‘mümkün
olabilir ama çok zor’ der

 Başarılı insan; en olumsuz anda
bile bir çıkış yolu bulur.

 Başarısız insan; en olumu
durumlarda bile engel bulur.

sorunun bir parçasıdır.

AYRILIRKEN…
Geride bıraktığımız ilköğretimin yerini
alacak yeni bir bilgi denizinde yolculuğumuzun başlamasına kısa
bir süre kaldı.Eminiz ki bu yolculuğunuzda da ; bize güven ,umut,
bilgi,dostluk, sevgi veren okulumuz GÖKTÜRK yine yanımızda
olacak.
Bizler de güzel bir yolculuktan sonra mutlu bir yüzle kıyıya
ulaşacağız.

Okulumuzdan ayrılırken ; içimizde yeni coşkular , heyecanlar,
açılmayı bekleyen tomurcuklar ve aynı zamanda da
öğretmenlerimizden ayrılacağımız için buruk bir üzüntü var.
2013 Mezunları…


Slide 16

GÖKTÜRK İLKOKULU
YIL : 3 SAYI : OCAK 2013

GÖKTÜRK İLKOKULU adına sahibi okul müdürü
İrfan PELİT
YAYIN KURULU
Baran UZUNGER
A.Ayça ZARASIZ
Nilhan SAĞNAK
Selen YILMAZ
C.Melis BULUT
İrem ERGİN
Yeliz AKAYDIN
Göksu TÜMER
Onur URAS
A.Kaan ÖZNACAR
DÜZENLEME
Fatma ZARARSIZ
İLETİŞİM
Ümit Mah.460.Sok.Nu : 4 Yenimahalle /ANKARA
Fax:0312 236 03 64
e-posta: 339002°meb.k12.tr
web: gokturkankara.meb.k12.tr
Tel : 0312 235 14 88
Bu dergi 13.01.2005 tarih 25699 sayılı resmi
gazetede yayınlanan MEB ilköğretim ve
ortaöğretim kurumları sosyal etkinlikler
yönetmeliğine uygun
olarak hazırlanmıştır.
Yazıların sorumluluğu yazarlara aittir.

“Hiçbir şeye ihtiyacımız
yok, yalnız bir şeye
ihtiyacımız vardır; çalışkan
olmak! “

Mustafa Kemal
ATATÜRK

SUNUŞ
RÖPORTAJ

“ Okul Müdürümüz İrfan PELİT”

BİYOGRAFİ

“ Mehmet Akif ERSOY”

YAZARLARIMIZDAN

“ Reşat Nuri GÜNTEKİN”

BİR YAZAR/ BİR ESER “ Mavisel YENER / MAVİ ZAMANLAR”
“ Ayla KUTLU / MİNİK SERÇE “
DİŞ HEKİMLİĞİNE YOLCULUK
DENEMELER, SÖYLEŞİLER

HİKAYELER, ŞİİRLER,TİYARO İZLENİMLERİ
AYRILIRKEN…
REHBERLİK KÖŞESİ

AHMET KAAN : Sayın müdürüm, öncelikle bizi makamınıza kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz.
Hoş geldiniz çocuklar.Nasıl gidiyor ,sınıfta durumlar nasıl?
AHMET KAAN : Teşekkürler… iyiyiz , SBS yaklaşıyor . Bu yüzden biraz heyecanlıyız.
Heyecanlanacak bir şey yok. Heyecanlanmazsanız daha iyi olur sizin için.
AHMET KAAN : Hocam, bazen heyecan daha iyi oluyor.
İyi olur da …Ucunu kaçırınca da olumsuz etki olabilir Siz yapabileceğinizi yapacaksınız.Gerisi gider kendi kendine.Elinizden geleni
yaptığınızdan emin olmanız yeterli.Evet, sizleri dinliyorum.
AHMET KAAN : Hocam ,bize kendinizi tanıtır mısınız?
Ben , İrfan PELİT . Gümüşhaneliyim ,1957 doğumluyum.Önce öğretmenlik sonra müdür yardımcılığı sonra da müdürlük yaptım.17
yıldır müdür olarak görevimi yapıyorum.
İREM : Şu anda müdür olmasaydınız ne olmak isterdiniz ?
Müdür olmasaydım yine öğretmen olmak isterdim.

ONUR : Hocam daha önce çalıştığınız okullarda ne gibi farklılıklar gözlemlediniz?
Daha önceki okullardan buranın farkı şöyle ki; Anadolu’ nun çeşitli bölgelerinde görev yaptım.Her çalıştığım
okulun öğrenci kadrosu farklı idi. Muş ‘ta başlayan öğretmenlik hayatım Gümüşhane,Diyarbakır, Çanakkale ve
sonrada Ankara illerinde devam etti. Yenimahalle Kent Kop İlköğretim Okulunda idarecilik görevim başladı. Aynı
okulda müdür yardımcılığı ve müdür vekilliği yaptıktan sonra Ziya Gökalp İlköğretim Okuluna müdür olarak
atandım. Ankara Batıkent’te , Ankara ‘da Refika Aksoy İlköğretim Okulunda 9 yıl görev yaptım.Oradan Göktürk
İlköğretim Okuluna geldim ,buradan da emekli olacağım.
Farklı bölgelerde çalıştığım dikkate alındığında ; oradaki öğrenciler ile buradakilerin maddi durumları ve kültürel
birikimlerinin aynı olmadığını söyleyebilirim. Buradaki öğrencilerin maddi durumları daha iyi.Ama orada
bulduğum samimiyeti orada bulmak zor .Ayrıca bazıları da sıkıntılıydı.Kötü alışkanlıkları vardı, fark bu.
Örneğin Refika Aksoy İlköğretim Okulu …Orası 1500 kişiydi, kalabalıktı.Başarı olarak şu anda da Refika Aksoy
başarılı. Buradaki öğrencilerin başarı potansiyelli de yüksek.
Herkesi seviyorum fakat bizi yanlış tanıdılar; futbol yasaklanması sizler tarafından olumsuz karşılandı.Futbol
için sahanın yetersiz olması, teneffüste bahçenin kalabalık olması nedeni ile futbol yasaklandı. Salonda da futbol
oynayabilirsiniz.
ONUR : Hocam, geçen yıl öğle teneffüsleri spor salonu açık oluyordu. Bu sene bu uygulamayı
görmedik genellikle spor salonu kapalı oluyor.
Bu sene o uygulamayı iptal ettik çünkü arkadaşlarınıza zarar geliyor. Sadece sizler olsanız
neyse …Allah korusun orada demir potalar var; birine bir şey olursa üzülürüz ..Şimdi eskisi gibi
değil,direk okul müdürü suçlanıyor.
Ben ; siz öğrencilere ,her sınıfa, her kişiye, her biriye elimden geleni yapmaya çalışıyorum . Sosyal
, kültürel mümkün olabilecek her şeyi isteyebilirsiniz samimi ve dürüst olarak.

GÖKSU : Mesleğinizde edindiğiniz tecrübe ve deneyimlere dayanarak biz öğrencilere
verebileceğiniz tavsiyeler neler?
Öncellikle ben kendi düşüncelerimi söyleyeyim :Her birey ,her fert dürüst ve ahlaklı
olmalı.Dürüst ve ahlaklı olursa bir insanın, davranışlarıyla zaten dürüst olan kişinin,kişiliği
oturmuştur.O kişiye ders çalış da demezsin , şunu da yapma da demezsin çünkü o kişi ne
yapacağını bilir.
Neye mal olursa olsun yalan söylemeyin .Herkes hata yapar,önemli olan yapılan hatanın kasıtlı
olmamamsı bir de iyi dost hatayı kişinin yüzüne söyleyendir.Ben bir hata yapmışsam ,sen bunu
bana diyebilirsin. İrfan Bey ,bu iş böyle olmamalı diyebilirsin .Bir iş olmadı,bu iş yanlış denildiği
zaman önerisiyle gelmen gerekir ,şeklinde diyebilirsin; ben eleştiriye açığım.
UTKU : Mesleğinizin zor yanları nelerdir ?
Mesleğimin zor yanı nasıl söyleyeyim,beni tanısaydınız daha rahat ifade edebilirdim.Ekip olarak
çalıştığım kişilerle anlaşmak,bölge insanını tanımak ,iletişimi kolaylaştırmak gibi konularda zaman zaman
sıkıntı oluyor.
YELİZ : Son olarak biz öğlecilerden neler bekliyorsunuz ?
Siz öğrencilerden beklentilerimiz nelerdir? Başarılı olmanızdır.Sizin başarılarınız okula ve çevreye
yansıyor.Mesela toplantılara katılıyoruz okul dışında.Göktürk İlkokulu şöyle başarılıdır dendiğinde çok
mutlu oluyorum o zaman.Sizlere saygı duyuyorum, önünüzü açmak istiyorum. Elimden geldiğince sizlerin
isteklerinizi yerine getirmeye çalışıyorum.İstiyorum ki sizler her konuda başarılı olasınız.Okulu nasıl
önemsediğinizi bilelim.
Ayda bir Seviye Tespit Sınavı olmasını istiyoruz ama maddi sıkıntılar var, sistem buna yeterli olmuyor .

AHMET KAAN : Bizleri kabul ettiğiniz ve sorularımızı samimiyetle cevapladığınız
için arkadaşlarımız adına teşekkür ediyoruz.
Ahmet Kaan ÖZNACAR , Göksu TÜMER,
Mihriban İrem ERGİN Onur URAS,
Utku GÖKÇEN, Yeliz AKAYDIN

REŞAT NURİ GÜNTEKİN
(25 KASIM 1889 - 7 ARALIK 1956)
1889'da İstanbul’un Üsküdar ilçesinde dünyaya geldi. Babası, askeri tabip Nuri
Bey, annesi Erzincan valisi Yaver Paşa'nın kızı Lütfiye Hanım'dır. Reşide adlı kız
kardeşi çok genç yaşta hayatını kaybetti, tek çocuk olarak büyüdü.Babası askeri
doktor olduğu için öğrenim hayatı boyunca birçok il gezen Reşat Nuri, ilköğrenimine
Çanakkale 'de başladı. Çocukluk yıllarında dinlediği Fatma Aliye Hanım’ın ‘‘Udi’’
isimli romanı hayatına iz bırakıp,sanata heveslendiren eserleri arasına girdi.
Babasının Çanakkale’deki evlerinde zengin bir kütüphanesinin olması onu kitaplara
iten ve yazı yazma kültürünün gelişmesini sağlayan bir araç oldu.Öğrenimini yirmi üç
yaşında bitirmiştir.1927'ye kadar Bursa ve İstanbul’da çeşitli okullarda Fransızca
,Türkçe öğretmeni ve müdür olarak görev yaptı. 1927’de Erenköy Lisesi’nden yeni
mezun olan öğrencisi Hadiye Hanım ile evlendi.Öğretmenlik mesleğinin yanı sıra
edebiyatla uğraşan Reşat Nuri, Halit Ziya’nın eserlerinden aldığı ilhamla hikâye
yazma hevesi duymaktaydı. Daha sonra tiyatro edebiyatını benimseyerek bir tiyatro
yazarı olmak için uğraştı. Yazı hayatına 1.Dünya Savaşı sonlarında başladı.
Başlangıçta “Eski Ahbap” (1917) gibi uzun hikayeler, “Hançer”(1920) ve “Eski Rüya”
(1922) gibi sahne eserleri, “Gizli El” (1924) gibi romanlar yazan, tiyatro eleştiri ve
araştırmaları yayınlayan sanatçı “Çalıkuşu” adlı romanının 1922’de Vakit
Gazetesinde tefrika edilmesiyle şöhrete kavuştu. Güntekin'e akciğer kanseri teşhisi
konulduktan sonra tedavisi için Londra'ya gitti ve orada hastalığına yenik düşerek
öldü. 13 Aralık 1956 günü, Karacaahmet Mezarlığı'na gömüldü. Levent’te oturduğu
sokağa “Çalıkuşu” ismi,Kadıköy’de ve İzmir’de bir ilköğretim okuluna ve Fatih’te bir
tiyatro sahnesine Reşat Nuri Güntekin ismi verilmiştir.

Yazar, öykü, roman ve oyunlarıyla edebiyatımızda önemli bir yere sahiptir.
Kahramanları genelde tek yönlüdür. Olay kahramanlarını çevreyle birlikte verir.
Anadolu insanını iyi tanıdığı eserlerinden anlaşılır. Bazı eserlerinde genç
cumhuriyetin toplumsal ideallerini işlemiştir. Reşat Nuri GÜNTEKİN eserlerine
konuşma dilinin zenginliğini zorlanmadan yansıtır.
Reşat Nuri GÜNTEKİN, Cumhuriyet dönemi edebiyatında önemli bir yeri olan
Çalıkuşu, Yeşil Gece ve Anadolu Notları gibi önemli eserlere imza atmış
romancı, öykücü ve oyun yazarıdır.
‘‘Acımak’’ romanı bize hayat dersi vermekle birlikte o zamanki durumu da
göz önüne sermektedir. Kitap oldukça sürükleyici olup sıkmamaktadır. Yazar
kitaplarında daha çok kadın, çocuk, aile ve ahlâk meseleleri üzerinde
durmuştur.
Kitabın başlığı ve içeriği arasındaki bağlantı: Zehra Hanımın, babası
öldükten sonra acıma duygusuna sahip olması.
İrem ERGİN

MAVİSEL YENER’İN HAYATI

1984’de Ege Üniversitesi Diş
Hekimliği Fakültesinden mezun oldu.Öykü, masal,
köşe yazısı ve eleştiri yazıları 1978’den bu yana
gazete ve dergilerde yayımlanıyor. Şiir, öykü, masal,
tiyatro oyunu, roman türlerinde pek çok eser
verdi.Bugüne kadar yayımlanmış kırktan fazla çocuk
kitabı vardır.İki yıl süreyle Gazete Ege’de çocuk
sayfası hazırladı.Haber Ekspres gazetesinin çocuk
sayfasında köşe yazarlığı yaptı. Varlık, Virgül,
Edebiyat Eleştiri gibi yazın dergilerinde öykü ve
yazıları yayımlandı.

TRT İzmir Radyosu’ nda iki yıl süreyle Mavi Mektuplar isimli köşeyi hazırlayıp
sundu.İki yazar arkadaşıyla birlikte kaleme aldığı Mor Gece Mavi Gün isimli çocuk
oyunu Ankara Devlet Tiyatrosu’nda 2007 yılında sahnelendi.
Edebiyatçılar Derneği, Yazarlar Sendikası, Dil Derneği ve P.E.N. Yazarlar
Derneği’ nin üyesidir.Yazar, genel merkezi İzmir’de olan AIDS ile Mücadele
Derneği’nin yönetim kurulu üyesidir.Uyuşturucu ve AIDS konusunda eğitimci
eğitmeni olarak çalışmaktadır.Çocuk yazını alanında atölye eğitmenliği de
yapıyor.Mavisel Yener’in kitapları başka dillere de çevriliyor, dünya çocuklarıyla
buluşuyor.Ondan fazla ödülü vardır.
Yener, eserlerinde çocuk sevgisini, çocukların çocukluklarını yaşamalarını, her
koşulda sevinmeleri gerektiğini vurguluyor.
"

MAVİ

ZAMANLAR

Birce evlerinin yakınındaki kitapçıya girdi.Yedinci sınıf ders
kitaplarını verip onların yerine tatilde okuyacak kitaplar alacaktı.
Gözü birden bir kitaba takıldı.‘Gizli Geçitleri Bulmanın Yolları’.
Aldığı birçok kitabın yanına bunu da koydu ve eve gitti.Kitapları
okumak için sabırsızlanıyordu.Kırmızı kitaba göz gezdirirken elektrikler
gitti ve mum ışığında okumaya başladı.Birce okulda yapılan öykü yazma yarışmasında
dereceye girmişti ve ödülü bir haftalık” Allianoi (Alyanoi) Kurtarma Kazısı Alanı” gezisiydi.
Birce gezi günü erkenden uyanmıştı.Öğretmeni Sezin Hanım onları kazı alanına bırakıp
İzmir’e geri döndü.Kazı alanındakiler Birce ve arkadaşlarını çok sıcak karşıladılar.Herkes
odalarına yerleşti.Gilman ve Arzu kızlara kazı alanını gezdirdiler, akşam yemeği yediler sonra
odalarına çekildiler. Kaldıkları odanın yanında kemik odası vardı.Sevilay biraz korkmuştu ve
uyuyamamıştı.Dışarı çıkıp hava aldı, midesi bulanıyordu. Kahvaltıdan sonra Gilman Birce’ye
buranın eski bir sağlık merkezi olduğunu anlattı.Daha sonra tekerlek izinin olduğu bir taş
gösterdi.Öğle yemeği yediler, sohbet ettiler, kırmızı kapaklı kitabı okudular.Kitapta tekerlek
izinden bahsediyordu.Birce ve Gilman artık bir iz peşindeydi.Kitaba güveniyor ve kitaptaki
sözlerin şifre olduğunu düşünüyorlardı, gerçekten de öyleydi.
Gezinirken hamamda duran siyah taşın fotoğrafını çeken birini gördüler, gece onlarda
içeri girip bakacaktı.Işıl’a da gizemi anlattılar ve üçü tünele girdi.Tünelde Selo ve İbrahim
vardı.Onların amaçları elektromanyetik taşı ele geçirmekti.Kitapta Dolunay Masalcısının
verdiği ipuçlarıyla Allionoi’nin gizli geçitlerini ve su perisini buldular.Su perisinin karnındaki
deniz kabuğunu sağa çevirince birden her yer kaynar suyla doldu.Kırmızı kitabın aynısının su
perisinin kucağında olduğunu gördüler.Daha önceden buldukları taşı su perisine attılar ve
sular çekildi.Su kaynaklarını yönlendirmek isteyen güçlere engel oldular ve dünyanın
dengesini bozacak bir tehlikeyi de önlediler.

Yıllar sonra Gilman ünlü bir arkeolog
olmuştu ve bir söylencede bu hikayeyi
anlattı.Bir kız bunu bildiğini söyledi ve
Gilman annesinin adını sordu.Annesinin
adı Birce kızın adı ise Perisu idi.Gilman
Birce’ye bir efsane yazdı ve yanına da
bir not koydu vermesi için Perisu’yla
gönderdi.

Seza KURUKAFA

MERHABA SEVGİ
Ayla KUTLU
Ayla KUTLU ’ nun bu eserinde Anadolu’nun küçük bir köyünde yaşayan Sevgi adlı
küçük bir kız vardır.Bu kız hayvanları çok sever.Ve yemeği bile dahil her şeyini
hayvanlarla paylaşır.Bu kız anaokuluna başlar.Bir gün okul bir seyahat düzenler bu sırada
seyahate gittikleri otobüs karşıdan gelen bir kamyona çarpar ve kaza yapar bu kazada
Sevgi’nin kolu kırılır ve kolundaki sinirleri kırıldığı için kolu kesilir ve artık sevgi artık çolaktır.Ama
bu olayın üzerine Sevgi bir süre hayata küser.Bunun üzerine hastanenin baş hekimi Sevgi ile bir
konuşma yapar ve onun sosyal etkinliklere katılmasını ve sol kolla yemek yemeye,resim çizmeye
ve bunun tarzı şeyleri yapmaya alışmasını söyler.Bir süre sonra Sevgi ilk okula başlar.İlkokulda
yeni arkadaşlar edinir .Hastanenin baş hekiminin tayini çıkar bu nedenle hastaneye yeni bir baş
hekim gelir Sevgi bu başhekimle de kısa sürede tanışır .Hastanede bir hastabakıcı vardır ismi
Hatice’dir,Bu kadın sevgiyi tehdit eder ve kendi işlerini ona yaptırır.Sadece o değil hastanedeki
malları çalmasında da yardımcı olmasına zorlar.Daha sonra Hatice hanımın malları kaçırdığı
fark edilir.Bu nedenle Hatice hanım kaçar.
Sevgi’nin liseye başlamasına on gün kala sevginin Sarışık adlı ineği hamiledir.Ama
Sevgi’nin köyündeki hayvanlardan anlayan kişiler ne yapsalar da yavruyu kurtaramazlar.Sarışık’
ın içine bir ip sokarlar ve yavruyu böyle çıkarmaya çalışırlar ama yavruyu gene kurtaramazlar ve
yavruyu parçalayıp parça parça çıkarırlar.Bu olay Sevgi’yi o kadar çok etkiler ki hayvanlarla
ilgilenen bir meslek yok mu diye düşünür ve lisedeki matematik öğretmeniyle bu olayı paylaşır.
Matematik öğretmeni de onu veteriner olan bir arkadaşına götürür.Sevgi bunun üzerine veteriner
olmaya karar verir. Sevgi artık gelecekte ne olacağı konusunda çok kararlıdır. Büyüyünce
veteriner olacak ve hayvanlara yardım edecektir…

SEVGİ : Kitabın baş rolündeki kişi,hayvanları ve doğayı çok seviyor ve
veteriner olmak istiyor.
HATİCE TEYZE : Hastanede çalışan ve hastalara kötü davranan
bir hastabakıcı, Sevgi’yi kendi özel işlerinde kullanmaya çalışan kötü
birisi, aynı zamanda hırsızlık da yapıyor
BAŞHEKİM : Sevgi’ye iyileşmesinde yardım eden doktor
SARIŞIK : Sevgi’nin ineği

SÜTLAÇ : Sevgi’nin en iyi hayvan dostlarından biri aynı
zamanda Sevgi’nin kedisi.
MATEMATİK ÖĞRETMENİ:Sevgi’nin veteriner olma kararını
vermesinde büyük katkısı var.

****İnsanı ve insanlığı gerçekten seven kişiler, aynı zamanda
doğaya da saygı gösteren ve onu koruyan kişilerdir.Bu kitap
insanı,dünyayı daha doğrusu hayatı sevmemiz gerektiğini ve
hayattaki zorluklar içinde gene de bir yerlere gelmek ve bu
zorluklarla mücadele etmemiz gerektiğini anlatıyor.
Mert KAYABAŞI

DEMİR YOLU MEDENİYET YOLU
Hasret kavuşturan derler
Yol bitmez, özlem bitmez
Mutluluk taşır derler
Demir yolu medeniyet yolu
Gurbet Anadolu ‘dan
Yurt dışına göçtü diyorlar
Anadolu insanları
Demir yolu medeniyet yolu
Hasret kavuşturan geldi
Dert bitti, özlem bitti
Sevgi dolu mutluluk geldi.
Demir yolu medeniyet dolu
Selen AŞKUN

DİŞ HEKİMLİĞİNE YOLCULUK

Beni Geleceğime

Hazırlayacak Lise

Hayallerimdeki üniversiteye gidebilmek için yabancı dil ve diğer ders
eğitimlerinin daha zorlayıcı ve detaylı öğrenime olanak tanıyan bir anadolu lisesi
olacağına inanıyorum.İngilizce hazırlık sınıfı olan Kadıköy Anadolu Lisesi beni
hayallerime ulaştıracak lise olduğunu düşünüyorum.
Zevkle Çalışacağım İş
Küçüklüğümden beri çürük ve kötü görünüşlü dişlerden etkilenmişimdir.
İnsanlara yardımcı olmak ve güler yüzlü davranmak benim başlıca özelliğimdir.Bu
iki özelliğimi kullanarak diş hekimliğinde çok başarılı olacağımı düşünüyorum.
İnsanın zevk alacağı işi yapması, o işte daha başarılı olmasını sağlar.

Diş Hekimliği Fakültesi, ağız boşluğunun ve diş sağlığının korunması, diş
ve diş etleri hastalıklarının tedavisi, diş ve çene ameliyatları ile protez
yapımı konularında eğitim ve araştırma yapar. Bir diş hekimi hastaları ile iyi
ilişkiler kurabilmeli, onların güvenini kazanabilmelidir. Bunun için diş hekimi
olmayı düşünen bir kimsenin sabırlı, hoşgörülü, güler yüzlü olması ve
insanlara içten ilgi duyması gerekir.
Diş Hekimi olmak için İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nde
okumak ve beş yılda eğitimimi tamamlamak istiyorum.
Yapacağım iş benim için çok önemlidir çünkü hem kariyerim hem de
toplumdaki yerim açısından kendimi iyi hissettiğim işi yapmalıyım.İnsan
sevdiği işi yaparsa hem yorulmaz hem de mutlu olur.Bu mutluluğu
yaşarken aynı anda para kazanmanın çok keyifli olacağını
düşünüyorum.Ben de bu mutluluğu ve keyfi diş hekimliği ile yaşayacağımı
düşünüyorum.
Tekirdağ’da Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi açarak kendi işimi yapmak
istiyorum.Bunu yapmadan önce bu konuda Amerika’da kendimi geliştirmek
ve en son teknolojileri öğrenmek istiyorum.
Muhsin Efe KARATAŞ

TANITIM
ESER W.SHAKESPARE’İN
OLUP KOMEDİ HALİNDE
YENİDEN
DÜZENLENMİŞTİR .
DRAMATİK BİR AŞK
HİKAYESİNİN
MÜZİK VE DANSLA
HARMANLANDIĞI BU
ESERİ ‘’ANTİK TİYATRO’’
ADLI BİR EKİP
OYNAMAKTADIR.

SAHNE ARKASI
YAZAN VE YÖNETEN: Mehmet YILMAZSOY
DEKOR-IŞIK:Fatih YILMAZ
REJİ ASİSTANI:Yasemin ŞAHİN
KOSTÜM:Rüveyda YEŞİL
DANS: Serap GÖKÇE/Yasemin ŞAHİN

OYUNCU KADROSU
Burak Güray YAŞAR
Ezgi Duygu BEKDEMİR
Serkan GÜRBÜZ
Yasemin ŞAHİN
Serap GÖKÇE
Mehmet YILMAZSOY
Gürcan GÜLPINAR
Hamza BAL
Can YILMAZ

ESER

Oyunun konusu klasik Romeo ve juliet’ ten çok farklı
olmamakla birlikte günümüz komedisiyle daha da ilgi çekici hale
gelmiştir.
Yine de kısaca söz etmekte fayda vardır. Capuletler ve
Montagueler arasında yıllardır süren bir düşmanlık vardır.
Montagueler’in oğlu Romeo bir gün çağrıldığı bir şölene katılır.Bu
şölende Juliet adlı bir kızı görür ve ona aşık olur.Aynı şekilde kız
da ona aşık olmuştur.Ancak Juliet Capulet Ailesi’nden olduğu için
bu bir yasak aşktır.

Buna rağmen daha fazla dayanamazlar ve gizlice evlenirler.Ancak
durum düşündükleri gibi olmayacaktır. Montagueler’in oğlu Tybalt kız
kardeşinin evlendiğini duyup bunu engellemek ister ancak başarısız
olur.Romeo ve Juliet artık birbirleriye görüşememektedirler.

Bu durumun da çözümü vardır. Juliet’in dadısı bu iki deli aşığın elçisi
olmuştur artık. Romeo ve Juliet’in umutları tükenmiştir artık. Capuletler
Juliet’i Paris ile evlendirmeyi akıllarına koymuşlardır. Tabi ki Juliet buna
izin vermez ama işi işten geçmiştir artık. Bu arada Prens, Romeo’ya sürgün
cezası verir. Juliet, bilgi alabileceği tek kişi olan Rahip Lawrence’a gider ve
giderken ailesine günah çıkartmaya gittiği yalanını söyler. Rahip Lawrence,
Juliet’e son bir kavuşma umudu olduğunu söyler. Ona bir iksir verir ve bu
iksir onu iki gün ölü gibi gösterecektir. Böylece Juliet istemediği bir
evlilikten kurtulacaktır. Rahip Romeo’ya da bunları anlatan bir mektup
yazar ancak bu mektup ona zamanında ulaşamaz.
Romeo , Juliet’i bulabileceği umuduyla geri döner ancak Juliet’i ölü
olarak bulunca çılgına döner ve yüzüğündeki zehri içer.Bir süre sonra
uyanan Juliet ise onu görünce öpüp payını alır .

Ahmet Kaan ÖZNACAR

TREN
Trenlerimiz var yurdumuzda
Götürür bizi en uzak diyarlara
Mutlu eder bizleri
Neşelendirir hepimizi
Biter yol,
Sevdiklerimizle buluşunca
Geri gideriz
Mutlu olunca.
Demir yolu yurdun her yerinde
Hepimiz gezeriz trenle
Yol kısa gelir bizlere
Tren güzeldir bence…
Yankı ÖZTÜRK

ASLIMIZ
Çanakkale ne bir destan ne de bir masal … O bir yaşanmışlık, o bir
gerçek…İsimsiz kahramanların yattığı toprak…Bucak bucak yurdun her
köşesinden tek bir amaç uğrunda ölmeye gelenlerin vatanı….
18 Mart günü dayandığında kapıya , yurdun her köşesi doğusu batısı,
kuzeyi güneyi bir oldu.Tek yürek , tek can koştu Çanakkale’ye.İnsan için en
önemli olan canıdır ama onlar o canı Çanakkale’ de kaybedeceğini bile bile “
Vatan sağ olsun !” diyerek gittiler ardına bakmadan..
Onlar öyle gururlu ve onurluydular ki yüreklerine ateş topları saplansa
dahi yüzlerinde vatan uğruna can vermenin sevinci yansıyordu.
Bizler de bu aziz vatanı kimselere bırakmayacağız.Çanakkale bizim
aslımız, biz aslımızı unutmayacağız.

Ezgi DEMİRKAN

SİHİRLİ KELİME : MERHABA

Ne kadar süredir yürüdüğümü hiç bilmiyordum…Amaçsız bir şekilde bir sokaktan öbürüne ondan da
diğerine doğru ilerledim.Arkadaşlarımla yaşadığım tatsız tartışma sinirlerimi bozmuştu.Adeta hayata dair
her şeyden nefret ediyordum.
Bir banka oturdum.Köşedeki duvarın dibinde , kıyafetlerinden sokak çocuğu olduğunu tahmin ettiğim
küçük bir çocuk ,sessiz ve kesik kesik ağlıyordu.O anda kendi sorunlarımı unutup yanına koştum.Hafifçe
çömelip yüzümü onunla aynı hizaya getirdim.” merhaba !” dedim.”Ne oldu sana ?” Başını kaldırıp
masmavi gözleriyle bana baktı.”Merhaba…” dedi narin titrek bir sesle.Üşümüş görünüyordu.Kaşkolumu
ona sardım.”Aç mısın ?” diye sordum.Utangaç bir tavırla başını salladı.En yakındaki bakkaldan ona
birkaç küçük şey aldım.İnanılmaz bir iştahla hepsini silip süpürdü.Minnettar bir edayla bana
bakıyordu.”Bir şeyler daha ister misin ?” diye sordum.”Hayır, teşekkür ederim.”dedi suratında kocaman bir
gülümsemeyle …Onun yüzünün gülüyor olması beni de mutlu etmişti.

Bir süre küçük dostumla sohbet ettik.Ona ailesi ile İlgili sorular sorduğumda ilk önce
kaçamak cevaplar verdi.Ardından bana her şeyi anlattı. Hasta kardeşini , babasının
başka şehirlerde çalışmak zorunda olduğunu anlattı.Onu dinledikçe kendi sorunlarının
önemsizliğini kavradım.Ve bu küçük ufaklığın omuzlarıma binmiş ağır yükler beni çok
şaşırttı.Ayrıca bir sokak çocuğu olmadığını,onu seven bir ailesi olduğunu da öğrendim.
Tam gitmeye yeltendi ki cebine bir miktar para yerleştiriverdim.Almayı reddetti.O
küçük gözlerindeki ifade karşısında ürperdim.Büyük bir olgunlukla bana
bakıyordu.Parayı almaya gururunun elvermeyeceğini anladım ve ailesi için ekmek
,yoğurt ve benzeri yiyecekler alıp eline tutuşturdum.
Teşekkür etti ve ardından yürümeye başladı.Minicik ayaklarının asfaltta çıkardığı ses
beni hüzünlendirdi.Onu bir daha göremem artık,diye düşündüm.Ama öyle
olmadı.İlerleyen zamanlarda hep karşılaştık.Bir merhaba bana küçük bir dost
kazandırmıştı…

Asya AKTAŞ

BAŞARILI OLMANIN YOLLARI
 Başarılı olmuş insanların hayatları dikkatle incelendiğinde, planlı
bir yaşam ve sıradan bir hayat yaşamadıkları ilk göze çarpan
özelliktir.

 Ders çalışma süresini çok uzun tutmak öğrenmeyi olumsuz etkiler.
 Yorulmadan ara vermeyi öğrenmelisiniz.
 Başarıya giden ilk yol; kişinin kendisine söz geçirebilmesinden
geçer.
 Heyecana yer vermemeli tecrübeli insanların ve uzmanların
önerilerine kulak vermeli, istifade edilmelidir.
 Başarının yolu önce kişinin başarıya kendisini inandırmasıyla
mümkün olur.
 Hayvanı yaşatan iştah, insanı yaşatan ümit, milletleri yaşatan da
ideallerdir. Başarmak için ümitli olunmalı asla ve asla ümitsiz
olunmamalı.

BAŞARILI İNSAN;

BAŞARISIZ İNSAN;

 Başarılı insan; daima çözümün bir
parçasıdır.

 Başarısız insan; daima

 Başarılı insan; bir program
yapmıştır.

 Başarısız insan; devamlı
mazeret bulmuştur.

 Başarılı insan ;’işine yardım
edeyim der’

 Başarısız insan ; ‘bu benim
işim değil’ der.

 Başarılı insan; her soruna bir
çözüm bulmaya çalışır.

 Başarısız insan; her çözüme
bir sorun bulur.

 Başarılı insan ; ‘zor olabilir ama
imkansız değil’ der.

 Başarısız insan ; ‘mümkün
olabilir ama çok zor’ der

 Başarılı insan; en olumsuz anda
bile bir çıkış yolu bulur.

 Başarısız insan; en olumu
durumlarda bile engel bulur.

sorunun bir parçasıdır.

AYRILIRKEN…
Geride bıraktığımız ilköğretimin yerini
alacak yeni bir bilgi denizinde yolculuğumuzun başlamasına kısa
bir süre kaldı.Eminiz ki bu yolculuğunuzda da ; bize güven ,umut,
bilgi,dostluk, sevgi veren okulumuz GÖKTÜRK yine yanımızda
olacak.
Bizler de güzel bir yolculuktan sonra mutlu bir yüzle kıyıya
ulaşacağız.

Okulumuzdan ayrılırken ; içimizde yeni coşkular , heyecanlar,
açılmayı bekleyen tomurcuklar ve aynı zamanda da
öğretmenlerimizden ayrılacağımız için buruk bir üzüntü var.
2013 Mezunları…


Slide 17

GÖKTÜRK İLKOKULU
YIL : 3 SAYI : OCAK 2013

GÖKTÜRK İLKOKULU adına sahibi okul müdürü
İrfan PELİT
YAYIN KURULU
Baran UZUNGER
A.Ayça ZARASIZ
Nilhan SAĞNAK
Selen YILMAZ
C.Melis BULUT
İrem ERGİN
Yeliz AKAYDIN
Göksu TÜMER
Onur URAS
A.Kaan ÖZNACAR
DÜZENLEME
Fatma ZARARSIZ
İLETİŞİM
Ümit Mah.460.Sok.Nu : 4 Yenimahalle /ANKARA
Fax:0312 236 03 64
e-posta: 339002°meb.k12.tr
web: gokturkankara.meb.k12.tr
Tel : 0312 235 14 88
Bu dergi 13.01.2005 tarih 25699 sayılı resmi
gazetede yayınlanan MEB ilköğretim ve
ortaöğretim kurumları sosyal etkinlikler
yönetmeliğine uygun
olarak hazırlanmıştır.
Yazıların sorumluluğu yazarlara aittir.

“Hiçbir şeye ihtiyacımız
yok, yalnız bir şeye
ihtiyacımız vardır; çalışkan
olmak! “

Mustafa Kemal
ATATÜRK

SUNUŞ
RÖPORTAJ

“ Okul Müdürümüz İrfan PELİT”

BİYOGRAFİ

“ Mehmet Akif ERSOY”

YAZARLARIMIZDAN

“ Reşat Nuri GÜNTEKİN”

BİR YAZAR/ BİR ESER “ Mavisel YENER / MAVİ ZAMANLAR”
“ Ayla KUTLU / MİNİK SERÇE “
DİŞ HEKİMLİĞİNE YOLCULUK
DENEMELER, SÖYLEŞİLER

HİKAYELER, ŞİİRLER,TİYARO İZLENİMLERİ
AYRILIRKEN…
REHBERLİK KÖŞESİ

AHMET KAAN : Sayın müdürüm, öncelikle bizi makamınıza kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz.
Hoş geldiniz çocuklar.Nasıl gidiyor ,sınıfta durumlar nasıl?
AHMET KAAN : Teşekkürler… iyiyiz , SBS yaklaşıyor . Bu yüzden biraz heyecanlıyız.
Heyecanlanacak bir şey yok. Heyecanlanmazsanız daha iyi olur sizin için.
AHMET KAAN : Hocam, bazen heyecan daha iyi oluyor.
İyi olur da …Ucunu kaçırınca da olumsuz etki olabilir Siz yapabileceğinizi yapacaksınız.Gerisi gider kendi kendine.Elinizden geleni
yaptığınızdan emin olmanız yeterli.Evet, sizleri dinliyorum.
AHMET KAAN : Hocam ,bize kendinizi tanıtır mısınız?
Ben , İrfan PELİT . Gümüşhaneliyim ,1957 doğumluyum.Önce öğretmenlik sonra müdür yardımcılığı sonra da müdürlük yaptım.17
yıldır müdür olarak görevimi yapıyorum.
İREM : Şu anda müdür olmasaydınız ne olmak isterdiniz ?
Müdür olmasaydım yine öğretmen olmak isterdim.

ONUR : Hocam daha önce çalıştığınız okullarda ne gibi farklılıklar gözlemlediniz?
Daha önceki okullardan buranın farkı şöyle ki; Anadolu’ nun çeşitli bölgelerinde görev yaptım.Her çalıştığım
okulun öğrenci kadrosu farklı idi. Muş ‘ta başlayan öğretmenlik hayatım Gümüşhane,Diyarbakır, Çanakkale ve
sonrada Ankara illerinde devam etti. Yenimahalle Kent Kop İlköğretim Okulunda idarecilik görevim başladı. Aynı
okulda müdür yardımcılığı ve müdür vekilliği yaptıktan sonra Ziya Gökalp İlköğretim Okuluna müdür olarak
atandım. Ankara Batıkent’te , Ankara ‘da Refika Aksoy İlköğretim Okulunda 9 yıl görev yaptım.Oradan Göktürk
İlköğretim Okuluna geldim ,buradan da emekli olacağım.
Farklı bölgelerde çalıştığım dikkate alındığında ; oradaki öğrenciler ile buradakilerin maddi durumları ve kültürel
birikimlerinin aynı olmadığını söyleyebilirim. Buradaki öğrencilerin maddi durumları daha iyi.Ama orada
bulduğum samimiyeti orada bulmak zor .Ayrıca bazıları da sıkıntılıydı.Kötü alışkanlıkları vardı, fark bu.
Örneğin Refika Aksoy İlköğretim Okulu …Orası 1500 kişiydi, kalabalıktı.Başarı olarak şu anda da Refika Aksoy
başarılı. Buradaki öğrencilerin başarı potansiyelli de yüksek.
Herkesi seviyorum fakat bizi yanlış tanıdılar; futbol yasaklanması sizler tarafından olumsuz karşılandı.Futbol
için sahanın yetersiz olması, teneffüste bahçenin kalabalık olması nedeni ile futbol yasaklandı. Salonda da futbol
oynayabilirsiniz.
ONUR : Hocam, geçen yıl öğle teneffüsleri spor salonu açık oluyordu. Bu sene bu uygulamayı
görmedik genellikle spor salonu kapalı oluyor.
Bu sene o uygulamayı iptal ettik çünkü arkadaşlarınıza zarar geliyor. Sadece sizler olsanız
neyse …Allah korusun orada demir potalar var; birine bir şey olursa üzülürüz ..Şimdi eskisi gibi
değil,direk okul müdürü suçlanıyor.
Ben ; siz öğrencilere ,her sınıfa, her kişiye, her biriye elimden geleni yapmaya çalışıyorum . Sosyal
, kültürel mümkün olabilecek her şeyi isteyebilirsiniz samimi ve dürüst olarak.

GÖKSU : Mesleğinizde edindiğiniz tecrübe ve deneyimlere dayanarak biz öğrencilere
verebileceğiniz tavsiyeler neler?
Öncellikle ben kendi düşüncelerimi söyleyeyim :Her birey ,her fert dürüst ve ahlaklı
olmalı.Dürüst ve ahlaklı olursa bir insanın, davranışlarıyla zaten dürüst olan kişinin,kişiliği
oturmuştur.O kişiye ders çalış da demezsin , şunu da yapma da demezsin çünkü o kişi ne
yapacağını bilir.
Neye mal olursa olsun yalan söylemeyin .Herkes hata yapar,önemli olan yapılan hatanın kasıtlı
olmamamsı bir de iyi dost hatayı kişinin yüzüne söyleyendir.Ben bir hata yapmışsam ,sen bunu
bana diyebilirsin. İrfan Bey ,bu iş böyle olmamalı diyebilirsin .Bir iş olmadı,bu iş yanlış denildiği
zaman önerisiyle gelmen gerekir ,şeklinde diyebilirsin; ben eleştiriye açığım.
UTKU : Mesleğinizin zor yanları nelerdir ?
Mesleğimin zor yanı nasıl söyleyeyim,beni tanısaydınız daha rahat ifade edebilirdim.Ekip olarak
çalıştığım kişilerle anlaşmak,bölge insanını tanımak ,iletişimi kolaylaştırmak gibi konularda zaman zaman
sıkıntı oluyor.
YELİZ : Son olarak biz öğlecilerden neler bekliyorsunuz ?
Siz öğrencilerden beklentilerimiz nelerdir? Başarılı olmanızdır.Sizin başarılarınız okula ve çevreye
yansıyor.Mesela toplantılara katılıyoruz okul dışında.Göktürk İlkokulu şöyle başarılıdır dendiğinde çok
mutlu oluyorum o zaman.Sizlere saygı duyuyorum, önünüzü açmak istiyorum. Elimden geldiğince sizlerin
isteklerinizi yerine getirmeye çalışıyorum.İstiyorum ki sizler her konuda başarılı olasınız.Okulu nasıl
önemsediğinizi bilelim.
Ayda bir Seviye Tespit Sınavı olmasını istiyoruz ama maddi sıkıntılar var, sistem buna yeterli olmuyor .

AHMET KAAN : Bizleri kabul ettiğiniz ve sorularımızı samimiyetle cevapladığınız
için arkadaşlarımız adına teşekkür ediyoruz.
Ahmet Kaan ÖZNACAR , Göksu TÜMER,
Mihriban İrem ERGİN Onur URAS,
Utku GÖKÇEN, Yeliz AKAYDIN

REŞAT NURİ GÜNTEKİN
(25 KASIM 1889 - 7 ARALIK 1956)
1889'da İstanbul’un Üsküdar ilçesinde dünyaya geldi. Babası, askeri tabip Nuri
Bey, annesi Erzincan valisi Yaver Paşa'nın kızı Lütfiye Hanım'dır. Reşide adlı kız
kardeşi çok genç yaşta hayatını kaybetti, tek çocuk olarak büyüdü.Babası askeri
doktor olduğu için öğrenim hayatı boyunca birçok il gezen Reşat Nuri, ilköğrenimine
Çanakkale 'de başladı. Çocukluk yıllarında dinlediği Fatma Aliye Hanım’ın ‘‘Udi’’
isimli romanı hayatına iz bırakıp,sanata heveslendiren eserleri arasına girdi.
Babasının Çanakkale’deki evlerinde zengin bir kütüphanesinin olması onu kitaplara
iten ve yazı yazma kültürünün gelişmesini sağlayan bir araç oldu.Öğrenimini yirmi üç
yaşında bitirmiştir.1927'ye kadar Bursa ve İstanbul’da çeşitli okullarda Fransızca
,Türkçe öğretmeni ve müdür olarak görev yaptı. 1927’de Erenköy Lisesi’nden yeni
mezun olan öğrencisi Hadiye Hanım ile evlendi.Öğretmenlik mesleğinin yanı sıra
edebiyatla uğraşan Reşat Nuri, Halit Ziya’nın eserlerinden aldığı ilhamla hikâye
yazma hevesi duymaktaydı. Daha sonra tiyatro edebiyatını benimseyerek bir tiyatro
yazarı olmak için uğraştı. Yazı hayatına 1.Dünya Savaşı sonlarında başladı.
Başlangıçta “Eski Ahbap” (1917) gibi uzun hikayeler, “Hançer”(1920) ve “Eski Rüya”
(1922) gibi sahne eserleri, “Gizli El” (1924) gibi romanlar yazan, tiyatro eleştiri ve
araştırmaları yayınlayan sanatçı “Çalıkuşu” adlı romanının 1922’de Vakit
Gazetesinde tefrika edilmesiyle şöhrete kavuştu. Güntekin'e akciğer kanseri teşhisi
konulduktan sonra tedavisi için Londra'ya gitti ve orada hastalığına yenik düşerek
öldü. 13 Aralık 1956 günü, Karacaahmet Mezarlığı'na gömüldü. Levent’te oturduğu
sokağa “Çalıkuşu” ismi,Kadıköy’de ve İzmir’de bir ilköğretim okuluna ve Fatih’te bir
tiyatro sahnesine Reşat Nuri Güntekin ismi verilmiştir.

Yazar, öykü, roman ve oyunlarıyla edebiyatımızda önemli bir yere sahiptir.
Kahramanları genelde tek yönlüdür. Olay kahramanlarını çevreyle birlikte verir.
Anadolu insanını iyi tanıdığı eserlerinden anlaşılır. Bazı eserlerinde genç
cumhuriyetin toplumsal ideallerini işlemiştir. Reşat Nuri GÜNTEKİN eserlerine
konuşma dilinin zenginliğini zorlanmadan yansıtır.
Reşat Nuri GÜNTEKİN, Cumhuriyet dönemi edebiyatında önemli bir yeri olan
Çalıkuşu, Yeşil Gece ve Anadolu Notları gibi önemli eserlere imza atmış
romancı, öykücü ve oyun yazarıdır.
‘‘Acımak’’ romanı bize hayat dersi vermekle birlikte o zamanki durumu da
göz önüne sermektedir. Kitap oldukça sürükleyici olup sıkmamaktadır. Yazar
kitaplarında daha çok kadın, çocuk, aile ve ahlâk meseleleri üzerinde
durmuştur.
Kitabın başlığı ve içeriği arasındaki bağlantı: Zehra Hanımın, babası
öldükten sonra acıma duygusuna sahip olması.
İrem ERGİN

MAVİSEL YENER’İN HAYATI

1984’de Ege Üniversitesi Diş
Hekimliği Fakültesinden mezun oldu.Öykü, masal,
köşe yazısı ve eleştiri yazıları 1978’den bu yana
gazete ve dergilerde yayımlanıyor. Şiir, öykü, masal,
tiyatro oyunu, roman türlerinde pek çok eser
verdi.Bugüne kadar yayımlanmış kırktan fazla çocuk
kitabı vardır.İki yıl süreyle Gazete Ege’de çocuk
sayfası hazırladı.Haber Ekspres gazetesinin çocuk
sayfasında köşe yazarlığı yaptı. Varlık, Virgül,
Edebiyat Eleştiri gibi yazın dergilerinde öykü ve
yazıları yayımlandı.

TRT İzmir Radyosu’ nda iki yıl süreyle Mavi Mektuplar isimli köşeyi hazırlayıp
sundu.İki yazar arkadaşıyla birlikte kaleme aldığı Mor Gece Mavi Gün isimli çocuk
oyunu Ankara Devlet Tiyatrosu’nda 2007 yılında sahnelendi.
Edebiyatçılar Derneği, Yazarlar Sendikası, Dil Derneği ve P.E.N. Yazarlar
Derneği’ nin üyesidir.Yazar, genel merkezi İzmir’de olan AIDS ile Mücadele
Derneği’nin yönetim kurulu üyesidir.Uyuşturucu ve AIDS konusunda eğitimci
eğitmeni olarak çalışmaktadır.Çocuk yazını alanında atölye eğitmenliği de
yapıyor.Mavisel Yener’in kitapları başka dillere de çevriliyor, dünya çocuklarıyla
buluşuyor.Ondan fazla ödülü vardır.
Yener, eserlerinde çocuk sevgisini, çocukların çocukluklarını yaşamalarını, her
koşulda sevinmeleri gerektiğini vurguluyor.
"

MAVİ

ZAMANLAR

Birce evlerinin yakınındaki kitapçıya girdi.Yedinci sınıf ders
kitaplarını verip onların yerine tatilde okuyacak kitaplar alacaktı.
Gözü birden bir kitaba takıldı.‘Gizli Geçitleri Bulmanın Yolları’.
Aldığı birçok kitabın yanına bunu da koydu ve eve gitti.Kitapları
okumak için sabırsızlanıyordu.Kırmızı kitaba göz gezdirirken elektrikler
gitti ve mum ışığında okumaya başladı.Birce okulda yapılan öykü yazma yarışmasında
dereceye girmişti ve ödülü bir haftalık” Allianoi (Alyanoi) Kurtarma Kazısı Alanı” gezisiydi.
Birce gezi günü erkenden uyanmıştı.Öğretmeni Sezin Hanım onları kazı alanına bırakıp
İzmir’e geri döndü.Kazı alanındakiler Birce ve arkadaşlarını çok sıcak karşıladılar.Herkes
odalarına yerleşti.Gilman ve Arzu kızlara kazı alanını gezdirdiler, akşam yemeği yediler sonra
odalarına çekildiler. Kaldıkları odanın yanında kemik odası vardı.Sevilay biraz korkmuştu ve
uyuyamamıştı.Dışarı çıkıp hava aldı, midesi bulanıyordu. Kahvaltıdan sonra Gilman Birce’ye
buranın eski bir sağlık merkezi olduğunu anlattı.Daha sonra tekerlek izinin olduğu bir taş
gösterdi.Öğle yemeği yediler, sohbet ettiler, kırmızı kapaklı kitabı okudular.Kitapta tekerlek
izinden bahsediyordu.Birce ve Gilman artık bir iz peşindeydi.Kitaba güveniyor ve kitaptaki
sözlerin şifre olduğunu düşünüyorlardı, gerçekten de öyleydi.
Gezinirken hamamda duran siyah taşın fotoğrafını çeken birini gördüler, gece onlarda
içeri girip bakacaktı.Işıl’a da gizemi anlattılar ve üçü tünele girdi.Tünelde Selo ve İbrahim
vardı.Onların amaçları elektromanyetik taşı ele geçirmekti.Kitapta Dolunay Masalcısının
verdiği ipuçlarıyla Allionoi’nin gizli geçitlerini ve su perisini buldular.Su perisinin karnındaki
deniz kabuğunu sağa çevirince birden her yer kaynar suyla doldu.Kırmızı kitabın aynısının su
perisinin kucağında olduğunu gördüler.Daha önceden buldukları taşı su perisine attılar ve
sular çekildi.Su kaynaklarını yönlendirmek isteyen güçlere engel oldular ve dünyanın
dengesini bozacak bir tehlikeyi de önlediler.

Yıllar sonra Gilman ünlü bir arkeolog
olmuştu ve bir söylencede bu hikayeyi
anlattı.Bir kız bunu bildiğini söyledi ve
Gilman annesinin adını sordu.Annesinin
adı Birce kızın adı ise Perisu idi.Gilman
Birce’ye bir efsane yazdı ve yanına da
bir not koydu vermesi için Perisu’yla
gönderdi.

Seza KURUKAFA

MERHABA SEVGİ
Ayla KUTLU
Ayla KUTLU ’ nun bu eserinde Anadolu’nun küçük bir köyünde yaşayan Sevgi adlı
küçük bir kız vardır.Bu kız hayvanları çok sever.Ve yemeği bile dahil her şeyini
hayvanlarla paylaşır.Bu kız anaokuluna başlar.Bir gün okul bir seyahat düzenler bu sırada
seyahate gittikleri otobüs karşıdan gelen bir kamyona çarpar ve kaza yapar bu kazada
Sevgi’nin kolu kırılır ve kolundaki sinirleri kırıldığı için kolu kesilir ve artık sevgi artık çolaktır.Ama
bu olayın üzerine Sevgi bir süre hayata küser.Bunun üzerine hastanenin baş hekimi Sevgi ile bir
konuşma yapar ve onun sosyal etkinliklere katılmasını ve sol kolla yemek yemeye,resim çizmeye
ve bunun tarzı şeyleri yapmaya alışmasını söyler.Bir süre sonra Sevgi ilk okula başlar.İlkokulda
yeni arkadaşlar edinir .Hastanenin baş hekiminin tayini çıkar bu nedenle hastaneye yeni bir baş
hekim gelir Sevgi bu başhekimle de kısa sürede tanışır .Hastanede bir hastabakıcı vardır ismi
Hatice’dir,Bu kadın sevgiyi tehdit eder ve kendi işlerini ona yaptırır.Sadece o değil hastanedeki
malları çalmasında da yardımcı olmasına zorlar.Daha sonra Hatice hanımın malları kaçırdığı
fark edilir.Bu nedenle Hatice hanım kaçar.
Sevgi’nin liseye başlamasına on gün kala sevginin Sarışık adlı ineği hamiledir.Ama
Sevgi’nin köyündeki hayvanlardan anlayan kişiler ne yapsalar da yavruyu kurtaramazlar.Sarışık’
ın içine bir ip sokarlar ve yavruyu böyle çıkarmaya çalışırlar ama yavruyu gene kurtaramazlar ve
yavruyu parçalayıp parça parça çıkarırlar.Bu olay Sevgi’yi o kadar çok etkiler ki hayvanlarla
ilgilenen bir meslek yok mu diye düşünür ve lisedeki matematik öğretmeniyle bu olayı paylaşır.
Matematik öğretmeni de onu veteriner olan bir arkadaşına götürür.Sevgi bunun üzerine veteriner
olmaya karar verir. Sevgi artık gelecekte ne olacağı konusunda çok kararlıdır. Büyüyünce
veteriner olacak ve hayvanlara yardım edecektir…

SEVGİ : Kitabın baş rolündeki kişi,hayvanları ve doğayı çok seviyor ve
veteriner olmak istiyor.
HATİCE TEYZE : Hastanede çalışan ve hastalara kötü davranan
bir hastabakıcı, Sevgi’yi kendi özel işlerinde kullanmaya çalışan kötü
birisi, aynı zamanda hırsızlık da yapıyor
BAŞHEKİM : Sevgi’ye iyileşmesinde yardım eden doktor
SARIŞIK : Sevgi’nin ineği

SÜTLAÇ : Sevgi’nin en iyi hayvan dostlarından biri aynı
zamanda Sevgi’nin kedisi.
MATEMATİK ÖĞRETMENİ:Sevgi’nin veteriner olma kararını
vermesinde büyük katkısı var.

****İnsanı ve insanlığı gerçekten seven kişiler, aynı zamanda
doğaya da saygı gösteren ve onu koruyan kişilerdir.Bu kitap
insanı,dünyayı daha doğrusu hayatı sevmemiz gerektiğini ve
hayattaki zorluklar içinde gene de bir yerlere gelmek ve bu
zorluklarla mücadele etmemiz gerektiğini anlatıyor.
Mert KAYABAŞI

DEMİR YOLU MEDENİYET YOLU
Hasret kavuşturan derler
Yol bitmez, özlem bitmez
Mutluluk taşır derler
Demir yolu medeniyet yolu
Gurbet Anadolu ‘dan
Yurt dışına göçtü diyorlar
Anadolu insanları
Demir yolu medeniyet yolu
Hasret kavuşturan geldi
Dert bitti, özlem bitti
Sevgi dolu mutluluk geldi.
Demir yolu medeniyet dolu
Selen AŞKUN

DİŞ HEKİMLİĞİNE YOLCULUK

Beni Geleceğime

Hazırlayacak Lise

Hayallerimdeki üniversiteye gidebilmek için yabancı dil ve diğer ders
eğitimlerinin daha zorlayıcı ve detaylı öğrenime olanak tanıyan bir anadolu lisesi
olacağına inanıyorum.İngilizce hazırlık sınıfı olan Kadıköy Anadolu Lisesi beni
hayallerime ulaştıracak lise olduğunu düşünüyorum.
Zevkle Çalışacağım İş
Küçüklüğümden beri çürük ve kötü görünüşlü dişlerden etkilenmişimdir.
İnsanlara yardımcı olmak ve güler yüzlü davranmak benim başlıca özelliğimdir.Bu
iki özelliğimi kullanarak diş hekimliğinde çok başarılı olacağımı düşünüyorum.
İnsanın zevk alacağı işi yapması, o işte daha başarılı olmasını sağlar.

Diş Hekimliği Fakültesi, ağız boşluğunun ve diş sağlığının korunması, diş
ve diş etleri hastalıklarının tedavisi, diş ve çene ameliyatları ile protez
yapımı konularında eğitim ve araştırma yapar. Bir diş hekimi hastaları ile iyi
ilişkiler kurabilmeli, onların güvenini kazanabilmelidir. Bunun için diş hekimi
olmayı düşünen bir kimsenin sabırlı, hoşgörülü, güler yüzlü olması ve
insanlara içten ilgi duyması gerekir.
Diş Hekimi olmak için İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nde
okumak ve beş yılda eğitimimi tamamlamak istiyorum.
Yapacağım iş benim için çok önemlidir çünkü hem kariyerim hem de
toplumdaki yerim açısından kendimi iyi hissettiğim işi yapmalıyım.İnsan
sevdiği işi yaparsa hem yorulmaz hem de mutlu olur.Bu mutluluğu
yaşarken aynı anda para kazanmanın çok keyifli olacağını
düşünüyorum.Ben de bu mutluluğu ve keyfi diş hekimliği ile yaşayacağımı
düşünüyorum.
Tekirdağ’da Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi açarak kendi işimi yapmak
istiyorum.Bunu yapmadan önce bu konuda Amerika’da kendimi geliştirmek
ve en son teknolojileri öğrenmek istiyorum.
Muhsin Efe KARATAŞ

TANITIM
ESER W.SHAKESPARE’İN
OLUP KOMEDİ HALİNDE
YENİDEN
DÜZENLENMİŞTİR .
DRAMATİK BİR AŞK
HİKAYESİNİN
MÜZİK VE DANSLA
HARMANLANDIĞI BU
ESERİ ‘’ANTİK TİYATRO’’
ADLI BİR EKİP
OYNAMAKTADIR.

SAHNE ARKASI
YAZAN VE YÖNETEN: Mehmet YILMAZSOY
DEKOR-IŞIK:Fatih YILMAZ
REJİ ASİSTANI:Yasemin ŞAHİN
KOSTÜM:Rüveyda YEŞİL
DANS: Serap GÖKÇE/Yasemin ŞAHİN

OYUNCU KADROSU
Burak Güray YAŞAR
Ezgi Duygu BEKDEMİR
Serkan GÜRBÜZ
Yasemin ŞAHİN
Serap GÖKÇE
Mehmet YILMAZSOY
Gürcan GÜLPINAR
Hamza BAL
Can YILMAZ

ESER

Oyunun konusu klasik Romeo ve juliet’ ten çok farklı
olmamakla birlikte günümüz komedisiyle daha da ilgi çekici hale
gelmiştir.
Yine de kısaca söz etmekte fayda vardır. Capuletler ve
Montagueler arasında yıllardır süren bir düşmanlık vardır.
Montagueler’in oğlu Romeo bir gün çağrıldığı bir şölene katılır.Bu
şölende Juliet adlı bir kızı görür ve ona aşık olur.Aynı şekilde kız
da ona aşık olmuştur.Ancak Juliet Capulet Ailesi’nden olduğu için
bu bir yasak aşktır.

Buna rağmen daha fazla dayanamazlar ve gizlice evlenirler.Ancak
durum düşündükleri gibi olmayacaktır. Montagueler’in oğlu Tybalt kız
kardeşinin evlendiğini duyup bunu engellemek ister ancak başarısız
olur.Romeo ve Juliet artık birbirleriye görüşememektedirler.

Bu durumun da çözümü vardır. Juliet’in dadısı bu iki deli aşığın elçisi
olmuştur artık. Romeo ve Juliet’in umutları tükenmiştir artık. Capuletler
Juliet’i Paris ile evlendirmeyi akıllarına koymuşlardır. Tabi ki Juliet buna
izin vermez ama işi işten geçmiştir artık. Bu arada Prens, Romeo’ya sürgün
cezası verir. Juliet, bilgi alabileceği tek kişi olan Rahip Lawrence’a gider ve
giderken ailesine günah çıkartmaya gittiği yalanını söyler. Rahip Lawrence,
Juliet’e son bir kavuşma umudu olduğunu söyler. Ona bir iksir verir ve bu
iksir onu iki gün ölü gibi gösterecektir. Böylece Juliet istemediği bir
evlilikten kurtulacaktır. Rahip Romeo’ya da bunları anlatan bir mektup
yazar ancak bu mektup ona zamanında ulaşamaz.
Romeo , Juliet’i bulabileceği umuduyla geri döner ancak Juliet’i ölü
olarak bulunca çılgına döner ve yüzüğündeki zehri içer.Bir süre sonra
uyanan Juliet ise onu görünce öpüp payını alır .

Ahmet Kaan ÖZNACAR

TREN
Trenlerimiz var yurdumuzda
Götürür bizi en uzak diyarlara
Mutlu eder bizleri
Neşelendirir hepimizi
Biter yol,
Sevdiklerimizle buluşunca
Geri gideriz
Mutlu olunca.
Demir yolu yurdun her yerinde
Hepimiz gezeriz trenle
Yol kısa gelir bizlere
Tren güzeldir bence…
Yankı ÖZTÜRK

ASLIMIZ
Çanakkale ne bir destan ne de bir masal … O bir yaşanmışlık, o bir
gerçek…İsimsiz kahramanların yattığı toprak…Bucak bucak yurdun her
köşesinden tek bir amaç uğrunda ölmeye gelenlerin vatanı….
18 Mart günü dayandığında kapıya , yurdun her köşesi doğusu batısı,
kuzeyi güneyi bir oldu.Tek yürek , tek can koştu Çanakkale’ye.İnsan için en
önemli olan canıdır ama onlar o canı Çanakkale’ de kaybedeceğini bile bile “
Vatan sağ olsun !” diyerek gittiler ardına bakmadan..
Onlar öyle gururlu ve onurluydular ki yüreklerine ateş topları saplansa
dahi yüzlerinde vatan uğruna can vermenin sevinci yansıyordu.
Bizler de bu aziz vatanı kimselere bırakmayacağız.Çanakkale bizim
aslımız, biz aslımızı unutmayacağız.

Ezgi DEMİRKAN

SİHİRLİ KELİME : MERHABA

Ne kadar süredir yürüdüğümü hiç bilmiyordum…Amaçsız bir şekilde bir sokaktan öbürüne ondan da
diğerine doğru ilerledim.Arkadaşlarımla yaşadığım tatsız tartışma sinirlerimi bozmuştu.Adeta hayata dair
her şeyden nefret ediyordum.
Bir banka oturdum.Köşedeki duvarın dibinde , kıyafetlerinden sokak çocuğu olduğunu tahmin ettiğim
küçük bir çocuk ,sessiz ve kesik kesik ağlıyordu.O anda kendi sorunlarımı unutup yanına koştum.Hafifçe
çömelip yüzümü onunla aynı hizaya getirdim.” merhaba !” dedim.”Ne oldu sana ?” Başını kaldırıp
masmavi gözleriyle bana baktı.”Merhaba…” dedi narin titrek bir sesle.Üşümüş görünüyordu.Kaşkolumu
ona sardım.”Aç mısın ?” diye sordum.Utangaç bir tavırla başını salladı.En yakındaki bakkaldan ona
birkaç küçük şey aldım.İnanılmaz bir iştahla hepsini silip süpürdü.Minnettar bir edayla bana
bakıyordu.”Bir şeyler daha ister misin ?” diye sordum.”Hayır, teşekkür ederim.”dedi suratında kocaman bir
gülümsemeyle …Onun yüzünün gülüyor olması beni de mutlu etmişti.

Bir süre küçük dostumla sohbet ettik.Ona ailesi ile İlgili sorular sorduğumda ilk önce
kaçamak cevaplar verdi.Ardından bana her şeyi anlattı. Hasta kardeşini , babasının
başka şehirlerde çalışmak zorunda olduğunu anlattı.Onu dinledikçe kendi sorunlarının
önemsizliğini kavradım.Ve bu küçük ufaklığın omuzlarıma binmiş ağır yükler beni çok
şaşırttı.Ayrıca bir sokak çocuğu olmadığını,onu seven bir ailesi olduğunu da öğrendim.
Tam gitmeye yeltendi ki cebine bir miktar para yerleştiriverdim.Almayı reddetti.O
küçük gözlerindeki ifade karşısında ürperdim.Büyük bir olgunlukla bana
bakıyordu.Parayı almaya gururunun elvermeyeceğini anladım ve ailesi için ekmek
,yoğurt ve benzeri yiyecekler alıp eline tutuşturdum.
Teşekkür etti ve ardından yürümeye başladı.Minicik ayaklarının asfaltta çıkardığı ses
beni hüzünlendirdi.Onu bir daha göremem artık,diye düşündüm.Ama öyle
olmadı.İlerleyen zamanlarda hep karşılaştık.Bir merhaba bana küçük bir dost
kazandırmıştı…

Asya AKTAŞ

BAŞARILI OLMANIN YOLLARI
 Başarılı olmuş insanların hayatları dikkatle incelendiğinde, planlı
bir yaşam ve sıradan bir hayat yaşamadıkları ilk göze çarpan
özelliktir.

 Ders çalışma süresini çok uzun tutmak öğrenmeyi olumsuz etkiler.
 Yorulmadan ara vermeyi öğrenmelisiniz.
 Başarıya giden ilk yol; kişinin kendisine söz geçirebilmesinden
geçer.
 Heyecana yer vermemeli tecrübeli insanların ve uzmanların
önerilerine kulak vermeli, istifade edilmelidir.
 Başarının yolu önce kişinin başarıya kendisini inandırmasıyla
mümkün olur.
 Hayvanı yaşatan iştah, insanı yaşatan ümit, milletleri yaşatan da
ideallerdir. Başarmak için ümitli olunmalı asla ve asla ümitsiz
olunmamalı.

BAŞARILI İNSAN;

BAŞARISIZ İNSAN;

 Başarılı insan; daima çözümün bir
parçasıdır.

 Başarısız insan; daima

 Başarılı insan; bir program
yapmıştır.

 Başarısız insan; devamlı
mazeret bulmuştur.

 Başarılı insan ;’işine yardım
edeyim der’

 Başarısız insan ; ‘bu benim
işim değil’ der.

 Başarılı insan; her soruna bir
çözüm bulmaya çalışır.

 Başarısız insan; her çözüme
bir sorun bulur.

 Başarılı insan ; ‘zor olabilir ama
imkansız değil’ der.

 Başarısız insan ; ‘mümkün
olabilir ama çok zor’ der

 Başarılı insan; en olumsuz anda
bile bir çıkış yolu bulur.

 Başarısız insan; en olumu
durumlarda bile engel bulur.

sorunun bir parçasıdır.

AYRILIRKEN…
Geride bıraktığımız ilköğretimin yerini
alacak yeni bir bilgi denizinde yolculuğumuzun başlamasına kısa
bir süre kaldı.Eminiz ki bu yolculuğunuzda da ; bize güven ,umut,
bilgi,dostluk, sevgi veren okulumuz GÖKTÜRK yine yanımızda
olacak.
Bizler de güzel bir yolculuktan sonra mutlu bir yüzle kıyıya
ulaşacağız.

Okulumuzdan ayrılırken ; içimizde yeni coşkular , heyecanlar,
açılmayı bekleyen tomurcuklar ve aynı zamanda da
öğretmenlerimizden ayrılacağımız için buruk bir üzüntü var.
2013 Mezunları…


Slide 18

GÖKTÜRK İLKOKULU
YIL : 3 SAYI : OCAK 2013

GÖKTÜRK İLKOKULU adına sahibi okul müdürü
İrfan PELİT
YAYIN KURULU
Baran UZUNGER
A.Ayça ZARASIZ
Nilhan SAĞNAK
Selen YILMAZ
C.Melis BULUT
İrem ERGİN
Yeliz AKAYDIN
Göksu TÜMER
Onur URAS
A.Kaan ÖZNACAR
DÜZENLEME
Fatma ZARARSIZ
İLETİŞİM
Ümit Mah.460.Sok.Nu : 4 Yenimahalle /ANKARA
Fax:0312 236 03 64
e-posta: 339002°meb.k12.tr
web: gokturkankara.meb.k12.tr
Tel : 0312 235 14 88
Bu dergi 13.01.2005 tarih 25699 sayılı resmi
gazetede yayınlanan MEB ilköğretim ve
ortaöğretim kurumları sosyal etkinlikler
yönetmeliğine uygun
olarak hazırlanmıştır.
Yazıların sorumluluğu yazarlara aittir.

“Hiçbir şeye ihtiyacımız
yok, yalnız bir şeye
ihtiyacımız vardır; çalışkan
olmak! “

Mustafa Kemal
ATATÜRK

SUNUŞ
RÖPORTAJ

“ Okul Müdürümüz İrfan PELİT”

BİYOGRAFİ

“ Mehmet Akif ERSOY”

YAZARLARIMIZDAN

“ Reşat Nuri GÜNTEKİN”

BİR YAZAR/ BİR ESER “ Mavisel YENER / MAVİ ZAMANLAR”
“ Ayla KUTLU / MİNİK SERÇE “
DİŞ HEKİMLİĞİNE YOLCULUK
DENEMELER, SÖYLEŞİLER

HİKAYELER, ŞİİRLER,TİYARO İZLENİMLERİ
AYRILIRKEN…
REHBERLİK KÖŞESİ

AHMET KAAN : Sayın müdürüm, öncelikle bizi makamınıza kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz.
Hoş geldiniz çocuklar.Nasıl gidiyor ,sınıfta durumlar nasıl?
AHMET KAAN : Teşekkürler… iyiyiz , SBS yaklaşıyor . Bu yüzden biraz heyecanlıyız.
Heyecanlanacak bir şey yok. Heyecanlanmazsanız daha iyi olur sizin için.
AHMET KAAN : Hocam, bazen heyecan daha iyi oluyor.
İyi olur da …Ucunu kaçırınca da olumsuz etki olabilir Siz yapabileceğinizi yapacaksınız.Gerisi gider kendi kendine.Elinizden geleni
yaptığınızdan emin olmanız yeterli.Evet, sizleri dinliyorum.
AHMET KAAN : Hocam ,bize kendinizi tanıtır mısınız?
Ben , İrfan PELİT . Gümüşhaneliyim ,1957 doğumluyum.Önce öğretmenlik sonra müdür yardımcılığı sonra da müdürlük yaptım.17
yıldır müdür olarak görevimi yapıyorum.
İREM : Şu anda müdür olmasaydınız ne olmak isterdiniz ?
Müdür olmasaydım yine öğretmen olmak isterdim.

ONUR : Hocam daha önce çalıştığınız okullarda ne gibi farklılıklar gözlemlediniz?
Daha önceki okullardan buranın farkı şöyle ki; Anadolu’ nun çeşitli bölgelerinde görev yaptım.Her çalıştığım
okulun öğrenci kadrosu farklı idi. Muş ‘ta başlayan öğretmenlik hayatım Gümüşhane,Diyarbakır, Çanakkale ve
sonrada Ankara illerinde devam etti. Yenimahalle Kent Kop İlköğretim Okulunda idarecilik görevim başladı. Aynı
okulda müdür yardımcılığı ve müdür vekilliği yaptıktan sonra Ziya Gökalp İlköğretim Okuluna müdür olarak
atandım. Ankara Batıkent’te , Ankara ‘da Refika Aksoy İlköğretim Okulunda 9 yıl görev yaptım.Oradan Göktürk
İlköğretim Okuluna geldim ,buradan da emekli olacağım.
Farklı bölgelerde çalıştığım dikkate alındığında ; oradaki öğrenciler ile buradakilerin maddi durumları ve kültürel
birikimlerinin aynı olmadığını söyleyebilirim. Buradaki öğrencilerin maddi durumları daha iyi.Ama orada
bulduğum samimiyeti orada bulmak zor .Ayrıca bazıları da sıkıntılıydı.Kötü alışkanlıkları vardı, fark bu.
Örneğin Refika Aksoy İlköğretim Okulu …Orası 1500 kişiydi, kalabalıktı.Başarı olarak şu anda da Refika Aksoy
başarılı. Buradaki öğrencilerin başarı potansiyelli de yüksek.
Herkesi seviyorum fakat bizi yanlış tanıdılar; futbol yasaklanması sizler tarafından olumsuz karşılandı.Futbol
için sahanın yetersiz olması, teneffüste bahçenin kalabalık olması nedeni ile futbol yasaklandı. Salonda da futbol
oynayabilirsiniz.
ONUR : Hocam, geçen yıl öğle teneffüsleri spor salonu açık oluyordu. Bu sene bu uygulamayı
görmedik genellikle spor salonu kapalı oluyor.
Bu sene o uygulamayı iptal ettik çünkü arkadaşlarınıza zarar geliyor. Sadece sizler olsanız
neyse …Allah korusun orada demir potalar var; birine bir şey olursa üzülürüz ..Şimdi eskisi gibi
değil,direk okul müdürü suçlanıyor.
Ben ; siz öğrencilere ,her sınıfa, her kişiye, her biriye elimden geleni yapmaya çalışıyorum . Sosyal
, kültürel mümkün olabilecek her şeyi isteyebilirsiniz samimi ve dürüst olarak.

GÖKSU : Mesleğinizde edindiğiniz tecrübe ve deneyimlere dayanarak biz öğrencilere
verebileceğiniz tavsiyeler neler?
Öncellikle ben kendi düşüncelerimi söyleyeyim :Her birey ,her fert dürüst ve ahlaklı
olmalı.Dürüst ve ahlaklı olursa bir insanın, davranışlarıyla zaten dürüst olan kişinin,kişiliği
oturmuştur.O kişiye ders çalış da demezsin , şunu da yapma da demezsin çünkü o kişi ne
yapacağını bilir.
Neye mal olursa olsun yalan söylemeyin .Herkes hata yapar,önemli olan yapılan hatanın kasıtlı
olmamamsı bir de iyi dost hatayı kişinin yüzüne söyleyendir.Ben bir hata yapmışsam ,sen bunu
bana diyebilirsin. İrfan Bey ,bu iş böyle olmamalı diyebilirsin .Bir iş olmadı,bu iş yanlış denildiği
zaman önerisiyle gelmen gerekir ,şeklinde diyebilirsin; ben eleştiriye açığım.
UTKU : Mesleğinizin zor yanları nelerdir ?
Mesleğimin zor yanı nasıl söyleyeyim,beni tanısaydınız daha rahat ifade edebilirdim.Ekip olarak
çalıştığım kişilerle anlaşmak,bölge insanını tanımak ,iletişimi kolaylaştırmak gibi konularda zaman zaman
sıkıntı oluyor.
YELİZ : Son olarak biz öğlecilerden neler bekliyorsunuz ?
Siz öğrencilerden beklentilerimiz nelerdir? Başarılı olmanızdır.Sizin başarılarınız okula ve çevreye
yansıyor.Mesela toplantılara katılıyoruz okul dışında.Göktürk İlkokulu şöyle başarılıdır dendiğinde çok
mutlu oluyorum o zaman.Sizlere saygı duyuyorum, önünüzü açmak istiyorum. Elimden geldiğince sizlerin
isteklerinizi yerine getirmeye çalışıyorum.İstiyorum ki sizler her konuda başarılı olasınız.Okulu nasıl
önemsediğinizi bilelim.
Ayda bir Seviye Tespit Sınavı olmasını istiyoruz ama maddi sıkıntılar var, sistem buna yeterli olmuyor .

AHMET KAAN : Bizleri kabul ettiğiniz ve sorularımızı samimiyetle cevapladığınız
için arkadaşlarımız adına teşekkür ediyoruz.
Ahmet Kaan ÖZNACAR , Göksu TÜMER,
Mihriban İrem ERGİN Onur URAS,
Utku GÖKÇEN, Yeliz AKAYDIN

REŞAT NURİ GÜNTEKİN
(25 KASIM 1889 - 7 ARALIK 1956)
1889'da İstanbul’un Üsküdar ilçesinde dünyaya geldi. Babası, askeri tabip Nuri
Bey, annesi Erzincan valisi Yaver Paşa'nın kızı Lütfiye Hanım'dır. Reşide adlı kız
kardeşi çok genç yaşta hayatını kaybetti, tek çocuk olarak büyüdü.Babası askeri
doktor olduğu için öğrenim hayatı boyunca birçok il gezen Reşat Nuri, ilköğrenimine
Çanakkale 'de başladı. Çocukluk yıllarında dinlediği Fatma Aliye Hanım’ın ‘‘Udi’’
isimli romanı hayatına iz bırakıp,sanata heveslendiren eserleri arasına girdi.
Babasının Çanakkale’deki evlerinde zengin bir kütüphanesinin olması onu kitaplara
iten ve yazı yazma kültürünün gelişmesini sağlayan bir araç oldu.Öğrenimini yirmi üç
yaşında bitirmiştir.1927'ye kadar Bursa ve İstanbul’da çeşitli okullarda Fransızca
,Türkçe öğretmeni ve müdür olarak görev yaptı. 1927’de Erenköy Lisesi’nden yeni
mezun olan öğrencisi Hadiye Hanım ile evlendi.Öğretmenlik mesleğinin yanı sıra
edebiyatla uğraşan Reşat Nuri, Halit Ziya’nın eserlerinden aldığı ilhamla hikâye
yazma hevesi duymaktaydı. Daha sonra tiyatro edebiyatını benimseyerek bir tiyatro
yazarı olmak için uğraştı. Yazı hayatına 1.Dünya Savaşı sonlarında başladı.
Başlangıçta “Eski Ahbap” (1917) gibi uzun hikayeler, “Hançer”(1920) ve “Eski Rüya”
(1922) gibi sahne eserleri, “Gizli El” (1924) gibi romanlar yazan, tiyatro eleştiri ve
araştırmaları yayınlayan sanatçı “Çalıkuşu” adlı romanının 1922’de Vakit
Gazetesinde tefrika edilmesiyle şöhrete kavuştu. Güntekin'e akciğer kanseri teşhisi
konulduktan sonra tedavisi için Londra'ya gitti ve orada hastalığına yenik düşerek
öldü. 13 Aralık 1956 günü, Karacaahmet Mezarlığı'na gömüldü. Levent’te oturduğu
sokağa “Çalıkuşu” ismi,Kadıköy’de ve İzmir’de bir ilköğretim okuluna ve Fatih’te bir
tiyatro sahnesine Reşat Nuri Güntekin ismi verilmiştir.

Yazar, öykü, roman ve oyunlarıyla edebiyatımızda önemli bir yere sahiptir.
Kahramanları genelde tek yönlüdür. Olay kahramanlarını çevreyle birlikte verir.
Anadolu insanını iyi tanıdığı eserlerinden anlaşılır. Bazı eserlerinde genç
cumhuriyetin toplumsal ideallerini işlemiştir. Reşat Nuri GÜNTEKİN eserlerine
konuşma dilinin zenginliğini zorlanmadan yansıtır.
Reşat Nuri GÜNTEKİN, Cumhuriyet dönemi edebiyatında önemli bir yeri olan
Çalıkuşu, Yeşil Gece ve Anadolu Notları gibi önemli eserlere imza atmış
romancı, öykücü ve oyun yazarıdır.
‘‘Acımak’’ romanı bize hayat dersi vermekle birlikte o zamanki durumu da
göz önüne sermektedir. Kitap oldukça sürükleyici olup sıkmamaktadır. Yazar
kitaplarında daha çok kadın, çocuk, aile ve ahlâk meseleleri üzerinde
durmuştur.
Kitabın başlığı ve içeriği arasındaki bağlantı: Zehra Hanımın, babası
öldükten sonra acıma duygusuna sahip olması.
İrem ERGİN

MAVİSEL YENER’İN HAYATI

1984’de Ege Üniversitesi Diş
Hekimliği Fakültesinden mezun oldu.Öykü, masal,
köşe yazısı ve eleştiri yazıları 1978’den bu yana
gazete ve dergilerde yayımlanıyor. Şiir, öykü, masal,
tiyatro oyunu, roman türlerinde pek çok eser
verdi.Bugüne kadar yayımlanmış kırktan fazla çocuk
kitabı vardır.İki yıl süreyle Gazete Ege’de çocuk
sayfası hazırladı.Haber Ekspres gazetesinin çocuk
sayfasında köşe yazarlığı yaptı. Varlık, Virgül,
Edebiyat Eleştiri gibi yazın dergilerinde öykü ve
yazıları yayımlandı.

TRT İzmir Radyosu’ nda iki yıl süreyle Mavi Mektuplar isimli köşeyi hazırlayıp
sundu.İki yazar arkadaşıyla birlikte kaleme aldığı Mor Gece Mavi Gün isimli çocuk
oyunu Ankara Devlet Tiyatrosu’nda 2007 yılında sahnelendi.
Edebiyatçılar Derneği, Yazarlar Sendikası, Dil Derneği ve P.E.N. Yazarlar
Derneği’ nin üyesidir.Yazar, genel merkezi İzmir’de olan AIDS ile Mücadele
Derneği’nin yönetim kurulu üyesidir.Uyuşturucu ve AIDS konusunda eğitimci
eğitmeni olarak çalışmaktadır.Çocuk yazını alanında atölye eğitmenliği de
yapıyor.Mavisel Yener’in kitapları başka dillere de çevriliyor, dünya çocuklarıyla
buluşuyor.Ondan fazla ödülü vardır.
Yener, eserlerinde çocuk sevgisini, çocukların çocukluklarını yaşamalarını, her
koşulda sevinmeleri gerektiğini vurguluyor.
"

MAVİ

ZAMANLAR

Birce evlerinin yakınındaki kitapçıya girdi.Yedinci sınıf ders
kitaplarını verip onların yerine tatilde okuyacak kitaplar alacaktı.
Gözü birden bir kitaba takıldı.‘Gizli Geçitleri Bulmanın Yolları’.
Aldığı birçok kitabın yanına bunu da koydu ve eve gitti.Kitapları
okumak için sabırsızlanıyordu.Kırmızı kitaba göz gezdirirken elektrikler
gitti ve mum ışığında okumaya başladı.Birce okulda yapılan öykü yazma yarışmasında
dereceye girmişti ve ödülü bir haftalık” Allianoi (Alyanoi) Kurtarma Kazısı Alanı” gezisiydi.
Birce gezi günü erkenden uyanmıştı.Öğretmeni Sezin Hanım onları kazı alanına bırakıp
İzmir’e geri döndü.Kazı alanındakiler Birce ve arkadaşlarını çok sıcak karşıladılar.Herkes
odalarına yerleşti.Gilman ve Arzu kızlara kazı alanını gezdirdiler, akşam yemeği yediler sonra
odalarına çekildiler. Kaldıkları odanın yanında kemik odası vardı.Sevilay biraz korkmuştu ve
uyuyamamıştı.Dışarı çıkıp hava aldı, midesi bulanıyordu. Kahvaltıdan sonra Gilman Birce’ye
buranın eski bir sağlık merkezi olduğunu anlattı.Daha sonra tekerlek izinin olduğu bir taş
gösterdi.Öğle yemeği yediler, sohbet ettiler, kırmızı kapaklı kitabı okudular.Kitapta tekerlek
izinden bahsediyordu.Birce ve Gilman artık bir iz peşindeydi.Kitaba güveniyor ve kitaptaki
sözlerin şifre olduğunu düşünüyorlardı, gerçekten de öyleydi.
Gezinirken hamamda duran siyah taşın fotoğrafını çeken birini gördüler, gece onlarda
içeri girip bakacaktı.Işıl’a da gizemi anlattılar ve üçü tünele girdi.Tünelde Selo ve İbrahim
vardı.Onların amaçları elektromanyetik taşı ele geçirmekti.Kitapta Dolunay Masalcısının
verdiği ipuçlarıyla Allionoi’nin gizli geçitlerini ve su perisini buldular.Su perisinin karnındaki
deniz kabuğunu sağa çevirince birden her yer kaynar suyla doldu.Kırmızı kitabın aynısının su
perisinin kucağında olduğunu gördüler.Daha önceden buldukları taşı su perisine attılar ve
sular çekildi.Su kaynaklarını yönlendirmek isteyen güçlere engel oldular ve dünyanın
dengesini bozacak bir tehlikeyi de önlediler.

Yıllar sonra Gilman ünlü bir arkeolog
olmuştu ve bir söylencede bu hikayeyi
anlattı.Bir kız bunu bildiğini söyledi ve
Gilman annesinin adını sordu.Annesinin
adı Birce kızın adı ise Perisu idi.Gilman
Birce’ye bir efsane yazdı ve yanına da
bir not koydu vermesi için Perisu’yla
gönderdi.

Seza KURUKAFA

MERHABA SEVGİ
Ayla KUTLU
Ayla KUTLU ’ nun bu eserinde Anadolu’nun küçük bir köyünde yaşayan Sevgi adlı
küçük bir kız vardır.Bu kız hayvanları çok sever.Ve yemeği bile dahil her şeyini
hayvanlarla paylaşır.Bu kız anaokuluna başlar.Bir gün okul bir seyahat düzenler bu sırada
seyahate gittikleri otobüs karşıdan gelen bir kamyona çarpar ve kaza yapar bu kazada
Sevgi’nin kolu kırılır ve kolundaki sinirleri kırıldığı için kolu kesilir ve artık sevgi artık çolaktır.Ama
bu olayın üzerine Sevgi bir süre hayata küser.Bunun üzerine hastanenin baş hekimi Sevgi ile bir
konuşma yapar ve onun sosyal etkinliklere katılmasını ve sol kolla yemek yemeye,resim çizmeye
ve bunun tarzı şeyleri yapmaya alışmasını söyler.Bir süre sonra Sevgi ilk okula başlar.İlkokulda
yeni arkadaşlar edinir .Hastanenin baş hekiminin tayini çıkar bu nedenle hastaneye yeni bir baş
hekim gelir Sevgi bu başhekimle de kısa sürede tanışır .Hastanede bir hastabakıcı vardır ismi
Hatice’dir,Bu kadın sevgiyi tehdit eder ve kendi işlerini ona yaptırır.Sadece o değil hastanedeki
malları çalmasında da yardımcı olmasına zorlar.Daha sonra Hatice hanımın malları kaçırdığı
fark edilir.Bu nedenle Hatice hanım kaçar.
Sevgi’nin liseye başlamasına on gün kala sevginin Sarışık adlı ineği hamiledir.Ama
Sevgi’nin köyündeki hayvanlardan anlayan kişiler ne yapsalar da yavruyu kurtaramazlar.Sarışık’
ın içine bir ip sokarlar ve yavruyu böyle çıkarmaya çalışırlar ama yavruyu gene kurtaramazlar ve
yavruyu parçalayıp parça parça çıkarırlar.Bu olay Sevgi’yi o kadar çok etkiler ki hayvanlarla
ilgilenen bir meslek yok mu diye düşünür ve lisedeki matematik öğretmeniyle bu olayı paylaşır.
Matematik öğretmeni de onu veteriner olan bir arkadaşına götürür.Sevgi bunun üzerine veteriner
olmaya karar verir. Sevgi artık gelecekte ne olacağı konusunda çok kararlıdır. Büyüyünce
veteriner olacak ve hayvanlara yardım edecektir…

SEVGİ : Kitabın baş rolündeki kişi,hayvanları ve doğayı çok seviyor ve
veteriner olmak istiyor.
HATİCE TEYZE : Hastanede çalışan ve hastalara kötü davranan
bir hastabakıcı, Sevgi’yi kendi özel işlerinde kullanmaya çalışan kötü
birisi, aynı zamanda hırsızlık da yapıyor
BAŞHEKİM : Sevgi’ye iyileşmesinde yardım eden doktor
SARIŞIK : Sevgi’nin ineği

SÜTLAÇ : Sevgi’nin en iyi hayvan dostlarından biri aynı
zamanda Sevgi’nin kedisi.
MATEMATİK ÖĞRETMENİ:Sevgi’nin veteriner olma kararını
vermesinde büyük katkısı var.

****İnsanı ve insanlığı gerçekten seven kişiler, aynı zamanda
doğaya da saygı gösteren ve onu koruyan kişilerdir.Bu kitap
insanı,dünyayı daha doğrusu hayatı sevmemiz gerektiğini ve
hayattaki zorluklar içinde gene de bir yerlere gelmek ve bu
zorluklarla mücadele etmemiz gerektiğini anlatıyor.
Mert KAYABAŞI

DEMİR YOLU MEDENİYET YOLU
Hasret kavuşturan derler
Yol bitmez, özlem bitmez
Mutluluk taşır derler
Demir yolu medeniyet yolu
Gurbet Anadolu ‘dan
Yurt dışına göçtü diyorlar
Anadolu insanları
Demir yolu medeniyet yolu
Hasret kavuşturan geldi
Dert bitti, özlem bitti
Sevgi dolu mutluluk geldi.
Demir yolu medeniyet dolu
Selen AŞKUN

DİŞ HEKİMLİĞİNE YOLCULUK

Beni Geleceğime

Hazırlayacak Lise

Hayallerimdeki üniversiteye gidebilmek için yabancı dil ve diğer ders
eğitimlerinin daha zorlayıcı ve detaylı öğrenime olanak tanıyan bir anadolu lisesi
olacağına inanıyorum.İngilizce hazırlık sınıfı olan Kadıköy Anadolu Lisesi beni
hayallerime ulaştıracak lise olduğunu düşünüyorum.
Zevkle Çalışacağım İş
Küçüklüğümden beri çürük ve kötü görünüşlü dişlerden etkilenmişimdir.
İnsanlara yardımcı olmak ve güler yüzlü davranmak benim başlıca özelliğimdir.Bu
iki özelliğimi kullanarak diş hekimliğinde çok başarılı olacağımı düşünüyorum.
İnsanın zevk alacağı işi yapması, o işte daha başarılı olmasını sağlar.

Diş Hekimliği Fakültesi, ağız boşluğunun ve diş sağlığının korunması, diş
ve diş etleri hastalıklarının tedavisi, diş ve çene ameliyatları ile protez
yapımı konularında eğitim ve araştırma yapar. Bir diş hekimi hastaları ile iyi
ilişkiler kurabilmeli, onların güvenini kazanabilmelidir. Bunun için diş hekimi
olmayı düşünen bir kimsenin sabırlı, hoşgörülü, güler yüzlü olması ve
insanlara içten ilgi duyması gerekir.
Diş Hekimi olmak için İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nde
okumak ve beş yılda eğitimimi tamamlamak istiyorum.
Yapacağım iş benim için çok önemlidir çünkü hem kariyerim hem de
toplumdaki yerim açısından kendimi iyi hissettiğim işi yapmalıyım.İnsan
sevdiği işi yaparsa hem yorulmaz hem de mutlu olur.Bu mutluluğu
yaşarken aynı anda para kazanmanın çok keyifli olacağını
düşünüyorum.Ben de bu mutluluğu ve keyfi diş hekimliği ile yaşayacağımı
düşünüyorum.
Tekirdağ’da Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi açarak kendi işimi yapmak
istiyorum.Bunu yapmadan önce bu konuda Amerika’da kendimi geliştirmek
ve en son teknolojileri öğrenmek istiyorum.
Muhsin Efe KARATAŞ

TANITIM
ESER W.SHAKESPARE’İN
OLUP KOMEDİ HALİNDE
YENİDEN
DÜZENLENMİŞTİR .
DRAMATİK BİR AŞK
HİKAYESİNİN
MÜZİK VE DANSLA
HARMANLANDIĞI BU
ESERİ ‘’ANTİK TİYATRO’’
ADLI BİR EKİP
OYNAMAKTADIR.

SAHNE ARKASI
YAZAN VE YÖNETEN: Mehmet YILMAZSOY
DEKOR-IŞIK:Fatih YILMAZ
REJİ ASİSTANI:Yasemin ŞAHİN
KOSTÜM:Rüveyda YEŞİL
DANS: Serap GÖKÇE/Yasemin ŞAHİN

OYUNCU KADROSU
Burak Güray YAŞAR
Ezgi Duygu BEKDEMİR
Serkan GÜRBÜZ
Yasemin ŞAHİN
Serap GÖKÇE
Mehmet YILMAZSOY
Gürcan GÜLPINAR
Hamza BAL
Can YILMAZ

ESER

Oyunun konusu klasik Romeo ve juliet’ ten çok farklı
olmamakla birlikte günümüz komedisiyle daha da ilgi çekici hale
gelmiştir.
Yine de kısaca söz etmekte fayda vardır. Capuletler ve
Montagueler arasında yıllardır süren bir düşmanlık vardır.
Montagueler’in oğlu Romeo bir gün çağrıldığı bir şölene katılır.Bu
şölende Juliet adlı bir kızı görür ve ona aşık olur.Aynı şekilde kız
da ona aşık olmuştur.Ancak Juliet Capulet Ailesi’nden olduğu için
bu bir yasak aşktır.

Buna rağmen daha fazla dayanamazlar ve gizlice evlenirler.Ancak
durum düşündükleri gibi olmayacaktır. Montagueler’in oğlu Tybalt kız
kardeşinin evlendiğini duyup bunu engellemek ister ancak başarısız
olur.Romeo ve Juliet artık birbirleriye görüşememektedirler.

Bu durumun da çözümü vardır. Juliet’in dadısı bu iki deli aşığın elçisi
olmuştur artık. Romeo ve Juliet’in umutları tükenmiştir artık. Capuletler
Juliet’i Paris ile evlendirmeyi akıllarına koymuşlardır. Tabi ki Juliet buna
izin vermez ama işi işten geçmiştir artık. Bu arada Prens, Romeo’ya sürgün
cezası verir. Juliet, bilgi alabileceği tek kişi olan Rahip Lawrence’a gider ve
giderken ailesine günah çıkartmaya gittiği yalanını söyler. Rahip Lawrence,
Juliet’e son bir kavuşma umudu olduğunu söyler. Ona bir iksir verir ve bu
iksir onu iki gün ölü gibi gösterecektir. Böylece Juliet istemediği bir
evlilikten kurtulacaktır. Rahip Romeo’ya da bunları anlatan bir mektup
yazar ancak bu mektup ona zamanında ulaşamaz.
Romeo , Juliet’i bulabileceği umuduyla geri döner ancak Juliet’i ölü
olarak bulunca çılgına döner ve yüzüğündeki zehri içer.Bir süre sonra
uyanan Juliet ise onu görünce öpüp payını alır .

Ahmet Kaan ÖZNACAR

TREN
Trenlerimiz var yurdumuzda
Götürür bizi en uzak diyarlara
Mutlu eder bizleri
Neşelendirir hepimizi
Biter yol,
Sevdiklerimizle buluşunca
Geri gideriz
Mutlu olunca.
Demir yolu yurdun her yerinde
Hepimiz gezeriz trenle
Yol kısa gelir bizlere
Tren güzeldir bence…
Yankı ÖZTÜRK

ASLIMIZ
Çanakkale ne bir destan ne de bir masal … O bir yaşanmışlık, o bir
gerçek…İsimsiz kahramanların yattığı toprak…Bucak bucak yurdun her
köşesinden tek bir amaç uğrunda ölmeye gelenlerin vatanı….
18 Mart günü dayandığında kapıya , yurdun her köşesi doğusu batısı,
kuzeyi güneyi bir oldu.Tek yürek , tek can koştu Çanakkale’ye.İnsan için en
önemli olan canıdır ama onlar o canı Çanakkale’ de kaybedeceğini bile bile “
Vatan sağ olsun !” diyerek gittiler ardına bakmadan..
Onlar öyle gururlu ve onurluydular ki yüreklerine ateş topları saplansa
dahi yüzlerinde vatan uğruna can vermenin sevinci yansıyordu.
Bizler de bu aziz vatanı kimselere bırakmayacağız.Çanakkale bizim
aslımız, biz aslımızı unutmayacağız.

Ezgi DEMİRKAN

SİHİRLİ KELİME : MERHABA

Ne kadar süredir yürüdüğümü hiç bilmiyordum…Amaçsız bir şekilde bir sokaktan öbürüne ondan da
diğerine doğru ilerledim.Arkadaşlarımla yaşadığım tatsız tartışma sinirlerimi bozmuştu.Adeta hayata dair
her şeyden nefret ediyordum.
Bir banka oturdum.Köşedeki duvarın dibinde , kıyafetlerinden sokak çocuğu olduğunu tahmin ettiğim
küçük bir çocuk ,sessiz ve kesik kesik ağlıyordu.O anda kendi sorunlarımı unutup yanına koştum.Hafifçe
çömelip yüzümü onunla aynı hizaya getirdim.” merhaba !” dedim.”Ne oldu sana ?” Başını kaldırıp
masmavi gözleriyle bana baktı.”Merhaba…” dedi narin titrek bir sesle.Üşümüş görünüyordu.Kaşkolumu
ona sardım.”Aç mısın ?” diye sordum.Utangaç bir tavırla başını salladı.En yakındaki bakkaldan ona
birkaç küçük şey aldım.İnanılmaz bir iştahla hepsini silip süpürdü.Minnettar bir edayla bana
bakıyordu.”Bir şeyler daha ister misin ?” diye sordum.”Hayır, teşekkür ederim.”dedi suratında kocaman bir
gülümsemeyle …Onun yüzünün gülüyor olması beni de mutlu etmişti.

Bir süre küçük dostumla sohbet ettik.Ona ailesi ile İlgili sorular sorduğumda ilk önce
kaçamak cevaplar verdi.Ardından bana her şeyi anlattı. Hasta kardeşini , babasının
başka şehirlerde çalışmak zorunda olduğunu anlattı.Onu dinledikçe kendi sorunlarının
önemsizliğini kavradım.Ve bu küçük ufaklığın omuzlarıma binmiş ağır yükler beni çok
şaşırttı.Ayrıca bir sokak çocuğu olmadığını,onu seven bir ailesi olduğunu da öğrendim.
Tam gitmeye yeltendi ki cebine bir miktar para yerleştiriverdim.Almayı reddetti.O
küçük gözlerindeki ifade karşısında ürperdim.Büyük bir olgunlukla bana
bakıyordu.Parayı almaya gururunun elvermeyeceğini anladım ve ailesi için ekmek
,yoğurt ve benzeri yiyecekler alıp eline tutuşturdum.
Teşekkür etti ve ardından yürümeye başladı.Minicik ayaklarının asfaltta çıkardığı ses
beni hüzünlendirdi.Onu bir daha göremem artık,diye düşündüm.Ama öyle
olmadı.İlerleyen zamanlarda hep karşılaştık.Bir merhaba bana küçük bir dost
kazandırmıştı…

Asya AKTAŞ

BAŞARILI OLMANIN YOLLARI
 Başarılı olmuş insanların hayatları dikkatle incelendiğinde, planlı
bir yaşam ve sıradan bir hayat yaşamadıkları ilk göze çarpan
özelliktir.

 Ders çalışma süresini çok uzun tutmak öğrenmeyi olumsuz etkiler.
 Yorulmadan ara vermeyi öğrenmelisiniz.
 Başarıya giden ilk yol; kişinin kendisine söz geçirebilmesinden
geçer.
 Heyecana yer vermemeli tecrübeli insanların ve uzmanların
önerilerine kulak vermeli, istifade edilmelidir.
 Başarının yolu önce kişinin başarıya kendisini inandırmasıyla
mümkün olur.
 Hayvanı yaşatan iştah, insanı yaşatan ümit, milletleri yaşatan da
ideallerdir. Başarmak için ümitli olunmalı asla ve asla ümitsiz
olunmamalı.

BAŞARILI İNSAN;

BAŞARISIZ İNSAN;

 Başarılı insan; daima çözümün bir
parçasıdır.

 Başarısız insan; daima

 Başarılı insan; bir program
yapmıştır.

 Başarısız insan; devamlı
mazeret bulmuştur.

 Başarılı insan ;’işine yardım
edeyim der’

 Başarısız insan ; ‘bu benim
işim değil’ der.

 Başarılı insan; her soruna bir
çözüm bulmaya çalışır.

 Başarısız insan; her çözüme
bir sorun bulur.

 Başarılı insan ; ‘zor olabilir ama
imkansız değil’ der.

 Başarısız insan ; ‘mümkün
olabilir ama çok zor’ der

 Başarılı insan; en olumsuz anda
bile bir çıkış yolu bulur.

 Başarısız insan; en olumu
durumlarda bile engel bulur.

sorunun bir parçasıdır.

AYRILIRKEN…
Geride bıraktığımız ilköğretimin yerini
alacak yeni bir bilgi denizinde yolculuğumuzun başlamasına kısa
bir süre kaldı.Eminiz ki bu yolculuğunuzda da ; bize güven ,umut,
bilgi,dostluk, sevgi veren okulumuz GÖKTÜRK yine yanımızda
olacak.
Bizler de güzel bir yolculuktan sonra mutlu bir yüzle kıyıya
ulaşacağız.

Okulumuzdan ayrılırken ; içimizde yeni coşkular , heyecanlar,
açılmayı bekleyen tomurcuklar ve aynı zamanda da
öğretmenlerimizden ayrılacağımız için buruk bir üzüntü var.
2013 Mezunları…


Slide 19

GÖKTÜRK İLKOKULU
YIL : 3 SAYI : OCAK 2013

GÖKTÜRK İLKOKULU adına sahibi okul müdürü
İrfan PELİT
YAYIN KURULU
Baran UZUNGER
A.Ayça ZARASIZ
Nilhan SAĞNAK
Selen YILMAZ
C.Melis BULUT
İrem ERGİN
Yeliz AKAYDIN
Göksu TÜMER
Onur URAS
A.Kaan ÖZNACAR
DÜZENLEME
Fatma ZARARSIZ
İLETİŞİM
Ümit Mah.460.Sok.Nu : 4 Yenimahalle /ANKARA
Fax:0312 236 03 64
e-posta: 339002°meb.k12.tr
web: gokturkankara.meb.k12.tr
Tel : 0312 235 14 88
Bu dergi 13.01.2005 tarih 25699 sayılı resmi
gazetede yayınlanan MEB ilköğretim ve
ortaöğretim kurumları sosyal etkinlikler
yönetmeliğine uygun
olarak hazırlanmıştır.
Yazıların sorumluluğu yazarlara aittir.

“Hiçbir şeye ihtiyacımız
yok, yalnız bir şeye
ihtiyacımız vardır; çalışkan
olmak! “

Mustafa Kemal
ATATÜRK

SUNUŞ
RÖPORTAJ

“ Okul Müdürümüz İrfan PELİT”

BİYOGRAFİ

“ Mehmet Akif ERSOY”

YAZARLARIMIZDAN

“ Reşat Nuri GÜNTEKİN”

BİR YAZAR/ BİR ESER “ Mavisel YENER / MAVİ ZAMANLAR”
“ Ayla KUTLU / MİNİK SERÇE “
DİŞ HEKİMLİĞİNE YOLCULUK
DENEMELER, SÖYLEŞİLER

HİKAYELER, ŞİİRLER,TİYARO İZLENİMLERİ
AYRILIRKEN…
REHBERLİK KÖŞESİ

AHMET KAAN : Sayın müdürüm, öncelikle bizi makamınıza kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz.
Hoş geldiniz çocuklar.Nasıl gidiyor ,sınıfta durumlar nasıl?
AHMET KAAN : Teşekkürler… iyiyiz , SBS yaklaşıyor . Bu yüzden biraz heyecanlıyız.
Heyecanlanacak bir şey yok. Heyecanlanmazsanız daha iyi olur sizin için.
AHMET KAAN : Hocam, bazen heyecan daha iyi oluyor.
İyi olur da …Ucunu kaçırınca da olumsuz etki olabilir Siz yapabileceğinizi yapacaksınız.Gerisi gider kendi kendine.Elinizden geleni
yaptığınızdan emin olmanız yeterli.Evet, sizleri dinliyorum.
AHMET KAAN : Hocam ,bize kendinizi tanıtır mısınız?
Ben , İrfan PELİT . Gümüşhaneliyim ,1957 doğumluyum.Önce öğretmenlik sonra müdür yardımcılığı sonra da müdürlük yaptım.17
yıldır müdür olarak görevimi yapıyorum.
İREM : Şu anda müdür olmasaydınız ne olmak isterdiniz ?
Müdür olmasaydım yine öğretmen olmak isterdim.

ONUR : Hocam daha önce çalıştığınız okullarda ne gibi farklılıklar gözlemlediniz?
Daha önceki okullardan buranın farkı şöyle ki; Anadolu’ nun çeşitli bölgelerinde görev yaptım.Her çalıştığım
okulun öğrenci kadrosu farklı idi. Muş ‘ta başlayan öğretmenlik hayatım Gümüşhane,Diyarbakır, Çanakkale ve
sonrada Ankara illerinde devam etti. Yenimahalle Kent Kop İlköğretim Okulunda idarecilik görevim başladı. Aynı
okulda müdür yardımcılığı ve müdür vekilliği yaptıktan sonra Ziya Gökalp İlköğretim Okuluna müdür olarak
atandım. Ankara Batıkent’te , Ankara ‘da Refika Aksoy İlköğretim Okulunda 9 yıl görev yaptım.Oradan Göktürk
İlköğretim Okuluna geldim ,buradan da emekli olacağım.
Farklı bölgelerde çalıştığım dikkate alındığında ; oradaki öğrenciler ile buradakilerin maddi durumları ve kültürel
birikimlerinin aynı olmadığını söyleyebilirim. Buradaki öğrencilerin maddi durumları daha iyi.Ama orada
bulduğum samimiyeti orada bulmak zor .Ayrıca bazıları da sıkıntılıydı.Kötü alışkanlıkları vardı, fark bu.
Örneğin Refika Aksoy İlköğretim Okulu …Orası 1500 kişiydi, kalabalıktı.Başarı olarak şu anda da Refika Aksoy
başarılı. Buradaki öğrencilerin başarı potansiyelli de yüksek.
Herkesi seviyorum fakat bizi yanlış tanıdılar; futbol yasaklanması sizler tarafından olumsuz karşılandı.Futbol
için sahanın yetersiz olması, teneffüste bahçenin kalabalık olması nedeni ile futbol yasaklandı. Salonda da futbol
oynayabilirsiniz.
ONUR : Hocam, geçen yıl öğle teneffüsleri spor salonu açık oluyordu. Bu sene bu uygulamayı
görmedik genellikle spor salonu kapalı oluyor.
Bu sene o uygulamayı iptal ettik çünkü arkadaşlarınıza zarar geliyor. Sadece sizler olsanız
neyse …Allah korusun orada demir potalar var; birine bir şey olursa üzülürüz ..Şimdi eskisi gibi
değil,direk okul müdürü suçlanıyor.
Ben ; siz öğrencilere ,her sınıfa, her kişiye, her biriye elimden geleni yapmaya çalışıyorum . Sosyal
, kültürel mümkün olabilecek her şeyi isteyebilirsiniz samimi ve dürüst olarak.

GÖKSU : Mesleğinizde edindiğiniz tecrübe ve deneyimlere dayanarak biz öğrencilere
verebileceğiniz tavsiyeler neler?
Öncellikle ben kendi düşüncelerimi söyleyeyim :Her birey ,her fert dürüst ve ahlaklı
olmalı.Dürüst ve ahlaklı olursa bir insanın, davranışlarıyla zaten dürüst olan kişinin,kişiliği
oturmuştur.O kişiye ders çalış da demezsin , şunu da yapma da demezsin çünkü o kişi ne
yapacağını bilir.
Neye mal olursa olsun yalan söylemeyin .Herkes hata yapar,önemli olan yapılan hatanın kasıtlı
olmamamsı bir de iyi dost hatayı kişinin yüzüne söyleyendir.Ben bir hata yapmışsam ,sen bunu
bana diyebilirsin. İrfan Bey ,bu iş böyle olmamalı diyebilirsin .Bir iş olmadı,bu iş yanlış denildiği
zaman önerisiyle gelmen gerekir ,şeklinde diyebilirsin; ben eleştiriye açığım.
UTKU : Mesleğinizin zor yanları nelerdir ?
Mesleğimin zor yanı nasıl söyleyeyim,beni tanısaydınız daha rahat ifade edebilirdim.Ekip olarak
çalıştığım kişilerle anlaşmak,bölge insanını tanımak ,iletişimi kolaylaştırmak gibi konularda zaman zaman
sıkıntı oluyor.
YELİZ : Son olarak biz öğlecilerden neler bekliyorsunuz ?
Siz öğrencilerden beklentilerimiz nelerdir? Başarılı olmanızdır.Sizin başarılarınız okula ve çevreye
yansıyor.Mesela toplantılara katılıyoruz okul dışında.Göktürk İlkokulu şöyle başarılıdır dendiğinde çok
mutlu oluyorum o zaman.Sizlere saygı duyuyorum, önünüzü açmak istiyorum. Elimden geldiğince sizlerin
isteklerinizi yerine getirmeye çalışıyorum.İstiyorum ki sizler her konuda başarılı olasınız.Okulu nasıl
önemsediğinizi bilelim.
Ayda bir Seviye Tespit Sınavı olmasını istiyoruz ama maddi sıkıntılar var, sistem buna yeterli olmuyor .

AHMET KAAN : Bizleri kabul ettiğiniz ve sorularımızı samimiyetle cevapladığınız
için arkadaşlarımız adına teşekkür ediyoruz.
Ahmet Kaan ÖZNACAR , Göksu TÜMER,
Mihriban İrem ERGİN Onur URAS,
Utku GÖKÇEN, Yeliz AKAYDIN

REŞAT NURİ GÜNTEKİN
(25 KASIM 1889 - 7 ARALIK 1956)
1889'da İstanbul’un Üsküdar ilçesinde dünyaya geldi. Babası, askeri tabip Nuri
Bey, annesi Erzincan valisi Yaver Paşa'nın kızı Lütfiye Hanım'dır. Reşide adlı kız
kardeşi çok genç yaşta hayatını kaybetti, tek çocuk olarak büyüdü.Babası askeri
doktor olduğu için öğrenim hayatı boyunca birçok il gezen Reşat Nuri, ilköğrenimine
Çanakkale 'de başladı. Çocukluk yıllarında dinlediği Fatma Aliye Hanım’ın ‘‘Udi’’
isimli romanı hayatına iz bırakıp,sanata heveslendiren eserleri arasına girdi.
Babasının Çanakkale’deki evlerinde zengin bir kütüphanesinin olması onu kitaplara
iten ve yazı yazma kültürünün gelişmesini sağlayan bir araç oldu.Öğrenimini yirmi üç
yaşında bitirmiştir.1927'ye kadar Bursa ve İstanbul’da çeşitli okullarda Fransızca
,Türkçe öğretmeni ve müdür olarak görev yaptı. 1927’de Erenköy Lisesi’nden yeni
mezun olan öğrencisi Hadiye Hanım ile evlendi.Öğretmenlik mesleğinin yanı sıra
edebiyatla uğraşan Reşat Nuri, Halit Ziya’nın eserlerinden aldığı ilhamla hikâye
yazma hevesi duymaktaydı. Daha sonra tiyatro edebiyatını benimseyerek bir tiyatro
yazarı olmak için uğraştı. Yazı hayatına 1.Dünya Savaşı sonlarında başladı.
Başlangıçta “Eski Ahbap” (1917) gibi uzun hikayeler, “Hançer”(1920) ve “Eski Rüya”
(1922) gibi sahne eserleri, “Gizli El” (1924) gibi romanlar yazan, tiyatro eleştiri ve
araştırmaları yayınlayan sanatçı “Çalıkuşu” adlı romanının 1922’de Vakit
Gazetesinde tefrika edilmesiyle şöhrete kavuştu. Güntekin'e akciğer kanseri teşhisi
konulduktan sonra tedavisi için Londra'ya gitti ve orada hastalığına yenik düşerek
öldü. 13 Aralık 1956 günü, Karacaahmet Mezarlığı'na gömüldü. Levent’te oturduğu
sokağa “Çalıkuşu” ismi,Kadıköy’de ve İzmir’de bir ilköğretim okuluna ve Fatih’te bir
tiyatro sahnesine Reşat Nuri Güntekin ismi verilmiştir.

Yazar, öykü, roman ve oyunlarıyla edebiyatımızda önemli bir yere sahiptir.
Kahramanları genelde tek yönlüdür. Olay kahramanlarını çevreyle birlikte verir.
Anadolu insanını iyi tanıdığı eserlerinden anlaşılır. Bazı eserlerinde genç
cumhuriyetin toplumsal ideallerini işlemiştir. Reşat Nuri GÜNTEKİN eserlerine
konuşma dilinin zenginliğini zorlanmadan yansıtır.
Reşat Nuri GÜNTEKİN, Cumhuriyet dönemi edebiyatında önemli bir yeri olan
Çalıkuşu, Yeşil Gece ve Anadolu Notları gibi önemli eserlere imza atmış
romancı, öykücü ve oyun yazarıdır.
‘‘Acımak’’ romanı bize hayat dersi vermekle birlikte o zamanki durumu da
göz önüne sermektedir. Kitap oldukça sürükleyici olup sıkmamaktadır. Yazar
kitaplarında daha çok kadın, çocuk, aile ve ahlâk meseleleri üzerinde
durmuştur.
Kitabın başlığı ve içeriği arasındaki bağlantı: Zehra Hanımın, babası
öldükten sonra acıma duygusuna sahip olması.
İrem ERGİN

MAVİSEL YENER’İN HAYATI

1984’de Ege Üniversitesi Diş
Hekimliği Fakültesinden mezun oldu.Öykü, masal,
köşe yazısı ve eleştiri yazıları 1978’den bu yana
gazete ve dergilerde yayımlanıyor. Şiir, öykü, masal,
tiyatro oyunu, roman türlerinde pek çok eser
verdi.Bugüne kadar yayımlanmış kırktan fazla çocuk
kitabı vardır.İki yıl süreyle Gazete Ege’de çocuk
sayfası hazırladı.Haber Ekspres gazetesinin çocuk
sayfasında köşe yazarlığı yaptı. Varlık, Virgül,
Edebiyat Eleştiri gibi yazın dergilerinde öykü ve
yazıları yayımlandı.

TRT İzmir Radyosu’ nda iki yıl süreyle Mavi Mektuplar isimli köşeyi hazırlayıp
sundu.İki yazar arkadaşıyla birlikte kaleme aldığı Mor Gece Mavi Gün isimli çocuk
oyunu Ankara Devlet Tiyatrosu’nda 2007 yılında sahnelendi.
Edebiyatçılar Derneği, Yazarlar Sendikası, Dil Derneği ve P.E.N. Yazarlar
Derneği’ nin üyesidir.Yazar, genel merkezi İzmir’de olan AIDS ile Mücadele
Derneği’nin yönetim kurulu üyesidir.Uyuşturucu ve AIDS konusunda eğitimci
eğitmeni olarak çalışmaktadır.Çocuk yazını alanında atölye eğitmenliği de
yapıyor.Mavisel Yener’in kitapları başka dillere de çevriliyor, dünya çocuklarıyla
buluşuyor.Ondan fazla ödülü vardır.
Yener, eserlerinde çocuk sevgisini, çocukların çocukluklarını yaşamalarını, her
koşulda sevinmeleri gerektiğini vurguluyor.
"

MAVİ

ZAMANLAR

Birce evlerinin yakınındaki kitapçıya girdi.Yedinci sınıf ders
kitaplarını verip onların yerine tatilde okuyacak kitaplar alacaktı.
Gözü birden bir kitaba takıldı.‘Gizli Geçitleri Bulmanın Yolları’.
Aldığı birçok kitabın yanına bunu da koydu ve eve gitti.Kitapları
okumak için sabırsızlanıyordu.Kırmızı kitaba göz gezdirirken elektrikler
gitti ve mum ışığında okumaya başladı.Birce okulda yapılan öykü yazma yarışmasında
dereceye girmişti ve ödülü bir haftalık” Allianoi (Alyanoi) Kurtarma Kazısı Alanı” gezisiydi.
Birce gezi günü erkenden uyanmıştı.Öğretmeni Sezin Hanım onları kazı alanına bırakıp
İzmir’e geri döndü.Kazı alanındakiler Birce ve arkadaşlarını çok sıcak karşıladılar.Herkes
odalarına yerleşti.Gilman ve Arzu kızlara kazı alanını gezdirdiler, akşam yemeği yediler sonra
odalarına çekildiler. Kaldıkları odanın yanında kemik odası vardı.Sevilay biraz korkmuştu ve
uyuyamamıştı.Dışarı çıkıp hava aldı, midesi bulanıyordu. Kahvaltıdan sonra Gilman Birce’ye
buranın eski bir sağlık merkezi olduğunu anlattı.Daha sonra tekerlek izinin olduğu bir taş
gösterdi.Öğle yemeği yediler, sohbet ettiler, kırmızı kapaklı kitabı okudular.Kitapta tekerlek
izinden bahsediyordu.Birce ve Gilman artık bir iz peşindeydi.Kitaba güveniyor ve kitaptaki
sözlerin şifre olduğunu düşünüyorlardı, gerçekten de öyleydi.
Gezinirken hamamda duran siyah taşın fotoğrafını çeken birini gördüler, gece onlarda
içeri girip bakacaktı.Işıl’a da gizemi anlattılar ve üçü tünele girdi.Tünelde Selo ve İbrahim
vardı.Onların amaçları elektromanyetik taşı ele geçirmekti.Kitapta Dolunay Masalcısının
verdiği ipuçlarıyla Allionoi’nin gizli geçitlerini ve su perisini buldular.Su perisinin karnındaki
deniz kabuğunu sağa çevirince birden her yer kaynar suyla doldu.Kırmızı kitabın aynısının su
perisinin kucağında olduğunu gördüler.Daha önceden buldukları taşı su perisine attılar ve
sular çekildi.Su kaynaklarını yönlendirmek isteyen güçlere engel oldular ve dünyanın
dengesini bozacak bir tehlikeyi de önlediler.

Yıllar sonra Gilman ünlü bir arkeolog
olmuştu ve bir söylencede bu hikayeyi
anlattı.Bir kız bunu bildiğini söyledi ve
Gilman annesinin adını sordu.Annesinin
adı Birce kızın adı ise Perisu idi.Gilman
Birce’ye bir efsane yazdı ve yanına da
bir not koydu vermesi için Perisu’yla
gönderdi.

Seza KURUKAFA

MERHABA SEVGİ
Ayla KUTLU
Ayla KUTLU ’ nun bu eserinde Anadolu’nun küçük bir köyünde yaşayan Sevgi adlı
küçük bir kız vardır.Bu kız hayvanları çok sever.Ve yemeği bile dahil her şeyini
hayvanlarla paylaşır.Bu kız anaokuluna başlar.Bir gün okul bir seyahat düzenler bu sırada
seyahate gittikleri otobüs karşıdan gelen bir kamyona çarpar ve kaza yapar bu kazada
Sevgi’nin kolu kırılır ve kolundaki sinirleri kırıldığı için kolu kesilir ve artık sevgi artık çolaktır.Ama
bu olayın üzerine Sevgi bir süre hayata küser.Bunun üzerine hastanenin baş hekimi Sevgi ile bir
konuşma yapar ve onun sosyal etkinliklere katılmasını ve sol kolla yemek yemeye,resim çizmeye
ve bunun tarzı şeyleri yapmaya alışmasını söyler.Bir süre sonra Sevgi ilk okula başlar.İlkokulda
yeni arkadaşlar edinir .Hastanenin baş hekiminin tayini çıkar bu nedenle hastaneye yeni bir baş
hekim gelir Sevgi bu başhekimle de kısa sürede tanışır .Hastanede bir hastabakıcı vardır ismi
Hatice’dir,Bu kadın sevgiyi tehdit eder ve kendi işlerini ona yaptırır.Sadece o değil hastanedeki
malları çalmasında da yardımcı olmasına zorlar.Daha sonra Hatice hanımın malları kaçırdığı
fark edilir.Bu nedenle Hatice hanım kaçar.
Sevgi’nin liseye başlamasına on gün kala sevginin Sarışık adlı ineği hamiledir.Ama
Sevgi’nin köyündeki hayvanlardan anlayan kişiler ne yapsalar da yavruyu kurtaramazlar.Sarışık’
ın içine bir ip sokarlar ve yavruyu böyle çıkarmaya çalışırlar ama yavruyu gene kurtaramazlar ve
yavruyu parçalayıp parça parça çıkarırlar.Bu olay Sevgi’yi o kadar çok etkiler ki hayvanlarla
ilgilenen bir meslek yok mu diye düşünür ve lisedeki matematik öğretmeniyle bu olayı paylaşır.
Matematik öğretmeni de onu veteriner olan bir arkadaşına götürür.Sevgi bunun üzerine veteriner
olmaya karar verir. Sevgi artık gelecekte ne olacağı konusunda çok kararlıdır. Büyüyünce
veteriner olacak ve hayvanlara yardım edecektir…

SEVGİ : Kitabın baş rolündeki kişi,hayvanları ve doğayı çok seviyor ve
veteriner olmak istiyor.
HATİCE TEYZE : Hastanede çalışan ve hastalara kötü davranan
bir hastabakıcı, Sevgi’yi kendi özel işlerinde kullanmaya çalışan kötü
birisi, aynı zamanda hırsızlık da yapıyor
BAŞHEKİM : Sevgi’ye iyileşmesinde yardım eden doktor
SARIŞIK : Sevgi’nin ineği

SÜTLAÇ : Sevgi’nin en iyi hayvan dostlarından biri aynı
zamanda Sevgi’nin kedisi.
MATEMATİK ÖĞRETMENİ:Sevgi’nin veteriner olma kararını
vermesinde büyük katkısı var.

****İnsanı ve insanlığı gerçekten seven kişiler, aynı zamanda
doğaya da saygı gösteren ve onu koruyan kişilerdir.Bu kitap
insanı,dünyayı daha doğrusu hayatı sevmemiz gerektiğini ve
hayattaki zorluklar içinde gene de bir yerlere gelmek ve bu
zorluklarla mücadele etmemiz gerektiğini anlatıyor.
Mert KAYABAŞI

DEMİR YOLU MEDENİYET YOLU
Hasret kavuşturan derler
Yol bitmez, özlem bitmez
Mutluluk taşır derler
Demir yolu medeniyet yolu
Gurbet Anadolu ‘dan
Yurt dışına göçtü diyorlar
Anadolu insanları
Demir yolu medeniyet yolu
Hasret kavuşturan geldi
Dert bitti, özlem bitti
Sevgi dolu mutluluk geldi.
Demir yolu medeniyet dolu
Selen AŞKUN

DİŞ HEKİMLİĞİNE YOLCULUK

Beni Geleceğime

Hazırlayacak Lise

Hayallerimdeki üniversiteye gidebilmek için yabancı dil ve diğer ders
eğitimlerinin daha zorlayıcı ve detaylı öğrenime olanak tanıyan bir anadolu lisesi
olacağına inanıyorum.İngilizce hazırlık sınıfı olan Kadıköy Anadolu Lisesi beni
hayallerime ulaştıracak lise olduğunu düşünüyorum.
Zevkle Çalışacağım İş
Küçüklüğümden beri çürük ve kötü görünüşlü dişlerden etkilenmişimdir.
İnsanlara yardımcı olmak ve güler yüzlü davranmak benim başlıca özelliğimdir.Bu
iki özelliğimi kullanarak diş hekimliğinde çok başarılı olacağımı düşünüyorum.
İnsanın zevk alacağı işi yapması, o işte daha başarılı olmasını sağlar.

Diş Hekimliği Fakültesi, ağız boşluğunun ve diş sağlığının korunması, diş
ve diş etleri hastalıklarının tedavisi, diş ve çene ameliyatları ile protez
yapımı konularında eğitim ve araştırma yapar. Bir diş hekimi hastaları ile iyi
ilişkiler kurabilmeli, onların güvenini kazanabilmelidir. Bunun için diş hekimi
olmayı düşünen bir kimsenin sabırlı, hoşgörülü, güler yüzlü olması ve
insanlara içten ilgi duyması gerekir.
Diş Hekimi olmak için İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nde
okumak ve beş yılda eğitimimi tamamlamak istiyorum.
Yapacağım iş benim için çok önemlidir çünkü hem kariyerim hem de
toplumdaki yerim açısından kendimi iyi hissettiğim işi yapmalıyım.İnsan
sevdiği işi yaparsa hem yorulmaz hem de mutlu olur.Bu mutluluğu
yaşarken aynı anda para kazanmanın çok keyifli olacağını
düşünüyorum.Ben de bu mutluluğu ve keyfi diş hekimliği ile yaşayacağımı
düşünüyorum.
Tekirdağ’da Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi açarak kendi işimi yapmak
istiyorum.Bunu yapmadan önce bu konuda Amerika’da kendimi geliştirmek
ve en son teknolojileri öğrenmek istiyorum.
Muhsin Efe KARATAŞ

TANITIM
ESER W.SHAKESPARE’İN
OLUP KOMEDİ HALİNDE
YENİDEN
DÜZENLENMİŞTİR .
DRAMATİK BİR AŞK
HİKAYESİNİN
MÜZİK VE DANSLA
HARMANLANDIĞI BU
ESERİ ‘’ANTİK TİYATRO’’
ADLI BİR EKİP
OYNAMAKTADIR.

SAHNE ARKASI
YAZAN VE YÖNETEN: Mehmet YILMAZSOY
DEKOR-IŞIK:Fatih YILMAZ
REJİ ASİSTANI:Yasemin ŞAHİN
KOSTÜM:Rüveyda YEŞİL
DANS: Serap GÖKÇE/Yasemin ŞAHİN

OYUNCU KADROSU
Burak Güray YAŞAR
Ezgi Duygu BEKDEMİR
Serkan GÜRBÜZ
Yasemin ŞAHİN
Serap GÖKÇE
Mehmet YILMAZSOY
Gürcan GÜLPINAR
Hamza BAL
Can YILMAZ

ESER

Oyunun konusu klasik Romeo ve juliet’ ten çok farklı
olmamakla birlikte günümüz komedisiyle daha da ilgi çekici hale
gelmiştir.
Yine de kısaca söz etmekte fayda vardır. Capuletler ve
Montagueler arasında yıllardır süren bir düşmanlık vardır.
Montagueler’in oğlu Romeo bir gün çağrıldığı bir şölene katılır.Bu
şölende Juliet adlı bir kızı görür ve ona aşık olur.Aynı şekilde kız
da ona aşık olmuştur.Ancak Juliet Capulet Ailesi’nden olduğu için
bu bir yasak aşktır.

Buna rağmen daha fazla dayanamazlar ve gizlice evlenirler.Ancak
durum düşündükleri gibi olmayacaktır. Montagueler’in oğlu Tybalt kız
kardeşinin evlendiğini duyup bunu engellemek ister ancak başarısız
olur.Romeo ve Juliet artık birbirleriye görüşememektedirler.

Bu durumun da çözümü vardır. Juliet’in dadısı bu iki deli aşığın elçisi
olmuştur artık. Romeo ve Juliet’in umutları tükenmiştir artık. Capuletler
Juliet’i Paris ile evlendirmeyi akıllarına koymuşlardır. Tabi ki Juliet buna
izin vermez ama işi işten geçmiştir artık. Bu arada Prens, Romeo’ya sürgün
cezası verir. Juliet, bilgi alabileceği tek kişi olan Rahip Lawrence’a gider ve
giderken ailesine günah çıkartmaya gittiği yalanını söyler. Rahip Lawrence,
Juliet’e son bir kavuşma umudu olduğunu söyler. Ona bir iksir verir ve bu
iksir onu iki gün ölü gibi gösterecektir. Böylece Juliet istemediği bir
evlilikten kurtulacaktır. Rahip Romeo’ya da bunları anlatan bir mektup
yazar ancak bu mektup ona zamanında ulaşamaz.
Romeo , Juliet’i bulabileceği umuduyla geri döner ancak Juliet’i ölü
olarak bulunca çılgına döner ve yüzüğündeki zehri içer.Bir süre sonra
uyanan Juliet ise onu görünce öpüp payını alır .

Ahmet Kaan ÖZNACAR

TREN
Trenlerimiz var yurdumuzda
Götürür bizi en uzak diyarlara
Mutlu eder bizleri
Neşelendirir hepimizi
Biter yol,
Sevdiklerimizle buluşunca
Geri gideriz
Mutlu olunca.
Demir yolu yurdun her yerinde
Hepimiz gezeriz trenle
Yol kısa gelir bizlere
Tren güzeldir bence…
Yankı ÖZTÜRK

ASLIMIZ
Çanakkale ne bir destan ne de bir masal … O bir yaşanmışlık, o bir
gerçek…İsimsiz kahramanların yattığı toprak…Bucak bucak yurdun her
köşesinden tek bir amaç uğrunda ölmeye gelenlerin vatanı….
18 Mart günü dayandığında kapıya , yurdun her köşesi doğusu batısı,
kuzeyi güneyi bir oldu.Tek yürek , tek can koştu Çanakkale’ye.İnsan için en
önemli olan canıdır ama onlar o canı Çanakkale’ de kaybedeceğini bile bile “
Vatan sağ olsun !” diyerek gittiler ardına bakmadan..
Onlar öyle gururlu ve onurluydular ki yüreklerine ateş topları saplansa
dahi yüzlerinde vatan uğruna can vermenin sevinci yansıyordu.
Bizler de bu aziz vatanı kimselere bırakmayacağız.Çanakkale bizim
aslımız, biz aslımızı unutmayacağız.

Ezgi DEMİRKAN

SİHİRLİ KELİME : MERHABA

Ne kadar süredir yürüdüğümü hiç bilmiyordum…Amaçsız bir şekilde bir sokaktan öbürüne ondan da
diğerine doğru ilerledim.Arkadaşlarımla yaşadığım tatsız tartışma sinirlerimi bozmuştu.Adeta hayata dair
her şeyden nefret ediyordum.
Bir banka oturdum.Köşedeki duvarın dibinde , kıyafetlerinden sokak çocuğu olduğunu tahmin ettiğim
küçük bir çocuk ,sessiz ve kesik kesik ağlıyordu.O anda kendi sorunlarımı unutup yanına koştum.Hafifçe
çömelip yüzümü onunla aynı hizaya getirdim.” merhaba !” dedim.”Ne oldu sana ?” Başını kaldırıp
masmavi gözleriyle bana baktı.”Merhaba…” dedi narin titrek bir sesle.Üşümüş görünüyordu.Kaşkolumu
ona sardım.”Aç mısın ?” diye sordum.Utangaç bir tavırla başını salladı.En yakındaki bakkaldan ona
birkaç küçük şey aldım.İnanılmaz bir iştahla hepsini silip süpürdü.Minnettar bir edayla bana
bakıyordu.”Bir şeyler daha ister misin ?” diye sordum.”Hayır, teşekkür ederim.”dedi suratında kocaman bir
gülümsemeyle …Onun yüzünün gülüyor olması beni de mutlu etmişti.

Bir süre küçük dostumla sohbet ettik.Ona ailesi ile İlgili sorular sorduğumda ilk önce
kaçamak cevaplar verdi.Ardından bana her şeyi anlattı. Hasta kardeşini , babasının
başka şehirlerde çalışmak zorunda olduğunu anlattı.Onu dinledikçe kendi sorunlarının
önemsizliğini kavradım.Ve bu küçük ufaklığın omuzlarıma binmiş ağır yükler beni çok
şaşırttı.Ayrıca bir sokak çocuğu olmadığını,onu seven bir ailesi olduğunu da öğrendim.
Tam gitmeye yeltendi ki cebine bir miktar para yerleştiriverdim.Almayı reddetti.O
küçük gözlerindeki ifade karşısında ürperdim.Büyük bir olgunlukla bana
bakıyordu.Parayı almaya gururunun elvermeyeceğini anladım ve ailesi için ekmek
,yoğurt ve benzeri yiyecekler alıp eline tutuşturdum.
Teşekkür etti ve ardından yürümeye başladı.Minicik ayaklarının asfaltta çıkardığı ses
beni hüzünlendirdi.Onu bir daha göremem artık,diye düşündüm.Ama öyle
olmadı.İlerleyen zamanlarda hep karşılaştık.Bir merhaba bana küçük bir dost
kazandırmıştı…

Asya AKTAŞ

BAŞARILI OLMANIN YOLLARI
 Başarılı olmuş insanların hayatları dikkatle incelendiğinde, planlı
bir yaşam ve sıradan bir hayat yaşamadıkları ilk göze çarpan
özelliktir.

 Ders çalışma süresini çok uzun tutmak öğrenmeyi olumsuz etkiler.
 Yorulmadan ara vermeyi öğrenmelisiniz.
 Başarıya giden ilk yol; kişinin kendisine söz geçirebilmesinden
geçer.
 Heyecana yer vermemeli tecrübeli insanların ve uzmanların
önerilerine kulak vermeli, istifade edilmelidir.
 Başarının yolu önce kişinin başarıya kendisini inandırmasıyla
mümkün olur.
 Hayvanı yaşatan iştah, insanı yaşatan ümit, milletleri yaşatan da
ideallerdir. Başarmak için ümitli olunmalı asla ve asla ümitsiz
olunmamalı.

BAŞARILI İNSAN;

BAŞARISIZ İNSAN;

 Başarılı insan; daima çözümün bir
parçasıdır.

 Başarısız insan; daima

 Başarılı insan; bir program
yapmıştır.

 Başarısız insan; devamlı
mazeret bulmuştur.

 Başarılı insan ;’işine yardım
edeyim der’

 Başarısız insan ; ‘bu benim
işim değil’ der.

 Başarılı insan; her soruna bir
çözüm bulmaya çalışır.

 Başarısız insan; her çözüme
bir sorun bulur.

 Başarılı insan ; ‘zor olabilir ama
imkansız değil’ der.

 Başarısız insan ; ‘mümkün
olabilir ama çok zor’ der

 Başarılı insan; en olumsuz anda
bile bir çıkış yolu bulur.

 Başarısız insan; en olumu
durumlarda bile engel bulur.

sorunun bir parçasıdır.

AYRILIRKEN…
Geride bıraktığımız ilköğretimin yerini
alacak yeni bir bilgi denizinde yolculuğumuzun başlamasına kısa
bir süre kaldı.Eminiz ki bu yolculuğunuzda da ; bize güven ,umut,
bilgi,dostluk, sevgi veren okulumuz GÖKTÜRK yine yanımızda
olacak.
Bizler de güzel bir yolculuktan sonra mutlu bir yüzle kıyıya
ulaşacağız.

Okulumuzdan ayrılırken ; içimizde yeni coşkular , heyecanlar,
açılmayı bekleyen tomurcuklar ve aynı zamanda da
öğretmenlerimizden ayrılacağımız için buruk bir üzüntü var.
2013 Mezunları…


Slide 20

GÖKTÜRK İLKOKULU
YIL : 3 SAYI : OCAK 2013

GÖKTÜRK İLKOKULU adına sahibi okul müdürü
İrfan PELİT
YAYIN KURULU
Baran UZUNGER
A.Ayça ZARASIZ
Nilhan SAĞNAK
Selen YILMAZ
C.Melis BULUT
İrem ERGİN
Yeliz AKAYDIN
Göksu TÜMER
Onur URAS
A.Kaan ÖZNACAR
DÜZENLEME
Fatma ZARARSIZ
İLETİŞİM
Ümit Mah.460.Sok.Nu : 4 Yenimahalle /ANKARA
Fax:0312 236 03 64
e-posta: 339002°meb.k12.tr
web: gokturkankara.meb.k12.tr
Tel : 0312 235 14 88
Bu dergi 13.01.2005 tarih 25699 sayılı resmi
gazetede yayınlanan MEB ilköğretim ve
ortaöğretim kurumları sosyal etkinlikler
yönetmeliğine uygun
olarak hazırlanmıştır.
Yazıların sorumluluğu yazarlara aittir.

“Hiçbir şeye ihtiyacımız
yok, yalnız bir şeye
ihtiyacımız vardır; çalışkan
olmak! “

Mustafa Kemal
ATATÜRK

SUNUŞ
RÖPORTAJ

“ Okul Müdürümüz İrfan PELİT”

BİYOGRAFİ

“ Mehmet Akif ERSOY”

YAZARLARIMIZDAN

“ Reşat Nuri GÜNTEKİN”

BİR YAZAR/ BİR ESER “ Mavisel YENER / MAVİ ZAMANLAR”
“ Ayla KUTLU / MİNİK SERÇE “
DİŞ HEKİMLİĞİNE YOLCULUK
DENEMELER, SÖYLEŞİLER

HİKAYELER, ŞİİRLER,TİYARO İZLENİMLERİ
AYRILIRKEN…
REHBERLİK KÖŞESİ

AHMET KAAN : Sayın müdürüm, öncelikle bizi makamınıza kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz.
Hoş geldiniz çocuklar.Nasıl gidiyor ,sınıfta durumlar nasıl?
AHMET KAAN : Teşekkürler… iyiyiz , SBS yaklaşıyor . Bu yüzden biraz heyecanlıyız.
Heyecanlanacak bir şey yok. Heyecanlanmazsanız daha iyi olur sizin için.
AHMET KAAN : Hocam, bazen heyecan daha iyi oluyor.
İyi olur da …Ucunu kaçırınca da olumsuz etki olabilir Siz yapabileceğinizi yapacaksınız.Gerisi gider kendi kendine.Elinizden geleni
yaptığınızdan emin olmanız yeterli.Evet, sizleri dinliyorum.
AHMET KAAN : Hocam ,bize kendinizi tanıtır mısınız?
Ben , İrfan PELİT . Gümüşhaneliyim ,1957 doğumluyum.Önce öğretmenlik sonra müdür yardımcılığı sonra da müdürlük yaptım.17
yıldır müdür olarak görevimi yapıyorum.
İREM : Şu anda müdür olmasaydınız ne olmak isterdiniz ?
Müdür olmasaydım yine öğretmen olmak isterdim.

ONUR : Hocam daha önce çalıştığınız okullarda ne gibi farklılıklar gözlemlediniz?
Daha önceki okullardan buranın farkı şöyle ki; Anadolu’ nun çeşitli bölgelerinde görev yaptım.Her çalıştığım
okulun öğrenci kadrosu farklı idi. Muş ‘ta başlayan öğretmenlik hayatım Gümüşhane,Diyarbakır, Çanakkale ve
sonrada Ankara illerinde devam etti. Yenimahalle Kent Kop İlköğretim Okulunda idarecilik görevim başladı. Aynı
okulda müdür yardımcılığı ve müdür vekilliği yaptıktan sonra Ziya Gökalp İlköğretim Okuluna müdür olarak
atandım. Ankara Batıkent’te , Ankara ‘da Refika Aksoy İlköğretim Okulunda 9 yıl görev yaptım.Oradan Göktürk
İlköğretim Okuluna geldim ,buradan da emekli olacağım.
Farklı bölgelerde çalıştığım dikkate alındığında ; oradaki öğrenciler ile buradakilerin maddi durumları ve kültürel
birikimlerinin aynı olmadığını söyleyebilirim. Buradaki öğrencilerin maddi durumları daha iyi.Ama orada
bulduğum samimiyeti orada bulmak zor .Ayrıca bazıları da sıkıntılıydı.Kötü alışkanlıkları vardı, fark bu.
Örneğin Refika Aksoy İlköğretim Okulu …Orası 1500 kişiydi, kalabalıktı.Başarı olarak şu anda da Refika Aksoy
başarılı. Buradaki öğrencilerin başarı potansiyelli de yüksek.
Herkesi seviyorum fakat bizi yanlış tanıdılar; futbol yasaklanması sizler tarafından olumsuz karşılandı.Futbol
için sahanın yetersiz olması, teneffüste bahçenin kalabalık olması nedeni ile futbol yasaklandı. Salonda da futbol
oynayabilirsiniz.
ONUR : Hocam, geçen yıl öğle teneffüsleri spor salonu açık oluyordu. Bu sene bu uygulamayı
görmedik genellikle spor salonu kapalı oluyor.
Bu sene o uygulamayı iptal ettik çünkü arkadaşlarınıza zarar geliyor. Sadece sizler olsanız
neyse …Allah korusun orada demir potalar var; birine bir şey olursa üzülürüz ..Şimdi eskisi gibi
değil,direk okul müdürü suçlanıyor.
Ben ; siz öğrencilere ,her sınıfa, her kişiye, her biriye elimden geleni yapmaya çalışıyorum . Sosyal
, kültürel mümkün olabilecek her şeyi isteyebilirsiniz samimi ve dürüst olarak.

GÖKSU : Mesleğinizde edindiğiniz tecrübe ve deneyimlere dayanarak biz öğrencilere
verebileceğiniz tavsiyeler neler?
Öncellikle ben kendi düşüncelerimi söyleyeyim :Her birey ,her fert dürüst ve ahlaklı
olmalı.Dürüst ve ahlaklı olursa bir insanın, davranışlarıyla zaten dürüst olan kişinin,kişiliği
oturmuştur.O kişiye ders çalış da demezsin , şunu da yapma da demezsin çünkü o kişi ne
yapacağını bilir.
Neye mal olursa olsun yalan söylemeyin .Herkes hata yapar,önemli olan yapılan hatanın kasıtlı
olmamamsı bir de iyi dost hatayı kişinin yüzüne söyleyendir.Ben bir hata yapmışsam ,sen bunu
bana diyebilirsin. İrfan Bey ,bu iş böyle olmamalı diyebilirsin .Bir iş olmadı,bu iş yanlış denildiği
zaman önerisiyle gelmen gerekir ,şeklinde diyebilirsin; ben eleştiriye açığım.
UTKU : Mesleğinizin zor yanları nelerdir ?
Mesleğimin zor yanı nasıl söyleyeyim,beni tanısaydınız daha rahat ifade edebilirdim.Ekip olarak
çalıştığım kişilerle anlaşmak,bölge insanını tanımak ,iletişimi kolaylaştırmak gibi konularda zaman zaman
sıkıntı oluyor.
YELİZ : Son olarak biz öğlecilerden neler bekliyorsunuz ?
Siz öğrencilerden beklentilerimiz nelerdir? Başarılı olmanızdır.Sizin başarılarınız okula ve çevreye
yansıyor.Mesela toplantılara katılıyoruz okul dışında.Göktürk İlkokulu şöyle başarılıdır dendiğinde çok
mutlu oluyorum o zaman.Sizlere saygı duyuyorum, önünüzü açmak istiyorum. Elimden geldiğince sizlerin
isteklerinizi yerine getirmeye çalışıyorum.İstiyorum ki sizler her konuda başarılı olasınız.Okulu nasıl
önemsediğinizi bilelim.
Ayda bir Seviye Tespit Sınavı olmasını istiyoruz ama maddi sıkıntılar var, sistem buna yeterli olmuyor .

AHMET KAAN : Bizleri kabul ettiğiniz ve sorularımızı samimiyetle cevapladığınız
için arkadaşlarımız adına teşekkür ediyoruz.
Ahmet Kaan ÖZNACAR , Göksu TÜMER,
Mihriban İrem ERGİN Onur URAS,
Utku GÖKÇEN, Yeliz AKAYDIN

REŞAT NURİ GÜNTEKİN
(25 KASIM 1889 - 7 ARALIK 1956)
1889'da İstanbul’un Üsküdar ilçesinde dünyaya geldi. Babası, askeri tabip Nuri
Bey, annesi Erzincan valisi Yaver Paşa'nın kızı Lütfiye Hanım'dır. Reşide adlı kız
kardeşi çok genç yaşta hayatını kaybetti, tek çocuk olarak büyüdü.Babası askeri
doktor olduğu için öğrenim hayatı boyunca birçok il gezen Reşat Nuri, ilköğrenimine
Çanakkale 'de başladı. Çocukluk yıllarında dinlediği Fatma Aliye Hanım’ın ‘‘Udi’’
isimli romanı hayatına iz bırakıp,sanata heveslendiren eserleri arasına girdi.
Babasının Çanakkale’deki evlerinde zengin bir kütüphanesinin olması onu kitaplara
iten ve yazı yazma kültürünün gelişmesini sağlayan bir araç oldu.Öğrenimini yirmi üç
yaşında bitirmiştir.1927'ye kadar Bursa ve İstanbul’da çeşitli okullarda Fransızca
,Türkçe öğretmeni ve müdür olarak görev yaptı. 1927’de Erenköy Lisesi’nden yeni
mezun olan öğrencisi Hadiye Hanım ile evlendi.Öğretmenlik mesleğinin yanı sıra
edebiyatla uğraşan Reşat Nuri, Halit Ziya’nın eserlerinden aldığı ilhamla hikâye
yazma hevesi duymaktaydı. Daha sonra tiyatro edebiyatını benimseyerek bir tiyatro
yazarı olmak için uğraştı. Yazı hayatına 1.Dünya Savaşı sonlarında başladı.
Başlangıçta “Eski Ahbap” (1917) gibi uzun hikayeler, “Hançer”(1920) ve “Eski Rüya”
(1922) gibi sahne eserleri, “Gizli El” (1924) gibi romanlar yazan, tiyatro eleştiri ve
araştırmaları yayınlayan sanatçı “Çalıkuşu” adlı romanının 1922’de Vakit
Gazetesinde tefrika edilmesiyle şöhrete kavuştu. Güntekin'e akciğer kanseri teşhisi
konulduktan sonra tedavisi için Londra'ya gitti ve orada hastalığına yenik düşerek
öldü. 13 Aralık 1956 günü, Karacaahmet Mezarlığı'na gömüldü. Levent’te oturduğu
sokağa “Çalıkuşu” ismi,Kadıköy’de ve İzmir’de bir ilköğretim okuluna ve Fatih’te bir
tiyatro sahnesine Reşat Nuri Güntekin ismi verilmiştir.

Yazar, öykü, roman ve oyunlarıyla edebiyatımızda önemli bir yere sahiptir.
Kahramanları genelde tek yönlüdür. Olay kahramanlarını çevreyle birlikte verir.
Anadolu insanını iyi tanıdığı eserlerinden anlaşılır. Bazı eserlerinde genç
cumhuriyetin toplumsal ideallerini işlemiştir. Reşat Nuri GÜNTEKİN eserlerine
konuşma dilinin zenginliğini zorlanmadan yansıtır.
Reşat Nuri GÜNTEKİN, Cumhuriyet dönemi edebiyatında önemli bir yeri olan
Çalıkuşu, Yeşil Gece ve Anadolu Notları gibi önemli eserlere imza atmış
romancı, öykücü ve oyun yazarıdır.
‘‘Acımak’’ romanı bize hayat dersi vermekle birlikte o zamanki durumu da
göz önüne sermektedir. Kitap oldukça sürükleyici olup sıkmamaktadır. Yazar
kitaplarında daha çok kadın, çocuk, aile ve ahlâk meseleleri üzerinde
durmuştur.
Kitabın başlığı ve içeriği arasındaki bağlantı: Zehra Hanımın, babası
öldükten sonra acıma duygusuna sahip olması.
İrem ERGİN

MAVİSEL YENER’İN HAYATI

1984’de Ege Üniversitesi Diş
Hekimliği Fakültesinden mezun oldu.Öykü, masal,
köşe yazısı ve eleştiri yazıları 1978’den bu yana
gazete ve dergilerde yayımlanıyor. Şiir, öykü, masal,
tiyatro oyunu, roman türlerinde pek çok eser
verdi.Bugüne kadar yayımlanmış kırktan fazla çocuk
kitabı vardır.İki yıl süreyle Gazete Ege’de çocuk
sayfası hazırladı.Haber Ekspres gazetesinin çocuk
sayfasında köşe yazarlığı yaptı. Varlık, Virgül,
Edebiyat Eleştiri gibi yazın dergilerinde öykü ve
yazıları yayımlandı.

TRT İzmir Radyosu’ nda iki yıl süreyle Mavi Mektuplar isimli köşeyi hazırlayıp
sundu.İki yazar arkadaşıyla birlikte kaleme aldığı Mor Gece Mavi Gün isimli çocuk
oyunu Ankara Devlet Tiyatrosu’nda 2007 yılında sahnelendi.
Edebiyatçılar Derneği, Yazarlar Sendikası, Dil Derneği ve P.E.N. Yazarlar
Derneği’ nin üyesidir.Yazar, genel merkezi İzmir’de olan AIDS ile Mücadele
Derneği’nin yönetim kurulu üyesidir.Uyuşturucu ve AIDS konusunda eğitimci
eğitmeni olarak çalışmaktadır.Çocuk yazını alanında atölye eğitmenliği de
yapıyor.Mavisel Yener’in kitapları başka dillere de çevriliyor, dünya çocuklarıyla
buluşuyor.Ondan fazla ödülü vardır.
Yener, eserlerinde çocuk sevgisini, çocukların çocukluklarını yaşamalarını, her
koşulda sevinmeleri gerektiğini vurguluyor.
"

MAVİ

ZAMANLAR

Birce evlerinin yakınındaki kitapçıya girdi.Yedinci sınıf ders
kitaplarını verip onların yerine tatilde okuyacak kitaplar alacaktı.
Gözü birden bir kitaba takıldı.‘Gizli Geçitleri Bulmanın Yolları’.
Aldığı birçok kitabın yanına bunu da koydu ve eve gitti.Kitapları
okumak için sabırsızlanıyordu.Kırmızı kitaba göz gezdirirken elektrikler
gitti ve mum ışığında okumaya başladı.Birce okulda yapılan öykü yazma yarışmasında
dereceye girmişti ve ödülü bir haftalık” Allianoi (Alyanoi) Kurtarma Kazısı Alanı” gezisiydi.
Birce gezi günü erkenden uyanmıştı.Öğretmeni Sezin Hanım onları kazı alanına bırakıp
İzmir’e geri döndü.Kazı alanındakiler Birce ve arkadaşlarını çok sıcak karşıladılar.Herkes
odalarına yerleşti.Gilman ve Arzu kızlara kazı alanını gezdirdiler, akşam yemeği yediler sonra
odalarına çekildiler. Kaldıkları odanın yanında kemik odası vardı.Sevilay biraz korkmuştu ve
uyuyamamıştı.Dışarı çıkıp hava aldı, midesi bulanıyordu. Kahvaltıdan sonra Gilman Birce’ye
buranın eski bir sağlık merkezi olduğunu anlattı.Daha sonra tekerlek izinin olduğu bir taş
gösterdi.Öğle yemeği yediler, sohbet ettiler, kırmızı kapaklı kitabı okudular.Kitapta tekerlek
izinden bahsediyordu.Birce ve Gilman artık bir iz peşindeydi.Kitaba güveniyor ve kitaptaki
sözlerin şifre olduğunu düşünüyorlardı, gerçekten de öyleydi.
Gezinirken hamamda duran siyah taşın fotoğrafını çeken birini gördüler, gece onlarda
içeri girip bakacaktı.Işıl’a da gizemi anlattılar ve üçü tünele girdi.Tünelde Selo ve İbrahim
vardı.Onların amaçları elektromanyetik taşı ele geçirmekti.Kitapta Dolunay Masalcısının
verdiği ipuçlarıyla Allionoi’nin gizli geçitlerini ve su perisini buldular.Su perisinin karnındaki
deniz kabuğunu sağa çevirince birden her yer kaynar suyla doldu.Kırmızı kitabın aynısının su
perisinin kucağında olduğunu gördüler.Daha önceden buldukları taşı su perisine attılar ve
sular çekildi.Su kaynaklarını yönlendirmek isteyen güçlere engel oldular ve dünyanın
dengesini bozacak bir tehlikeyi de önlediler.

Yıllar sonra Gilman ünlü bir arkeolog
olmuştu ve bir söylencede bu hikayeyi
anlattı.Bir kız bunu bildiğini söyledi ve
Gilman annesinin adını sordu.Annesinin
adı Birce kızın adı ise Perisu idi.Gilman
Birce’ye bir efsane yazdı ve yanına da
bir not koydu vermesi için Perisu’yla
gönderdi.

Seza KURUKAFA

MERHABA SEVGİ
Ayla KUTLU
Ayla KUTLU ’ nun bu eserinde Anadolu’nun küçük bir köyünde yaşayan Sevgi adlı
küçük bir kız vardır.Bu kız hayvanları çok sever.Ve yemeği bile dahil her şeyini
hayvanlarla paylaşır.Bu kız anaokuluna başlar.Bir gün okul bir seyahat düzenler bu sırada
seyahate gittikleri otobüs karşıdan gelen bir kamyona çarpar ve kaza yapar bu kazada
Sevgi’nin kolu kırılır ve kolundaki sinirleri kırıldığı için kolu kesilir ve artık sevgi artık çolaktır.Ama
bu olayın üzerine Sevgi bir süre hayata küser.Bunun üzerine hastanenin baş hekimi Sevgi ile bir
konuşma yapar ve onun sosyal etkinliklere katılmasını ve sol kolla yemek yemeye,resim çizmeye
ve bunun tarzı şeyleri yapmaya alışmasını söyler.Bir süre sonra Sevgi ilk okula başlar.İlkokulda
yeni arkadaşlar edinir .Hastanenin baş hekiminin tayini çıkar bu nedenle hastaneye yeni bir baş
hekim gelir Sevgi bu başhekimle de kısa sürede tanışır .Hastanede bir hastabakıcı vardır ismi
Hatice’dir,Bu kadın sevgiyi tehdit eder ve kendi işlerini ona yaptırır.Sadece o değil hastanedeki
malları çalmasında da yardımcı olmasına zorlar.Daha sonra Hatice hanımın malları kaçırdığı
fark edilir.Bu nedenle Hatice hanım kaçar.
Sevgi’nin liseye başlamasına on gün kala sevginin Sarışık adlı ineği hamiledir.Ama
Sevgi’nin köyündeki hayvanlardan anlayan kişiler ne yapsalar da yavruyu kurtaramazlar.Sarışık’
ın içine bir ip sokarlar ve yavruyu böyle çıkarmaya çalışırlar ama yavruyu gene kurtaramazlar ve
yavruyu parçalayıp parça parça çıkarırlar.Bu olay Sevgi’yi o kadar çok etkiler ki hayvanlarla
ilgilenen bir meslek yok mu diye düşünür ve lisedeki matematik öğretmeniyle bu olayı paylaşır.
Matematik öğretmeni de onu veteriner olan bir arkadaşına götürür.Sevgi bunun üzerine veteriner
olmaya karar verir. Sevgi artık gelecekte ne olacağı konusunda çok kararlıdır. Büyüyünce
veteriner olacak ve hayvanlara yardım edecektir…

SEVGİ : Kitabın baş rolündeki kişi,hayvanları ve doğayı çok seviyor ve
veteriner olmak istiyor.
HATİCE TEYZE : Hastanede çalışan ve hastalara kötü davranan
bir hastabakıcı, Sevgi’yi kendi özel işlerinde kullanmaya çalışan kötü
birisi, aynı zamanda hırsızlık da yapıyor
BAŞHEKİM : Sevgi’ye iyileşmesinde yardım eden doktor
SARIŞIK : Sevgi’nin ineği

SÜTLAÇ : Sevgi’nin en iyi hayvan dostlarından biri aynı
zamanda Sevgi’nin kedisi.
MATEMATİK ÖĞRETMENİ:Sevgi’nin veteriner olma kararını
vermesinde büyük katkısı var.

****İnsanı ve insanlığı gerçekten seven kişiler, aynı zamanda
doğaya da saygı gösteren ve onu koruyan kişilerdir.Bu kitap
insanı,dünyayı daha doğrusu hayatı sevmemiz gerektiğini ve
hayattaki zorluklar içinde gene de bir yerlere gelmek ve bu
zorluklarla mücadele etmemiz gerektiğini anlatıyor.
Mert KAYABAŞI

DEMİR YOLU MEDENİYET YOLU
Hasret kavuşturan derler
Yol bitmez, özlem bitmez
Mutluluk taşır derler
Demir yolu medeniyet yolu
Gurbet Anadolu ‘dan
Yurt dışına göçtü diyorlar
Anadolu insanları
Demir yolu medeniyet yolu
Hasret kavuşturan geldi
Dert bitti, özlem bitti
Sevgi dolu mutluluk geldi.
Demir yolu medeniyet dolu
Selen AŞKUN

DİŞ HEKİMLİĞİNE YOLCULUK

Beni Geleceğime

Hazırlayacak Lise

Hayallerimdeki üniversiteye gidebilmek için yabancı dil ve diğer ders
eğitimlerinin daha zorlayıcı ve detaylı öğrenime olanak tanıyan bir anadolu lisesi
olacağına inanıyorum.İngilizce hazırlık sınıfı olan Kadıköy Anadolu Lisesi beni
hayallerime ulaştıracak lise olduğunu düşünüyorum.
Zevkle Çalışacağım İş
Küçüklüğümden beri çürük ve kötü görünüşlü dişlerden etkilenmişimdir.
İnsanlara yardımcı olmak ve güler yüzlü davranmak benim başlıca özelliğimdir.Bu
iki özelliğimi kullanarak diş hekimliğinde çok başarılı olacağımı düşünüyorum.
İnsanın zevk alacağı işi yapması, o işte daha başarılı olmasını sağlar.

Diş Hekimliği Fakültesi, ağız boşluğunun ve diş sağlığının korunması, diş
ve diş etleri hastalıklarının tedavisi, diş ve çene ameliyatları ile protez
yapımı konularında eğitim ve araştırma yapar. Bir diş hekimi hastaları ile iyi
ilişkiler kurabilmeli, onların güvenini kazanabilmelidir. Bunun için diş hekimi
olmayı düşünen bir kimsenin sabırlı, hoşgörülü, güler yüzlü olması ve
insanlara içten ilgi duyması gerekir.
Diş Hekimi olmak için İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nde
okumak ve beş yılda eğitimimi tamamlamak istiyorum.
Yapacağım iş benim için çok önemlidir çünkü hem kariyerim hem de
toplumdaki yerim açısından kendimi iyi hissettiğim işi yapmalıyım.İnsan
sevdiği işi yaparsa hem yorulmaz hem de mutlu olur.Bu mutluluğu
yaşarken aynı anda para kazanmanın çok keyifli olacağını
düşünüyorum.Ben de bu mutluluğu ve keyfi diş hekimliği ile yaşayacağımı
düşünüyorum.
Tekirdağ’da Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi açarak kendi işimi yapmak
istiyorum.Bunu yapmadan önce bu konuda Amerika’da kendimi geliştirmek
ve en son teknolojileri öğrenmek istiyorum.
Muhsin Efe KARATAŞ

TANITIM
ESER W.SHAKESPARE’İN
OLUP KOMEDİ HALİNDE
YENİDEN
DÜZENLENMİŞTİR .
DRAMATİK BİR AŞK
HİKAYESİNİN
MÜZİK VE DANSLA
HARMANLANDIĞI BU
ESERİ ‘’ANTİK TİYATRO’’
ADLI BİR EKİP
OYNAMAKTADIR.

SAHNE ARKASI
YAZAN VE YÖNETEN: Mehmet YILMAZSOY
DEKOR-IŞIK:Fatih YILMAZ
REJİ ASİSTANI:Yasemin ŞAHİN
KOSTÜM:Rüveyda YEŞİL
DANS: Serap GÖKÇE/Yasemin ŞAHİN

OYUNCU KADROSU
Burak Güray YAŞAR
Ezgi Duygu BEKDEMİR
Serkan GÜRBÜZ
Yasemin ŞAHİN
Serap GÖKÇE
Mehmet YILMAZSOY
Gürcan GÜLPINAR
Hamza BAL
Can YILMAZ

ESER

Oyunun konusu klasik Romeo ve juliet’ ten çok farklı
olmamakla birlikte günümüz komedisiyle daha da ilgi çekici hale
gelmiştir.
Yine de kısaca söz etmekte fayda vardır. Capuletler ve
Montagueler arasında yıllardır süren bir düşmanlık vardır.
Montagueler’in oğlu Romeo bir gün çağrıldığı bir şölene katılır.Bu
şölende Juliet adlı bir kızı görür ve ona aşık olur.Aynı şekilde kız
da ona aşık olmuştur.Ancak Juliet Capulet Ailesi’nden olduğu için
bu bir yasak aşktır.

Buna rağmen daha fazla dayanamazlar ve gizlice evlenirler.Ancak
durum düşündükleri gibi olmayacaktır. Montagueler’in oğlu Tybalt kız
kardeşinin evlendiğini duyup bunu engellemek ister ancak başarısız
olur.Romeo ve Juliet artık birbirleriye görüşememektedirler.

Bu durumun da çözümü vardır. Juliet’in dadısı bu iki deli aşığın elçisi
olmuştur artık. Romeo ve Juliet’in umutları tükenmiştir artık. Capuletler
Juliet’i Paris ile evlendirmeyi akıllarına koymuşlardır. Tabi ki Juliet buna
izin vermez ama işi işten geçmiştir artık. Bu arada Prens, Romeo’ya sürgün
cezası verir. Juliet, bilgi alabileceği tek kişi olan Rahip Lawrence’a gider ve
giderken ailesine günah çıkartmaya gittiği yalanını söyler. Rahip Lawrence,
Juliet’e son bir kavuşma umudu olduğunu söyler. Ona bir iksir verir ve bu
iksir onu iki gün ölü gibi gösterecektir. Böylece Juliet istemediği bir
evlilikten kurtulacaktır. Rahip Romeo’ya da bunları anlatan bir mektup
yazar ancak bu mektup ona zamanında ulaşamaz.
Romeo , Juliet’i bulabileceği umuduyla geri döner ancak Juliet’i ölü
olarak bulunca çılgına döner ve yüzüğündeki zehri içer.Bir süre sonra
uyanan Juliet ise onu görünce öpüp payını alır .

Ahmet Kaan ÖZNACAR

TREN
Trenlerimiz var yurdumuzda
Götürür bizi en uzak diyarlara
Mutlu eder bizleri
Neşelendirir hepimizi
Biter yol,
Sevdiklerimizle buluşunca
Geri gideriz
Mutlu olunca.
Demir yolu yurdun her yerinde
Hepimiz gezeriz trenle
Yol kısa gelir bizlere
Tren güzeldir bence…
Yankı ÖZTÜRK

ASLIMIZ
Çanakkale ne bir destan ne de bir masal … O bir yaşanmışlık, o bir
gerçek…İsimsiz kahramanların yattığı toprak…Bucak bucak yurdun her
köşesinden tek bir amaç uğrunda ölmeye gelenlerin vatanı….
18 Mart günü dayandığında kapıya , yurdun her köşesi doğusu batısı,
kuzeyi güneyi bir oldu.Tek yürek , tek can koştu Çanakkale’ye.İnsan için en
önemli olan canıdır ama onlar o canı Çanakkale’ de kaybedeceğini bile bile “
Vatan sağ olsun !” diyerek gittiler ardına bakmadan..
Onlar öyle gururlu ve onurluydular ki yüreklerine ateş topları saplansa
dahi yüzlerinde vatan uğruna can vermenin sevinci yansıyordu.
Bizler de bu aziz vatanı kimselere bırakmayacağız.Çanakkale bizim
aslımız, biz aslımızı unutmayacağız.

Ezgi DEMİRKAN

SİHİRLİ KELİME : MERHABA

Ne kadar süredir yürüdüğümü hiç bilmiyordum…Amaçsız bir şekilde bir sokaktan öbürüne ondan da
diğerine doğru ilerledim.Arkadaşlarımla yaşadığım tatsız tartışma sinirlerimi bozmuştu.Adeta hayata dair
her şeyden nefret ediyordum.
Bir banka oturdum.Köşedeki duvarın dibinde , kıyafetlerinden sokak çocuğu olduğunu tahmin ettiğim
küçük bir çocuk ,sessiz ve kesik kesik ağlıyordu.O anda kendi sorunlarımı unutup yanına koştum.Hafifçe
çömelip yüzümü onunla aynı hizaya getirdim.” merhaba !” dedim.”Ne oldu sana ?” Başını kaldırıp
masmavi gözleriyle bana baktı.”Merhaba…” dedi narin titrek bir sesle.Üşümüş görünüyordu.Kaşkolumu
ona sardım.”Aç mısın ?” diye sordum.Utangaç bir tavırla başını salladı.En yakındaki bakkaldan ona
birkaç küçük şey aldım.İnanılmaz bir iştahla hepsini silip süpürdü.Minnettar bir edayla bana
bakıyordu.”Bir şeyler daha ister misin ?” diye sordum.”Hayır, teşekkür ederim.”dedi suratında kocaman bir
gülümsemeyle …Onun yüzünün gülüyor olması beni de mutlu etmişti.

Bir süre küçük dostumla sohbet ettik.Ona ailesi ile İlgili sorular sorduğumda ilk önce
kaçamak cevaplar verdi.Ardından bana her şeyi anlattı. Hasta kardeşini , babasının
başka şehirlerde çalışmak zorunda olduğunu anlattı.Onu dinledikçe kendi sorunlarının
önemsizliğini kavradım.Ve bu küçük ufaklığın omuzlarıma binmiş ağır yükler beni çok
şaşırttı.Ayrıca bir sokak çocuğu olmadığını,onu seven bir ailesi olduğunu da öğrendim.
Tam gitmeye yeltendi ki cebine bir miktar para yerleştiriverdim.Almayı reddetti.O
küçük gözlerindeki ifade karşısında ürperdim.Büyük bir olgunlukla bana
bakıyordu.Parayı almaya gururunun elvermeyeceğini anladım ve ailesi için ekmek
,yoğurt ve benzeri yiyecekler alıp eline tutuşturdum.
Teşekkür etti ve ardından yürümeye başladı.Minicik ayaklarının asfaltta çıkardığı ses
beni hüzünlendirdi.Onu bir daha göremem artık,diye düşündüm.Ama öyle
olmadı.İlerleyen zamanlarda hep karşılaştık.Bir merhaba bana küçük bir dost
kazandırmıştı…

Asya AKTAŞ

BAŞARILI OLMANIN YOLLARI
 Başarılı olmuş insanların hayatları dikkatle incelendiğinde, planlı
bir yaşam ve sıradan bir hayat yaşamadıkları ilk göze çarpan
özelliktir.

 Ders çalışma süresini çok uzun tutmak öğrenmeyi olumsuz etkiler.
 Yorulmadan ara vermeyi öğrenmelisiniz.
 Başarıya giden ilk yol; kişinin kendisine söz geçirebilmesinden
geçer.
 Heyecana yer vermemeli tecrübeli insanların ve uzmanların
önerilerine kulak vermeli, istifade edilmelidir.
 Başarının yolu önce kişinin başarıya kendisini inandırmasıyla
mümkün olur.
 Hayvanı yaşatan iştah, insanı yaşatan ümit, milletleri yaşatan da
ideallerdir. Başarmak için ümitli olunmalı asla ve asla ümitsiz
olunmamalı.

BAŞARILI İNSAN;

BAŞARISIZ İNSAN;

 Başarılı insan; daima çözümün bir
parçasıdır.

 Başarısız insan; daima

 Başarılı insan; bir program
yapmıştır.

 Başarısız insan; devamlı
mazeret bulmuştur.

 Başarılı insan ;’işine yardım
edeyim der’

 Başarısız insan ; ‘bu benim
işim değil’ der.

 Başarılı insan; her soruna bir
çözüm bulmaya çalışır.

 Başarısız insan; her çözüme
bir sorun bulur.

 Başarılı insan ; ‘zor olabilir ama
imkansız değil’ der.

 Başarısız insan ; ‘mümkün
olabilir ama çok zor’ der

 Başarılı insan; en olumsuz anda
bile bir çıkış yolu bulur.

 Başarısız insan; en olumu
durumlarda bile engel bulur.

sorunun bir parçasıdır.

AYRILIRKEN…
Geride bıraktığımız ilköğretimin yerini
alacak yeni bir bilgi denizinde yolculuğumuzun başlamasına kısa
bir süre kaldı.Eminiz ki bu yolculuğunuzda da ; bize güven ,umut,
bilgi,dostluk, sevgi veren okulumuz GÖKTÜRK yine yanımızda
olacak.
Bizler de güzel bir yolculuktan sonra mutlu bir yüzle kıyıya
ulaşacağız.

Okulumuzdan ayrılırken ; içimizde yeni coşkular , heyecanlar,
açılmayı bekleyen tomurcuklar ve aynı zamanda da
öğretmenlerimizden ayrılacağımız için buruk bir üzüntü var.
2013 Mezunları…


Slide 21

GÖKTÜRK İLKOKULU
YIL : 3 SAYI : OCAK 2013

GÖKTÜRK İLKOKULU adına sahibi okul müdürü
İrfan PELİT
YAYIN KURULU
Baran UZUNGER
A.Ayça ZARASIZ
Nilhan SAĞNAK
Selen YILMAZ
C.Melis BULUT
İrem ERGİN
Yeliz AKAYDIN
Göksu TÜMER
Onur URAS
A.Kaan ÖZNACAR
DÜZENLEME
Fatma ZARARSIZ
İLETİŞİM
Ümit Mah.460.Sok.Nu : 4 Yenimahalle /ANKARA
Fax:0312 236 03 64
e-posta: 339002°meb.k12.tr
web: gokturkankara.meb.k12.tr
Tel : 0312 235 14 88
Bu dergi 13.01.2005 tarih 25699 sayılı resmi
gazetede yayınlanan MEB ilköğretim ve
ortaöğretim kurumları sosyal etkinlikler
yönetmeliğine uygun
olarak hazırlanmıştır.
Yazıların sorumluluğu yazarlara aittir.

“Hiçbir şeye ihtiyacımız
yok, yalnız bir şeye
ihtiyacımız vardır; çalışkan
olmak! “

Mustafa Kemal
ATATÜRK

SUNUŞ
RÖPORTAJ

“ Okul Müdürümüz İrfan PELİT”

BİYOGRAFİ

“ Mehmet Akif ERSOY”

YAZARLARIMIZDAN

“ Reşat Nuri GÜNTEKİN”

BİR YAZAR/ BİR ESER “ Mavisel YENER / MAVİ ZAMANLAR”
“ Ayla KUTLU / MİNİK SERÇE “
DİŞ HEKİMLİĞİNE YOLCULUK
DENEMELER, SÖYLEŞİLER

HİKAYELER, ŞİİRLER,TİYARO İZLENİMLERİ
AYRILIRKEN…
REHBERLİK KÖŞESİ

AHMET KAAN : Sayın müdürüm, öncelikle bizi makamınıza kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz.
Hoş geldiniz çocuklar.Nasıl gidiyor ,sınıfta durumlar nasıl?
AHMET KAAN : Teşekkürler… iyiyiz , SBS yaklaşıyor . Bu yüzden biraz heyecanlıyız.
Heyecanlanacak bir şey yok. Heyecanlanmazsanız daha iyi olur sizin için.
AHMET KAAN : Hocam, bazen heyecan daha iyi oluyor.
İyi olur da …Ucunu kaçırınca da olumsuz etki olabilir Siz yapabileceğinizi yapacaksınız.Gerisi gider kendi kendine.Elinizden geleni
yaptığınızdan emin olmanız yeterli.Evet, sizleri dinliyorum.
AHMET KAAN : Hocam ,bize kendinizi tanıtır mısınız?
Ben , İrfan PELİT . Gümüşhaneliyim ,1957 doğumluyum.Önce öğretmenlik sonra müdür yardımcılığı sonra da müdürlük yaptım.17
yıldır müdür olarak görevimi yapıyorum.
İREM : Şu anda müdür olmasaydınız ne olmak isterdiniz ?
Müdür olmasaydım yine öğretmen olmak isterdim.

ONUR : Hocam daha önce çalıştığınız okullarda ne gibi farklılıklar gözlemlediniz?
Daha önceki okullardan buranın farkı şöyle ki; Anadolu’ nun çeşitli bölgelerinde görev yaptım.Her çalıştığım
okulun öğrenci kadrosu farklı idi. Muş ‘ta başlayan öğretmenlik hayatım Gümüşhane,Diyarbakır, Çanakkale ve
sonrada Ankara illerinde devam etti. Yenimahalle Kent Kop İlköğretim Okulunda idarecilik görevim başladı. Aynı
okulda müdür yardımcılığı ve müdür vekilliği yaptıktan sonra Ziya Gökalp İlköğretim Okuluna müdür olarak
atandım. Ankara Batıkent’te , Ankara ‘da Refika Aksoy İlköğretim Okulunda 9 yıl görev yaptım.Oradan Göktürk
İlköğretim Okuluna geldim ,buradan da emekli olacağım.
Farklı bölgelerde çalıştığım dikkate alındığında ; oradaki öğrenciler ile buradakilerin maddi durumları ve kültürel
birikimlerinin aynı olmadığını söyleyebilirim. Buradaki öğrencilerin maddi durumları daha iyi.Ama orada
bulduğum samimiyeti orada bulmak zor .Ayrıca bazıları da sıkıntılıydı.Kötü alışkanlıkları vardı, fark bu.
Örneğin Refika Aksoy İlköğretim Okulu …Orası 1500 kişiydi, kalabalıktı.Başarı olarak şu anda da Refika Aksoy
başarılı. Buradaki öğrencilerin başarı potansiyelli de yüksek.
Herkesi seviyorum fakat bizi yanlış tanıdılar; futbol yasaklanması sizler tarafından olumsuz karşılandı.Futbol
için sahanın yetersiz olması, teneffüste bahçenin kalabalık olması nedeni ile futbol yasaklandı. Salonda da futbol
oynayabilirsiniz.
ONUR : Hocam, geçen yıl öğle teneffüsleri spor salonu açık oluyordu. Bu sene bu uygulamayı
görmedik genellikle spor salonu kapalı oluyor.
Bu sene o uygulamayı iptal ettik çünkü arkadaşlarınıza zarar geliyor. Sadece sizler olsanız
neyse …Allah korusun orada demir potalar var; birine bir şey olursa üzülürüz ..Şimdi eskisi gibi
değil,direk okul müdürü suçlanıyor.
Ben ; siz öğrencilere ,her sınıfa, her kişiye, her biriye elimden geleni yapmaya çalışıyorum . Sosyal
, kültürel mümkün olabilecek her şeyi isteyebilirsiniz samimi ve dürüst olarak.

GÖKSU : Mesleğinizde edindiğiniz tecrübe ve deneyimlere dayanarak biz öğrencilere
verebileceğiniz tavsiyeler neler?
Öncellikle ben kendi düşüncelerimi söyleyeyim :Her birey ,her fert dürüst ve ahlaklı
olmalı.Dürüst ve ahlaklı olursa bir insanın, davranışlarıyla zaten dürüst olan kişinin,kişiliği
oturmuştur.O kişiye ders çalış da demezsin , şunu da yapma da demezsin çünkü o kişi ne
yapacağını bilir.
Neye mal olursa olsun yalan söylemeyin .Herkes hata yapar,önemli olan yapılan hatanın kasıtlı
olmamamsı bir de iyi dost hatayı kişinin yüzüne söyleyendir.Ben bir hata yapmışsam ,sen bunu
bana diyebilirsin. İrfan Bey ,bu iş böyle olmamalı diyebilirsin .Bir iş olmadı,bu iş yanlış denildiği
zaman önerisiyle gelmen gerekir ,şeklinde diyebilirsin; ben eleştiriye açığım.
UTKU : Mesleğinizin zor yanları nelerdir ?
Mesleğimin zor yanı nasıl söyleyeyim,beni tanısaydınız daha rahat ifade edebilirdim.Ekip olarak
çalıştığım kişilerle anlaşmak,bölge insanını tanımak ,iletişimi kolaylaştırmak gibi konularda zaman zaman
sıkıntı oluyor.
YELİZ : Son olarak biz öğlecilerden neler bekliyorsunuz ?
Siz öğrencilerden beklentilerimiz nelerdir? Başarılı olmanızdır.Sizin başarılarınız okula ve çevreye
yansıyor.Mesela toplantılara katılıyoruz okul dışında.Göktürk İlkokulu şöyle başarılıdır dendiğinde çok
mutlu oluyorum o zaman.Sizlere saygı duyuyorum, önünüzü açmak istiyorum. Elimden geldiğince sizlerin
isteklerinizi yerine getirmeye çalışıyorum.İstiyorum ki sizler her konuda başarılı olasınız.Okulu nasıl
önemsediğinizi bilelim.
Ayda bir Seviye Tespit Sınavı olmasını istiyoruz ama maddi sıkıntılar var, sistem buna yeterli olmuyor .

AHMET KAAN : Bizleri kabul ettiğiniz ve sorularımızı samimiyetle cevapladığınız
için arkadaşlarımız adına teşekkür ediyoruz.
Ahmet Kaan ÖZNACAR , Göksu TÜMER,
Mihriban İrem ERGİN Onur URAS,
Utku GÖKÇEN, Yeliz AKAYDIN

REŞAT NURİ GÜNTEKİN
(25 KASIM 1889 - 7 ARALIK 1956)
1889'da İstanbul’un Üsküdar ilçesinde dünyaya geldi. Babası, askeri tabip Nuri
Bey, annesi Erzincan valisi Yaver Paşa'nın kızı Lütfiye Hanım'dır. Reşide adlı kız
kardeşi çok genç yaşta hayatını kaybetti, tek çocuk olarak büyüdü.Babası askeri
doktor olduğu için öğrenim hayatı boyunca birçok il gezen Reşat Nuri, ilköğrenimine
Çanakkale 'de başladı. Çocukluk yıllarında dinlediği Fatma Aliye Hanım’ın ‘‘Udi’’
isimli romanı hayatına iz bırakıp,sanata heveslendiren eserleri arasına girdi.
Babasının Çanakkale’deki evlerinde zengin bir kütüphanesinin olması onu kitaplara
iten ve yazı yazma kültürünün gelişmesini sağlayan bir araç oldu.Öğrenimini yirmi üç
yaşında bitirmiştir.1927'ye kadar Bursa ve İstanbul’da çeşitli okullarda Fransızca
,Türkçe öğretmeni ve müdür olarak görev yaptı. 1927’de Erenköy Lisesi’nden yeni
mezun olan öğrencisi Hadiye Hanım ile evlendi.Öğretmenlik mesleğinin yanı sıra
edebiyatla uğraşan Reşat Nuri, Halit Ziya’nın eserlerinden aldığı ilhamla hikâye
yazma hevesi duymaktaydı. Daha sonra tiyatro edebiyatını benimseyerek bir tiyatro
yazarı olmak için uğraştı. Yazı hayatına 1.Dünya Savaşı sonlarında başladı.
Başlangıçta “Eski Ahbap” (1917) gibi uzun hikayeler, “Hançer”(1920) ve “Eski Rüya”
(1922) gibi sahne eserleri, “Gizli El” (1924) gibi romanlar yazan, tiyatro eleştiri ve
araştırmaları yayınlayan sanatçı “Çalıkuşu” adlı romanının 1922’de Vakit
Gazetesinde tefrika edilmesiyle şöhrete kavuştu. Güntekin'e akciğer kanseri teşhisi
konulduktan sonra tedavisi için Londra'ya gitti ve orada hastalığına yenik düşerek
öldü. 13 Aralık 1956 günü, Karacaahmet Mezarlığı'na gömüldü. Levent’te oturduğu
sokağa “Çalıkuşu” ismi,Kadıköy’de ve İzmir’de bir ilköğretim okuluna ve Fatih’te bir
tiyatro sahnesine Reşat Nuri Güntekin ismi verilmiştir.

Yazar, öykü, roman ve oyunlarıyla edebiyatımızda önemli bir yere sahiptir.
Kahramanları genelde tek yönlüdür. Olay kahramanlarını çevreyle birlikte verir.
Anadolu insanını iyi tanıdığı eserlerinden anlaşılır. Bazı eserlerinde genç
cumhuriyetin toplumsal ideallerini işlemiştir. Reşat Nuri GÜNTEKİN eserlerine
konuşma dilinin zenginliğini zorlanmadan yansıtır.
Reşat Nuri GÜNTEKİN, Cumhuriyet dönemi edebiyatında önemli bir yeri olan
Çalıkuşu, Yeşil Gece ve Anadolu Notları gibi önemli eserlere imza atmış
romancı, öykücü ve oyun yazarıdır.
‘‘Acımak’’ romanı bize hayat dersi vermekle birlikte o zamanki durumu da
göz önüne sermektedir. Kitap oldukça sürükleyici olup sıkmamaktadır. Yazar
kitaplarında daha çok kadın, çocuk, aile ve ahlâk meseleleri üzerinde
durmuştur.
Kitabın başlığı ve içeriği arasındaki bağlantı: Zehra Hanımın, babası
öldükten sonra acıma duygusuna sahip olması.
İrem ERGİN

MAVİSEL YENER’İN HAYATI

1984’de Ege Üniversitesi Diş
Hekimliği Fakültesinden mezun oldu.Öykü, masal,
köşe yazısı ve eleştiri yazıları 1978’den bu yana
gazete ve dergilerde yayımlanıyor. Şiir, öykü, masal,
tiyatro oyunu, roman türlerinde pek çok eser
verdi.Bugüne kadar yayımlanmış kırktan fazla çocuk
kitabı vardır.İki yıl süreyle Gazete Ege’de çocuk
sayfası hazırladı.Haber Ekspres gazetesinin çocuk
sayfasında köşe yazarlığı yaptı. Varlık, Virgül,
Edebiyat Eleştiri gibi yazın dergilerinde öykü ve
yazıları yayımlandı.

TRT İzmir Radyosu’ nda iki yıl süreyle Mavi Mektuplar isimli köşeyi hazırlayıp
sundu.İki yazar arkadaşıyla birlikte kaleme aldığı Mor Gece Mavi Gün isimli çocuk
oyunu Ankara Devlet Tiyatrosu’nda 2007 yılında sahnelendi.
Edebiyatçılar Derneği, Yazarlar Sendikası, Dil Derneği ve P.E.N. Yazarlar
Derneği’ nin üyesidir.Yazar, genel merkezi İzmir’de olan AIDS ile Mücadele
Derneği’nin yönetim kurulu üyesidir.Uyuşturucu ve AIDS konusunda eğitimci
eğitmeni olarak çalışmaktadır.Çocuk yazını alanında atölye eğitmenliği de
yapıyor.Mavisel Yener’in kitapları başka dillere de çevriliyor, dünya çocuklarıyla
buluşuyor.Ondan fazla ödülü vardır.
Yener, eserlerinde çocuk sevgisini, çocukların çocukluklarını yaşamalarını, her
koşulda sevinmeleri gerektiğini vurguluyor.
"

MAVİ

ZAMANLAR

Birce evlerinin yakınındaki kitapçıya girdi.Yedinci sınıf ders
kitaplarını verip onların yerine tatilde okuyacak kitaplar alacaktı.
Gözü birden bir kitaba takıldı.‘Gizli Geçitleri Bulmanın Yolları’.
Aldığı birçok kitabın yanına bunu da koydu ve eve gitti.Kitapları
okumak için sabırsızlanıyordu.Kırmızı kitaba göz gezdirirken elektrikler
gitti ve mum ışığında okumaya başladı.Birce okulda yapılan öykü yazma yarışmasında
dereceye girmişti ve ödülü bir haftalık” Allianoi (Alyanoi) Kurtarma Kazısı Alanı” gezisiydi.
Birce gezi günü erkenden uyanmıştı.Öğretmeni Sezin Hanım onları kazı alanına bırakıp
İzmir’e geri döndü.Kazı alanındakiler Birce ve arkadaşlarını çok sıcak karşıladılar.Herkes
odalarına yerleşti.Gilman ve Arzu kızlara kazı alanını gezdirdiler, akşam yemeği yediler sonra
odalarına çekildiler. Kaldıkları odanın yanında kemik odası vardı.Sevilay biraz korkmuştu ve
uyuyamamıştı.Dışarı çıkıp hava aldı, midesi bulanıyordu. Kahvaltıdan sonra Gilman Birce’ye
buranın eski bir sağlık merkezi olduğunu anlattı.Daha sonra tekerlek izinin olduğu bir taş
gösterdi.Öğle yemeği yediler, sohbet ettiler, kırmızı kapaklı kitabı okudular.Kitapta tekerlek
izinden bahsediyordu.Birce ve Gilman artık bir iz peşindeydi.Kitaba güveniyor ve kitaptaki
sözlerin şifre olduğunu düşünüyorlardı, gerçekten de öyleydi.
Gezinirken hamamda duran siyah taşın fotoğrafını çeken birini gördüler, gece onlarda
içeri girip bakacaktı.Işıl’a da gizemi anlattılar ve üçü tünele girdi.Tünelde Selo ve İbrahim
vardı.Onların amaçları elektromanyetik taşı ele geçirmekti.Kitapta Dolunay Masalcısının
verdiği ipuçlarıyla Allionoi’nin gizli geçitlerini ve su perisini buldular.Su perisinin karnındaki
deniz kabuğunu sağa çevirince birden her yer kaynar suyla doldu.Kırmızı kitabın aynısının su
perisinin kucağında olduğunu gördüler.Daha önceden buldukları taşı su perisine attılar ve
sular çekildi.Su kaynaklarını yönlendirmek isteyen güçlere engel oldular ve dünyanın
dengesini bozacak bir tehlikeyi de önlediler.

Yıllar sonra Gilman ünlü bir arkeolog
olmuştu ve bir söylencede bu hikayeyi
anlattı.Bir kız bunu bildiğini söyledi ve
Gilman annesinin adını sordu.Annesinin
adı Birce kızın adı ise Perisu idi.Gilman
Birce’ye bir efsane yazdı ve yanına da
bir not koydu vermesi için Perisu’yla
gönderdi.

Seza KURUKAFA

MERHABA SEVGİ
Ayla KUTLU
Ayla KUTLU ’ nun bu eserinde Anadolu’nun küçük bir köyünde yaşayan Sevgi adlı
küçük bir kız vardır.Bu kız hayvanları çok sever.Ve yemeği bile dahil her şeyini
hayvanlarla paylaşır.Bu kız anaokuluna başlar.Bir gün okul bir seyahat düzenler bu sırada
seyahate gittikleri otobüs karşıdan gelen bir kamyona çarpar ve kaza yapar bu kazada
Sevgi’nin kolu kırılır ve kolundaki sinirleri kırıldığı için kolu kesilir ve artık sevgi artık çolaktır.Ama
bu olayın üzerine Sevgi bir süre hayata küser.Bunun üzerine hastanenin baş hekimi Sevgi ile bir
konuşma yapar ve onun sosyal etkinliklere katılmasını ve sol kolla yemek yemeye,resim çizmeye
ve bunun tarzı şeyleri yapmaya alışmasını söyler.Bir süre sonra Sevgi ilk okula başlar.İlkokulda
yeni arkadaşlar edinir .Hastanenin baş hekiminin tayini çıkar bu nedenle hastaneye yeni bir baş
hekim gelir Sevgi bu başhekimle de kısa sürede tanışır .Hastanede bir hastabakıcı vardır ismi
Hatice’dir,Bu kadın sevgiyi tehdit eder ve kendi işlerini ona yaptırır.Sadece o değil hastanedeki
malları çalmasında da yardımcı olmasına zorlar.Daha sonra Hatice hanımın malları kaçırdığı
fark edilir.Bu nedenle Hatice hanım kaçar.
Sevgi’nin liseye başlamasına on gün kala sevginin Sarışık adlı ineği hamiledir.Ama
Sevgi’nin köyündeki hayvanlardan anlayan kişiler ne yapsalar da yavruyu kurtaramazlar.Sarışık’
ın içine bir ip sokarlar ve yavruyu böyle çıkarmaya çalışırlar ama yavruyu gene kurtaramazlar ve
yavruyu parçalayıp parça parça çıkarırlar.Bu olay Sevgi’yi o kadar çok etkiler ki hayvanlarla
ilgilenen bir meslek yok mu diye düşünür ve lisedeki matematik öğretmeniyle bu olayı paylaşır.
Matematik öğretmeni de onu veteriner olan bir arkadaşına götürür.Sevgi bunun üzerine veteriner
olmaya karar verir. Sevgi artık gelecekte ne olacağı konusunda çok kararlıdır. Büyüyünce
veteriner olacak ve hayvanlara yardım edecektir…

SEVGİ : Kitabın baş rolündeki kişi,hayvanları ve doğayı çok seviyor ve
veteriner olmak istiyor.
HATİCE TEYZE : Hastanede çalışan ve hastalara kötü davranan
bir hastabakıcı, Sevgi’yi kendi özel işlerinde kullanmaya çalışan kötü
birisi, aynı zamanda hırsızlık da yapıyor
BAŞHEKİM : Sevgi’ye iyileşmesinde yardım eden doktor
SARIŞIK : Sevgi’nin ineği

SÜTLAÇ : Sevgi’nin en iyi hayvan dostlarından biri aynı
zamanda Sevgi’nin kedisi.
MATEMATİK ÖĞRETMENİ:Sevgi’nin veteriner olma kararını
vermesinde büyük katkısı var.

****İnsanı ve insanlığı gerçekten seven kişiler, aynı zamanda
doğaya da saygı gösteren ve onu koruyan kişilerdir.Bu kitap
insanı,dünyayı daha doğrusu hayatı sevmemiz gerektiğini ve
hayattaki zorluklar içinde gene de bir yerlere gelmek ve bu
zorluklarla mücadele etmemiz gerektiğini anlatıyor.
Mert KAYABAŞI

DEMİR YOLU MEDENİYET YOLU
Hasret kavuşturan derler
Yol bitmez, özlem bitmez
Mutluluk taşır derler
Demir yolu medeniyet yolu
Gurbet Anadolu ‘dan
Yurt dışına göçtü diyorlar
Anadolu insanları
Demir yolu medeniyet yolu
Hasret kavuşturan geldi
Dert bitti, özlem bitti
Sevgi dolu mutluluk geldi.
Demir yolu medeniyet dolu
Selen AŞKUN

DİŞ HEKİMLİĞİNE YOLCULUK

Beni Geleceğime

Hazırlayacak Lise

Hayallerimdeki üniversiteye gidebilmek için yabancı dil ve diğer ders
eğitimlerinin daha zorlayıcı ve detaylı öğrenime olanak tanıyan bir anadolu lisesi
olacağına inanıyorum.İngilizce hazırlık sınıfı olan Kadıköy Anadolu Lisesi beni
hayallerime ulaştıracak lise olduğunu düşünüyorum.
Zevkle Çalışacağım İş
Küçüklüğümden beri çürük ve kötü görünüşlü dişlerden etkilenmişimdir.
İnsanlara yardımcı olmak ve güler yüzlü davranmak benim başlıca özelliğimdir.Bu
iki özelliğimi kullanarak diş hekimliğinde çok başarılı olacağımı düşünüyorum.
İnsanın zevk alacağı işi yapması, o işte daha başarılı olmasını sağlar.

Diş Hekimliği Fakültesi, ağız boşluğunun ve diş sağlığının korunması, diş
ve diş etleri hastalıklarının tedavisi, diş ve çene ameliyatları ile protez
yapımı konularında eğitim ve araştırma yapar. Bir diş hekimi hastaları ile iyi
ilişkiler kurabilmeli, onların güvenini kazanabilmelidir. Bunun için diş hekimi
olmayı düşünen bir kimsenin sabırlı, hoşgörülü, güler yüzlü olması ve
insanlara içten ilgi duyması gerekir.
Diş Hekimi olmak için İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nde
okumak ve beş yılda eğitimimi tamamlamak istiyorum.
Yapacağım iş benim için çok önemlidir çünkü hem kariyerim hem de
toplumdaki yerim açısından kendimi iyi hissettiğim işi yapmalıyım.İnsan
sevdiği işi yaparsa hem yorulmaz hem de mutlu olur.Bu mutluluğu
yaşarken aynı anda para kazanmanın çok keyifli olacağını
düşünüyorum.Ben de bu mutluluğu ve keyfi diş hekimliği ile yaşayacağımı
düşünüyorum.
Tekirdağ’da Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi açarak kendi işimi yapmak
istiyorum.Bunu yapmadan önce bu konuda Amerika’da kendimi geliştirmek
ve en son teknolojileri öğrenmek istiyorum.
Muhsin Efe KARATAŞ

TANITIM
ESER W.SHAKESPARE’İN
OLUP KOMEDİ HALİNDE
YENİDEN
DÜZENLENMİŞTİR .
DRAMATİK BİR AŞK
HİKAYESİNİN
MÜZİK VE DANSLA
HARMANLANDIĞI BU
ESERİ ‘’ANTİK TİYATRO’’
ADLI BİR EKİP
OYNAMAKTADIR.

SAHNE ARKASI
YAZAN VE YÖNETEN: Mehmet YILMAZSOY
DEKOR-IŞIK:Fatih YILMAZ
REJİ ASİSTANI:Yasemin ŞAHİN
KOSTÜM:Rüveyda YEŞİL
DANS: Serap GÖKÇE/Yasemin ŞAHİN

OYUNCU KADROSU
Burak Güray YAŞAR
Ezgi Duygu BEKDEMİR
Serkan GÜRBÜZ
Yasemin ŞAHİN
Serap GÖKÇE
Mehmet YILMAZSOY
Gürcan GÜLPINAR
Hamza BAL
Can YILMAZ

ESER

Oyunun konusu klasik Romeo ve juliet’ ten çok farklı
olmamakla birlikte günümüz komedisiyle daha da ilgi çekici hale
gelmiştir.
Yine de kısaca söz etmekte fayda vardır. Capuletler ve
Montagueler arasında yıllardır süren bir düşmanlık vardır.
Montagueler’in oğlu Romeo bir gün çağrıldığı bir şölene katılır.Bu
şölende Juliet adlı bir kızı görür ve ona aşık olur.Aynı şekilde kız
da ona aşık olmuştur.Ancak Juliet Capulet Ailesi’nden olduğu için
bu bir yasak aşktır.

Buna rağmen daha fazla dayanamazlar ve gizlice evlenirler.Ancak
durum düşündükleri gibi olmayacaktır. Montagueler’in oğlu Tybalt kız
kardeşinin evlendiğini duyup bunu engellemek ister ancak başarısız
olur.Romeo ve Juliet artık birbirleriye görüşememektedirler.

Bu durumun da çözümü vardır. Juliet’in dadısı bu iki deli aşığın elçisi
olmuştur artık. Romeo ve Juliet’in umutları tükenmiştir artık. Capuletler
Juliet’i Paris ile evlendirmeyi akıllarına koymuşlardır. Tabi ki Juliet buna
izin vermez ama işi işten geçmiştir artık. Bu arada Prens, Romeo’ya sürgün
cezası verir. Juliet, bilgi alabileceği tek kişi olan Rahip Lawrence’a gider ve
giderken ailesine günah çıkartmaya gittiği yalanını söyler. Rahip Lawrence,
Juliet’e son bir kavuşma umudu olduğunu söyler. Ona bir iksir verir ve bu
iksir onu iki gün ölü gibi gösterecektir. Böylece Juliet istemediği bir
evlilikten kurtulacaktır. Rahip Romeo’ya da bunları anlatan bir mektup
yazar ancak bu mektup ona zamanında ulaşamaz.
Romeo , Juliet’i bulabileceği umuduyla geri döner ancak Juliet’i ölü
olarak bulunca çılgına döner ve yüzüğündeki zehri içer.Bir süre sonra
uyanan Juliet ise onu görünce öpüp payını alır .

Ahmet Kaan ÖZNACAR

TREN
Trenlerimiz var yurdumuzda
Götürür bizi en uzak diyarlara
Mutlu eder bizleri
Neşelendirir hepimizi
Biter yol,
Sevdiklerimizle buluşunca
Geri gideriz
Mutlu olunca.
Demir yolu yurdun her yerinde
Hepimiz gezeriz trenle
Yol kısa gelir bizlere
Tren güzeldir bence…
Yankı ÖZTÜRK

ASLIMIZ
Çanakkale ne bir destan ne de bir masal … O bir yaşanmışlık, o bir
gerçek…İsimsiz kahramanların yattığı toprak…Bucak bucak yurdun her
köşesinden tek bir amaç uğrunda ölmeye gelenlerin vatanı….
18 Mart günü dayandığında kapıya , yurdun her köşesi doğusu batısı,
kuzeyi güneyi bir oldu.Tek yürek , tek can koştu Çanakkale’ye.İnsan için en
önemli olan canıdır ama onlar o canı Çanakkale’ de kaybedeceğini bile bile “
Vatan sağ olsun !” diyerek gittiler ardına bakmadan..
Onlar öyle gururlu ve onurluydular ki yüreklerine ateş topları saplansa
dahi yüzlerinde vatan uğruna can vermenin sevinci yansıyordu.
Bizler de bu aziz vatanı kimselere bırakmayacağız.Çanakkale bizim
aslımız, biz aslımızı unutmayacağız.

Ezgi DEMİRKAN

SİHİRLİ KELİME : MERHABA

Ne kadar süredir yürüdüğümü hiç bilmiyordum…Amaçsız bir şekilde bir sokaktan öbürüne ondan da
diğerine doğru ilerledim.Arkadaşlarımla yaşadığım tatsız tartışma sinirlerimi bozmuştu.Adeta hayata dair
her şeyden nefret ediyordum.
Bir banka oturdum.Köşedeki duvarın dibinde , kıyafetlerinden sokak çocuğu olduğunu tahmin ettiğim
küçük bir çocuk ,sessiz ve kesik kesik ağlıyordu.O anda kendi sorunlarımı unutup yanına koştum.Hafifçe
çömelip yüzümü onunla aynı hizaya getirdim.” merhaba !” dedim.”Ne oldu sana ?” Başını kaldırıp
masmavi gözleriyle bana baktı.”Merhaba…” dedi narin titrek bir sesle.Üşümüş görünüyordu.Kaşkolumu
ona sardım.”Aç mısın ?” diye sordum.Utangaç bir tavırla başını salladı.En yakındaki bakkaldan ona
birkaç küçük şey aldım.İnanılmaz bir iştahla hepsini silip süpürdü.Minnettar bir edayla bana
bakıyordu.”Bir şeyler daha ister misin ?” diye sordum.”Hayır, teşekkür ederim.”dedi suratında kocaman bir
gülümsemeyle …Onun yüzünün gülüyor olması beni de mutlu etmişti.

Bir süre küçük dostumla sohbet ettik.Ona ailesi ile İlgili sorular sorduğumda ilk önce
kaçamak cevaplar verdi.Ardından bana her şeyi anlattı. Hasta kardeşini , babasının
başka şehirlerde çalışmak zorunda olduğunu anlattı.Onu dinledikçe kendi sorunlarının
önemsizliğini kavradım.Ve bu küçük ufaklığın omuzlarıma binmiş ağır yükler beni çok
şaşırttı.Ayrıca bir sokak çocuğu olmadığını,onu seven bir ailesi olduğunu da öğrendim.
Tam gitmeye yeltendi ki cebine bir miktar para yerleştiriverdim.Almayı reddetti.O
küçük gözlerindeki ifade karşısında ürperdim.Büyük bir olgunlukla bana
bakıyordu.Parayı almaya gururunun elvermeyeceğini anladım ve ailesi için ekmek
,yoğurt ve benzeri yiyecekler alıp eline tutuşturdum.
Teşekkür etti ve ardından yürümeye başladı.Minicik ayaklarının asfaltta çıkardığı ses
beni hüzünlendirdi.Onu bir daha göremem artık,diye düşündüm.Ama öyle
olmadı.İlerleyen zamanlarda hep karşılaştık.Bir merhaba bana küçük bir dost
kazandırmıştı…

Asya AKTAŞ

BAŞARILI OLMANIN YOLLARI
 Başarılı olmuş insanların hayatları dikkatle incelendiğinde, planlı
bir yaşam ve sıradan bir hayat yaşamadıkları ilk göze çarpan
özelliktir.

 Ders çalışma süresini çok uzun tutmak öğrenmeyi olumsuz etkiler.
 Yorulmadan ara vermeyi öğrenmelisiniz.
 Başarıya giden ilk yol; kişinin kendisine söz geçirebilmesinden
geçer.
 Heyecana yer vermemeli tecrübeli insanların ve uzmanların
önerilerine kulak vermeli, istifade edilmelidir.
 Başarının yolu önce kişinin başarıya kendisini inandırmasıyla
mümkün olur.
 Hayvanı yaşatan iştah, insanı yaşatan ümit, milletleri yaşatan da
ideallerdir. Başarmak için ümitli olunmalı asla ve asla ümitsiz
olunmamalı.

BAŞARILI İNSAN;

BAŞARISIZ İNSAN;

 Başarılı insan; daima çözümün bir
parçasıdır.

 Başarısız insan; daima

 Başarılı insan; bir program
yapmıştır.

 Başarısız insan; devamlı
mazeret bulmuştur.

 Başarılı insan ;’işine yardım
edeyim der’

 Başarısız insan ; ‘bu benim
işim değil’ der.

 Başarılı insan; her soruna bir
çözüm bulmaya çalışır.

 Başarısız insan; her çözüme
bir sorun bulur.

 Başarılı insan ; ‘zor olabilir ama
imkansız değil’ der.

 Başarısız insan ; ‘mümkün
olabilir ama çok zor’ der

 Başarılı insan; en olumsuz anda
bile bir çıkış yolu bulur.

 Başarısız insan; en olumu
durumlarda bile engel bulur.

sorunun bir parçasıdır.

AYRILIRKEN…
Geride bıraktığımız ilköğretimin yerini
alacak yeni bir bilgi denizinde yolculuğumuzun başlamasına kısa
bir süre kaldı.Eminiz ki bu yolculuğunuzda da ; bize güven ,umut,
bilgi,dostluk, sevgi veren okulumuz GÖKTÜRK yine yanımızda
olacak.
Bizler de güzel bir yolculuktan sonra mutlu bir yüzle kıyıya
ulaşacağız.

Okulumuzdan ayrılırken ; içimizde yeni coşkular , heyecanlar,
açılmayı bekleyen tomurcuklar ve aynı zamanda da
öğretmenlerimizden ayrılacağımız için buruk bir üzüntü var.
2013 Mezunları…


Slide 22

GÖKTÜRK İLKOKULU
YIL : 3 SAYI : OCAK 2013

GÖKTÜRK İLKOKULU adına sahibi okul müdürü
İrfan PELİT
YAYIN KURULU
Baran UZUNGER
A.Ayça ZARASIZ
Nilhan SAĞNAK
Selen YILMAZ
C.Melis BULUT
İrem ERGİN
Yeliz AKAYDIN
Göksu TÜMER
Onur URAS
A.Kaan ÖZNACAR
DÜZENLEME
Fatma ZARARSIZ
İLETİŞİM
Ümit Mah.460.Sok.Nu : 4 Yenimahalle /ANKARA
Fax:0312 236 03 64
e-posta: 339002°meb.k12.tr
web: gokturkankara.meb.k12.tr
Tel : 0312 235 14 88
Bu dergi 13.01.2005 tarih 25699 sayılı resmi
gazetede yayınlanan MEB ilköğretim ve
ortaöğretim kurumları sosyal etkinlikler
yönetmeliğine uygun
olarak hazırlanmıştır.
Yazıların sorumluluğu yazarlara aittir.

“Hiçbir şeye ihtiyacımız
yok, yalnız bir şeye
ihtiyacımız vardır; çalışkan
olmak! “

Mustafa Kemal
ATATÜRK

SUNUŞ
RÖPORTAJ

“ Okul Müdürümüz İrfan PELİT”

BİYOGRAFİ

“ Mehmet Akif ERSOY”

YAZARLARIMIZDAN

“ Reşat Nuri GÜNTEKİN”

BİR YAZAR/ BİR ESER “ Mavisel YENER / MAVİ ZAMANLAR”
“ Ayla KUTLU / MİNİK SERÇE “
DİŞ HEKİMLİĞİNE YOLCULUK
DENEMELER, SÖYLEŞİLER

HİKAYELER, ŞİİRLER,TİYARO İZLENİMLERİ
AYRILIRKEN…
REHBERLİK KÖŞESİ

AHMET KAAN : Sayın müdürüm, öncelikle bizi makamınıza kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz.
Hoş geldiniz çocuklar.Nasıl gidiyor ,sınıfta durumlar nasıl?
AHMET KAAN : Teşekkürler… iyiyiz , SBS yaklaşıyor . Bu yüzden biraz heyecanlıyız.
Heyecanlanacak bir şey yok. Heyecanlanmazsanız daha iyi olur sizin için.
AHMET KAAN : Hocam, bazen heyecan daha iyi oluyor.
İyi olur da …Ucunu kaçırınca da olumsuz etki olabilir Siz yapabileceğinizi yapacaksınız.Gerisi gider kendi kendine.Elinizden geleni
yaptığınızdan emin olmanız yeterli.Evet, sizleri dinliyorum.
AHMET KAAN : Hocam ,bize kendinizi tanıtır mısınız?
Ben , İrfan PELİT . Gümüşhaneliyim ,1957 doğumluyum.Önce öğretmenlik sonra müdür yardımcılığı sonra da müdürlük yaptım.17
yıldır müdür olarak görevimi yapıyorum.
İREM : Şu anda müdür olmasaydınız ne olmak isterdiniz ?
Müdür olmasaydım yine öğretmen olmak isterdim.

ONUR : Hocam daha önce çalıştığınız okullarda ne gibi farklılıklar gözlemlediniz?
Daha önceki okullardan buranın farkı şöyle ki; Anadolu’ nun çeşitli bölgelerinde görev yaptım.Her çalıştığım
okulun öğrenci kadrosu farklı idi. Muş ‘ta başlayan öğretmenlik hayatım Gümüşhane,Diyarbakır, Çanakkale ve
sonrada Ankara illerinde devam etti. Yenimahalle Kent Kop İlköğretim Okulunda idarecilik görevim başladı. Aynı
okulda müdür yardımcılığı ve müdür vekilliği yaptıktan sonra Ziya Gökalp İlköğretim Okuluna müdür olarak
atandım. Ankara Batıkent’te , Ankara ‘da Refika Aksoy İlköğretim Okulunda 9 yıl görev yaptım.Oradan Göktürk
İlköğretim Okuluna geldim ,buradan da emekli olacağım.
Farklı bölgelerde çalıştığım dikkate alındığında ; oradaki öğrenciler ile buradakilerin maddi durumları ve kültürel
birikimlerinin aynı olmadığını söyleyebilirim. Buradaki öğrencilerin maddi durumları daha iyi.Ama orada
bulduğum samimiyeti orada bulmak zor .Ayrıca bazıları da sıkıntılıydı.Kötü alışkanlıkları vardı, fark bu.
Örneğin Refika Aksoy İlköğretim Okulu …Orası 1500 kişiydi, kalabalıktı.Başarı olarak şu anda da Refika Aksoy
başarılı. Buradaki öğrencilerin başarı potansiyelli de yüksek.
Herkesi seviyorum fakat bizi yanlış tanıdılar; futbol yasaklanması sizler tarafından olumsuz karşılandı.Futbol
için sahanın yetersiz olması, teneffüste bahçenin kalabalık olması nedeni ile futbol yasaklandı. Salonda da futbol
oynayabilirsiniz.
ONUR : Hocam, geçen yıl öğle teneffüsleri spor salonu açık oluyordu. Bu sene bu uygulamayı
görmedik genellikle spor salonu kapalı oluyor.
Bu sene o uygulamayı iptal ettik çünkü arkadaşlarınıza zarar geliyor. Sadece sizler olsanız
neyse …Allah korusun orada demir potalar var; birine bir şey olursa üzülürüz ..Şimdi eskisi gibi
değil,direk okul müdürü suçlanıyor.
Ben ; siz öğrencilere ,her sınıfa, her kişiye, her biriye elimden geleni yapmaya çalışıyorum . Sosyal
, kültürel mümkün olabilecek her şeyi isteyebilirsiniz samimi ve dürüst olarak.

GÖKSU : Mesleğinizde edindiğiniz tecrübe ve deneyimlere dayanarak biz öğrencilere
verebileceğiniz tavsiyeler neler?
Öncellikle ben kendi düşüncelerimi söyleyeyim :Her birey ,her fert dürüst ve ahlaklı
olmalı.Dürüst ve ahlaklı olursa bir insanın, davranışlarıyla zaten dürüst olan kişinin,kişiliği
oturmuştur.O kişiye ders çalış da demezsin , şunu da yapma da demezsin çünkü o kişi ne
yapacağını bilir.
Neye mal olursa olsun yalan söylemeyin .Herkes hata yapar,önemli olan yapılan hatanın kasıtlı
olmamamsı bir de iyi dost hatayı kişinin yüzüne söyleyendir.Ben bir hata yapmışsam ,sen bunu
bana diyebilirsin. İrfan Bey ,bu iş böyle olmamalı diyebilirsin .Bir iş olmadı,bu iş yanlış denildiği
zaman önerisiyle gelmen gerekir ,şeklinde diyebilirsin; ben eleştiriye açığım.
UTKU : Mesleğinizin zor yanları nelerdir ?
Mesleğimin zor yanı nasıl söyleyeyim,beni tanısaydınız daha rahat ifade edebilirdim.Ekip olarak
çalıştığım kişilerle anlaşmak,bölge insanını tanımak ,iletişimi kolaylaştırmak gibi konularda zaman zaman
sıkıntı oluyor.
YELİZ : Son olarak biz öğlecilerden neler bekliyorsunuz ?
Siz öğrencilerden beklentilerimiz nelerdir? Başarılı olmanızdır.Sizin başarılarınız okula ve çevreye
yansıyor.Mesela toplantılara katılıyoruz okul dışında.Göktürk İlkokulu şöyle başarılıdır dendiğinde çok
mutlu oluyorum o zaman.Sizlere saygı duyuyorum, önünüzü açmak istiyorum. Elimden geldiğince sizlerin
isteklerinizi yerine getirmeye çalışıyorum.İstiyorum ki sizler her konuda başarılı olasınız.Okulu nasıl
önemsediğinizi bilelim.
Ayda bir Seviye Tespit Sınavı olmasını istiyoruz ama maddi sıkıntılar var, sistem buna yeterli olmuyor .

AHMET KAAN : Bizleri kabul ettiğiniz ve sorularımızı samimiyetle cevapladığınız
için arkadaşlarımız adına teşekkür ediyoruz.
Ahmet Kaan ÖZNACAR , Göksu TÜMER,
Mihriban İrem ERGİN Onur URAS,
Utku GÖKÇEN, Yeliz AKAYDIN

REŞAT NURİ GÜNTEKİN
(25 KASIM 1889 - 7 ARALIK 1956)
1889'da İstanbul’un Üsküdar ilçesinde dünyaya geldi. Babası, askeri tabip Nuri
Bey, annesi Erzincan valisi Yaver Paşa'nın kızı Lütfiye Hanım'dır. Reşide adlı kız
kardeşi çok genç yaşta hayatını kaybetti, tek çocuk olarak büyüdü.Babası askeri
doktor olduğu için öğrenim hayatı boyunca birçok il gezen Reşat Nuri, ilköğrenimine
Çanakkale 'de başladı. Çocukluk yıllarında dinlediği Fatma Aliye Hanım’ın ‘‘Udi’’
isimli romanı hayatına iz bırakıp,sanata heveslendiren eserleri arasına girdi.
Babasının Çanakkale’deki evlerinde zengin bir kütüphanesinin olması onu kitaplara
iten ve yazı yazma kültürünün gelişmesini sağlayan bir araç oldu.Öğrenimini yirmi üç
yaşında bitirmiştir.1927'ye kadar Bursa ve İstanbul’da çeşitli okullarda Fransızca
,Türkçe öğretmeni ve müdür olarak görev yaptı. 1927’de Erenköy Lisesi’nden yeni
mezun olan öğrencisi Hadiye Hanım ile evlendi.Öğretmenlik mesleğinin yanı sıra
edebiyatla uğraşan Reşat Nuri, Halit Ziya’nın eserlerinden aldığı ilhamla hikâye
yazma hevesi duymaktaydı. Daha sonra tiyatro edebiyatını benimseyerek bir tiyatro
yazarı olmak için uğraştı. Yazı hayatına 1.Dünya Savaşı sonlarında başladı.
Başlangıçta “Eski Ahbap” (1917) gibi uzun hikayeler, “Hançer”(1920) ve “Eski Rüya”
(1922) gibi sahne eserleri, “Gizli El” (1924) gibi romanlar yazan, tiyatro eleştiri ve
araştırmaları yayınlayan sanatçı “Çalıkuşu” adlı romanının 1922’de Vakit
Gazetesinde tefrika edilmesiyle şöhrete kavuştu. Güntekin'e akciğer kanseri teşhisi
konulduktan sonra tedavisi için Londra'ya gitti ve orada hastalığına yenik düşerek
öldü. 13 Aralık 1956 günü, Karacaahmet Mezarlığı'na gömüldü. Levent’te oturduğu
sokağa “Çalıkuşu” ismi,Kadıköy’de ve İzmir’de bir ilköğretim okuluna ve Fatih’te bir
tiyatro sahnesine Reşat Nuri Güntekin ismi verilmiştir.

Yazar, öykü, roman ve oyunlarıyla edebiyatımızda önemli bir yere sahiptir.
Kahramanları genelde tek yönlüdür. Olay kahramanlarını çevreyle birlikte verir.
Anadolu insanını iyi tanıdığı eserlerinden anlaşılır. Bazı eserlerinde genç
cumhuriyetin toplumsal ideallerini işlemiştir. Reşat Nuri GÜNTEKİN eserlerine
konuşma dilinin zenginliğini zorlanmadan yansıtır.
Reşat Nuri GÜNTEKİN, Cumhuriyet dönemi edebiyatında önemli bir yeri olan
Çalıkuşu, Yeşil Gece ve Anadolu Notları gibi önemli eserlere imza atmış
romancı, öykücü ve oyun yazarıdır.
‘‘Acımak’’ romanı bize hayat dersi vermekle birlikte o zamanki durumu da
göz önüne sermektedir. Kitap oldukça sürükleyici olup sıkmamaktadır. Yazar
kitaplarında daha çok kadın, çocuk, aile ve ahlâk meseleleri üzerinde
durmuştur.
Kitabın başlığı ve içeriği arasındaki bağlantı: Zehra Hanımın, babası
öldükten sonra acıma duygusuna sahip olması.
İrem ERGİN

MAVİSEL YENER’İN HAYATI

1984’de Ege Üniversitesi Diş
Hekimliği Fakültesinden mezun oldu.Öykü, masal,
köşe yazısı ve eleştiri yazıları 1978’den bu yana
gazete ve dergilerde yayımlanıyor. Şiir, öykü, masal,
tiyatro oyunu, roman türlerinde pek çok eser
verdi.Bugüne kadar yayımlanmış kırktan fazla çocuk
kitabı vardır.İki yıl süreyle Gazete Ege’de çocuk
sayfası hazırladı.Haber Ekspres gazetesinin çocuk
sayfasında köşe yazarlığı yaptı. Varlık, Virgül,
Edebiyat Eleştiri gibi yazın dergilerinde öykü ve
yazıları yayımlandı.

TRT İzmir Radyosu’ nda iki yıl süreyle Mavi Mektuplar isimli köşeyi hazırlayıp
sundu.İki yazar arkadaşıyla birlikte kaleme aldığı Mor Gece Mavi Gün isimli çocuk
oyunu Ankara Devlet Tiyatrosu’nda 2007 yılında sahnelendi.
Edebiyatçılar Derneği, Yazarlar Sendikası, Dil Derneği ve P.E.N. Yazarlar
Derneği’ nin üyesidir.Yazar, genel merkezi İzmir’de olan AIDS ile Mücadele
Derneği’nin yönetim kurulu üyesidir.Uyuşturucu ve AIDS konusunda eğitimci
eğitmeni olarak çalışmaktadır.Çocuk yazını alanında atölye eğitmenliği de
yapıyor.Mavisel Yener’in kitapları başka dillere de çevriliyor, dünya çocuklarıyla
buluşuyor.Ondan fazla ödülü vardır.
Yener, eserlerinde çocuk sevgisini, çocukların çocukluklarını yaşamalarını, her
koşulda sevinmeleri gerektiğini vurguluyor.
"

MAVİ

ZAMANLAR

Birce evlerinin yakınındaki kitapçıya girdi.Yedinci sınıf ders
kitaplarını verip onların yerine tatilde okuyacak kitaplar alacaktı.
Gözü birden bir kitaba takıldı.‘Gizli Geçitleri Bulmanın Yolları’.
Aldığı birçok kitabın yanına bunu da koydu ve eve gitti.Kitapları
okumak için sabırsızlanıyordu.Kırmızı kitaba göz gezdirirken elektrikler
gitti ve mum ışığında okumaya başladı.Birce okulda yapılan öykü yazma yarışmasında
dereceye girmişti ve ödülü bir haftalık” Allianoi (Alyanoi) Kurtarma Kazısı Alanı” gezisiydi.
Birce gezi günü erkenden uyanmıştı.Öğretmeni Sezin Hanım onları kazı alanına bırakıp
İzmir’e geri döndü.Kazı alanındakiler Birce ve arkadaşlarını çok sıcak karşıladılar.Herkes
odalarına yerleşti.Gilman ve Arzu kızlara kazı alanını gezdirdiler, akşam yemeği yediler sonra
odalarına çekildiler. Kaldıkları odanın yanında kemik odası vardı.Sevilay biraz korkmuştu ve
uyuyamamıştı.Dışarı çıkıp hava aldı, midesi bulanıyordu. Kahvaltıdan sonra Gilman Birce’ye
buranın eski bir sağlık merkezi olduğunu anlattı.Daha sonra tekerlek izinin olduğu bir taş
gösterdi.Öğle yemeği yediler, sohbet ettiler, kırmızı kapaklı kitabı okudular.Kitapta tekerlek
izinden bahsediyordu.Birce ve Gilman artık bir iz peşindeydi.Kitaba güveniyor ve kitaptaki
sözlerin şifre olduğunu düşünüyorlardı, gerçekten de öyleydi.
Gezinirken hamamda duran siyah taşın fotoğrafını çeken birini gördüler, gece onlarda
içeri girip bakacaktı.Işıl’a da gizemi anlattılar ve üçü tünele girdi.Tünelde Selo ve İbrahim
vardı.Onların amaçları elektromanyetik taşı ele geçirmekti.Kitapta Dolunay Masalcısının
verdiği ipuçlarıyla Allionoi’nin gizli geçitlerini ve su perisini buldular.Su perisinin karnındaki
deniz kabuğunu sağa çevirince birden her yer kaynar suyla doldu.Kırmızı kitabın aynısının su
perisinin kucağında olduğunu gördüler.Daha önceden buldukları taşı su perisine attılar ve
sular çekildi.Su kaynaklarını yönlendirmek isteyen güçlere engel oldular ve dünyanın
dengesini bozacak bir tehlikeyi de önlediler.

Yıllar sonra Gilman ünlü bir arkeolog
olmuştu ve bir söylencede bu hikayeyi
anlattı.Bir kız bunu bildiğini söyledi ve
Gilman annesinin adını sordu.Annesinin
adı Birce kızın adı ise Perisu idi.Gilman
Birce’ye bir efsane yazdı ve yanına da
bir not koydu vermesi için Perisu’yla
gönderdi.

Seza KURUKAFA

MERHABA SEVGİ
Ayla KUTLU
Ayla KUTLU ’ nun bu eserinde Anadolu’nun küçük bir köyünde yaşayan Sevgi adlı
küçük bir kız vardır.Bu kız hayvanları çok sever.Ve yemeği bile dahil her şeyini
hayvanlarla paylaşır.Bu kız anaokuluna başlar.Bir gün okul bir seyahat düzenler bu sırada
seyahate gittikleri otobüs karşıdan gelen bir kamyona çarpar ve kaza yapar bu kazada
Sevgi’nin kolu kırılır ve kolundaki sinirleri kırıldığı için kolu kesilir ve artık sevgi artık çolaktır.Ama
bu olayın üzerine Sevgi bir süre hayata küser.Bunun üzerine hastanenin baş hekimi Sevgi ile bir
konuşma yapar ve onun sosyal etkinliklere katılmasını ve sol kolla yemek yemeye,resim çizmeye
ve bunun tarzı şeyleri yapmaya alışmasını söyler.Bir süre sonra Sevgi ilk okula başlar.İlkokulda
yeni arkadaşlar edinir .Hastanenin baş hekiminin tayini çıkar bu nedenle hastaneye yeni bir baş
hekim gelir Sevgi bu başhekimle de kısa sürede tanışır .Hastanede bir hastabakıcı vardır ismi
Hatice’dir,Bu kadın sevgiyi tehdit eder ve kendi işlerini ona yaptırır.Sadece o değil hastanedeki
malları çalmasında da yardımcı olmasına zorlar.Daha sonra Hatice hanımın malları kaçırdığı
fark edilir.Bu nedenle Hatice hanım kaçar.
Sevgi’nin liseye başlamasına on gün kala sevginin Sarışık adlı ineği hamiledir.Ama
Sevgi’nin köyündeki hayvanlardan anlayan kişiler ne yapsalar da yavruyu kurtaramazlar.Sarışık’
ın içine bir ip sokarlar ve yavruyu böyle çıkarmaya çalışırlar ama yavruyu gene kurtaramazlar ve
yavruyu parçalayıp parça parça çıkarırlar.Bu olay Sevgi’yi o kadar çok etkiler ki hayvanlarla
ilgilenen bir meslek yok mu diye düşünür ve lisedeki matematik öğretmeniyle bu olayı paylaşır.
Matematik öğretmeni de onu veteriner olan bir arkadaşına götürür.Sevgi bunun üzerine veteriner
olmaya karar verir. Sevgi artık gelecekte ne olacağı konusunda çok kararlıdır. Büyüyünce
veteriner olacak ve hayvanlara yardım edecektir…

SEVGİ : Kitabın baş rolündeki kişi,hayvanları ve doğayı çok seviyor ve
veteriner olmak istiyor.
HATİCE TEYZE : Hastanede çalışan ve hastalara kötü davranan
bir hastabakıcı, Sevgi’yi kendi özel işlerinde kullanmaya çalışan kötü
birisi, aynı zamanda hırsızlık da yapıyor
BAŞHEKİM : Sevgi’ye iyileşmesinde yardım eden doktor
SARIŞIK : Sevgi’nin ineği

SÜTLAÇ : Sevgi’nin en iyi hayvan dostlarından biri aynı
zamanda Sevgi’nin kedisi.
MATEMATİK ÖĞRETMENİ:Sevgi’nin veteriner olma kararını
vermesinde büyük katkısı var.

****İnsanı ve insanlığı gerçekten seven kişiler, aynı zamanda
doğaya da saygı gösteren ve onu koruyan kişilerdir.Bu kitap
insanı,dünyayı daha doğrusu hayatı sevmemiz gerektiğini ve
hayattaki zorluklar içinde gene de bir yerlere gelmek ve bu
zorluklarla mücadele etmemiz gerektiğini anlatıyor.
Mert KAYABAŞI

DEMİR YOLU MEDENİYET YOLU
Hasret kavuşturan derler
Yol bitmez, özlem bitmez
Mutluluk taşır derler
Demir yolu medeniyet yolu
Gurbet Anadolu ‘dan
Yurt dışına göçtü diyorlar
Anadolu insanları
Demir yolu medeniyet yolu
Hasret kavuşturan geldi
Dert bitti, özlem bitti
Sevgi dolu mutluluk geldi.
Demir yolu medeniyet dolu
Selen AŞKUN

DİŞ HEKİMLİĞİNE YOLCULUK

Beni Geleceğime

Hazırlayacak Lise

Hayallerimdeki üniversiteye gidebilmek için yabancı dil ve diğer ders
eğitimlerinin daha zorlayıcı ve detaylı öğrenime olanak tanıyan bir anadolu lisesi
olacağına inanıyorum.İngilizce hazırlık sınıfı olan Kadıköy Anadolu Lisesi beni
hayallerime ulaştıracak lise olduğunu düşünüyorum.
Zevkle Çalışacağım İş
Küçüklüğümden beri çürük ve kötü görünüşlü dişlerden etkilenmişimdir.
İnsanlara yardımcı olmak ve güler yüzlü davranmak benim başlıca özelliğimdir.Bu
iki özelliğimi kullanarak diş hekimliğinde çok başarılı olacağımı düşünüyorum.
İnsanın zevk alacağı işi yapması, o işte daha başarılı olmasını sağlar.

Diş Hekimliği Fakültesi, ağız boşluğunun ve diş sağlığının korunması, diş
ve diş etleri hastalıklarının tedavisi, diş ve çene ameliyatları ile protez
yapımı konularında eğitim ve araştırma yapar. Bir diş hekimi hastaları ile iyi
ilişkiler kurabilmeli, onların güvenini kazanabilmelidir. Bunun için diş hekimi
olmayı düşünen bir kimsenin sabırlı, hoşgörülü, güler yüzlü olması ve
insanlara içten ilgi duyması gerekir.
Diş Hekimi olmak için İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nde
okumak ve beş yılda eğitimimi tamamlamak istiyorum.
Yapacağım iş benim için çok önemlidir çünkü hem kariyerim hem de
toplumdaki yerim açısından kendimi iyi hissettiğim işi yapmalıyım.İnsan
sevdiği işi yaparsa hem yorulmaz hem de mutlu olur.Bu mutluluğu
yaşarken aynı anda para kazanmanın çok keyifli olacağını
düşünüyorum.Ben de bu mutluluğu ve keyfi diş hekimliği ile yaşayacağımı
düşünüyorum.
Tekirdağ’da Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi açarak kendi işimi yapmak
istiyorum.Bunu yapmadan önce bu konuda Amerika’da kendimi geliştirmek
ve en son teknolojileri öğrenmek istiyorum.
Muhsin Efe KARATAŞ

TANITIM
ESER W.SHAKESPARE’İN
OLUP KOMEDİ HALİNDE
YENİDEN
DÜZENLENMİŞTİR .
DRAMATİK BİR AŞK
HİKAYESİNİN
MÜZİK VE DANSLA
HARMANLANDIĞI BU
ESERİ ‘’ANTİK TİYATRO’’
ADLI BİR EKİP
OYNAMAKTADIR.

SAHNE ARKASI
YAZAN VE YÖNETEN: Mehmet YILMAZSOY
DEKOR-IŞIK:Fatih YILMAZ
REJİ ASİSTANI:Yasemin ŞAHİN
KOSTÜM:Rüveyda YEŞİL
DANS: Serap GÖKÇE/Yasemin ŞAHİN

OYUNCU KADROSU
Burak Güray YAŞAR
Ezgi Duygu BEKDEMİR
Serkan GÜRBÜZ
Yasemin ŞAHİN
Serap GÖKÇE
Mehmet YILMAZSOY
Gürcan GÜLPINAR
Hamza BAL
Can YILMAZ

ESER

Oyunun konusu klasik Romeo ve juliet’ ten çok farklı
olmamakla birlikte günümüz komedisiyle daha da ilgi çekici hale
gelmiştir.
Yine de kısaca söz etmekte fayda vardır. Capuletler ve
Montagueler arasında yıllardır süren bir düşmanlık vardır.
Montagueler’in oğlu Romeo bir gün çağrıldığı bir şölene katılır.Bu
şölende Juliet adlı bir kızı görür ve ona aşık olur.Aynı şekilde kız
da ona aşık olmuştur.Ancak Juliet Capulet Ailesi’nden olduğu için
bu bir yasak aşktır.

Buna rağmen daha fazla dayanamazlar ve gizlice evlenirler.Ancak
durum düşündükleri gibi olmayacaktır. Montagueler’in oğlu Tybalt kız
kardeşinin evlendiğini duyup bunu engellemek ister ancak başarısız
olur.Romeo ve Juliet artık birbirleriye görüşememektedirler.

Bu durumun da çözümü vardır. Juliet’in dadısı bu iki deli aşığın elçisi
olmuştur artık. Romeo ve Juliet’in umutları tükenmiştir artık. Capuletler
Juliet’i Paris ile evlendirmeyi akıllarına koymuşlardır. Tabi ki Juliet buna
izin vermez ama işi işten geçmiştir artık. Bu arada Prens, Romeo’ya sürgün
cezası verir. Juliet, bilgi alabileceği tek kişi olan Rahip Lawrence’a gider ve
giderken ailesine günah çıkartmaya gittiği yalanını söyler. Rahip Lawrence,
Juliet’e son bir kavuşma umudu olduğunu söyler. Ona bir iksir verir ve bu
iksir onu iki gün ölü gibi gösterecektir. Böylece Juliet istemediği bir
evlilikten kurtulacaktır. Rahip Romeo’ya da bunları anlatan bir mektup
yazar ancak bu mektup ona zamanında ulaşamaz.
Romeo , Juliet’i bulabileceği umuduyla geri döner ancak Juliet’i ölü
olarak bulunca çılgına döner ve yüzüğündeki zehri içer.Bir süre sonra
uyanan Juliet ise onu görünce öpüp payını alır .

Ahmet Kaan ÖZNACAR

TREN
Trenlerimiz var yurdumuzda
Götürür bizi en uzak diyarlara
Mutlu eder bizleri
Neşelendirir hepimizi
Biter yol,
Sevdiklerimizle buluşunca
Geri gideriz
Mutlu olunca.
Demir yolu yurdun her yerinde
Hepimiz gezeriz trenle
Yol kısa gelir bizlere
Tren güzeldir bence…
Yankı ÖZTÜRK

ASLIMIZ
Çanakkale ne bir destan ne de bir masal … O bir yaşanmışlık, o bir
gerçek…İsimsiz kahramanların yattığı toprak…Bucak bucak yurdun her
köşesinden tek bir amaç uğrunda ölmeye gelenlerin vatanı….
18 Mart günü dayandığında kapıya , yurdun her köşesi doğusu batısı,
kuzeyi güneyi bir oldu.Tek yürek , tek can koştu Çanakkale’ye.İnsan için en
önemli olan canıdır ama onlar o canı Çanakkale’ de kaybedeceğini bile bile “
Vatan sağ olsun !” diyerek gittiler ardına bakmadan..
Onlar öyle gururlu ve onurluydular ki yüreklerine ateş topları saplansa
dahi yüzlerinde vatan uğruna can vermenin sevinci yansıyordu.
Bizler de bu aziz vatanı kimselere bırakmayacağız.Çanakkale bizim
aslımız, biz aslımızı unutmayacağız.

Ezgi DEMİRKAN

SİHİRLİ KELİME : MERHABA

Ne kadar süredir yürüdüğümü hiç bilmiyordum…Amaçsız bir şekilde bir sokaktan öbürüne ondan da
diğerine doğru ilerledim.Arkadaşlarımla yaşadığım tatsız tartışma sinirlerimi bozmuştu.Adeta hayata dair
her şeyden nefret ediyordum.
Bir banka oturdum.Köşedeki duvarın dibinde , kıyafetlerinden sokak çocuğu olduğunu tahmin ettiğim
küçük bir çocuk ,sessiz ve kesik kesik ağlıyordu.O anda kendi sorunlarımı unutup yanına koştum.Hafifçe
çömelip yüzümü onunla aynı hizaya getirdim.” merhaba !” dedim.”Ne oldu sana ?” Başını kaldırıp
masmavi gözleriyle bana baktı.”Merhaba…” dedi narin titrek bir sesle.Üşümüş görünüyordu.Kaşkolumu
ona sardım.”Aç mısın ?” diye sordum.Utangaç bir tavırla başını salladı.En yakındaki bakkaldan ona
birkaç küçük şey aldım.İnanılmaz bir iştahla hepsini silip süpürdü.Minnettar bir edayla bana
bakıyordu.”Bir şeyler daha ister misin ?” diye sordum.”Hayır, teşekkür ederim.”dedi suratında kocaman bir
gülümsemeyle …Onun yüzünün gülüyor olması beni de mutlu etmişti.

Bir süre küçük dostumla sohbet ettik.Ona ailesi ile İlgili sorular sorduğumda ilk önce
kaçamak cevaplar verdi.Ardından bana her şeyi anlattı. Hasta kardeşini , babasının
başka şehirlerde çalışmak zorunda olduğunu anlattı.Onu dinledikçe kendi sorunlarının
önemsizliğini kavradım.Ve bu küçük ufaklığın omuzlarıma binmiş ağır yükler beni çok
şaşırttı.Ayrıca bir sokak çocuğu olmadığını,onu seven bir ailesi olduğunu da öğrendim.
Tam gitmeye yeltendi ki cebine bir miktar para yerleştiriverdim.Almayı reddetti.O
küçük gözlerindeki ifade karşısında ürperdim.Büyük bir olgunlukla bana
bakıyordu.Parayı almaya gururunun elvermeyeceğini anladım ve ailesi için ekmek
,yoğurt ve benzeri yiyecekler alıp eline tutuşturdum.
Teşekkür etti ve ardından yürümeye başladı.Minicik ayaklarının asfaltta çıkardığı ses
beni hüzünlendirdi.Onu bir daha göremem artık,diye düşündüm.Ama öyle
olmadı.İlerleyen zamanlarda hep karşılaştık.Bir merhaba bana küçük bir dost
kazandırmıştı…

Asya AKTAŞ

BAŞARILI OLMANIN YOLLARI
 Başarılı olmuş insanların hayatları dikkatle incelendiğinde, planlı
bir yaşam ve sıradan bir hayat yaşamadıkları ilk göze çarpan
özelliktir.

 Ders çalışma süresini çok uzun tutmak öğrenmeyi olumsuz etkiler.
 Yorulmadan ara vermeyi öğrenmelisiniz.
 Başarıya giden ilk yol; kişinin kendisine söz geçirebilmesinden
geçer.
 Heyecana yer vermemeli tecrübeli insanların ve uzmanların
önerilerine kulak vermeli, istifade edilmelidir.
 Başarının yolu önce kişinin başarıya kendisini inandırmasıyla
mümkün olur.
 Hayvanı yaşatan iştah, insanı yaşatan ümit, milletleri yaşatan da
ideallerdir. Başarmak için ümitli olunmalı asla ve asla ümitsiz
olunmamalı.

BAŞARILI İNSAN;

BAŞARISIZ İNSAN;

 Başarılı insan; daima çözümün bir
parçasıdır.

 Başarısız insan; daima

 Başarılı insan; bir program
yapmıştır.

 Başarısız insan; devamlı
mazeret bulmuştur.

 Başarılı insan ;’işine yardım
edeyim der’

 Başarısız insan ; ‘bu benim
işim değil’ der.

 Başarılı insan; her soruna bir
çözüm bulmaya çalışır.

 Başarısız insan; her çözüme
bir sorun bulur.

 Başarılı insan ; ‘zor olabilir ama
imkansız değil’ der.

 Başarısız insan ; ‘mümkün
olabilir ama çok zor’ der

 Başarılı insan; en olumsuz anda
bile bir çıkış yolu bulur.

 Başarısız insan; en olumu
durumlarda bile engel bulur.

sorunun bir parçasıdır.

AYRILIRKEN…
Geride bıraktığımız ilköğretimin yerini
alacak yeni bir bilgi denizinde yolculuğumuzun başlamasına kısa
bir süre kaldı.Eminiz ki bu yolculuğunuzda da ; bize güven ,umut,
bilgi,dostluk, sevgi veren okulumuz GÖKTÜRK yine yanımızda
olacak.
Bizler de güzel bir yolculuktan sonra mutlu bir yüzle kıyıya
ulaşacağız.

Okulumuzdan ayrılırken ; içimizde yeni coşkular , heyecanlar,
açılmayı bekleyen tomurcuklar ve aynı zamanda da
öğretmenlerimizden ayrılacağımız için buruk bir üzüntü var.
2013 Mezunları…


Slide 23

GÖKTÜRK İLKOKULU
YIL : 3 SAYI : OCAK 2013

GÖKTÜRK İLKOKULU adına sahibi okul müdürü
İrfan PELİT
YAYIN KURULU
Baran UZUNGER
A.Ayça ZARASIZ
Nilhan SAĞNAK
Selen YILMAZ
C.Melis BULUT
İrem ERGİN
Yeliz AKAYDIN
Göksu TÜMER
Onur URAS
A.Kaan ÖZNACAR
DÜZENLEME
Fatma ZARARSIZ
İLETİŞİM
Ümit Mah.460.Sok.Nu : 4 Yenimahalle /ANKARA
Fax:0312 236 03 64
e-posta: 339002°meb.k12.tr
web: gokturkankara.meb.k12.tr
Tel : 0312 235 14 88
Bu dergi 13.01.2005 tarih 25699 sayılı resmi
gazetede yayınlanan MEB ilköğretim ve
ortaöğretim kurumları sosyal etkinlikler
yönetmeliğine uygun
olarak hazırlanmıştır.
Yazıların sorumluluğu yazarlara aittir.

“Hiçbir şeye ihtiyacımız
yok, yalnız bir şeye
ihtiyacımız vardır; çalışkan
olmak! “

Mustafa Kemal
ATATÜRK

SUNUŞ
RÖPORTAJ

“ Okul Müdürümüz İrfan PELİT”

BİYOGRAFİ

“ Mehmet Akif ERSOY”

YAZARLARIMIZDAN

“ Reşat Nuri GÜNTEKİN”

BİR YAZAR/ BİR ESER “ Mavisel YENER / MAVİ ZAMANLAR”
“ Ayla KUTLU / MİNİK SERÇE “
DİŞ HEKİMLİĞİNE YOLCULUK
DENEMELER, SÖYLEŞİLER

HİKAYELER, ŞİİRLER,TİYARO İZLENİMLERİ
AYRILIRKEN…
REHBERLİK KÖŞESİ

AHMET KAAN : Sayın müdürüm, öncelikle bizi makamınıza kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz.
Hoş geldiniz çocuklar.Nasıl gidiyor ,sınıfta durumlar nasıl?
AHMET KAAN : Teşekkürler… iyiyiz , SBS yaklaşıyor . Bu yüzden biraz heyecanlıyız.
Heyecanlanacak bir şey yok. Heyecanlanmazsanız daha iyi olur sizin için.
AHMET KAAN : Hocam, bazen heyecan daha iyi oluyor.
İyi olur da …Ucunu kaçırınca da olumsuz etki olabilir Siz yapabileceğinizi yapacaksınız.Gerisi gider kendi kendine.Elinizden geleni
yaptığınızdan emin olmanız yeterli.Evet, sizleri dinliyorum.
AHMET KAAN : Hocam ,bize kendinizi tanıtır mısınız?
Ben , İrfan PELİT . Gümüşhaneliyim ,1957 doğumluyum.Önce öğretmenlik sonra müdür yardımcılığı sonra da müdürlük yaptım.17
yıldır müdür olarak görevimi yapıyorum.
İREM : Şu anda müdür olmasaydınız ne olmak isterdiniz ?
Müdür olmasaydım yine öğretmen olmak isterdim.

ONUR : Hocam daha önce çalıştığınız okullarda ne gibi farklılıklar gözlemlediniz?
Daha önceki okullardan buranın farkı şöyle ki; Anadolu’ nun çeşitli bölgelerinde görev yaptım.Her çalıştığım
okulun öğrenci kadrosu farklı idi. Muş ‘ta başlayan öğretmenlik hayatım Gümüşhane,Diyarbakır, Çanakkale ve
sonrada Ankara illerinde devam etti. Yenimahalle Kent Kop İlköğretim Okulunda idarecilik görevim başladı. Aynı
okulda müdür yardımcılığı ve müdür vekilliği yaptıktan sonra Ziya Gökalp İlköğretim Okuluna müdür olarak
atandım. Ankara Batıkent’te , Ankara ‘da Refika Aksoy İlköğretim Okulunda 9 yıl görev yaptım.Oradan Göktürk
İlköğretim Okuluna geldim ,buradan da emekli olacağım.
Farklı bölgelerde çalıştığım dikkate alındığında ; oradaki öğrenciler ile buradakilerin maddi durumları ve kültürel
birikimlerinin aynı olmadığını söyleyebilirim. Buradaki öğrencilerin maddi durumları daha iyi.Ama orada
bulduğum samimiyeti orada bulmak zor .Ayrıca bazıları da sıkıntılıydı.Kötü alışkanlıkları vardı, fark bu.
Örneğin Refika Aksoy İlköğretim Okulu …Orası 1500 kişiydi, kalabalıktı.Başarı olarak şu anda da Refika Aksoy
başarılı. Buradaki öğrencilerin başarı potansiyelli de yüksek.
Herkesi seviyorum fakat bizi yanlış tanıdılar; futbol yasaklanması sizler tarafından olumsuz karşılandı.Futbol
için sahanın yetersiz olması, teneffüste bahçenin kalabalık olması nedeni ile futbol yasaklandı. Salonda da futbol
oynayabilirsiniz.
ONUR : Hocam, geçen yıl öğle teneffüsleri spor salonu açık oluyordu. Bu sene bu uygulamayı
görmedik genellikle spor salonu kapalı oluyor.
Bu sene o uygulamayı iptal ettik çünkü arkadaşlarınıza zarar geliyor. Sadece sizler olsanız
neyse …Allah korusun orada demir potalar var; birine bir şey olursa üzülürüz ..Şimdi eskisi gibi
değil,direk okul müdürü suçlanıyor.
Ben ; siz öğrencilere ,her sınıfa, her kişiye, her biriye elimden geleni yapmaya çalışıyorum . Sosyal
, kültürel mümkün olabilecek her şeyi isteyebilirsiniz samimi ve dürüst olarak.

GÖKSU : Mesleğinizde edindiğiniz tecrübe ve deneyimlere dayanarak biz öğrencilere
verebileceğiniz tavsiyeler neler?
Öncellikle ben kendi düşüncelerimi söyleyeyim :Her birey ,her fert dürüst ve ahlaklı
olmalı.Dürüst ve ahlaklı olursa bir insanın, davranışlarıyla zaten dürüst olan kişinin,kişiliği
oturmuştur.O kişiye ders çalış da demezsin , şunu da yapma da demezsin çünkü o kişi ne
yapacağını bilir.
Neye mal olursa olsun yalan söylemeyin .Herkes hata yapar,önemli olan yapılan hatanın kasıtlı
olmamamsı bir de iyi dost hatayı kişinin yüzüne söyleyendir.Ben bir hata yapmışsam ,sen bunu
bana diyebilirsin. İrfan Bey ,bu iş böyle olmamalı diyebilirsin .Bir iş olmadı,bu iş yanlış denildiği
zaman önerisiyle gelmen gerekir ,şeklinde diyebilirsin; ben eleştiriye açığım.
UTKU : Mesleğinizin zor yanları nelerdir ?
Mesleğimin zor yanı nasıl söyleyeyim,beni tanısaydınız daha rahat ifade edebilirdim.Ekip olarak
çalıştığım kişilerle anlaşmak,bölge insanını tanımak ,iletişimi kolaylaştırmak gibi konularda zaman zaman
sıkıntı oluyor.
YELİZ : Son olarak biz öğlecilerden neler bekliyorsunuz ?
Siz öğrencilerden beklentilerimiz nelerdir? Başarılı olmanızdır.Sizin başarılarınız okula ve çevreye
yansıyor.Mesela toplantılara katılıyoruz okul dışında.Göktürk İlkokulu şöyle başarılıdır dendiğinde çok
mutlu oluyorum o zaman.Sizlere saygı duyuyorum, önünüzü açmak istiyorum. Elimden geldiğince sizlerin
isteklerinizi yerine getirmeye çalışıyorum.İstiyorum ki sizler her konuda başarılı olasınız.Okulu nasıl
önemsediğinizi bilelim.
Ayda bir Seviye Tespit Sınavı olmasını istiyoruz ama maddi sıkıntılar var, sistem buna yeterli olmuyor .

AHMET KAAN : Bizleri kabul ettiğiniz ve sorularımızı samimiyetle cevapladığınız
için arkadaşlarımız adına teşekkür ediyoruz.
Ahmet Kaan ÖZNACAR , Göksu TÜMER,
Mihriban İrem ERGİN Onur URAS,
Utku GÖKÇEN, Yeliz AKAYDIN

REŞAT NURİ GÜNTEKİN
(25 KASIM 1889 - 7 ARALIK 1956)
1889'da İstanbul’un Üsküdar ilçesinde dünyaya geldi. Babası, askeri tabip Nuri
Bey, annesi Erzincan valisi Yaver Paşa'nın kızı Lütfiye Hanım'dır. Reşide adlı kız
kardeşi çok genç yaşta hayatını kaybetti, tek çocuk olarak büyüdü.Babası askeri
doktor olduğu için öğrenim hayatı boyunca birçok il gezen Reşat Nuri, ilköğrenimine
Çanakkale 'de başladı. Çocukluk yıllarında dinlediği Fatma Aliye Hanım’ın ‘‘Udi’’
isimli romanı hayatına iz bırakıp,sanata heveslendiren eserleri arasına girdi.
Babasının Çanakkale’deki evlerinde zengin bir kütüphanesinin olması onu kitaplara
iten ve yazı yazma kültürünün gelişmesini sağlayan bir araç oldu.Öğrenimini yirmi üç
yaşında bitirmiştir.1927'ye kadar Bursa ve İstanbul’da çeşitli okullarda Fransızca
,Türkçe öğretmeni ve müdür olarak görev yaptı. 1927’de Erenköy Lisesi’nden yeni
mezun olan öğrencisi Hadiye Hanım ile evlendi.Öğretmenlik mesleğinin yanı sıra
edebiyatla uğraşan Reşat Nuri, Halit Ziya’nın eserlerinden aldığı ilhamla hikâye
yazma hevesi duymaktaydı. Daha sonra tiyatro edebiyatını benimseyerek bir tiyatro
yazarı olmak için uğraştı. Yazı hayatına 1.Dünya Savaşı sonlarında başladı.
Başlangıçta “Eski Ahbap” (1917) gibi uzun hikayeler, “Hançer”(1920) ve “Eski Rüya”
(1922) gibi sahne eserleri, “Gizli El” (1924) gibi romanlar yazan, tiyatro eleştiri ve
araştırmaları yayınlayan sanatçı “Çalıkuşu” adlı romanının 1922’de Vakit
Gazetesinde tefrika edilmesiyle şöhrete kavuştu. Güntekin'e akciğer kanseri teşhisi
konulduktan sonra tedavisi için Londra'ya gitti ve orada hastalığına yenik düşerek
öldü. 13 Aralık 1956 günü, Karacaahmet Mezarlığı'na gömüldü. Levent’te oturduğu
sokağa “Çalıkuşu” ismi,Kadıköy’de ve İzmir’de bir ilköğretim okuluna ve Fatih’te bir
tiyatro sahnesine Reşat Nuri Güntekin ismi verilmiştir.

Yazar, öykü, roman ve oyunlarıyla edebiyatımızda önemli bir yere sahiptir.
Kahramanları genelde tek yönlüdür. Olay kahramanlarını çevreyle birlikte verir.
Anadolu insanını iyi tanıdığı eserlerinden anlaşılır. Bazı eserlerinde genç
cumhuriyetin toplumsal ideallerini işlemiştir. Reşat Nuri GÜNTEKİN eserlerine
konuşma dilinin zenginliğini zorlanmadan yansıtır.
Reşat Nuri GÜNTEKİN, Cumhuriyet dönemi edebiyatında önemli bir yeri olan
Çalıkuşu, Yeşil Gece ve Anadolu Notları gibi önemli eserlere imza atmış
romancı, öykücü ve oyun yazarıdır.
‘‘Acımak’’ romanı bize hayat dersi vermekle birlikte o zamanki durumu da
göz önüne sermektedir. Kitap oldukça sürükleyici olup sıkmamaktadır. Yazar
kitaplarında daha çok kadın, çocuk, aile ve ahlâk meseleleri üzerinde
durmuştur.
Kitabın başlığı ve içeriği arasındaki bağlantı: Zehra Hanımın, babası
öldükten sonra acıma duygusuna sahip olması.
İrem ERGİN

MAVİSEL YENER’İN HAYATI

1984’de Ege Üniversitesi Diş
Hekimliği Fakültesinden mezun oldu.Öykü, masal,
köşe yazısı ve eleştiri yazıları 1978’den bu yana
gazete ve dergilerde yayımlanıyor. Şiir, öykü, masal,
tiyatro oyunu, roman türlerinde pek çok eser
verdi.Bugüne kadar yayımlanmış kırktan fazla çocuk
kitabı vardır.İki yıl süreyle Gazete Ege’de çocuk
sayfası hazırladı.Haber Ekspres gazetesinin çocuk
sayfasında köşe yazarlığı yaptı. Varlık, Virgül,
Edebiyat Eleştiri gibi yazın dergilerinde öykü ve
yazıları yayımlandı.

TRT İzmir Radyosu’ nda iki yıl süreyle Mavi Mektuplar isimli köşeyi hazırlayıp
sundu.İki yazar arkadaşıyla birlikte kaleme aldığı Mor Gece Mavi Gün isimli çocuk
oyunu Ankara Devlet Tiyatrosu’nda 2007 yılında sahnelendi.
Edebiyatçılar Derneği, Yazarlar Sendikası, Dil Derneği ve P.E.N. Yazarlar
Derneği’ nin üyesidir.Yazar, genel merkezi İzmir’de olan AIDS ile Mücadele
Derneği’nin yönetim kurulu üyesidir.Uyuşturucu ve AIDS konusunda eğitimci
eğitmeni olarak çalışmaktadır.Çocuk yazını alanında atölye eğitmenliği de
yapıyor.Mavisel Yener’in kitapları başka dillere de çevriliyor, dünya çocuklarıyla
buluşuyor.Ondan fazla ödülü vardır.
Yener, eserlerinde çocuk sevgisini, çocukların çocukluklarını yaşamalarını, her
koşulda sevinmeleri gerektiğini vurguluyor.
"

MAVİ

ZAMANLAR

Birce evlerinin yakınındaki kitapçıya girdi.Yedinci sınıf ders
kitaplarını verip onların yerine tatilde okuyacak kitaplar alacaktı.
Gözü birden bir kitaba takıldı.‘Gizli Geçitleri Bulmanın Yolları’.
Aldığı birçok kitabın yanına bunu da koydu ve eve gitti.Kitapları
okumak için sabırsızlanıyordu.Kırmızı kitaba göz gezdirirken elektrikler
gitti ve mum ışığında okumaya başladı.Birce okulda yapılan öykü yazma yarışmasında
dereceye girmişti ve ödülü bir haftalık” Allianoi (Alyanoi) Kurtarma Kazısı Alanı” gezisiydi.
Birce gezi günü erkenden uyanmıştı.Öğretmeni Sezin Hanım onları kazı alanına bırakıp
İzmir’e geri döndü.Kazı alanındakiler Birce ve arkadaşlarını çok sıcak karşıladılar.Herkes
odalarına yerleşti.Gilman ve Arzu kızlara kazı alanını gezdirdiler, akşam yemeği yediler sonra
odalarına çekildiler. Kaldıkları odanın yanında kemik odası vardı.Sevilay biraz korkmuştu ve
uyuyamamıştı.Dışarı çıkıp hava aldı, midesi bulanıyordu. Kahvaltıdan sonra Gilman Birce’ye
buranın eski bir sağlık merkezi olduğunu anlattı.Daha sonra tekerlek izinin olduğu bir taş
gösterdi.Öğle yemeği yediler, sohbet ettiler, kırmızı kapaklı kitabı okudular.Kitapta tekerlek
izinden bahsediyordu.Birce ve Gilman artık bir iz peşindeydi.Kitaba güveniyor ve kitaptaki
sözlerin şifre olduğunu düşünüyorlardı, gerçekten de öyleydi.
Gezinirken hamamda duran siyah taşın fotoğrafını çeken birini gördüler, gece onlarda
içeri girip bakacaktı.Işıl’a da gizemi anlattılar ve üçü tünele girdi.Tünelde Selo ve İbrahim
vardı.Onların amaçları elektromanyetik taşı ele geçirmekti.Kitapta Dolunay Masalcısının
verdiği ipuçlarıyla Allionoi’nin gizli geçitlerini ve su perisini buldular.Su perisinin karnındaki
deniz kabuğunu sağa çevirince birden her yer kaynar suyla doldu.Kırmızı kitabın aynısının su
perisinin kucağında olduğunu gördüler.Daha önceden buldukları taşı su perisine attılar ve
sular çekildi.Su kaynaklarını yönlendirmek isteyen güçlere engel oldular ve dünyanın
dengesini bozacak bir tehlikeyi de önlediler.

Yıllar sonra Gilman ünlü bir arkeolog
olmuştu ve bir söylencede bu hikayeyi
anlattı.Bir kız bunu bildiğini söyledi ve
Gilman annesinin adını sordu.Annesinin
adı Birce kızın adı ise Perisu idi.Gilman
Birce’ye bir efsane yazdı ve yanına da
bir not koydu vermesi için Perisu’yla
gönderdi.

Seza KURUKAFA

MERHABA SEVGİ
Ayla KUTLU
Ayla KUTLU ’ nun bu eserinde Anadolu’nun küçük bir köyünde yaşayan Sevgi adlı
küçük bir kız vardır.Bu kız hayvanları çok sever.Ve yemeği bile dahil her şeyini
hayvanlarla paylaşır.Bu kız anaokuluna başlar.Bir gün okul bir seyahat düzenler bu sırada
seyahate gittikleri otobüs karşıdan gelen bir kamyona çarpar ve kaza yapar bu kazada
Sevgi’nin kolu kırılır ve kolundaki sinirleri kırıldığı için kolu kesilir ve artık sevgi artık çolaktır.Ama
bu olayın üzerine Sevgi bir süre hayata küser.Bunun üzerine hastanenin baş hekimi Sevgi ile bir
konuşma yapar ve onun sosyal etkinliklere katılmasını ve sol kolla yemek yemeye,resim çizmeye
ve bunun tarzı şeyleri yapmaya alışmasını söyler.Bir süre sonra Sevgi ilk okula başlar.İlkokulda
yeni arkadaşlar edinir .Hastanenin baş hekiminin tayini çıkar bu nedenle hastaneye yeni bir baş
hekim gelir Sevgi bu başhekimle de kısa sürede tanışır .Hastanede bir hastabakıcı vardır ismi
Hatice’dir,Bu kadın sevgiyi tehdit eder ve kendi işlerini ona yaptırır.Sadece o değil hastanedeki
malları çalmasında da yardımcı olmasına zorlar.Daha sonra Hatice hanımın malları kaçırdığı
fark edilir.Bu nedenle Hatice hanım kaçar.
Sevgi’nin liseye başlamasına on gün kala sevginin Sarışık adlı ineği hamiledir.Ama
Sevgi’nin köyündeki hayvanlardan anlayan kişiler ne yapsalar da yavruyu kurtaramazlar.Sarışık’
ın içine bir ip sokarlar ve yavruyu böyle çıkarmaya çalışırlar ama yavruyu gene kurtaramazlar ve
yavruyu parçalayıp parça parça çıkarırlar.Bu olay Sevgi’yi o kadar çok etkiler ki hayvanlarla
ilgilenen bir meslek yok mu diye düşünür ve lisedeki matematik öğretmeniyle bu olayı paylaşır.
Matematik öğretmeni de onu veteriner olan bir arkadaşına götürür.Sevgi bunun üzerine veteriner
olmaya karar verir. Sevgi artık gelecekte ne olacağı konusunda çok kararlıdır. Büyüyünce
veteriner olacak ve hayvanlara yardım edecektir…

SEVGİ : Kitabın baş rolündeki kişi,hayvanları ve doğayı çok seviyor ve
veteriner olmak istiyor.
HATİCE TEYZE : Hastanede çalışan ve hastalara kötü davranan
bir hastabakıcı, Sevgi’yi kendi özel işlerinde kullanmaya çalışan kötü
birisi, aynı zamanda hırsızlık da yapıyor
BAŞHEKİM : Sevgi’ye iyileşmesinde yardım eden doktor
SARIŞIK : Sevgi’nin ineği

SÜTLAÇ : Sevgi’nin en iyi hayvan dostlarından biri aynı
zamanda Sevgi’nin kedisi.
MATEMATİK ÖĞRETMENİ:Sevgi’nin veteriner olma kararını
vermesinde büyük katkısı var.

****İnsanı ve insanlığı gerçekten seven kişiler, aynı zamanda
doğaya da saygı gösteren ve onu koruyan kişilerdir.Bu kitap
insanı,dünyayı daha doğrusu hayatı sevmemiz gerektiğini ve
hayattaki zorluklar içinde gene de bir yerlere gelmek ve bu
zorluklarla mücadele etmemiz gerektiğini anlatıyor.
Mert KAYABAŞI

DEMİR YOLU MEDENİYET YOLU
Hasret kavuşturan derler
Yol bitmez, özlem bitmez
Mutluluk taşır derler
Demir yolu medeniyet yolu
Gurbet Anadolu ‘dan
Yurt dışına göçtü diyorlar
Anadolu insanları
Demir yolu medeniyet yolu
Hasret kavuşturan geldi
Dert bitti, özlem bitti
Sevgi dolu mutluluk geldi.
Demir yolu medeniyet dolu
Selen AŞKUN

DİŞ HEKİMLİĞİNE YOLCULUK

Beni Geleceğime

Hazırlayacak Lise

Hayallerimdeki üniversiteye gidebilmek için yabancı dil ve diğer ders
eğitimlerinin daha zorlayıcı ve detaylı öğrenime olanak tanıyan bir anadolu lisesi
olacağına inanıyorum.İngilizce hazırlık sınıfı olan Kadıköy Anadolu Lisesi beni
hayallerime ulaştıracak lise olduğunu düşünüyorum.
Zevkle Çalışacağım İş
Küçüklüğümden beri çürük ve kötü görünüşlü dişlerden etkilenmişimdir.
İnsanlara yardımcı olmak ve güler yüzlü davranmak benim başlıca özelliğimdir.Bu
iki özelliğimi kullanarak diş hekimliğinde çok başarılı olacağımı düşünüyorum.
İnsanın zevk alacağı işi yapması, o işte daha başarılı olmasını sağlar.

Diş Hekimliği Fakültesi, ağız boşluğunun ve diş sağlığının korunması, diş
ve diş etleri hastalıklarının tedavisi, diş ve çene ameliyatları ile protez
yapımı konularında eğitim ve araştırma yapar. Bir diş hekimi hastaları ile iyi
ilişkiler kurabilmeli, onların güvenini kazanabilmelidir. Bunun için diş hekimi
olmayı düşünen bir kimsenin sabırlı, hoşgörülü, güler yüzlü olması ve
insanlara içten ilgi duyması gerekir.
Diş Hekimi olmak için İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nde
okumak ve beş yılda eğitimimi tamamlamak istiyorum.
Yapacağım iş benim için çok önemlidir çünkü hem kariyerim hem de
toplumdaki yerim açısından kendimi iyi hissettiğim işi yapmalıyım.İnsan
sevdiği işi yaparsa hem yorulmaz hem de mutlu olur.Bu mutluluğu
yaşarken aynı anda para kazanmanın çok keyifli olacağını
düşünüyorum.Ben de bu mutluluğu ve keyfi diş hekimliği ile yaşayacağımı
düşünüyorum.
Tekirdağ’da Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi açarak kendi işimi yapmak
istiyorum.Bunu yapmadan önce bu konuda Amerika’da kendimi geliştirmek
ve en son teknolojileri öğrenmek istiyorum.
Muhsin Efe KARATAŞ

TANITIM
ESER W.SHAKESPARE’İN
OLUP KOMEDİ HALİNDE
YENİDEN
DÜZENLENMİŞTİR .
DRAMATİK BİR AŞK
HİKAYESİNİN
MÜZİK VE DANSLA
HARMANLANDIĞI BU
ESERİ ‘’ANTİK TİYATRO’’
ADLI BİR EKİP
OYNAMAKTADIR.

SAHNE ARKASI
YAZAN VE YÖNETEN: Mehmet YILMAZSOY
DEKOR-IŞIK:Fatih YILMAZ
REJİ ASİSTANI:Yasemin ŞAHİN
KOSTÜM:Rüveyda YEŞİL
DANS: Serap GÖKÇE/Yasemin ŞAHİN

OYUNCU KADROSU
Burak Güray YAŞAR
Ezgi Duygu BEKDEMİR
Serkan GÜRBÜZ
Yasemin ŞAHİN
Serap GÖKÇE
Mehmet YILMAZSOY
Gürcan GÜLPINAR
Hamza BAL
Can YILMAZ

ESER

Oyunun konusu klasik Romeo ve juliet’ ten çok farklı
olmamakla birlikte günümüz komedisiyle daha da ilgi çekici hale
gelmiştir.
Yine de kısaca söz etmekte fayda vardır. Capuletler ve
Montagueler arasında yıllardır süren bir düşmanlık vardır.
Montagueler’in oğlu Romeo bir gün çağrıldığı bir şölene katılır.Bu
şölende Juliet adlı bir kızı görür ve ona aşık olur.Aynı şekilde kız
da ona aşık olmuştur.Ancak Juliet Capulet Ailesi’nden olduğu için
bu bir yasak aşktır.

Buna rağmen daha fazla dayanamazlar ve gizlice evlenirler.Ancak
durum düşündükleri gibi olmayacaktır. Montagueler’in oğlu Tybalt kız
kardeşinin evlendiğini duyup bunu engellemek ister ancak başarısız
olur.Romeo ve Juliet artık birbirleriye görüşememektedirler.

Bu durumun da çözümü vardır. Juliet’in dadısı bu iki deli aşığın elçisi
olmuştur artık. Romeo ve Juliet’in umutları tükenmiştir artık. Capuletler
Juliet’i Paris ile evlendirmeyi akıllarına koymuşlardır. Tabi ki Juliet buna
izin vermez ama işi işten geçmiştir artık. Bu arada Prens, Romeo’ya sürgün
cezası verir. Juliet, bilgi alabileceği tek kişi olan Rahip Lawrence’a gider ve
giderken ailesine günah çıkartmaya gittiği yalanını söyler. Rahip Lawrence,
Juliet’e son bir kavuşma umudu olduğunu söyler. Ona bir iksir verir ve bu
iksir onu iki gün ölü gibi gösterecektir. Böylece Juliet istemediği bir
evlilikten kurtulacaktır. Rahip Romeo’ya da bunları anlatan bir mektup
yazar ancak bu mektup ona zamanında ulaşamaz.
Romeo , Juliet’i bulabileceği umuduyla geri döner ancak Juliet’i ölü
olarak bulunca çılgına döner ve yüzüğündeki zehri içer.Bir süre sonra
uyanan Juliet ise onu görünce öpüp payını alır .

Ahmet Kaan ÖZNACAR

TREN
Trenlerimiz var yurdumuzda
Götürür bizi en uzak diyarlara
Mutlu eder bizleri
Neşelendirir hepimizi
Biter yol,
Sevdiklerimizle buluşunca
Geri gideriz
Mutlu olunca.
Demir yolu yurdun her yerinde
Hepimiz gezeriz trenle
Yol kısa gelir bizlere
Tren güzeldir bence…
Yankı ÖZTÜRK

ASLIMIZ
Çanakkale ne bir destan ne de bir masal … O bir yaşanmışlık, o bir
gerçek…İsimsiz kahramanların yattığı toprak…Bucak bucak yurdun her
köşesinden tek bir amaç uğrunda ölmeye gelenlerin vatanı….
18 Mart günü dayandığında kapıya , yurdun her köşesi doğusu batısı,
kuzeyi güneyi bir oldu.Tek yürek , tek can koştu Çanakkale’ye.İnsan için en
önemli olan canıdır ama onlar o canı Çanakkale’ de kaybedeceğini bile bile “
Vatan sağ olsun !” diyerek gittiler ardına bakmadan..
Onlar öyle gururlu ve onurluydular ki yüreklerine ateş topları saplansa
dahi yüzlerinde vatan uğruna can vermenin sevinci yansıyordu.
Bizler de bu aziz vatanı kimselere bırakmayacağız.Çanakkale bizim
aslımız, biz aslımızı unutmayacağız.

Ezgi DEMİRKAN

SİHİRLİ KELİME : MERHABA

Ne kadar süredir yürüdüğümü hiç bilmiyordum…Amaçsız bir şekilde bir sokaktan öbürüne ondan da
diğerine doğru ilerledim.Arkadaşlarımla yaşadığım tatsız tartışma sinirlerimi bozmuştu.Adeta hayata dair
her şeyden nefret ediyordum.
Bir banka oturdum.Köşedeki duvarın dibinde , kıyafetlerinden sokak çocuğu olduğunu tahmin ettiğim
küçük bir çocuk ,sessiz ve kesik kesik ağlıyordu.O anda kendi sorunlarımı unutup yanına koştum.Hafifçe
çömelip yüzümü onunla aynı hizaya getirdim.” merhaba !” dedim.”Ne oldu sana ?” Başını kaldırıp
masmavi gözleriyle bana baktı.”Merhaba…” dedi narin titrek bir sesle.Üşümüş görünüyordu.Kaşkolumu
ona sardım.”Aç mısın ?” diye sordum.Utangaç bir tavırla başını salladı.En yakındaki bakkaldan ona
birkaç küçük şey aldım.İnanılmaz bir iştahla hepsini silip süpürdü.Minnettar bir edayla bana
bakıyordu.”Bir şeyler daha ister misin ?” diye sordum.”Hayır, teşekkür ederim.”dedi suratında kocaman bir
gülümsemeyle …Onun yüzünün gülüyor olması beni de mutlu etmişti.

Bir süre küçük dostumla sohbet ettik.Ona ailesi ile İlgili sorular sorduğumda ilk önce
kaçamak cevaplar verdi.Ardından bana her şeyi anlattı. Hasta kardeşini , babasının
başka şehirlerde çalışmak zorunda olduğunu anlattı.Onu dinledikçe kendi sorunlarının
önemsizliğini kavradım.Ve bu küçük ufaklığın omuzlarıma binmiş ağır yükler beni çok
şaşırttı.Ayrıca bir sokak çocuğu olmadığını,onu seven bir ailesi olduğunu da öğrendim.
Tam gitmeye yeltendi ki cebine bir miktar para yerleştiriverdim.Almayı reddetti.O
küçük gözlerindeki ifade karşısında ürperdim.Büyük bir olgunlukla bana
bakıyordu.Parayı almaya gururunun elvermeyeceğini anladım ve ailesi için ekmek
,yoğurt ve benzeri yiyecekler alıp eline tutuşturdum.
Teşekkür etti ve ardından yürümeye başladı.Minicik ayaklarının asfaltta çıkardığı ses
beni hüzünlendirdi.Onu bir daha göremem artık,diye düşündüm.Ama öyle
olmadı.İlerleyen zamanlarda hep karşılaştık.Bir merhaba bana küçük bir dost
kazandırmıştı…

Asya AKTAŞ

BAŞARILI OLMANIN YOLLARI
 Başarılı olmuş insanların hayatları dikkatle incelendiğinde, planlı
bir yaşam ve sıradan bir hayat yaşamadıkları ilk göze çarpan
özelliktir.

 Ders çalışma süresini çok uzun tutmak öğrenmeyi olumsuz etkiler.
 Yorulmadan ara vermeyi öğrenmelisiniz.
 Başarıya giden ilk yol; kişinin kendisine söz geçirebilmesinden
geçer.
 Heyecana yer vermemeli tecrübeli insanların ve uzmanların
önerilerine kulak vermeli, istifade edilmelidir.
 Başarının yolu önce kişinin başarıya kendisini inandırmasıyla
mümkün olur.
 Hayvanı yaşatan iştah, insanı yaşatan ümit, milletleri yaşatan da
ideallerdir. Başarmak için ümitli olunmalı asla ve asla ümitsiz
olunmamalı.

BAŞARILI İNSAN;

BAŞARISIZ İNSAN;

 Başarılı insan; daima çözümün bir
parçasıdır.

 Başarısız insan; daima

 Başarılı insan; bir program
yapmıştır.

 Başarısız insan; devamlı
mazeret bulmuştur.

 Başarılı insan ;’işine yardım
edeyim der’

 Başarısız insan ; ‘bu benim
işim değil’ der.

 Başarılı insan; her soruna bir
çözüm bulmaya çalışır.

 Başarısız insan; her çözüme
bir sorun bulur.

 Başarılı insan ; ‘zor olabilir ama
imkansız değil’ der.

 Başarısız insan ; ‘mümkün
olabilir ama çok zor’ der

 Başarılı insan; en olumsuz anda
bile bir çıkış yolu bulur.

 Başarısız insan; en olumu
durumlarda bile engel bulur.

sorunun bir parçasıdır.

AYRILIRKEN…
Geride bıraktığımız ilköğretimin yerini
alacak yeni bir bilgi denizinde yolculuğumuzun başlamasına kısa
bir süre kaldı.Eminiz ki bu yolculuğunuzda da ; bize güven ,umut,
bilgi,dostluk, sevgi veren okulumuz GÖKTÜRK yine yanımızda
olacak.
Bizler de güzel bir yolculuktan sonra mutlu bir yüzle kıyıya
ulaşacağız.

Okulumuzdan ayrılırken ; içimizde yeni coşkular , heyecanlar,
açılmayı bekleyen tomurcuklar ve aynı zamanda da
öğretmenlerimizden ayrılacağımız için buruk bir üzüntü var.
2013 Mezunları…


Slide 24

GÖKTÜRK İLKOKULU
YIL : 3 SAYI : OCAK 2013

GÖKTÜRK İLKOKULU adına sahibi okul müdürü
İrfan PELİT
YAYIN KURULU
Baran UZUNGER
A.Ayça ZARASIZ
Nilhan SAĞNAK
Selen YILMAZ
C.Melis BULUT
İrem ERGİN
Yeliz AKAYDIN
Göksu TÜMER
Onur URAS
A.Kaan ÖZNACAR
DÜZENLEME
Fatma ZARARSIZ
İLETİŞİM
Ümit Mah.460.Sok.Nu : 4 Yenimahalle /ANKARA
Fax:0312 236 03 64
e-posta: 339002°meb.k12.tr
web: gokturkankara.meb.k12.tr
Tel : 0312 235 14 88
Bu dergi 13.01.2005 tarih 25699 sayılı resmi
gazetede yayınlanan MEB ilköğretim ve
ortaöğretim kurumları sosyal etkinlikler
yönetmeliğine uygun
olarak hazırlanmıştır.
Yazıların sorumluluğu yazarlara aittir.

“Hiçbir şeye ihtiyacımız
yok, yalnız bir şeye
ihtiyacımız vardır; çalışkan
olmak! “

Mustafa Kemal
ATATÜRK

SUNUŞ
RÖPORTAJ

“ Okul Müdürümüz İrfan PELİT”

BİYOGRAFİ

“ Mehmet Akif ERSOY”

YAZARLARIMIZDAN

“ Reşat Nuri GÜNTEKİN”

BİR YAZAR/ BİR ESER “ Mavisel YENER / MAVİ ZAMANLAR”
“ Ayla KUTLU / MİNİK SERÇE “
DİŞ HEKİMLİĞİNE YOLCULUK
DENEMELER, SÖYLEŞİLER

HİKAYELER, ŞİİRLER,TİYARO İZLENİMLERİ
AYRILIRKEN…
REHBERLİK KÖŞESİ

AHMET KAAN : Sayın müdürüm, öncelikle bizi makamınıza kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz.
Hoş geldiniz çocuklar.Nasıl gidiyor ,sınıfta durumlar nasıl?
AHMET KAAN : Teşekkürler… iyiyiz , SBS yaklaşıyor . Bu yüzden biraz heyecanlıyız.
Heyecanlanacak bir şey yok. Heyecanlanmazsanız daha iyi olur sizin için.
AHMET KAAN : Hocam, bazen heyecan daha iyi oluyor.
İyi olur da …Ucunu kaçırınca da olumsuz etki olabilir Siz yapabileceğinizi yapacaksınız.Gerisi gider kendi kendine.Elinizden geleni
yaptığınızdan emin olmanız yeterli.Evet, sizleri dinliyorum.
AHMET KAAN : Hocam ,bize kendinizi tanıtır mısınız?
Ben , İrfan PELİT . Gümüşhaneliyim ,1957 doğumluyum.Önce öğretmenlik sonra müdür yardımcılığı sonra da müdürlük yaptım.17
yıldır müdür olarak görevimi yapıyorum.
İREM : Şu anda müdür olmasaydınız ne olmak isterdiniz ?
Müdür olmasaydım yine öğretmen olmak isterdim.

ONUR : Hocam daha önce çalıştığınız okullarda ne gibi farklılıklar gözlemlediniz?
Daha önceki okullardan buranın farkı şöyle ki; Anadolu’ nun çeşitli bölgelerinde görev yaptım.Her çalıştığım
okulun öğrenci kadrosu farklı idi. Muş ‘ta başlayan öğretmenlik hayatım Gümüşhane,Diyarbakır, Çanakkale ve
sonrada Ankara illerinde devam etti. Yenimahalle Kent Kop İlköğretim Okulunda idarecilik görevim başladı. Aynı
okulda müdür yardımcılığı ve müdür vekilliği yaptıktan sonra Ziya Gökalp İlköğretim Okuluna müdür olarak
atandım. Ankara Batıkent’te , Ankara ‘da Refika Aksoy İlköğretim Okulunda 9 yıl görev yaptım.Oradan Göktürk
İlköğretim Okuluna geldim ,buradan da emekli olacağım.
Farklı bölgelerde çalıştığım dikkate alındığında ; oradaki öğrenciler ile buradakilerin maddi durumları ve kültürel
birikimlerinin aynı olmadığını söyleyebilirim. Buradaki öğrencilerin maddi durumları daha iyi.Ama orada
bulduğum samimiyeti orada bulmak zor .Ayrıca bazıları da sıkıntılıydı.Kötü alışkanlıkları vardı, fark bu.
Örneğin Refika Aksoy İlköğretim Okulu …Orası 1500 kişiydi, kalabalıktı.Başarı olarak şu anda da Refika Aksoy
başarılı. Buradaki öğrencilerin başarı potansiyelli de yüksek.
Herkesi seviyorum fakat bizi yanlış tanıdılar; futbol yasaklanması sizler tarafından olumsuz karşılandı.Futbol
için sahanın yetersiz olması, teneffüste bahçenin kalabalık olması nedeni ile futbol yasaklandı. Salonda da futbol
oynayabilirsiniz.
ONUR : Hocam, geçen yıl öğle teneffüsleri spor salonu açık oluyordu. Bu sene bu uygulamayı
görmedik genellikle spor salonu kapalı oluyor.
Bu sene o uygulamayı iptal ettik çünkü arkadaşlarınıza zarar geliyor. Sadece sizler olsanız
neyse …Allah korusun orada demir potalar var; birine bir şey olursa üzülürüz ..Şimdi eskisi gibi
değil,direk okul müdürü suçlanıyor.
Ben ; siz öğrencilere ,her sınıfa, her kişiye, her biriye elimden geleni yapmaya çalışıyorum . Sosyal
, kültürel mümkün olabilecek her şeyi isteyebilirsiniz samimi ve dürüst olarak.

GÖKSU : Mesleğinizde edindiğiniz tecrübe ve deneyimlere dayanarak biz öğrencilere
verebileceğiniz tavsiyeler neler?
Öncellikle ben kendi düşüncelerimi söyleyeyim :Her birey ,her fert dürüst ve ahlaklı
olmalı.Dürüst ve ahlaklı olursa bir insanın, davranışlarıyla zaten dürüst olan kişinin,kişiliği
oturmuştur.O kişiye ders çalış da demezsin , şunu da yapma da demezsin çünkü o kişi ne
yapacağını bilir.
Neye mal olursa olsun yalan söylemeyin .Herkes hata yapar,önemli olan yapılan hatanın kasıtlı
olmamamsı bir de iyi dost hatayı kişinin yüzüne söyleyendir.Ben bir hata yapmışsam ,sen bunu
bana diyebilirsin. İrfan Bey ,bu iş böyle olmamalı diyebilirsin .Bir iş olmadı,bu iş yanlış denildiği
zaman önerisiyle gelmen gerekir ,şeklinde diyebilirsin; ben eleştiriye açığım.
UTKU : Mesleğinizin zor yanları nelerdir ?
Mesleğimin zor yanı nasıl söyleyeyim,beni tanısaydınız daha rahat ifade edebilirdim.Ekip olarak
çalıştığım kişilerle anlaşmak,bölge insanını tanımak ,iletişimi kolaylaştırmak gibi konularda zaman zaman
sıkıntı oluyor.
YELİZ : Son olarak biz öğlecilerden neler bekliyorsunuz ?
Siz öğrencilerden beklentilerimiz nelerdir? Başarılı olmanızdır.Sizin başarılarınız okula ve çevreye
yansıyor.Mesela toplantılara katılıyoruz okul dışında.Göktürk İlkokulu şöyle başarılıdır dendiğinde çok
mutlu oluyorum o zaman.Sizlere saygı duyuyorum, önünüzü açmak istiyorum. Elimden geldiğince sizlerin
isteklerinizi yerine getirmeye çalışıyorum.İstiyorum ki sizler her konuda başarılı olasınız.Okulu nasıl
önemsediğinizi bilelim.
Ayda bir Seviye Tespit Sınavı olmasını istiyoruz ama maddi sıkıntılar var, sistem buna yeterli olmuyor .

AHMET KAAN : Bizleri kabul ettiğiniz ve sorularımızı samimiyetle cevapladığınız
için arkadaşlarımız adına teşekkür ediyoruz.
Ahmet Kaan ÖZNACAR , Göksu TÜMER,
Mihriban İrem ERGİN Onur URAS,
Utku GÖKÇEN, Yeliz AKAYDIN

REŞAT NURİ GÜNTEKİN
(25 KASIM 1889 - 7 ARALIK 1956)
1889'da İstanbul’un Üsküdar ilçesinde dünyaya geldi. Babası, askeri tabip Nuri
Bey, annesi Erzincan valisi Yaver Paşa'nın kızı Lütfiye Hanım'dır. Reşide adlı kız
kardeşi çok genç yaşta hayatını kaybetti, tek çocuk olarak büyüdü.Babası askeri
doktor olduğu için öğrenim hayatı boyunca birçok il gezen Reşat Nuri, ilköğrenimine
Çanakkale 'de başladı. Çocukluk yıllarında dinlediği Fatma Aliye Hanım’ın ‘‘Udi’’
isimli romanı hayatına iz bırakıp,sanata heveslendiren eserleri arasına girdi.
Babasının Çanakkale’deki evlerinde zengin bir kütüphanesinin olması onu kitaplara
iten ve yazı yazma kültürünün gelişmesini sağlayan bir araç oldu.Öğrenimini yirmi üç
yaşında bitirmiştir.1927'ye kadar Bursa ve İstanbul’da çeşitli okullarda Fransızca
,Türkçe öğretmeni ve müdür olarak görev yaptı. 1927’de Erenköy Lisesi’nden yeni
mezun olan öğrencisi Hadiye Hanım ile evlendi.Öğretmenlik mesleğinin yanı sıra
edebiyatla uğraşan Reşat Nuri, Halit Ziya’nın eserlerinden aldığı ilhamla hikâye
yazma hevesi duymaktaydı. Daha sonra tiyatro edebiyatını benimseyerek bir tiyatro
yazarı olmak için uğraştı. Yazı hayatına 1.Dünya Savaşı sonlarında başladı.
Başlangıçta “Eski Ahbap” (1917) gibi uzun hikayeler, “Hançer”(1920) ve “Eski Rüya”
(1922) gibi sahne eserleri, “Gizli El” (1924) gibi romanlar yazan, tiyatro eleştiri ve
araştırmaları yayınlayan sanatçı “Çalıkuşu” adlı romanının 1922’de Vakit
Gazetesinde tefrika edilmesiyle şöhrete kavuştu. Güntekin'e akciğer kanseri teşhisi
konulduktan sonra tedavisi için Londra'ya gitti ve orada hastalığına yenik düşerek
öldü. 13 Aralık 1956 günü, Karacaahmet Mezarlığı'na gömüldü. Levent’te oturduğu
sokağa “Çalıkuşu” ismi,Kadıköy’de ve İzmir’de bir ilköğretim okuluna ve Fatih’te bir
tiyatro sahnesine Reşat Nuri Güntekin ismi verilmiştir.

Yazar, öykü, roman ve oyunlarıyla edebiyatımızda önemli bir yere sahiptir.
Kahramanları genelde tek yönlüdür. Olay kahramanlarını çevreyle birlikte verir.
Anadolu insanını iyi tanıdığı eserlerinden anlaşılır. Bazı eserlerinde genç
cumhuriyetin toplumsal ideallerini işlemiştir. Reşat Nuri GÜNTEKİN eserlerine
konuşma dilinin zenginliğini zorlanmadan yansıtır.
Reşat Nuri GÜNTEKİN, Cumhuriyet dönemi edebiyatında önemli bir yeri olan
Çalıkuşu, Yeşil Gece ve Anadolu Notları gibi önemli eserlere imza atmış
romancı, öykücü ve oyun yazarıdır.
‘‘Acımak’’ romanı bize hayat dersi vermekle birlikte o zamanki durumu da
göz önüne sermektedir. Kitap oldukça sürükleyici olup sıkmamaktadır. Yazar
kitaplarında daha çok kadın, çocuk, aile ve ahlâk meseleleri üzerinde
durmuştur.
Kitabın başlığı ve içeriği arasındaki bağlantı: Zehra Hanımın, babası
öldükten sonra acıma duygusuna sahip olması.
İrem ERGİN

MAVİSEL YENER’İN HAYATI

1984’de Ege Üniversitesi Diş
Hekimliği Fakültesinden mezun oldu.Öykü, masal,
köşe yazısı ve eleştiri yazıları 1978’den bu yana
gazete ve dergilerde yayımlanıyor. Şiir, öykü, masal,
tiyatro oyunu, roman türlerinde pek çok eser
verdi.Bugüne kadar yayımlanmış kırktan fazla çocuk
kitabı vardır.İki yıl süreyle Gazete Ege’de çocuk
sayfası hazırladı.Haber Ekspres gazetesinin çocuk
sayfasında köşe yazarlığı yaptı. Varlık, Virgül,
Edebiyat Eleştiri gibi yazın dergilerinde öykü ve
yazıları yayımlandı.

TRT İzmir Radyosu’ nda iki yıl süreyle Mavi Mektuplar isimli köşeyi hazırlayıp
sundu.İki yazar arkadaşıyla birlikte kaleme aldığı Mor Gece Mavi Gün isimli çocuk
oyunu Ankara Devlet Tiyatrosu’nda 2007 yılında sahnelendi.
Edebiyatçılar Derneği, Yazarlar Sendikası, Dil Derneği ve P.E.N. Yazarlar
Derneği’ nin üyesidir.Yazar, genel merkezi İzmir’de olan AIDS ile Mücadele
Derneği’nin yönetim kurulu üyesidir.Uyuşturucu ve AIDS konusunda eğitimci
eğitmeni olarak çalışmaktadır.Çocuk yazını alanında atölye eğitmenliği de
yapıyor.Mavisel Yener’in kitapları başka dillere de çevriliyor, dünya çocuklarıyla
buluşuyor.Ondan fazla ödülü vardır.
Yener, eserlerinde çocuk sevgisini, çocukların çocukluklarını yaşamalarını, her
koşulda sevinmeleri gerektiğini vurguluyor.
"

MAVİ

ZAMANLAR

Birce evlerinin yakınındaki kitapçıya girdi.Yedinci sınıf ders
kitaplarını verip onların yerine tatilde okuyacak kitaplar alacaktı.
Gözü birden bir kitaba takıldı.‘Gizli Geçitleri Bulmanın Yolları’.
Aldığı birçok kitabın yanına bunu da koydu ve eve gitti.Kitapları
okumak için sabırsızlanıyordu.Kırmızı kitaba göz gezdirirken elektrikler
gitti ve mum ışığında okumaya başladı.Birce okulda yapılan öykü yazma yarışmasında
dereceye girmişti ve ödülü bir haftalık” Allianoi (Alyanoi) Kurtarma Kazısı Alanı” gezisiydi.
Birce gezi günü erkenden uyanmıştı.Öğretmeni Sezin Hanım onları kazı alanına bırakıp
İzmir’e geri döndü.Kazı alanındakiler Birce ve arkadaşlarını çok sıcak karşıladılar.Herkes
odalarına yerleşti.Gilman ve Arzu kızlara kazı alanını gezdirdiler, akşam yemeği yediler sonra
odalarına çekildiler. Kaldıkları odanın yanında kemik odası vardı.Sevilay biraz korkmuştu ve
uyuyamamıştı.Dışarı çıkıp hava aldı, midesi bulanıyordu. Kahvaltıdan sonra Gilman Birce’ye
buranın eski bir sağlık merkezi olduğunu anlattı.Daha sonra tekerlek izinin olduğu bir taş
gösterdi.Öğle yemeği yediler, sohbet ettiler, kırmızı kapaklı kitabı okudular.Kitapta tekerlek
izinden bahsediyordu.Birce ve Gilman artık bir iz peşindeydi.Kitaba güveniyor ve kitaptaki
sözlerin şifre olduğunu düşünüyorlardı, gerçekten de öyleydi.
Gezinirken hamamda duran siyah taşın fotoğrafını çeken birini gördüler, gece onlarda
içeri girip bakacaktı.Işıl’a da gizemi anlattılar ve üçü tünele girdi.Tünelde Selo ve İbrahim
vardı.Onların amaçları elektromanyetik taşı ele geçirmekti.Kitapta Dolunay Masalcısının
verdiği ipuçlarıyla Allionoi’nin gizli geçitlerini ve su perisini buldular.Su perisinin karnındaki
deniz kabuğunu sağa çevirince birden her yer kaynar suyla doldu.Kırmızı kitabın aynısının su
perisinin kucağında olduğunu gördüler.Daha önceden buldukları taşı su perisine attılar ve
sular çekildi.Su kaynaklarını yönlendirmek isteyen güçlere engel oldular ve dünyanın
dengesini bozacak bir tehlikeyi de önlediler.

Yıllar sonra Gilman ünlü bir arkeolog
olmuştu ve bir söylencede bu hikayeyi
anlattı.Bir kız bunu bildiğini söyledi ve
Gilman annesinin adını sordu.Annesinin
adı Birce kızın adı ise Perisu idi.Gilman
Birce’ye bir efsane yazdı ve yanına da
bir not koydu vermesi için Perisu’yla
gönderdi.

Seza KURUKAFA

MERHABA SEVGİ
Ayla KUTLU
Ayla KUTLU ’ nun bu eserinde Anadolu’nun küçük bir köyünde yaşayan Sevgi adlı
küçük bir kız vardır.Bu kız hayvanları çok sever.Ve yemeği bile dahil her şeyini
hayvanlarla paylaşır.Bu kız anaokuluna başlar.Bir gün okul bir seyahat düzenler bu sırada
seyahate gittikleri otobüs karşıdan gelen bir kamyona çarpar ve kaza yapar bu kazada
Sevgi’nin kolu kırılır ve kolundaki sinirleri kırıldığı için kolu kesilir ve artık sevgi artık çolaktır.Ama
bu olayın üzerine Sevgi bir süre hayata küser.Bunun üzerine hastanenin baş hekimi Sevgi ile bir
konuşma yapar ve onun sosyal etkinliklere katılmasını ve sol kolla yemek yemeye,resim çizmeye
ve bunun tarzı şeyleri yapmaya alışmasını söyler.Bir süre sonra Sevgi ilk okula başlar.İlkokulda
yeni arkadaşlar edinir .Hastanenin baş hekiminin tayini çıkar bu nedenle hastaneye yeni bir baş
hekim gelir Sevgi bu başhekimle de kısa sürede tanışır .Hastanede bir hastabakıcı vardır ismi
Hatice’dir,Bu kadın sevgiyi tehdit eder ve kendi işlerini ona yaptırır.Sadece o değil hastanedeki
malları çalmasında da yardımcı olmasına zorlar.Daha sonra Hatice hanımın malları kaçırdığı
fark edilir.Bu nedenle Hatice hanım kaçar.
Sevgi’nin liseye başlamasına on gün kala sevginin Sarışık adlı ineği hamiledir.Ama
Sevgi’nin köyündeki hayvanlardan anlayan kişiler ne yapsalar da yavruyu kurtaramazlar.Sarışık’
ın içine bir ip sokarlar ve yavruyu böyle çıkarmaya çalışırlar ama yavruyu gene kurtaramazlar ve
yavruyu parçalayıp parça parça çıkarırlar.Bu olay Sevgi’yi o kadar çok etkiler ki hayvanlarla
ilgilenen bir meslek yok mu diye düşünür ve lisedeki matematik öğretmeniyle bu olayı paylaşır.
Matematik öğretmeni de onu veteriner olan bir arkadaşına götürür.Sevgi bunun üzerine veteriner
olmaya karar verir. Sevgi artık gelecekte ne olacağı konusunda çok kararlıdır. Büyüyünce
veteriner olacak ve hayvanlara yardım edecektir…

SEVGİ : Kitabın baş rolündeki kişi,hayvanları ve doğayı çok seviyor ve
veteriner olmak istiyor.
HATİCE TEYZE : Hastanede çalışan ve hastalara kötü davranan
bir hastabakıcı, Sevgi’yi kendi özel işlerinde kullanmaya çalışan kötü
birisi, aynı zamanda hırsızlık da yapıyor
BAŞHEKİM : Sevgi’ye iyileşmesinde yardım eden doktor
SARIŞIK : Sevgi’nin ineği

SÜTLAÇ : Sevgi’nin en iyi hayvan dostlarından biri aynı
zamanda Sevgi’nin kedisi.
MATEMATİK ÖĞRETMENİ:Sevgi’nin veteriner olma kararını
vermesinde büyük katkısı var.

****İnsanı ve insanlığı gerçekten seven kişiler, aynı zamanda
doğaya da saygı gösteren ve onu koruyan kişilerdir.Bu kitap
insanı,dünyayı daha doğrusu hayatı sevmemiz gerektiğini ve
hayattaki zorluklar içinde gene de bir yerlere gelmek ve bu
zorluklarla mücadele etmemiz gerektiğini anlatıyor.
Mert KAYABAŞI

DEMİR YOLU MEDENİYET YOLU
Hasret kavuşturan derler
Yol bitmez, özlem bitmez
Mutluluk taşır derler
Demir yolu medeniyet yolu
Gurbet Anadolu ‘dan
Yurt dışına göçtü diyorlar
Anadolu insanları
Demir yolu medeniyet yolu
Hasret kavuşturan geldi
Dert bitti, özlem bitti
Sevgi dolu mutluluk geldi.
Demir yolu medeniyet dolu
Selen AŞKUN

DİŞ HEKİMLİĞİNE YOLCULUK

Beni Geleceğime

Hazırlayacak Lise

Hayallerimdeki üniversiteye gidebilmek için yabancı dil ve diğer ders
eğitimlerinin daha zorlayıcı ve detaylı öğrenime olanak tanıyan bir anadolu lisesi
olacağına inanıyorum.İngilizce hazırlık sınıfı olan Kadıköy Anadolu Lisesi beni
hayallerime ulaştıracak lise olduğunu düşünüyorum.
Zevkle Çalışacağım İş
Küçüklüğümden beri çürük ve kötü görünüşlü dişlerden etkilenmişimdir.
İnsanlara yardımcı olmak ve güler yüzlü davranmak benim başlıca özelliğimdir.Bu
iki özelliğimi kullanarak diş hekimliğinde çok başarılı olacağımı düşünüyorum.
İnsanın zevk alacağı işi yapması, o işte daha başarılı olmasını sağlar.

Diş Hekimliği Fakültesi, ağız boşluğunun ve diş sağlığının korunması, diş
ve diş etleri hastalıklarının tedavisi, diş ve çene ameliyatları ile protez
yapımı konularında eğitim ve araştırma yapar. Bir diş hekimi hastaları ile iyi
ilişkiler kurabilmeli, onların güvenini kazanabilmelidir. Bunun için diş hekimi
olmayı düşünen bir kimsenin sabırlı, hoşgörülü, güler yüzlü olması ve
insanlara içten ilgi duyması gerekir.
Diş Hekimi olmak için İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nde
okumak ve beş yılda eğitimimi tamamlamak istiyorum.
Yapacağım iş benim için çok önemlidir çünkü hem kariyerim hem de
toplumdaki yerim açısından kendimi iyi hissettiğim işi yapmalıyım.İnsan
sevdiği işi yaparsa hem yorulmaz hem de mutlu olur.Bu mutluluğu
yaşarken aynı anda para kazanmanın çok keyifli olacağını
düşünüyorum.Ben de bu mutluluğu ve keyfi diş hekimliği ile yaşayacağımı
düşünüyorum.
Tekirdağ’da Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi açarak kendi işimi yapmak
istiyorum.Bunu yapmadan önce bu konuda Amerika’da kendimi geliştirmek
ve en son teknolojileri öğrenmek istiyorum.
Muhsin Efe KARATAŞ

TANITIM
ESER W.SHAKESPARE’İN
OLUP KOMEDİ HALİNDE
YENİDEN
DÜZENLENMİŞTİR .
DRAMATİK BİR AŞK
HİKAYESİNİN
MÜZİK VE DANSLA
HARMANLANDIĞI BU
ESERİ ‘’ANTİK TİYATRO’’
ADLI BİR EKİP
OYNAMAKTADIR.

SAHNE ARKASI
YAZAN VE YÖNETEN: Mehmet YILMAZSOY
DEKOR-IŞIK:Fatih YILMAZ
REJİ ASİSTANI:Yasemin ŞAHİN
KOSTÜM:Rüveyda YEŞİL
DANS: Serap GÖKÇE/Yasemin ŞAHİN

OYUNCU KADROSU
Burak Güray YAŞAR
Ezgi Duygu BEKDEMİR
Serkan GÜRBÜZ
Yasemin ŞAHİN
Serap GÖKÇE
Mehmet YILMAZSOY
Gürcan GÜLPINAR
Hamza BAL
Can YILMAZ

ESER

Oyunun konusu klasik Romeo ve juliet’ ten çok farklı
olmamakla birlikte günümüz komedisiyle daha da ilgi çekici hale
gelmiştir.
Yine de kısaca söz etmekte fayda vardır. Capuletler ve
Montagueler arasında yıllardır süren bir düşmanlık vardır.
Montagueler’in oğlu Romeo bir gün çağrıldığı bir şölene katılır.Bu
şölende Juliet adlı bir kızı görür ve ona aşık olur.Aynı şekilde kız
da ona aşık olmuştur.Ancak Juliet Capulet Ailesi’nden olduğu için
bu bir yasak aşktır.

Buna rağmen daha fazla dayanamazlar ve gizlice evlenirler.Ancak
durum düşündükleri gibi olmayacaktır. Montagueler’in oğlu Tybalt kız
kardeşinin evlendiğini duyup bunu engellemek ister ancak başarısız
olur.Romeo ve Juliet artık birbirleriye görüşememektedirler.

Bu durumun da çözümü vardır. Juliet’in dadısı bu iki deli aşığın elçisi
olmuştur artık. Romeo ve Juliet’in umutları tükenmiştir artık. Capuletler
Juliet’i Paris ile evlendirmeyi akıllarına koymuşlardır. Tabi ki Juliet buna
izin vermez ama işi işten geçmiştir artık. Bu arada Prens, Romeo’ya sürgün
cezası verir. Juliet, bilgi alabileceği tek kişi olan Rahip Lawrence’a gider ve
giderken ailesine günah çıkartmaya gittiği yalanını söyler. Rahip Lawrence,
Juliet’e son bir kavuşma umudu olduğunu söyler. Ona bir iksir verir ve bu
iksir onu iki gün ölü gibi gösterecektir. Böylece Juliet istemediği bir
evlilikten kurtulacaktır. Rahip Romeo’ya da bunları anlatan bir mektup
yazar ancak bu mektup ona zamanında ulaşamaz.
Romeo , Juliet’i bulabileceği umuduyla geri döner ancak Juliet’i ölü
olarak bulunca çılgına döner ve yüzüğündeki zehri içer.Bir süre sonra
uyanan Juliet ise onu görünce öpüp payını alır .

Ahmet Kaan ÖZNACAR

TREN
Trenlerimiz var yurdumuzda
Götürür bizi en uzak diyarlara
Mutlu eder bizleri
Neşelendirir hepimizi
Biter yol,
Sevdiklerimizle buluşunca
Geri gideriz
Mutlu olunca.
Demir yolu yurdun her yerinde
Hepimiz gezeriz trenle
Yol kısa gelir bizlere
Tren güzeldir bence…
Yankı ÖZTÜRK

ASLIMIZ
Çanakkale ne bir destan ne de bir masal … O bir yaşanmışlık, o bir
gerçek…İsimsiz kahramanların yattığı toprak…Bucak bucak yurdun her
köşesinden tek bir amaç uğrunda ölmeye gelenlerin vatanı….
18 Mart günü dayandığında kapıya , yurdun her köşesi doğusu batısı,
kuzeyi güneyi bir oldu.Tek yürek , tek can koştu Çanakkale’ye.İnsan için en
önemli olan canıdır ama onlar o canı Çanakkale’ de kaybedeceğini bile bile “
Vatan sağ olsun !” diyerek gittiler ardına bakmadan..
Onlar öyle gururlu ve onurluydular ki yüreklerine ateş topları saplansa
dahi yüzlerinde vatan uğruna can vermenin sevinci yansıyordu.
Bizler de bu aziz vatanı kimselere bırakmayacağız.Çanakkale bizim
aslımız, biz aslımızı unutmayacağız.

Ezgi DEMİRKAN

SİHİRLİ KELİME : MERHABA

Ne kadar süredir yürüdüğümü hiç bilmiyordum…Amaçsız bir şekilde bir sokaktan öbürüne ondan da
diğerine doğru ilerledim.Arkadaşlarımla yaşadığım tatsız tartışma sinirlerimi bozmuştu.Adeta hayata dair
her şeyden nefret ediyordum.
Bir banka oturdum.Köşedeki duvarın dibinde , kıyafetlerinden sokak çocuğu olduğunu tahmin ettiğim
küçük bir çocuk ,sessiz ve kesik kesik ağlıyordu.O anda kendi sorunlarımı unutup yanına koştum.Hafifçe
çömelip yüzümü onunla aynı hizaya getirdim.” merhaba !” dedim.”Ne oldu sana ?” Başını kaldırıp
masmavi gözleriyle bana baktı.”Merhaba…” dedi narin titrek bir sesle.Üşümüş görünüyordu.Kaşkolumu
ona sardım.”Aç mısın ?” diye sordum.Utangaç bir tavırla başını salladı.En yakındaki bakkaldan ona
birkaç küçük şey aldım.İnanılmaz bir iştahla hepsini silip süpürdü.Minnettar bir edayla bana
bakıyordu.”Bir şeyler daha ister misin ?” diye sordum.”Hayır, teşekkür ederim.”dedi suratında kocaman bir
gülümsemeyle …Onun yüzünün gülüyor olması beni de mutlu etmişti.

Bir süre küçük dostumla sohbet ettik.Ona ailesi ile İlgili sorular sorduğumda ilk önce
kaçamak cevaplar verdi.Ardından bana her şeyi anlattı. Hasta kardeşini , babasının
başka şehirlerde çalışmak zorunda olduğunu anlattı.Onu dinledikçe kendi sorunlarının
önemsizliğini kavradım.Ve bu küçük ufaklığın omuzlarıma binmiş ağır yükler beni çok
şaşırttı.Ayrıca bir sokak çocuğu olmadığını,onu seven bir ailesi olduğunu da öğrendim.
Tam gitmeye yeltendi ki cebine bir miktar para yerleştiriverdim.Almayı reddetti.O
küçük gözlerindeki ifade karşısında ürperdim.Büyük bir olgunlukla bana
bakıyordu.Parayı almaya gururunun elvermeyeceğini anladım ve ailesi için ekmek
,yoğurt ve benzeri yiyecekler alıp eline tutuşturdum.
Teşekkür etti ve ardından yürümeye başladı.Minicik ayaklarının asfaltta çıkardığı ses
beni hüzünlendirdi.Onu bir daha göremem artık,diye düşündüm.Ama öyle
olmadı.İlerleyen zamanlarda hep karşılaştık.Bir merhaba bana küçük bir dost
kazandırmıştı…

Asya AKTAŞ

BAŞARILI OLMANIN YOLLARI
 Başarılı olmuş insanların hayatları dikkatle incelendiğinde, planlı
bir yaşam ve sıradan bir hayat yaşamadıkları ilk göze çarpan
özelliktir.

 Ders çalışma süresini çok uzun tutmak öğrenmeyi olumsuz etkiler.
 Yorulmadan ara vermeyi öğrenmelisiniz.
 Başarıya giden ilk yol; kişinin kendisine söz geçirebilmesinden
geçer.
 Heyecana yer vermemeli tecrübeli insanların ve uzmanların
önerilerine kulak vermeli, istifade edilmelidir.
 Başarının yolu önce kişinin başarıya kendisini inandırmasıyla
mümkün olur.
 Hayvanı yaşatan iştah, insanı yaşatan ümit, milletleri yaşatan da
ideallerdir. Başarmak için ümitli olunmalı asla ve asla ümitsiz
olunmamalı.

BAŞARILI İNSAN;

BAŞARISIZ İNSAN;

 Başarılı insan; daima çözümün bir
parçasıdır.

 Başarısız insan; daima

 Başarılı insan; bir program
yapmıştır.

 Başarısız insan; devamlı
mazeret bulmuştur.

 Başarılı insan ;’işine yardım
edeyim der’

 Başarısız insan ; ‘bu benim
işim değil’ der.

 Başarılı insan; her soruna bir
çözüm bulmaya çalışır.

 Başarısız insan; her çözüme
bir sorun bulur.

 Başarılı insan ; ‘zor olabilir ama
imkansız değil’ der.

 Başarısız insan ; ‘mümkün
olabilir ama çok zor’ der

 Başarılı insan; en olumsuz anda
bile bir çıkış yolu bulur.

 Başarısız insan; en olumu
durumlarda bile engel bulur.

sorunun bir parçasıdır.

AYRILIRKEN…
Geride bıraktığımız ilköğretimin yerini
alacak yeni bir bilgi denizinde yolculuğumuzun başlamasına kısa
bir süre kaldı.Eminiz ki bu yolculuğunuzda da ; bize güven ,umut,
bilgi,dostluk, sevgi veren okulumuz GÖKTÜRK yine yanımızda
olacak.
Bizler de güzel bir yolculuktan sonra mutlu bir yüzle kıyıya
ulaşacağız.

Okulumuzdan ayrılırken ; içimizde yeni coşkular , heyecanlar,
açılmayı bekleyen tomurcuklar ve aynı zamanda da
öğretmenlerimizden ayrılacağımız için buruk bir üzüntü var.
2013 Mezunları…


Slide 25

GÖKTÜRK İLKOKULU
YIL : 3 SAYI : OCAK 2013

GÖKTÜRK İLKOKULU adına sahibi okul müdürü
İrfan PELİT
YAYIN KURULU
Baran UZUNGER
A.Ayça ZARASIZ
Nilhan SAĞNAK
Selen YILMAZ
C.Melis BULUT
İrem ERGİN
Yeliz AKAYDIN
Göksu TÜMER
Onur URAS
A.Kaan ÖZNACAR
DÜZENLEME
Fatma ZARARSIZ
İLETİŞİM
Ümit Mah.460.Sok.Nu : 4 Yenimahalle /ANKARA
Fax:0312 236 03 64
e-posta: 339002°meb.k12.tr
web: gokturkankara.meb.k12.tr
Tel : 0312 235 14 88
Bu dergi 13.01.2005 tarih 25699 sayılı resmi
gazetede yayınlanan MEB ilköğretim ve
ortaöğretim kurumları sosyal etkinlikler
yönetmeliğine uygun
olarak hazırlanmıştır.
Yazıların sorumluluğu yazarlara aittir.

“Hiçbir şeye ihtiyacımız
yok, yalnız bir şeye
ihtiyacımız vardır; çalışkan
olmak! “

Mustafa Kemal
ATATÜRK

SUNUŞ
RÖPORTAJ

“ Okul Müdürümüz İrfan PELİT”

BİYOGRAFİ

“ Mehmet Akif ERSOY”

YAZARLARIMIZDAN

“ Reşat Nuri GÜNTEKİN”

BİR YAZAR/ BİR ESER “ Mavisel YENER / MAVİ ZAMANLAR”
“ Ayla KUTLU / MİNİK SERÇE “
DİŞ HEKİMLİĞİNE YOLCULUK
DENEMELER, SÖYLEŞİLER

HİKAYELER, ŞİİRLER,TİYARO İZLENİMLERİ
AYRILIRKEN…
REHBERLİK KÖŞESİ

AHMET KAAN : Sayın müdürüm, öncelikle bizi makamınıza kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz.
Hoş geldiniz çocuklar.Nasıl gidiyor ,sınıfta durumlar nasıl?
AHMET KAAN : Teşekkürler… iyiyiz , SBS yaklaşıyor . Bu yüzden biraz heyecanlıyız.
Heyecanlanacak bir şey yok. Heyecanlanmazsanız daha iyi olur sizin için.
AHMET KAAN : Hocam, bazen heyecan daha iyi oluyor.
İyi olur da …Ucunu kaçırınca da olumsuz etki olabilir Siz yapabileceğinizi yapacaksınız.Gerisi gider kendi kendine.Elinizden geleni
yaptığınızdan emin olmanız yeterli.Evet, sizleri dinliyorum.
AHMET KAAN : Hocam ,bize kendinizi tanıtır mısınız?
Ben , İrfan PELİT . Gümüşhaneliyim ,1957 doğumluyum.Önce öğretmenlik sonra müdür yardımcılığı sonra da müdürlük yaptım.17
yıldır müdür olarak görevimi yapıyorum.
İREM : Şu anda müdür olmasaydınız ne olmak isterdiniz ?
Müdür olmasaydım yine öğretmen olmak isterdim.

ONUR : Hocam daha önce çalıştığınız okullarda ne gibi farklılıklar gözlemlediniz?
Daha önceki okullardan buranın farkı şöyle ki; Anadolu’ nun çeşitli bölgelerinde görev yaptım.Her çalıştığım
okulun öğrenci kadrosu farklı idi. Muş ‘ta başlayan öğretmenlik hayatım Gümüşhane,Diyarbakır, Çanakkale ve
sonrada Ankara illerinde devam etti. Yenimahalle Kent Kop İlköğretim Okulunda idarecilik görevim başladı. Aynı
okulda müdür yardımcılığı ve müdür vekilliği yaptıktan sonra Ziya Gökalp İlköğretim Okuluna müdür olarak
atandım. Ankara Batıkent’te , Ankara ‘da Refika Aksoy İlköğretim Okulunda 9 yıl görev yaptım.Oradan Göktürk
İlköğretim Okuluna geldim ,buradan da emekli olacağım.
Farklı bölgelerde çalıştığım dikkate alındığında ; oradaki öğrenciler ile buradakilerin maddi durumları ve kültürel
birikimlerinin aynı olmadığını söyleyebilirim. Buradaki öğrencilerin maddi durumları daha iyi.Ama orada
bulduğum samimiyeti orada bulmak zor .Ayrıca bazıları da sıkıntılıydı.Kötü alışkanlıkları vardı, fark bu.
Örneğin Refika Aksoy İlköğretim Okulu …Orası 1500 kişiydi, kalabalıktı.Başarı olarak şu anda da Refika Aksoy
başarılı. Buradaki öğrencilerin başarı potansiyelli de yüksek.
Herkesi seviyorum fakat bizi yanlış tanıdılar; futbol yasaklanması sizler tarafından olumsuz karşılandı.Futbol
için sahanın yetersiz olması, teneffüste bahçenin kalabalık olması nedeni ile futbol yasaklandı. Salonda da futbol
oynayabilirsiniz.
ONUR : Hocam, geçen yıl öğle teneffüsleri spor salonu açık oluyordu. Bu sene bu uygulamayı
görmedik genellikle spor salonu kapalı oluyor.
Bu sene o uygulamayı iptal ettik çünkü arkadaşlarınıza zarar geliyor. Sadece sizler olsanız
neyse …Allah korusun orada demir potalar var; birine bir şey olursa üzülürüz ..Şimdi eskisi gibi
değil,direk okul müdürü suçlanıyor.
Ben ; siz öğrencilere ,her sınıfa, her kişiye, her biriye elimden geleni yapmaya çalışıyorum . Sosyal
, kültürel mümkün olabilecek her şeyi isteyebilirsiniz samimi ve dürüst olarak.

GÖKSU : Mesleğinizde edindiğiniz tecrübe ve deneyimlere dayanarak biz öğrencilere
verebileceğiniz tavsiyeler neler?
Öncellikle ben kendi düşüncelerimi söyleyeyim :Her birey ,her fert dürüst ve ahlaklı
olmalı.Dürüst ve ahlaklı olursa bir insanın, davranışlarıyla zaten dürüst olan kişinin,kişiliği
oturmuştur.O kişiye ders çalış da demezsin , şunu da yapma da demezsin çünkü o kişi ne
yapacağını bilir.
Neye mal olursa olsun yalan söylemeyin .Herkes hata yapar,önemli olan yapılan hatanın kasıtlı
olmamamsı bir de iyi dost hatayı kişinin yüzüne söyleyendir.Ben bir hata yapmışsam ,sen bunu
bana diyebilirsin. İrfan Bey ,bu iş böyle olmamalı diyebilirsin .Bir iş olmadı,bu iş yanlış denildiği
zaman önerisiyle gelmen gerekir ,şeklinde diyebilirsin; ben eleştiriye açığım.
UTKU : Mesleğinizin zor yanları nelerdir ?
Mesleğimin zor yanı nasıl söyleyeyim,beni tanısaydınız daha rahat ifade edebilirdim.Ekip olarak
çalıştığım kişilerle anlaşmak,bölge insanını tanımak ,iletişimi kolaylaştırmak gibi konularda zaman zaman
sıkıntı oluyor.
YELİZ : Son olarak biz öğlecilerden neler bekliyorsunuz ?
Siz öğrencilerden beklentilerimiz nelerdir? Başarılı olmanızdır.Sizin başarılarınız okula ve çevreye
yansıyor.Mesela toplantılara katılıyoruz okul dışında.Göktürk İlkokulu şöyle başarılıdır dendiğinde çok
mutlu oluyorum o zaman.Sizlere saygı duyuyorum, önünüzü açmak istiyorum. Elimden geldiğince sizlerin
isteklerinizi yerine getirmeye çalışıyorum.İstiyorum ki sizler her konuda başarılı olasınız.Okulu nasıl
önemsediğinizi bilelim.
Ayda bir Seviye Tespit Sınavı olmasını istiyoruz ama maddi sıkıntılar var, sistem buna yeterli olmuyor .

AHMET KAAN : Bizleri kabul ettiğiniz ve sorularımızı samimiyetle cevapladığınız
için arkadaşlarımız adına teşekkür ediyoruz.
Ahmet Kaan ÖZNACAR , Göksu TÜMER,
Mihriban İrem ERGİN Onur URAS,
Utku GÖKÇEN, Yeliz AKAYDIN

REŞAT NURİ GÜNTEKİN
(25 KASIM 1889 - 7 ARALIK 1956)
1889'da İstanbul’un Üsküdar ilçesinde dünyaya geldi. Babası, askeri tabip Nuri
Bey, annesi Erzincan valisi Yaver Paşa'nın kızı Lütfiye Hanım'dır. Reşide adlı kız
kardeşi çok genç yaşta hayatını kaybetti, tek çocuk olarak büyüdü.Babası askeri
doktor olduğu için öğrenim hayatı boyunca birçok il gezen Reşat Nuri, ilköğrenimine
Çanakkale 'de başladı. Çocukluk yıllarında dinlediği Fatma Aliye Hanım’ın ‘‘Udi’’
isimli romanı hayatına iz bırakıp,sanata heveslendiren eserleri arasına girdi.
Babasının Çanakkale’deki evlerinde zengin bir kütüphanesinin olması onu kitaplara
iten ve yazı yazma kültürünün gelişmesini sağlayan bir araç oldu.Öğrenimini yirmi üç
yaşında bitirmiştir.1927'ye kadar Bursa ve İstanbul’da çeşitli okullarda Fransızca
,Türkçe öğretmeni ve müdür olarak görev yaptı. 1927’de Erenköy Lisesi’nden yeni
mezun olan öğrencisi Hadiye Hanım ile evlendi.Öğretmenlik mesleğinin yanı sıra
edebiyatla uğraşan Reşat Nuri, Halit Ziya’nın eserlerinden aldığı ilhamla hikâye
yazma hevesi duymaktaydı. Daha sonra tiyatro edebiyatını benimseyerek bir tiyatro
yazarı olmak için uğraştı. Yazı hayatına 1.Dünya Savaşı sonlarında başladı.
Başlangıçta “Eski Ahbap” (1917) gibi uzun hikayeler, “Hançer”(1920) ve “Eski Rüya”
(1922) gibi sahne eserleri, “Gizli El” (1924) gibi romanlar yazan, tiyatro eleştiri ve
araştırmaları yayınlayan sanatçı “Çalıkuşu” adlı romanının 1922’de Vakit
Gazetesinde tefrika edilmesiyle şöhrete kavuştu. Güntekin'e akciğer kanseri teşhisi
konulduktan sonra tedavisi için Londra'ya gitti ve orada hastalığına yenik düşerek
öldü. 13 Aralık 1956 günü, Karacaahmet Mezarlığı'na gömüldü. Levent’te oturduğu
sokağa “Çalıkuşu” ismi,Kadıköy’de ve İzmir’de bir ilköğretim okuluna ve Fatih’te bir
tiyatro sahnesine Reşat Nuri Güntekin ismi verilmiştir.

Yazar, öykü, roman ve oyunlarıyla edebiyatımızda önemli bir yere sahiptir.
Kahramanları genelde tek yönlüdür. Olay kahramanlarını çevreyle birlikte verir.
Anadolu insanını iyi tanıdığı eserlerinden anlaşılır. Bazı eserlerinde genç
cumhuriyetin toplumsal ideallerini işlemiştir. Reşat Nuri GÜNTEKİN eserlerine
konuşma dilinin zenginliğini zorlanmadan yansıtır.
Reşat Nuri GÜNTEKİN, Cumhuriyet dönemi edebiyatında önemli bir yeri olan
Çalıkuşu, Yeşil Gece ve Anadolu Notları gibi önemli eserlere imza atmış
romancı, öykücü ve oyun yazarıdır.
‘‘Acımak’’ romanı bize hayat dersi vermekle birlikte o zamanki durumu da
göz önüne sermektedir. Kitap oldukça sürükleyici olup sıkmamaktadır. Yazar
kitaplarında daha çok kadın, çocuk, aile ve ahlâk meseleleri üzerinde
durmuştur.
Kitabın başlığı ve içeriği arasındaki bağlantı: Zehra Hanımın, babası
öldükten sonra acıma duygusuna sahip olması.
İrem ERGİN

MAVİSEL YENER’İN HAYATI

1984’de Ege Üniversitesi Diş
Hekimliği Fakültesinden mezun oldu.Öykü, masal,
köşe yazısı ve eleştiri yazıları 1978’den bu yana
gazete ve dergilerde yayımlanıyor. Şiir, öykü, masal,
tiyatro oyunu, roman türlerinde pek çok eser
verdi.Bugüne kadar yayımlanmış kırktan fazla çocuk
kitabı vardır.İki yıl süreyle Gazete Ege’de çocuk
sayfası hazırladı.Haber Ekspres gazetesinin çocuk
sayfasında köşe yazarlığı yaptı. Varlık, Virgül,
Edebiyat Eleştiri gibi yazın dergilerinde öykü ve
yazıları yayımlandı.

TRT İzmir Radyosu’ nda iki yıl süreyle Mavi Mektuplar isimli köşeyi hazırlayıp
sundu.İki yazar arkadaşıyla birlikte kaleme aldığı Mor Gece Mavi Gün isimli çocuk
oyunu Ankara Devlet Tiyatrosu’nda 2007 yılında sahnelendi.
Edebiyatçılar Derneği, Yazarlar Sendikası, Dil Derneği ve P.E.N. Yazarlar
Derneği’ nin üyesidir.Yazar, genel merkezi İzmir’de olan AIDS ile Mücadele
Derneği’nin yönetim kurulu üyesidir.Uyuşturucu ve AIDS konusunda eğitimci
eğitmeni olarak çalışmaktadır.Çocuk yazını alanında atölye eğitmenliği de
yapıyor.Mavisel Yener’in kitapları başka dillere de çevriliyor, dünya çocuklarıyla
buluşuyor.Ondan fazla ödülü vardır.
Yener, eserlerinde çocuk sevgisini, çocukların çocukluklarını yaşamalarını, her
koşulda sevinmeleri gerektiğini vurguluyor.
"

MAVİ

ZAMANLAR

Birce evlerinin yakınındaki kitapçıya girdi.Yedinci sınıf ders
kitaplarını verip onların yerine tatilde okuyacak kitaplar alacaktı.
Gözü birden bir kitaba takıldı.‘Gizli Geçitleri Bulmanın Yolları’.
Aldığı birçok kitabın yanına bunu da koydu ve eve gitti.Kitapları
okumak için sabırsızlanıyordu.Kırmızı kitaba göz gezdirirken elektrikler
gitti ve mum ışığında okumaya başladı.Birce okulda yapılan öykü yazma yarışmasında
dereceye girmişti ve ödülü bir haftalık” Allianoi (Alyanoi) Kurtarma Kazısı Alanı” gezisiydi.
Birce gezi günü erkenden uyanmıştı.Öğretmeni Sezin Hanım onları kazı alanına bırakıp
İzmir’e geri döndü.Kazı alanındakiler Birce ve arkadaşlarını çok sıcak karşıladılar.Herkes
odalarına yerleşti.Gilman ve Arzu kızlara kazı alanını gezdirdiler, akşam yemeği yediler sonra
odalarına çekildiler. Kaldıkları odanın yanında kemik odası vardı.Sevilay biraz korkmuştu ve
uyuyamamıştı.Dışarı çıkıp hava aldı, midesi bulanıyordu. Kahvaltıdan sonra Gilman Birce’ye
buranın eski bir sağlık merkezi olduğunu anlattı.Daha sonra tekerlek izinin olduğu bir taş
gösterdi.Öğle yemeği yediler, sohbet ettiler, kırmızı kapaklı kitabı okudular.Kitapta tekerlek
izinden bahsediyordu.Birce ve Gilman artık bir iz peşindeydi.Kitaba güveniyor ve kitaptaki
sözlerin şifre olduğunu düşünüyorlardı, gerçekten de öyleydi.
Gezinirken hamamda duran siyah taşın fotoğrafını çeken birini gördüler, gece onlarda
içeri girip bakacaktı.Işıl’a da gizemi anlattılar ve üçü tünele girdi.Tünelde Selo ve İbrahim
vardı.Onların amaçları elektromanyetik taşı ele geçirmekti.Kitapta Dolunay Masalcısının
verdiği ipuçlarıyla Allionoi’nin gizli geçitlerini ve su perisini buldular.Su perisinin karnındaki
deniz kabuğunu sağa çevirince birden her yer kaynar suyla doldu.Kırmızı kitabın aynısının su
perisinin kucağında olduğunu gördüler.Daha önceden buldukları taşı su perisine attılar ve
sular çekildi.Su kaynaklarını yönlendirmek isteyen güçlere engel oldular ve dünyanın
dengesini bozacak bir tehlikeyi de önlediler.

Yıllar sonra Gilman ünlü bir arkeolog
olmuştu ve bir söylencede bu hikayeyi
anlattı.Bir kız bunu bildiğini söyledi ve
Gilman annesinin adını sordu.Annesinin
adı Birce kızın adı ise Perisu idi.Gilman
Birce’ye bir efsane yazdı ve yanına da
bir not koydu vermesi için Perisu’yla
gönderdi.

Seza KURUKAFA

MERHABA SEVGİ
Ayla KUTLU
Ayla KUTLU ’ nun bu eserinde Anadolu’nun küçük bir köyünde yaşayan Sevgi adlı
küçük bir kız vardır.Bu kız hayvanları çok sever.Ve yemeği bile dahil her şeyini
hayvanlarla paylaşır.Bu kız anaokuluna başlar.Bir gün okul bir seyahat düzenler bu sırada
seyahate gittikleri otobüs karşıdan gelen bir kamyona çarpar ve kaza yapar bu kazada
Sevgi’nin kolu kırılır ve kolundaki sinirleri kırıldığı için kolu kesilir ve artık sevgi artık çolaktır.Ama
bu olayın üzerine Sevgi bir süre hayata küser.Bunun üzerine hastanenin baş hekimi Sevgi ile bir
konuşma yapar ve onun sosyal etkinliklere katılmasını ve sol kolla yemek yemeye,resim çizmeye
ve bunun tarzı şeyleri yapmaya alışmasını söyler.Bir süre sonra Sevgi ilk okula başlar.İlkokulda
yeni arkadaşlar edinir .Hastanenin baş hekiminin tayini çıkar bu nedenle hastaneye yeni bir baş
hekim gelir Sevgi bu başhekimle de kısa sürede tanışır .Hastanede bir hastabakıcı vardır ismi
Hatice’dir,Bu kadın sevgiyi tehdit eder ve kendi işlerini ona yaptırır.Sadece o değil hastanedeki
malları çalmasında da yardımcı olmasına zorlar.Daha sonra Hatice hanımın malları kaçırdığı
fark edilir.Bu nedenle Hatice hanım kaçar.
Sevgi’nin liseye başlamasına on gün kala sevginin Sarışık adlı ineği hamiledir.Ama
Sevgi’nin köyündeki hayvanlardan anlayan kişiler ne yapsalar da yavruyu kurtaramazlar.Sarışık’
ın içine bir ip sokarlar ve yavruyu böyle çıkarmaya çalışırlar ama yavruyu gene kurtaramazlar ve
yavruyu parçalayıp parça parça çıkarırlar.Bu olay Sevgi’yi o kadar çok etkiler ki hayvanlarla
ilgilenen bir meslek yok mu diye düşünür ve lisedeki matematik öğretmeniyle bu olayı paylaşır.
Matematik öğretmeni de onu veteriner olan bir arkadaşına götürür.Sevgi bunun üzerine veteriner
olmaya karar verir. Sevgi artık gelecekte ne olacağı konusunda çok kararlıdır. Büyüyünce
veteriner olacak ve hayvanlara yardım edecektir…

SEVGİ : Kitabın baş rolündeki kişi,hayvanları ve doğayı çok seviyor ve
veteriner olmak istiyor.
HATİCE TEYZE : Hastanede çalışan ve hastalara kötü davranan
bir hastabakıcı, Sevgi’yi kendi özel işlerinde kullanmaya çalışan kötü
birisi, aynı zamanda hırsızlık da yapıyor
BAŞHEKİM : Sevgi’ye iyileşmesinde yardım eden doktor
SARIŞIK : Sevgi’nin ineği

SÜTLAÇ : Sevgi’nin en iyi hayvan dostlarından biri aynı
zamanda Sevgi’nin kedisi.
MATEMATİK ÖĞRETMENİ:Sevgi’nin veteriner olma kararını
vermesinde büyük katkısı var.

****İnsanı ve insanlığı gerçekten seven kişiler, aynı zamanda
doğaya da saygı gösteren ve onu koruyan kişilerdir.Bu kitap
insanı,dünyayı daha doğrusu hayatı sevmemiz gerektiğini ve
hayattaki zorluklar içinde gene de bir yerlere gelmek ve bu
zorluklarla mücadele etmemiz gerektiğini anlatıyor.
Mert KAYABAŞI

DEMİR YOLU MEDENİYET YOLU
Hasret kavuşturan derler
Yol bitmez, özlem bitmez
Mutluluk taşır derler
Demir yolu medeniyet yolu
Gurbet Anadolu ‘dan
Yurt dışına göçtü diyorlar
Anadolu insanları
Demir yolu medeniyet yolu
Hasret kavuşturan geldi
Dert bitti, özlem bitti
Sevgi dolu mutluluk geldi.
Demir yolu medeniyet dolu
Selen AŞKUN

DİŞ HEKİMLİĞİNE YOLCULUK

Beni Geleceğime

Hazırlayacak Lise

Hayallerimdeki üniversiteye gidebilmek için yabancı dil ve diğer ders
eğitimlerinin daha zorlayıcı ve detaylı öğrenime olanak tanıyan bir anadolu lisesi
olacağına inanıyorum.İngilizce hazırlık sınıfı olan Kadıköy Anadolu Lisesi beni
hayallerime ulaştıracak lise olduğunu düşünüyorum.
Zevkle Çalışacağım İş
Küçüklüğümden beri çürük ve kötü görünüşlü dişlerden etkilenmişimdir.
İnsanlara yardımcı olmak ve güler yüzlü davranmak benim başlıca özelliğimdir.Bu
iki özelliğimi kullanarak diş hekimliğinde çok başarılı olacağımı düşünüyorum.
İnsanın zevk alacağı işi yapması, o işte daha başarılı olmasını sağlar.

Diş Hekimliği Fakültesi, ağız boşluğunun ve diş sağlığının korunması, diş
ve diş etleri hastalıklarının tedavisi, diş ve çene ameliyatları ile protez
yapımı konularında eğitim ve araştırma yapar. Bir diş hekimi hastaları ile iyi
ilişkiler kurabilmeli, onların güvenini kazanabilmelidir. Bunun için diş hekimi
olmayı düşünen bir kimsenin sabırlı, hoşgörülü, güler yüzlü olması ve
insanlara içten ilgi duyması gerekir.
Diş Hekimi olmak için İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nde
okumak ve beş yılda eğitimimi tamamlamak istiyorum.
Yapacağım iş benim için çok önemlidir çünkü hem kariyerim hem de
toplumdaki yerim açısından kendimi iyi hissettiğim işi yapmalıyım.İnsan
sevdiği işi yaparsa hem yorulmaz hem de mutlu olur.Bu mutluluğu
yaşarken aynı anda para kazanmanın çok keyifli olacağını
düşünüyorum.Ben de bu mutluluğu ve keyfi diş hekimliği ile yaşayacağımı
düşünüyorum.
Tekirdağ’da Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi açarak kendi işimi yapmak
istiyorum.Bunu yapmadan önce bu konuda Amerika’da kendimi geliştirmek
ve en son teknolojileri öğrenmek istiyorum.
Muhsin Efe KARATAŞ

TANITIM
ESER W.SHAKESPARE’İN
OLUP KOMEDİ HALİNDE
YENİDEN
DÜZENLENMİŞTİR .
DRAMATİK BİR AŞK
HİKAYESİNİN
MÜZİK VE DANSLA
HARMANLANDIĞI BU
ESERİ ‘’ANTİK TİYATRO’’
ADLI BİR EKİP
OYNAMAKTADIR.

SAHNE ARKASI
YAZAN VE YÖNETEN: Mehmet YILMAZSOY
DEKOR-IŞIK:Fatih YILMAZ
REJİ ASİSTANI:Yasemin ŞAHİN
KOSTÜM:Rüveyda YEŞİL
DANS: Serap GÖKÇE/Yasemin ŞAHİN

OYUNCU KADROSU
Burak Güray YAŞAR
Ezgi Duygu BEKDEMİR
Serkan GÜRBÜZ
Yasemin ŞAHİN
Serap GÖKÇE
Mehmet YILMAZSOY
Gürcan GÜLPINAR
Hamza BAL
Can YILMAZ

ESER

Oyunun konusu klasik Romeo ve juliet’ ten çok farklı
olmamakla birlikte günümüz komedisiyle daha da ilgi çekici hale
gelmiştir.
Yine de kısaca söz etmekte fayda vardır. Capuletler ve
Montagueler arasında yıllardır süren bir düşmanlık vardır.
Montagueler’in oğlu Romeo bir gün çağrıldığı bir şölene katılır.Bu
şölende Juliet adlı bir kızı görür ve ona aşık olur.Aynı şekilde kız
da ona aşık olmuştur.Ancak Juliet Capulet Ailesi’nden olduğu için
bu bir yasak aşktır.

Buna rağmen daha fazla dayanamazlar ve gizlice evlenirler.Ancak
durum düşündükleri gibi olmayacaktır. Montagueler’in oğlu Tybalt kız
kardeşinin evlendiğini duyup bunu engellemek ister ancak başarısız
olur.Romeo ve Juliet artık birbirleriye görüşememektedirler.

Bu durumun da çözümü vardır. Juliet’in dadısı bu iki deli aşığın elçisi
olmuştur artık. Romeo ve Juliet’in umutları tükenmiştir artık. Capuletler
Juliet’i Paris ile evlendirmeyi akıllarına koymuşlardır. Tabi ki Juliet buna
izin vermez ama işi işten geçmiştir artık. Bu arada Prens, Romeo’ya sürgün
cezası verir. Juliet, bilgi alabileceği tek kişi olan Rahip Lawrence’a gider ve
giderken ailesine günah çıkartmaya gittiği yalanını söyler. Rahip Lawrence,
Juliet’e son bir kavuşma umudu olduğunu söyler. Ona bir iksir verir ve bu
iksir onu iki gün ölü gibi gösterecektir. Böylece Juliet istemediği bir
evlilikten kurtulacaktır. Rahip Romeo’ya da bunları anlatan bir mektup
yazar ancak bu mektup ona zamanında ulaşamaz.
Romeo , Juliet’i bulabileceği umuduyla geri döner ancak Juliet’i ölü
olarak bulunca çılgına döner ve yüzüğündeki zehri içer.Bir süre sonra
uyanan Juliet ise onu görünce öpüp payını alır .

Ahmet Kaan ÖZNACAR

TREN
Trenlerimiz var yurdumuzda
Götürür bizi en uzak diyarlara
Mutlu eder bizleri
Neşelendirir hepimizi
Biter yol,
Sevdiklerimizle buluşunca
Geri gideriz
Mutlu olunca.
Demir yolu yurdun her yerinde
Hepimiz gezeriz trenle
Yol kısa gelir bizlere
Tren güzeldir bence…
Yankı ÖZTÜRK

ASLIMIZ
Çanakkale ne bir destan ne de bir masal … O bir yaşanmışlık, o bir
gerçek…İsimsiz kahramanların yattığı toprak…Bucak bucak yurdun her
köşesinden tek bir amaç uğrunda ölmeye gelenlerin vatanı….
18 Mart günü dayandığında kapıya , yurdun her köşesi doğusu batısı,
kuzeyi güneyi bir oldu.Tek yürek , tek can koştu Çanakkale’ye.İnsan için en
önemli olan canıdır ama onlar o canı Çanakkale’ de kaybedeceğini bile bile “
Vatan sağ olsun !” diyerek gittiler ardına bakmadan..
Onlar öyle gururlu ve onurluydular ki yüreklerine ateş topları saplansa
dahi yüzlerinde vatan uğruna can vermenin sevinci yansıyordu.
Bizler de bu aziz vatanı kimselere bırakmayacağız.Çanakkale bizim
aslımız, biz aslımızı unutmayacağız.

Ezgi DEMİRKAN

SİHİRLİ KELİME : MERHABA

Ne kadar süredir yürüdüğümü hiç bilmiyordum…Amaçsız bir şekilde bir sokaktan öbürüne ondan da
diğerine doğru ilerledim.Arkadaşlarımla yaşadığım tatsız tartışma sinirlerimi bozmuştu.Adeta hayata dair
her şeyden nefret ediyordum.
Bir banka oturdum.Köşedeki duvarın dibinde , kıyafetlerinden sokak çocuğu olduğunu tahmin ettiğim
küçük bir çocuk ,sessiz ve kesik kesik ağlıyordu.O anda kendi sorunlarımı unutup yanına koştum.Hafifçe
çömelip yüzümü onunla aynı hizaya getirdim.” merhaba !” dedim.”Ne oldu sana ?” Başını kaldırıp
masmavi gözleriyle bana baktı.”Merhaba…” dedi narin titrek bir sesle.Üşümüş görünüyordu.Kaşkolumu
ona sardım.”Aç mısın ?” diye sordum.Utangaç bir tavırla başını salladı.En yakındaki bakkaldan ona
birkaç küçük şey aldım.İnanılmaz bir iştahla hepsini silip süpürdü.Minnettar bir edayla bana
bakıyordu.”Bir şeyler daha ister misin ?” diye sordum.”Hayır, teşekkür ederim.”dedi suratında kocaman bir
gülümsemeyle …Onun yüzünün gülüyor olması beni de mutlu etmişti.

Bir süre küçük dostumla sohbet ettik.Ona ailesi ile İlgili sorular sorduğumda ilk önce
kaçamak cevaplar verdi.Ardından bana her şeyi anlattı. Hasta kardeşini , babasının
başka şehirlerde çalışmak zorunda olduğunu anlattı.Onu dinledikçe kendi sorunlarının
önemsizliğini kavradım.Ve bu küçük ufaklığın omuzlarıma binmiş ağır yükler beni çok
şaşırttı.Ayrıca bir sokak çocuğu olmadığını,onu seven bir ailesi olduğunu da öğrendim.
Tam gitmeye yeltendi ki cebine bir miktar para yerleştiriverdim.Almayı reddetti.O
küçük gözlerindeki ifade karşısında ürperdim.Büyük bir olgunlukla bana
bakıyordu.Parayı almaya gururunun elvermeyeceğini anladım ve ailesi için ekmek
,yoğurt ve benzeri yiyecekler alıp eline tutuşturdum.
Teşekkür etti ve ardından yürümeye başladı.Minicik ayaklarının asfaltta çıkardığı ses
beni hüzünlendirdi.Onu bir daha göremem artık,diye düşündüm.Ama öyle
olmadı.İlerleyen zamanlarda hep karşılaştık.Bir merhaba bana küçük bir dost
kazandırmıştı…

Asya AKTAŞ

BAŞARILI OLMANIN YOLLARI
 Başarılı olmuş insanların hayatları dikkatle incelendiğinde, planlı
bir yaşam ve sıradan bir hayat yaşamadıkları ilk göze çarpan
özelliktir.

 Ders çalışma süresini çok uzun tutmak öğrenmeyi olumsuz etkiler.
 Yorulmadan ara vermeyi öğrenmelisiniz.
 Başarıya giden ilk yol; kişinin kendisine söz geçirebilmesinden
geçer.
 Heyecana yer vermemeli tecrübeli insanların ve uzmanların
önerilerine kulak vermeli, istifade edilmelidir.
 Başarının yolu önce kişinin başarıya kendisini inandırmasıyla
mümkün olur.
 Hayvanı yaşatan iştah, insanı yaşatan ümit, milletleri yaşatan da
ideallerdir. Başarmak için ümitli olunmalı asla ve asla ümitsiz
olunmamalı.

BAŞARILI İNSAN;

BAŞARISIZ İNSAN;

 Başarılı insan; daima çözümün bir
parçasıdır.

 Başarısız insan; daima

 Başarılı insan; bir program
yapmıştır.

 Başarısız insan; devamlı
mazeret bulmuştur.

 Başarılı insan ;’işine yardım
edeyim der’

 Başarısız insan ; ‘bu benim
işim değil’ der.

 Başarılı insan; her soruna bir
çözüm bulmaya çalışır.

 Başarısız insan; her çözüme
bir sorun bulur.

 Başarılı insan ; ‘zor olabilir ama
imkansız değil’ der.

 Başarısız insan ; ‘mümkün
olabilir ama çok zor’ der

 Başarılı insan; en olumsuz anda
bile bir çıkış yolu bulur.

 Başarısız insan; en olumu
durumlarda bile engel bulur.

sorunun bir parçasıdır.

AYRILIRKEN…
Geride bıraktığımız ilköğretimin yerini
alacak yeni bir bilgi denizinde yolculuğumuzun başlamasına kısa
bir süre kaldı.Eminiz ki bu yolculuğunuzda da ; bize güven ,umut,
bilgi,dostluk, sevgi veren okulumuz GÖKTÜRK yine yanımızda
olacak.
Bizler de güzel bir yolculuktan sonra mutlu bir yüzle kıyıya
ulaşacağız.

Okulumuzdan ayrılırken ; içimizde yeni coşkular , heyecanlar,
açılmayı bekleyen tomurcuklar ve aynı zamanda da
öğretmenlerimizden ayrılacağımız için buruk bir üzüntü var.
2013 Mezunları…


Slide 26

GÖKTÜRK İLKOKULU
YIL : 3 SAYI : OCAK 2013

GÖKTÜRK İLKOKULU adına sahibi okul müdürü
İrfan PELİT
YAYIN KURULU
Baran UZUNGER
A.Ayça ZARASIZ
Nilhan SAĞNAK
Selen YILMAZ
C.Melis BULUT
İrem ERGİN
Yeliz AKAYDIN
Göksu TÜMER
Onur URAS
A.Kaan ÖZNACAR
DÜZENLEME
Fatma ZARARSIZ
İLETİŞİM
Ümit Mah.460.Sok.Nu : 4 Yenimahalle /ANKARA
Fax:0312 236 03 64
e-posta: 339002°meb.k12.tr
web: gokturkankara.meb.k12.tr
Tel : 0312 235 14 88
Bu dergi 13.01.2005 tarih 25699 sayılı resmi
gazetede yayınlanan MEB ilköğretim ve
ortaöğretim kurumları sosyal etkinlikler
yönetmeliğine uygun
olarak hazırlanmıştır.
Yazıların sorumluluğu yazarlara aittir.

“Hiçbir şeye ihtiyacımız
yok, yalnız bir şeye
ihtiyacımız vardır; çalışkan
olmak! “

Mustafa Kemal
ATATÜRK

SUNUŞ
RÖPORTAJ

“ Okul Müdürümüz İrfan PELİT”

BİYOGRAFİ

“ Mehmet Akif ERSOY”

YAZARLARIMIZDAN

“ Reşat Nuri GÜNTEKİN”

BİR YAZAR/ BİR ESER “ Mavisel YENER / MAVİ ZAMANLAR”
“ Ayla KUTLU / MİNİK SERÇE “
DİŞ HEKİMLİĞİNE YOLCULUK
DENEMELER, SÖYLEŞİLER

HİKAYELER, ŞİİRLER,TİYARO İZLENİMLERİ
AYRILIRKEN…
REHBERLİK KÖŞESİ

AHMET KAAN : Sayın müdürüm, öncelikle bizi makamınıza kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz.
Hoş geldiniz çocuklar.Nasıl gidiyor ,sınıfta durumlar nasıl?
AHMET KAAN : Teşekkürler… iyiyiz , SBS yaklaşıyor . Bu yüzden biraz heyecanlıyız.
Heyecanlanacak bir şey yok. Heyecanlanmazsanız daha iyi olur sizin için.
AHMET KAAN : Hocam, bazen heyecan daha iyi oluyor.
İyi olur da …Ucunu kaçırınca da olumsuz etki olabilir Siz yapabileceğinizi yapacaksınız.Gerisi gider kendi kendine.Elinizden geleni
yaptığınızdan emin olmanız yeterli.Evet, sizleri dinliyorum.
AHMET KAAN : Hocam ,bize kendinizi tanıtır mısınız?
Ben , İrfan PELİT . Gümüşhaneliyim ,1957 doğumluyum.Önce öğretmenlik sonra müdür yardımcılığı sonra da müdürlük yaptım.17
yıldır müdür olarak görevimi yapıyorum.
İREM : Şu anda müdür olmasaydınız ne olmak isterdiniz ?
Müdür olmasaydım yine öğretmen olmak isterdim.

ONUR : Hocam daha önce çalıştığınız okullarda ne gibi farklılıklar gözlemlediniz?
Daha önceki okullardan buranın farkı şöyle ki; Anadolu’ nun çeşitli bölgelerinde görev yaptım.Her çalıştığım
okulun öğrenci kadrosu farklı idi. Muş ‘ta başlayan öğretmenlik hayatım Gümüşhane,Diyarbakır, Çanakkale ve
sonrada Ankara illerinde devam etti. Yenimahalle Kent Kop İlköğretim Okulunda idarecilik görevim başladı. Aynı
okulda müdür yardımcılığı ve müdür vekilliği yaptıktan sonra Ziya Gökalp İlköğretim Okuluna müdür olarak
atandım. Ankara Batıkent’te , Ankara ‘da Refika Aksoy İlköğretim Okulunda 9 yıl görev yaptım.Oradan Göktürk
İlköğretim Okuluna geldim ,buradan da emekli olacağım.
Farklı bölgelerde çalıştığım dikkate alındığında ; oradaki öğrenciler ile buradakilerin maddi durumları ve kültürel
birikimlerinin aynı olmadığını söyleyebilirim. Buradaki öğrencilerin maddi durumları daha iyi.Ama orada
bulduğum samimiyeti orada bulmak zor .Ayrıca bazıları da sıkıntılıydı.Kötü alışkanlıkları vardı, fark bu.
Örneğin Refika Aksoy İlköğretim Okulu …Orası 1500 kişiydi, kalabalıktı.Başarı olarak şu anda da Refika Aksoy
başarılı. Buradaki öğrencilerin başarı potansiyelli de yüksek.
Herkesi seviyorum fakat bizi yanlış tanıdılar; futbol yasaklanması sizler tarafından olumsuz karşılandı.Futbol
için sahanın yetersiz olması, teneffüste bahçenin kalabalık olması nedeni ile futbol yasaklandı. Salonda da futbol
oynayabilirsiniz.
ONUR : Hocam, geçen yıl öğle teneffüsleri spor salonu açık oluyordu. Bu sene bu uygulamayı
görmedik genellikle spor salonu kapalı oluyor.
Bu sene o uygulamayı iptal ettik çünkü arkadaşlarınıza zarar geliyor. Sadece sizler olsanız
neyse …Allah korusun orada demir potalar var; birine bir şey olursa üzülürüz ..Şimdi eskisi gibi
değil,direk okul müdürü suçlanıyor.
Ben ; siz öğrencilere ,her sınıfa, her kişiye, her biriye elimden geleni yapmaya çalışıyorum . Sosyal
, kültürel mümkün olabilecek her şeyi isteyebilirsiniz samimi ve dürüst olarak.

GÖKSU : Mesleğinizde edindiğiniz tecrübe ve deneyimlere dayanarak biz öğrencilere
verebileceğiniz tavsiyeler neler?
Öncellikle ben kendi düşüncelerimi söyleyeyim :Her birey ,her fert dürüst ve ahlaklı
olmalı.Dürüst ve ahlaklı olursa bir insanın, davranışlarıyla zaten dürüst olan kişinin,kişiliği
oturmuştur.O kişiye ders çalış da demezsin , şunu da yapma da demezsin çünkü o kişi ne
yapacağını bilir.
Neye mal olursa olsun yalan söylemeyin .Herkes hata yapar,önemli olan yapılan hatanın kasıtlı
olmamamsı bir de iyi dost hatayı kişinin yüzüne söyleyendir.Ben bir hata yapmışsam ,sen bunu
bana diyebilirsin. İrfan Bey ,bu iş böyle olmamalı diyebilirsin .Bir iş olmadı,bu iş yanlış denildiği
zaman önerisiyle gelmen gerekir ,şeklinde diyebilirsin; ben eleştiriye açığım.
UTKU : Mesleğinizin zor yanları nelerdir ?
Mesleğimin zor yanı nasıl söyleyeyim,beni tanısaydınız daha rahat ifade edebilirdim.Ekip olarak
çalıştığım kişilerle anlaşmak,bölge insanını tanımak ,iletişimi kolaylaştırmak gibi konularda zaman zaman
sıkıntı oluyor.
YELİZ : Son olarak biz öğlecilerden neler bekliyorsunuz ?
Siz öğrencilerden beklentilerimiz nelerdir? Başarılı olmanızdır.Sizin başarılarınız okula ve çevreye
yansıyor.Mesela toplantılara katılıyoruz okul dışında.Göktürk İlkokulu şöyle başarılıdır dendiğinde çok
mutlu oluyorum o zaman.Sizlere saygı duyuyorum, önünüzü açmak istiyorum. Elimden geldiğince sizlerin
isteklerinizi yerine getirmeye çalışıyorum.İstiyorum ki sizler her konuda başarılı olasınız.Okulu nasıl
önemsediğinizi bilelim.
Ayda bir Seviye Tespit Sınavı olmasını istiyoruz ama maddi sıkıntılar var, sistem buna yeterli olmuyor .

AHMET KAAN : Bizleri kabul ettiğiniz ve sorularımızı samimiyetle cevapladığınız
için arkadaşlarımız adına teşekkür ediyoruz.
Ahmet Kaan ÖZNACAR , Göksu TÜMER,
Mihriban İrem ERGİN Onur URAS,
Utku GÖKÇEN, Yeliz AKAYDIN

REŞAT NURİ GÜNTEKİN
(25 KASIM 1889 - 7 ARALIK 1956)
1889'da İstanbul’un Üsküdar ilçesinde dünyaya geldi. Babası, askeri tabip Nuri
Bey, annesi Erzincan valisi Yaver Paşa'nın kızı Lütfiye Hanım'dır. Reşide adlı kız
kardeşi çok genç yaşta hayatını kaybetti, tek çocuk olarak büyüdü.Babası askeri
doktor olduğu için öğrenim hayatı boyunca birçok il gezen Reşat Nuri, ilköğrenimine
Çanakkale 'de başladı. Çocukluk yıllarında dinlediği Fatma Aliye Hanım’ın ‘‘Udi’’
isimli romanı hayatına iz bırakıp,sanata heveslendiren eserleri arasına girdi.
Babasının Çanakkale’deki evlerinde zengin bir kütüphanesinin olması onu kitaplara
iten ve yazı yazma kültürünün gelişmesini sağlayan bir araç oldu.Öğrenimini yirmi üç
yaşında bitirmiştir.1927'ye kadar Bursa ve İstanbul’da çeşitli okullarda Fransızca
,Türkçe öğretmeni ve müdür olarak görev yaptı. 1927’de Erenköy Lisesi’nden yeni
mezun olan öğrencisi Hadiye Hanım ile evlendi.Öğretmenlik mesleğinin yanı sıra
edebiyatla uğraşan Reşat Nuri, Halit Ziya’nın eserlerinden aldığı ilhamla hikâye
yazma hevesi duymaktaydı. Daha sonra tiyatro edebiyatını benimseyerek bir tiyatro
yazarı olmak için uğraştı. Yazı hayatına 1.Dünya Savaşı sonlarında başladı.
Başlangıçta “Eski Ahbap” (1917) gibi uzun hikayeler, “Hançer”(1920) ve “Eski Rüya”
(1922) gibi sahne eserleri, “Gizli El” (1924) gibi romanlar yazan, tiyatro eleştiri ve
araştırmaları yayınlayan sanatçı “Çalıkuşu” adlı romanının 1922’de Vakit
Gazetesinde tefrika edilmesiyle şöhrete kavuştu. Güntekin'e akciğer kanseri teşhisi
konulduktan sonra tedavisi için Londra'ya gitti ve orada hastalığına yenik düşerek
öldü. 13 Aralık 1956 günü, Karacaahmet Mezarlığı'na gömüldü. Levent’te oturduğu
sokağa “Çalıkuşu” ismi,Kadıköy’de ve İzmir’de bir ilköğretim okuluna ve Fatih’te bir
tiyatro sahnesine Reşat Nuri Güntekin ismi verilmiştir.

Yazar, öykü, roman ve oyunlarıyla edebiyatımızda önemli bir yere sahiptir.
Kahramanları genelde tek yönlüdür. Olay kahramanlarını çevreyle birlikte verir.
Anadolu insanını iyi tanıdığı eserlerinden anlaşılır. Bazı eserlerinde genç
cumhuriyetin toplumsal ideallerini işlemiştir. Reşat Nuri GÜNTEKİN eserlerine
konuşma dilinin zenginliğini zorlanmadan yansıtır.
Reşat Nuri GÜNTEKİN, Cumhuriyet dönemi edebiyatında önemli bir yeri olan
Çalıkuşu, Yeşil Gece ve Anadolu Notları gibi önemli eserlere imza atmış
romancı, öykücü ve oyun yazarıdır.
‘‘Acımak’’ romanı bize hayat dersi vermekle birlikte o zamanki durumu da
göz önüne sermektedir. Kitap oldukça sürükleyici olup sıkmamaktadır. Yazar
kitaplarında daha çok kadın, çocuk, aile ve ahlâk meseleleri üzerinde
durmuştur.
Kitabın başlığı ve içeriği arasındaki bağlantı: Zehra Hanımın, babası
öldükten sonra acıma duygusuna sahip olması.
İrem ERGİN

MAVİSEL YENER’İN HAYATI

1984’de Ege Üniversitesi Diş
Hekimliği Fakültesinden mezun oldu.Öykü, masal,
köşe yazısı ve eleştiri yazıları 1978’den bu yana
gazete ve dergilerde yayımlanıyor. Şiir, öykü, masal,
tiyatro oyunu, roman türlerinde pek çok eser
verdi.Bugüne kadar yayımlanmış kırktan fazla çocuk
kitabı vardır.İki yıl süreyle Gazete Ege’de çocuk
sayfası hazırladı.Haber Ekspres gazetesinin çocuk
sayfasında köşe yazarlığı yaptı. Varlık, Virgül,
Edebiyat Eleştiri gibi yazın dergilerinde öykü ve
yazıları yayımlandı.

TRT İzmir Radyosu’ nda iki yıl süreyle Mavi Mektuplar isimli köşeyi hazırlayıp
sundu.İki yazar arkadaşıyla birlikte kaleme aldığı Mor Gece Mavi Gün isimli çocuk
oyunu Ankara Devlet Tiyatrosu’nda 2007 yılında sahnelendi.
Edebiyatçılar Derneği, Yazarlar Sendikası, Dil Derneği ve P.E.N. Yazarlar
Derneği’ nin üyesidir.Yazar, genel merkezi İzmir’de olan AIDS ile Mücadele
Derneği’nin yönetim kurulu üyesidir.Uyuşturucu ve AIDS konusunda eğitimci
eğitmeni olarak çalışmaktadır.Çocuk yazını alanında atölye eğitmenliği de
yapıyor.Mavisel Yener’in kitapları başka dillere de çevriliyor, dünya çocuklarıyla
buluşuyor.Ondan fazla ödülü vardır.
Yener, eserlerinde çocuk sevgisini, çocukların çocukluklarını yaşamalarını, her
koşulda sevinmeleri gerektiğini vurguluyor.
"

MAVİ

ZAMANLAR

Birce evlerinin yakınındaki kitapçıya girdi.Yedinci sınıf ders
kitaplarını verip onların yerine tatilde okuyacak kitaplar alacaktı.
Gözü birden bir kitaba takıldı.‘Gizli Geçitleri Bulmanın Yolları’.
Aldığı birçok kitabın yanına bunu da koydu ve eve gitti.Kitapları
okumak için sabırsızlanıyordu.Kırmızı kitaba göz gezdirirken elektrikler
gitti ve mum ışığında okumaya başladı.Birce okulda yapılan öykü yazma yarışmasında
dereceye girmişti ve ödülü bir haftalık” Allianoi (Alyanoi) Kurtarma Kazısı Alanı” gezisiydi.
Birce gezi günü erkenden uyanmıştı.Öğretmeni Sezin Hanım onları kazı alanına bırakıp
İzmir’e geri döndü.Kazı alanındakiler Birce ve arkadaşlarını çok sıcak karşıladılar.Herkes
odalarına yerleşti.Gilman ve Arzu kızlara kazı alanını gezdirdiler, akşam yemeği yediler sonra
odalarına çekildiler. Kaldıkları odanın yanında kemik odası vardı.Sevilay biraz korkmuştu ve
uyuyamamıştı.Dışarı çıkıp hava aldı, midesi bulanıyordu. Kahvaltıdan sonra Gilman Birce’ye
buranın eski bir sağlık merkezi olduğunu anlattı.Daha sonra tekerlek izinin olduğu bir taş
gösterdi.Öğle yemeği yediler, sohbet ettiler, kırmızı kapaklı kitabı okudular.Kitapta tekerlek
izinden bahsediyordu.Birce ve Gilman artık bir iz peşindeydi.Kitaba güveniyor ve kitaptaki
sözlerin şifre olduğunu düşünüyorlardı, gerçekten de öyleydi.
Gezinirken hamamda duran siyah taşın fotoğrafını çeken birini gördüler, gece onlarda
içeri girip bakacaktı.Işıl’a da gizemi anlattılar ve üçü tünele girdi.Tünelde Selo ve İbrahim
vardı.Onların amaçları elektromanyetik taşı ele geçirmekti.Kitapta Dolunay Masalcısının
verdiği ipuçlarıyla Allionoi’nin gizli geçitlerini ve su perisini buldular.Su perisinin karnındaki
deniz kabuğunu sağa çevirince birden her yer kaynar suyla doldu.Kırmızı kitabın aynısının su
perisinin kucağında olduğunu gördüler.Daha önceden buldukları taşı su perisine attılar ve
sular çekildi.Su kaynaklarını yönlendirmek isteyen güçlere engel oldular ve dünyanın
dengesini bozacak bir tehlikeyi de önlediler.

Yıllar sonra Gilman ünlü bir arkeolog
olmuştu ve bir söylencede bu hikayeyi
anlattı.Bir kız bunu bildiğini söyledi ve
Gilman annesinin adını sordu.Annesinin
adı Birce kızın adı ise Perisu idi.Gilman
Birce’ye bir efsane yazdı ve yanına da
bir not koydu vermesi için Perisu’yla
gönderdi.

Seza KURUKAFA

MERHABA SEVGİ
Ayla KUTLU
Ayla KUTLU ’ nun bu eserinde Anadolu’nun küçük bir köyünde yaşayan Sevgi adlı
küçük bir kız vardır.Bu kız hayvanları çok sever.Ve yemeği bile dahil her şeyini
hayvanlarla paylaşır.Bu kız anaokuluna başlar.Bir gün okul bir seyahat düzenler bu sırada
seyahate gittikleri otobüs karşıdan gelen bir kamyona çarpar ve kaza yapar bu kazada
Sevgi’nin kolu kırılır ve kolundaki sinirleri kırıldığı için kolu kesilir ve artık sevgi artık çolaktır.Ama
bu olayın üzerine Sevgi bir süre hayata küser.Bunun üzerine hastanenin baş hekimi Sevgi ile bir
konuşma yapar ve onun sosyal etkinliklere katılmasını ve sol kolla yemek yemeye,resim çizmeye
ve bunun tarzı şeyleri yapmaya alışmasını söyler.Bir süre sonra Sevgi ilk okula başlar.İlkokulda
yeni arkadaşlar edinir .Hastanenin baş hekiminin tayini çıkar bu nedenle hastaneye yeni bir baş
hekim gelir Sevgi bu başhekimle de kısa sürede tanışır .Hastanede bir hastabakıcı vardır ismi
Hatice’dir,Bu kadın sevgiyi tehdit eder ve kendi işlerini ona yaptırır.Sadece o değil hastanedeki
malları çalmasında da yardımcı olmasına zorlar.Daha sonra Hatice hanımın malları kaçırdığı
fark edilir.Bu nedenle Hatice hanım kaçar.
Sevgi’nin liseye başlamasına on gün kala sevginin Sarışık adlı ineği hamiledir.Ama
Sevgi’nin köyündeki hayvanlardan anlayan kişiler ne yapsalar da yavruyu kurtaramazlar.Sarışık’
ın içine bir ip sokarlar ve yavruyu böyle çıkarmaya çalışırlar ama yavruyu gene kurtaramazlar ve
yavruyu parçalayıp parça parça çıkarırlar.Bu olay Sevgi’yi o kadar çok etkiler ki hayvanlarla
ilgilenen bir meslek yok mu diye düşünür ve lisedeki matematik öğretmeniyle bu olayı paylaşır.
Matematik öğretmeni de onu veteriner olan bir arkadaşına götürür.Sevgi bunun üzerine veteriner
olmaya karar verir. Sevgi artık gelecekte ne olacağı konusunda çok kararlıdır. Büyüyünce
veteriner olacak ve hayvanlara yardım edecektir…

SEVGİ : Kitabın baş rolündeki kişi,hayvanları ve doğayı çok seviyor ve
veteriner olmak istiyor.
HATİCE TEYZE : Hastanede çalışan ve hastalara kötü davranan
bir hastabakıcı, Sevgi’yi kendi özel işlerinde kullanmaya çalışan kötü
birisi, aynı zamanda hırsızlık da yapıyor
BAŞHEKİM : Sevgi’ye iyileşmesinde yardım eden doktor
SARIŞIK : Sevgi’nin ineği

SÜTLAÇ : Sevgi’nin en iyi hayvan dostlarından biri aynı
zamanda Sevgi’nin kedisi.
MATEMATİK ÖĞRETMENİ:Sevgi’nin veteriner olma kararını
vermesinde büyük katkısı var.

****İnsanı ve insanlığı gerçekten seven kişiler, aynı zamanda
doğaya da saygı gösteren ve onu koruyan kişilerdir.Bu kitap
insanı,dünyayı daha doğrusu hayatı sevmemiz gerektiğini ve
hayattaki zorluklar içinde gene de bir yerlere gelmek ve bu
zorluklarla mücadele etmemiz gerektiğini anlatıyor.
Mert KAYABAŞI

DEMİR YOLU MEDENİYET YOLU
Hasret kavuşturan derler
Yol bitmez, özlem bitmez
Mutluluk taşır derler
Demir yolu medeniyet yolu
Gurbet Anadolu ‘dan
Yurt dışına göçtü diyorlar
Anadolu insanları
Demir yolu medeniyet yolu
Hasret kavuşturan geldi
Dert bitti, özlem bitti
Sevgi dolu mutluluk geldi.
Demir yolu medeniyet dolu
Selen AŞKUN

DİŞ HEKİMLİĞİNE YOLCULUK

Beni Geleceğime

Hazırlayacak Lise

Hayallerimdeki üniversiteye gidebilmek için yabancı dil ve diğer ders
eğitimlerinin daha zorlayıcı ve detaylı öğrenime olanak tanıyan bir anadolu lisesi
olacağına inanıyorum.İngilizce hazırlık sınıfı olan Kadıköy Anadolu Lisesi beni
hayallerime ulaştıracak lise olduğunu düşünüyorum.
Zevkle Çalışacağım İş
Küçüklüğümden beri çürük ve kötü görünüşlü dişlerden etkilenmişimdir.
İnsanlara yardımcı olmak ve güler yüzlü davranmak benim başlıca özelliğimdir.Bu
iki özelliğimi kullanarak diş hekimliğinde çok başarılı olacağımı düşünüyorum.
İnsanın zevk alacağı işi yapması, o işte daha başarılı olmasını sağlar.

Diş Hekimliği Fakültesi, ağız boşluğunun ve diş sağlığının korunması, diş
ve diş etleri hastalıklarının tedavisi, diş ve çene ameliyatları ile protez
yapımı konularında eğitim ve araştırma yapar. Bir diş hekimi hastaları ile iyi
ilişkiler kurabilmeli, onların güvenini kazanabilmelidir. Bunun için diş hekimi
olmayı düşünen bir kimsenin sabırlı, hoşgörülü, güler yüzlü olması ve
insanlara içten ilgi duyması gerekir.
Diş Hekimi olmak için İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nde
okumak ve beş yılda eğitimimi tamamlamak istiyorum.
Yapacağım iş benim için çok önemlidir çünkü hem kariyerim hem de
toplumdaki yerim açısından kendimi iyi hissettiğim işi yapmalıyım.İnsan
sevdiği işi yaparsa hem yorulmaz hem de mutlu olur.Bu mutluluğu
yaşarken aynı anda para kazanmanın çok keyifli olacağını
düşünüyorum.Ben de bu mutluluğu ve keyfi diş hekimliği ile yaşayacağımı
düşünüyorum.
Tekirdağ’da Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi açarak kendi işimi yapmak
istiyorum.Bunu yapmadan önce bu konuda Amerika’da kendimi geliştirmek
ve en son teknolojileri öğrenmek istiyorum.
Muhsin Efe KARATAŞ

TANITIM
ESER W.SHAKESPARE’İN
OLUP KOMEDİ HALİNDE
YENİDEN
DÜZENLENMİŞTİR .
DRAMATİK BİR AŞK
HİKAYESİNİN
MÜZİK VE DANSLA
HARMANLANDIĞI BU
ESERİ ‘’ANTİK TİYATRO’’
ADLI BİR EKİP
OYNAMAKTADIR.

SAHNE ARKASI
YAZAN VE YÖNETEN: Mehmet YILMAZSOY
DEKOR-IŞIK:Fatih YILMAZ
REJİ ASİSTANI:Yasemin ŞAHİN
KOSTÜM:Rüveyda YEŞİL
DANS: Serap GÖKÇE/Yasemin ŞAHİN

OYUNCU KADROSU
Burak Güray YAŞAR
Ezgi Duygu BEKDEMİR
Serkan GÜRBÜZ
Yasemin ŞAHİN
Serap GÖKÇE
Mehmet YILMAZSOY
Gürcan GÜLPINAR
Hamza BAL
Can YILMAZ

ESER

Oyunun konusu klasik Romeo ve juliet’ ten çok farklı
olmamakla birlikte günümüz komedisiyle daha da ilgi çekici hale
gelmiştir.
Yine de kısaca söz etmekte fayda vardır. Capuletler ve
Montagueler arasında yıllardır süren bir düşmanlık vardır.
Montagueler’in oğlu Romeo bir gün çağrıldığı bir şölene katılır.Bu
şölende Juliet adlı bir kızı görür ve ona aşık olur.Aynı şekilde kız
da ona aşık olmuştur.Ancak Juliet Capulet Ailesi’nden olduğu için
bu bir yasak aşktır.

Buna rağmen daha fazla dayanamazlar ve gizlice evlenirler.Ancak
durum düşündükleri gibi olmayacaktır. Montagueler’in oğlu Tybalt kız
kardeşinin evlendiğini duyup bunu engellemek ister ancak başarısız
olur.Romeo ve Juliet artık birbirleriye görüşememektedirler.

Bu durumun da çözümü vardır. Juliet’in dadısı bu iki deli aşığın elçisi
olmuştur artık. Romeo ve Juliet’in umutları tükenmiştir artık. Capuletler
Juliet’i Paris ile evlendirmeyi akıllarına koymuşlardır. Tabi ki Juliet buna
izin vermez ama işi işten geçmiştir artık. Bu arada Prens, Romeo’ya sürgün
cezası verir. Juliet, bilgi alabileceği tek kişi olan Rahip Lawrence’a gider ve
giderken ailesine günah çıkartmaya gittiği yalanını söyler. Rahip Lawrence,
Juliet’e son bir kavuşma umudu olduğunu söyler. Ona bir iksir verir ve bu
iksir onu iki gün ölü gibi gösterecektir. Böylece Juliet istemediği bir
evlilikten kurtulacaktır. Rahip Romeo’ya da bunları anlatan bir mektup
yazar ancak bu mektup ona zamanında ulaşamaz.
Romeo , Juliet’i bulabileceği umuduyla geri döner ancak Juliet’i ölü
olarak bulunca çılgına döner ve yüzüğündeki zehri içer.Bir süre sonra
uyanan Juliet ise onu görünce öpüp payını alır .

Ahmet Kaan ÖZNACAR

TREN
Trenlerimiz var yurdumuzda
Götürür bizi en uzak diyarlara
Mutlu eder bizleri
Neşelendirir hepimizi
Biter yol,
Sevdiklerimizle buluşunca
Geri gideriz
Mutlu olunca.
Demir yolu yurdun her yerinde
Hepimiz gezeriz trenle
Yol kısa gelir bizlere
Tren güzeldir bence…
Yankı ÖZTÜRK

ASLIMIZ
Çanakkale ne bir destan ne de bir masal … O bir yaşanmışlık, o bir
gerçek…İsimsiz kahramanların yattığı toprak…Bucak bucak yurdun her
köşesinden tek bir amaç uğrunda ölmeye gelenlerin vatanı….
18 Mart günü dayandığında kapıya , yurdun her köşesi doğusu batısı,
kuzeyi güneyi bir oldu.Tek yürek , tek can koştu Çanakkale’ye.İnsan için en
önemli olan canıdır ama onlar o canı Çanakkale’ de kaybedeceğini bile bile “
Vatan sağ olsun !” diyerek gittiler ardına bakmadan..
Onlar öyle gururlu ve onurluydular ki yüreklerine ateş topları saplansa
dahi yüzlerinde vatan uğruna can vermenin sevinci yansıyordu.
Bizler de bu aziz vatanı kimselere bırakmayacağız.Çanakkale bizim
aslımız, biz aslımızı unutmayacağız.

Ezgi DEMİRKAN

SİHİRLİ KELİME : MERHABA

Ne kadar süredir yürüdüğümü hiç bilmiyordum…Amaçsız bir şekilde bir sokaktan öbürüne ondan da
diğerine doğru ilerledim.Arkadaşlarımla yaşadığım tatsız tartışma sinirlerimi bozmuştu.Adeta hayata dair
her şeyden nefret ediyordum.
Bir banka oturdum.Köşedeki duvarın dibinde , kıyafetlerinden sokak çocuğu olduğunu tahmin ettiğim
küçük bir çocuk ,sessiz ve kesik kesik ağlıyordu.O anda kendi sorunlarımı unutup yanına koştum.Hafifçe
çömelip yüzümü onunla aynı hizaya getirdim.” merhaba !” dedim.”Ne oldu sana ?” Başını kaldırıp
masmavi gözleriyle bana baktı.”Merhaba…” dedi narin titrek bir sesle.Üşümüş görünüyordu.Kaşkolumu
ona sardım.”Aç mısın ?” diye sordum.Utangaç bir tavırla başını salladı.En yakındaki bakkaldan ona
birkaç küçük şey aldım.İnanılmaz bir iştahla hepsini silip süpürdü.Minnettar bir edayla bana
bakıyordu.”Bir şeyler daha ister misin ?” diye sordum.”Hayır, teşekkür ederim.”dedi suratında kocaman bir
gülümsemeyle …Onun yüzünün gülüyor olması beni de mutlu etmişti.

Bir süre küçük dostumla sohbet ettik.Ona ailesi ile İlgili sorular sorduğumda ilk önce
kaçamak cevaplar verdi.Ardından bana her şeyi anlattı. Hasta kardeşini , babasının
başka şehirlerde çalışmak zorunda olduğunu anlattı.Onu dinledikçe kendi sorunlarının
önemsizliğini kavradım.Ve bu küçük ufaklığın omuzlarıma binmiş ağır yükler beni çok
şaşırttı.Ayrıca bir sokak çocuğu olmadığını,onu seven bir ailesi olduğunu da öğrendim.
Tam gitmeye yeltendi ki cebine bir miktar para yerleştiriverdim.Almayı reddetti.O
küçük gözlerindeki ifade karşısında ürperdim.Büyük bir olgunlukla bana
bakıyordu.Parayı almaya gururunun elvermeyeceğini anladım ve ailesi için ekmek
,yoğurt ve benzeri yiyecekler alıp eline tutuşturdum.
Teşekkür etti ve ardından yürümeye başladı.Minicik ayaklarının asfaltta çıkardığı ses
beni hüzünlendirdi.Onu bir daha göremem artık,diye düşündüm.Ama öyle
olmadı.İlerleyen zamanlarda hep karşılaştık.Bir merhaba bana küçük bir dost
kazandırmıştı…

Asya AKTAŞ

BAŞARILI OLMANIN YOLLARI
 Başarılı olmuş insanların hayatları dikkatle incelendiğinde, planlı
bir yaşam ve sıradan bir hayat yaşamadıkları ilk göze çarpan
özelliktir.

 Ders çalışma süresini çok uzun tutmak öğrenmeyi olumsuz etkiler.
 Yorulmadan ara vermeyi öğrenmelisiniz.
 Başarıya giden ilk yol; kişinin kendisine söz geçirebilmesinden
geçer.
 Heyecana yer vermemeli tecrübeli insanların ve uzmanların
önerilerine kulak vermeli, istifade edilmelidir.
 Başarının yolu önce kişinin başarıya kendisini inandırmasıyla
mümkün olur.
 Hayvanı yaşatan iştah, insanı yaşatan ümit, milletleri yaşatan da
ideallerdir. Başarmak için ümitli olunmalı asla ve asla ümitsiz
olunmamalı.

BAŞARILI İNSAN;

BAŞARISIZ İNSAN;

 Başarılı insan; daima çözümün bir
parçasıdır.

 Başarısız insan; daima

 Başarılı insan; bir program
yapmıştır.

 Başarısız insan; devamlı
mazeret bulmuştur.

 Başarılı insan ;’işine yardım
edeyim der’

 Başarısız insan ; ‘bu benim
işim değil’ der.

 Başarılı insan; her soruna bir
çözüm bulmaya çalışır.

 Başarısız insan; her çözüme
bir sorun bulur.

 Başarılı insan ; ‘zor olabilir ama
imkansız değil’ der.

 Başarısız insan ; ‘mümkün
olabilir ama çok zor’ der

 Başarılı insan; en olumsuz anda
bile bir çıkış yolu bulur.

 Başarısız insan; en olumu
durumlarda bile engel bulur.

sorunun bir parçasıdır.

AYRILIRKEN…
Geride bıraktığımız ilköğretimin yerini
alacak yeni bir bilgi denizinde yolculuğumuzun başlamasına kısa
bir süre kaldı.Eminiz ki bu yolculuğunuzda da ; bize güven ,umut,
bilgi,dostluk, sevgi veren okulumuz GÖKTÜRK yine yanımızda
olacak.
Bizler de güzel bir yolculuktan sonra mutlu bir yüzle kıyıya
ulaşacağız.

Okulumuzdan ayrılırken ; içimizde yeni coşkular , heyecanlar,
açılmayı bekleyen tomurcuklar ve aynı zamanda da
öğretmenlerimizden ayrılacağımız için buruk bir üzüntü var.
2013 Mezunları…


Slide 27

GÖKTÜRK İLKOKULU
YIL : 3 SAYI : OCAK 2013

GÖKTÜRK İLKOKULU adına sahibi okul müdürü
İrfan PELİT
YAYIN KURULU
Baran UZUNGER
A.Ayça ZARASIZ
Nilhan SAĞNAK
Selen YILMAZ
C.Melis BULUT
İrem ERGİN
Yeliz AKAYDIN
Göksu TÜMER
Onur URAS
A.Kaan ÖZNACAR
DÜZENLEME
Fatma ZARARSIZ
İLETİŞİM
Ümit Mah.460.Sok.Nu : 4 Yenimahalle /ANKARA
Fax:0312 236 03 64
e-posta: 339002°meb.k12.tr
web: gokturkankara.meb.k12.tr
Tel : 0312 235 14 88
Bu dergi 13.01.2005 tarih 25699 sayılı resmi
gazetede yayınlanan MEB ilköğretim ve
ortaöğretim kurumları sosyal etkinlikler
yönetmeliğine uygun
olarak hazırlanmıştır.
Yazıların sorumluluğu yazarlara aittir.

“Hiçbir şeye ihtiyacımız
yok, yalnız bir şeye
ihtiyacımız vardır; çalışkan
olmak! “

Mustafa Kemal
ATATÜRK

SUNUŞ
RÖPORTAJ

“ Okul Müdürümüz İrfan PELİT”

BİYOGRAFİ

“ Mehmet Akif ERSOY”

YAZARLARIMIZDAN

“ Reşat Nuri GÜNTEKİN”

BİR YAZAR/ BİR ESER “ Mavisel YENER / MAVİ ZAMANLAR”
“ Ayla KUTLU / MİNİK SERÇE “
DİŞ HEKİMLİĞİNE YOLCULUK
DENEMELER, SÖYLEŞİLER

HİKAYELER, ŞİİRLER,TİYARO İZLENİMLERİ
AYRILIRKEN…
REHBERLİK KÖŞESİ

AHMET KAAN : Sayın müdürüm, öncelikle bizi makamınıza kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz.
Hoş geldiniz çocuklar.Nasıl gidiyor ,sınıfta durumlar nasıl?
AHMET KAAN : Teşekkürler… iyiyiz , SBS yaklaşıyor . Bu yüzden biraz heyecanlıyız.
Heyecanlanacak bir şey yok. Heyecanlanmazsanız daha iyi olur sizin için.
AHMET KAAN : Hocam, bazen heyecan daha iyi oluyor.
İyi olur da …Ucunu kaçırınca da olumsuz etki olabilir Siz yapabileceğinizi yapacaksınız.Gerisi gider kendi kendine.Elinizden geleni
yaptığınızdan emin olmanız yeterli.Evet, sizleri dinliyorum.
AHMET KAAN : Hocam ,bize kendinizi tanıtır mısınız?
Ben , İrfan PELİT . Gümüşhaneliyim ,1957 doğumluyum.Önce öğretmenlik sonra müdür yardımcılığı sonra da müdürlük yaptım.17
yıldır müdür olarak görevimi yapıyorum.
İREM : Şu anda müdür olmasaydınız ne olmak isterdiniz ?
Müdür olmasaydım yine öğretmen olmak isterdim.

ONUR : Hocam daha önce çalıştığınız okullarda ne gibi farklılıklar gözlemlediniz?
Daha önceki okullardan buranın farkı şöyle ki; Anadolu’ nun çeşitli bölgelerinde görev yaptım.Her çalıştığım
okulun öğrenci kadrosu farklı idi. Muş ‘ta başlayan öğretmenlik hayatım Gümüşhane,Diyarbakır, Çanakkale ve
sonrada Ankara illerinde devam etti. Yenimahalle Kent Kop İlköğretim Okulunda idarecilik görevim başladı. Aynı
okulda müdür yardımcılığı ve müdür vekilliği yaptıktan sonra Ziya Gökalp İlköğretim Okuluna müdür olarak
atandım. Ankara Batıkent’te , Ankara ‘da Refika Aksoy İlköğretim Okulunda 9 yıl görev yaptım.Oradan Göktürk
İlköğretim Okuluna geldim ,buradan da emekli olacağım.
Farklı bölgelerde çalıştığım dikkate alındığında ; oradaki öğrenciler ile buradakilerin maddi durumları ve kültürel
birikimlerinin aynı olmadığını söyleyebilirim. Buradaki öğrencilerin maddi durumları daha iyi.Ama orada
bulduğum samimiyeti orada bulmak zor .Ayrıca bazıları da sıkıntılıydı.Kötü alışkanlıkları vardı, fark bu.
Örneğin Refika Aksoy İlköğretim Okulu …Orası 1500 kişiydi, kalabalıktı.Başarı olarak şu anda da Refika Aksoy
başarılı. Buradaki öğrencilerin başarı potansiyelli de yüksek.
Herkesi seviyorum fakat bizi yanlış tanıdılar; futbol yasaklanması sizler tarafından olumsuz karşılandı.Futbol
için sahanın yetersiz olması, teneffüste bahçenin kalabalık olması nedeni ile futbol yasaklandı. Salonda da futbol
oynayabilirsiniz.
ONUR : Hocam, geçen yıl öğle teneffüsleri spor salonu açık oluyordu. Bu sene bu uygulamayı
görmedik genellikle spor salonu kapalı oluyor.
Bu sene o uygulamayı iptal ettik çünkü arkadaşlarınıza zarar geliyor. Sadece sizler olsanız
neyse …Allah korusun orada demir potalar var; birine bir şey olursa üzülürüz ..Şimdi eskisi gibi
değil,direk okul müdürü suçlanıyor.
Ben ; siz öğrencilere ,her sınıfa, her kişiye, her biriye elimden geleni yapmaya çalışıyorum . Sosyal
, kültürel mümkün olabilecek her şeyi isteyebilirsiniz samimi ve dürüst olarak.

GÖKSU : Mesleğinizde edindiğiniz tecrübe ve deneyimlere dayanarak biz öğrencilere
verebileceğiniz tavsiyeler neler?
Öncellikle ben kendi düşüncelerimi söyleyeyim :Her birey ,her fert dürüst ve ahlaklı
olmalı.Dürüst ve ahlaklı olursa bir insanın, davranışlarıyla zaten dürüst olan kişinin,kişiliği
oturmuştur.O kişiye ders çalış da demezsin , şunu da yapma da demezsin çünkü o kişi ne
yapacağını bilir.
Neye mal olursa olsun yalan söylemeyin .Herkes hata yapar,önemli olan yapılan hatanın kasıtlı
olmamamsı bir de iyi dost hatayı kişinin yüzüne söyleyendir.Ben bir hata yapmışsam ,sen bunu
bana diyebilirsin. İrfan Bey ,bu iş böyle olmamalı diyebilirsin .Bir iş olmadı,bu iş yanlış denildiği
zaman önerisiyle gelmen gerekir ,şeklinde diyebilirsin; ben eleştiriye açığım.
UTKU : Mesleğinizin zor yanları nelerdir ?
Mesleğimin zor yanı nasıl söyleyeyim,beni tanısaydınız daha rahat ifade edebilirdim.Ekip olarak
çalıştığım kişilerle anlaşmak,bölge insanını tanımak ,iletişimi kolaylaştırmak gibi konularda zaman zaman
sıkıntı oluyor.
YELİZ : Son olarak biz öğlecilerden neler bekliyorsunuz ?
Siz öğrencilerden beklentilerimiz nelerdir? Başarılı olmanızdır.Sizin başarılarınız okula ve çevreye
yansıyor.Mesela toplantılara katılıyoruz okul dışında.Göktürk İlkokulu şöyle başarılıdır dendiğinde çok
mutlu oluyorum o zaman.Sizlere saygı duyuyorum, önünüzü açmak istiyorum. Elimden geldiğince sizlerin
isteklerinizi yerine getirmeye çalışıyorum.İstiyorum ki sizler her konuda başarılı olasınız.Okulu nasıl
önemsediğinizi bilelim.
Ayda bir Seviye Tespit Sınavı olmasını istiyoruz ama maddi sıkıntılar var, sistem buna yeterli olmuyor .

AHMET KAAN : Bizleri kabul ettiğiniz ve sorularımızı samimiyetle cevapladığınız
için arkadaşlarımız adına teşekkür ediyoruz.
Ahmet Kaan ÖZNACAR , Göksu TÜMER,
Mihriban İrem ERGİN Onur URAS,
Utku GÖKÇEN, Yeliz AKAYDIN

REŞAT NURİ GÜNTEKİN
(25 KASIM 1889 - 7 ARALIK 1956)
1889'da İstanbul’un Üsküdar ilçesinde dünyaya geldi. Babası, askeri tabip Nuri
Bey, annesi Erzincan valisi Yaver Paşa'nın kızı Lütfiye Hanım'dır. Reşide adlı kız
kardeşi çok genç yaşta hayatını kaybetti, tek çocuk olarak büyüdü.Babası askeri
doktor olduğu için öğrenim hayatı boyunca birçok il gezen Reşat Nuri, ilköğrenimine
Çanakkale 'de başladı. Çocukluk yıllarında dinlediği Fatma Aliye Hanım’ın ‘‘Udi’’
isimli romanı hayatına iz bırakıp,sanata heveslendiren eserleri arasına girdi.
Babasının Çanakkale’deki evlerinde zengin bir kütüphanesinin olması onu kitaplara
iten ve yazı yazma kültürünün gelişmesini sağlayan bir araç oldu.Öğrenimini yirmi üç
yaşında bitirmiştir.1927'ye kadar Bursa ve İstanbul’da çeşitli okullarda Fransızca
,Türkçe öğretmeni ve müdür olarak görev yaptı. 1927’de Erenköy Lisesi’nden yeni
mezun olan öğrencisi Hadiye Hanım ile evlendi.Öğretmenlik mesleğinin yanı sıra
edebiyatla uğraşan Reşat Nuri, Halit Ziya’nın eserlerinden aldığı ilhamla hikâye
yazma hevesi duymaktaydı. Daha sonra tiyatro edebiyatını benimseyerek bir tiyatro
yazarı olmak için uğraştı. Yazı hayatına 1.Dünya Savaşı sonlarında başladı.
Başlangıçta “Eski Ahbap” (1917) gibi uzun hikayeler, “Hançer”(1920) ve “Eski Rüya”
(1922) gibi sahne eserleri, “Gizli El” (1924) gibi romanlar yazan, tiyatro eleştiri ve
araştırmaları yayınlayan sanatçı “Çalıkuşu” adlı romanının 1922’de Vakit
Gazetesinde tefrika edilmesiyle şöhrete kavuştu. Güntekin'e akciğer kanseri teşhisi
konulduktan sonra tedavisi için Londra'ya gitti ve orada hastalığına yenik düşerek
öldü. 13 Aralık 1956 günü, Karacaahmet Mezarlığı'na gömüldü. Levent’te oturduğu
sokağa “Çalıkuşu” ismi,Kadıköy’de ve İzmir’de bir ilköğretim okuluna ve Fatih’te bir
tiyatro sahnesine Reşat Nuri Güntekin ismi verilmiştir.

Yazar, öykü, roman ve oyunlarıyla edebiyatımızda önemli bir yere sahiptir.
Kahramanları genelde tek yönlüdür. Olay kahramanlarını çevreyle birlikte verir.
Anadolu insanını iyi tanıdığı eserlerinden anlaşılır. Bazı eserlerinde genç
cumhuriyetin toplumsal ideallerini işlemiştir. Reşat Nuri GÜNTEKİN eserlerine
konuşma dilinin zenginliğini zorlanmadan yansıtır.
Reşat Nuri GÜNTEKİN, Cumhuriyet dönemi edebiyatında önemli bir yeri olan
Çalıkuşu, Yeşil Gece ve Anadolu Notları gibi önemli eserlere imza atmış
romancı, öykücü ve oyun yazarıdır.
‘‘Acımak’’ romanı bize hayat dersi vermekle birlikte o zamanki durumu da
göz önüne sermektedir. Kitap oldukça sürükleyici olup sıkmamaktadır. Yazar
kitaplarında daha çok kadın, çocuk, aile ve ahlâk meseleleri üzerinde
durmuştur.
Kitabın başlığı ve içeriği arasındaki bağlantı: Zehra Hanımın, babası
öldükten sonra acıma duygusuna sahip olması.
İrem ERGİN

MAVİSEL YENER’İN HAYATI

1984’de Ege Üniversitesi Diş
Hekimliği Fakültesinden mezun oldu.Öykü, masal,
köşe yazısı ve eleştiri yazıları 1978’den bu yana
gazete ve dergilerde yayımlanıyor. Şiir, öykü, masal,
tiyatro oyunu, roman türlerinde pek çok eser
verdi.Bugüne kadar yayımlanmış kırktan fazla çocuk
kitabı vardır.İki yıl süreyle Gazete Ege’de çocuk
sayfası hazırladı.Haber Ekspres gazetesinin çocuk
sayfasında köşe yazarlığı yaptı. Varlık, Virgül,
Edebiyat Eleştiri gibi yazın dergilerinde öykü ve
yazıları yayımlandı.

TRT İzmir Radyosu’ nda iki yıl süreyle Mavi Mektuplar isimli köşeyi hazırlayıp
sundu.İki yazar arkadaşıyla birlikte kaleme aldığı Mor Gece Mavi Gün isimli çocuk
oyunu Ankara Devlet Tiyatrosu’nda 2007 yılında sahnelendi.
Edebiyatçılar Derneği, Yazarlar Sendikası, Dil Derneği ve P.E.N. Yazarlar
Derneği’ nin üyesidir.Yazar, genel merkezi İzmir’de olan AIDS ile Mücadele
Derneği’nin yönetim kurulu üyesidir.Uyuşturucu ve AIDS konusunda eğitimci
eğitmeni olarak çalışmaktadır.Çocuk yazını alanında atölye eğitmenliği de
yapıyor.Mavisel Yener’in kitapları başka dillere de çevriliyor, dünya çocuklarıyla
buluşuyor.Ondan fazla ödülü vardır.
Yener, eserlerinde çocuk sevgisini, çocukların çocukluklarını yaşamalarını, her
koşulda sevinmeleri gerektiğini vurguluyor.
"

MAVİ

ZAMANLAR

Birce evlerinin yakınındaki kitapçıya girdi.Yedinci sınıf ders
kitaplarını verip onların yerine tatilde okuyacak kitaplar alacaktı.
Gözü birden bir kitaba takıldı.‘Gizli Geçitleri Bulmanın Yolları’.
Aldığı birçok kitabın yanına bunu da koydu ve eve gitti.Kitapları
okumak için sabırsızlanıyordu.Kırmızı kitaba göz gezdirirken elektrikler
gitti ve mum ışığında okumaya başladı.Birce okulda yapılan öykü yazma yarışmasında
dereceye girmişti ve ödülü bir haftalık” Allianoi (Alyanoi) Kurtarma Kazısı Alanı” gezisiydi.
Birce gezi günü erkenden uyanmıştı.Öğretmeni Sezin Hanım onları kazı alanına bırakıp
İzmir’e geri döndü.Kazı alanındakiler Birce ve arkadaşlarını çok sıcak karşıladılar.Herkes
odalarına yerleşti.Gilman ve Arzu kızlara kazı alanını gezdirdiler, akşam yemeği yediler sonra
odalarına çekildiler. Kaldıkları odanın yanında kemik odası vardı.Sevilay biraz korkmuştu ve
uyuyamamıştı.Dışarı çıkıp hava aldı, midesi bulanıyordu. Kahvaltıdan sonra Gilman Birce’ye
buranın eski bir sağlık merkezi olduğunu anlattı.Daha sonra tekerlek izinin olduğu bir taş
gösterdi.Öğle yemeği yediler, sohbet ettiler, kırmızı kapaklı kitabı okudular.Kitapta tekerlek
izinden bahsediyordu.Birce ve Gilman artık bir iz peşindeydi.Kitaba güveniyor ve kitaptaki
sözlerin şifre olduğunu düşünüyorlardı, gerçekten de öyleydi.
Gezinirken hamamda duran siyah taşın fotoğrafını çeken birini gördüler, gece onlarda
içeri girip bakacaktı.Işıl’a da gizemi anlattılar ve üçü tünele girdi.Tünelde Selo ve İbrahim
vardı.Onların amaçları elektromanyetik taşı ele geçirmekti.Kitapta Dolunay Masalcısının
verdiği ipuçlarıyla Allionoi’nin gizli geçitlerini ve su perisini buldular.Su perisinin karnındaki
deniz kabuğunu sağa çevirince birden her yer kaynar suyla doldu.Kırmızı kitabın aynısının su
perisinin kucağında olduğunu gördüler.Daha önceden buldukları taşı su perisine attılar ve
sular çekildi.Su kaynaklarını yönlendirmek isteyen güçlere engel oldular ve dünyanın
dengesini bozacak bir tehlikeyi de önlediler.

Yıllar sonra Gilman ünlü bir arkeolog
olmuştu ve bir söylencede bu hikayeyi
anlattı.Bir kız bunu bildiğini söyledi ve
Gilman annesinin adını sordu.Annesinin
adı Birce kızın adı ise Perisu idi.Gilman
Birce’ye bir efsane yazdı ve yanına da
bir not koydu vermesi için Perisu’yla
gönderdi.

Seza KURUKAFA

MERHABA SEVGİ
Ayla KUTLU
Ayla KUTLU ’ nun bu eserinde Anadolu’nun küçük bir köyünde yaşayan Sevgi adlı
küçük bir kız vardır.Bu kız hayvanları çok sever.Ve yemeği bile dahil her şeyini
hayvanlarla paylaşır.Bu kız anaokuluna başlar.Bir gün okul bir seyahat düzenler bu sırada
seyahate gittikleri otobüs karşıdan gelen bir kamyona çarpar ve kaza yapar bu kazada
Sevgi’nin kolu kırılır ve kolundaki sinirleri kırıldığı için kolu kesilir ve artık sevgi artık çolaktır.Ama
bu olayın üzerine Sevgi bir süre hayata küser.Bunun üzerine hastanenin baş hekimi Sevgi ile bir
konuşma yapar ve onun sosyal etkinliklere katılmasını ve sol kolla yemek yemeye,resim çizmeye
ve bunun tarzı şeyleri yapmaya alışmasını söyler.Bir süre sonra Sevgi ilk okula başlar.İlkokulda
yeni arkadaşlar edinir .Hastanenin baş hekiminin tayini çıkar bu nedenle hastaneye yeni bir baş
hekim gelir Sevgi bu başhekimle de kısa sürede tanışır .Hastanede bir hastabakıcı vardır ismi
Hatice’dir,Bu kadın sevgiyi tehdit eder ve kendi işlerini ona yaptırır.Sadece o değil hastanedeki
malları çalmasında da yardımcı olmasına zorlar.Daha sonra Hatice hanımın malları kaçırdığı
fark edilir.Bu nedenle Hatice hanım kaçar.
Sevgi’nin liseye başlamasına on gün kala sevginin Sarışık adlı ineği hamiledir.Ama
Sevgi’nin köyündeki hayvanlardan anlayan kişiler ne yapsalar da yavruyu kurtaramazlar.Sarışık’
ın içine bir ip sokarlar ve yavruyu böyle çıkarmaya çalışırlar ama yavruyu gene kurtaramazlar ve
yavruyu parçalayıp parça parça çıkarırlar.Bu olay Sevgi’yi o kadar çok etkiler ki hayvanlarla
ilgilenen bir meslek yok mu diye düşünür ve lisedeki matematik öğretmeniyle bu olayı paylaşır.
Matematik öğretmeni de onu veteriner olan bir arkadaşına götürür.Sevgi bunun üzerine veteriner
olmaya karar verir. Sevgi artık gelecekte ne olacağı konusunda çok kararlıdır. Büyüyünce
veteriner olacak ve hayvanlara yardım edecektir…

SEVGİ : Kitabın baş rolündeki kişi,hayvanları ve doğayı çok seviyor ve
veteriner olmak istiyor.
HATİCE TEYZE : Hastanede çalışan ve hastalara kötü davranan
bir hastabakıcı, Sevgi’yi kendi özel işlerinde kullanmaya çalışan kötü
birisi, aynı zamanda hırsızlık da yapıyor
BAŞHEKİM : Sevgi’ye iyileşmesinde yardım eden doktor
SARIŞIK : Sevgi’nin ineği

SÜTLAÇ : Sevgi’nin en iyi hayvan dostlarından biri aynı
zamanda Sevgi’nin kedisi.
MATEMATİK ÖĞRETMENİ:Sevgi’nin veteriner olma kararını
vermesinde büyük katkısı var.

****İnsanı ve insanlığı gerçekten seven kişiler, aynı zamanda
doğaya da saygı gösteren ve onu koruyan kişilerdir.Bu kitap
insanı,dünyayı daha doğrusu hayatı sevmemiz gerektiğini ve
hayattaki zorluklar içinde gene de bir yerlere gelmek ve bu
zorluklarla mücadele etmemiz gerektiğini anlatıyor.
Mert KAYABAŞI

DEMİR YOLU MEDENİYET YOLU
Hasret kavuşturan derler
Yol bitmez, özlem bitmez
Mutluluk taşır derler
Demir yolu medeniyet yolu
Gurbet Anadolu ‘dan
Yurt dışına göçtü diyorlar
Anadolu insanları
Demir yolu medeniyet yolu
Hasret kavuşturan geldi
Dert bitti, özlem bitti
Sevgi dolu mutluluk geldi.
Demir yolu medeniyet dolu
Selen AŞKUN

DİŞ HEKİMLİĞİNE YOLCULUK

Beni Geleceğime

Hazırlayacak Lise

Hayallerimdeki üniversiteye gidebilmek için yabancı dil ve diğer ders
eğitimlerinin daha zorlayıcı ve detaylı öğrenime olanak tanıyan bir anadolu lisesi
olacağına inanıyorum.İngilizce hazırlık sınıfı olan Kadıköy Anadolu Lisesi beni
hayallerime ulaştıracak lise olduğunu düşünüyorum.
Zevkle Çalışacağım İş
Küçüklüğümden beri çürük ve kötü görünüşlü dişlerden etkilenmişimdir.
İnsanlara yardımcı olmak ve güler yüzlü davranmak benim başlıca özelliğimdir.Bu
iki özelliğimi kullanarak diş hekimliğinde çok başarılı olacağımı düşünüyorum.
İnsanın zevk alacağı işi yapması, o işte daha başarılı olmasını sağlar.

Diş Hekimliği Fakültesi, ağız boşluğunun ve diş sağlığının korunması, diş
ve diş etleri hastalıklarının tedavisi, diş ve çene ameliyatları ile protez
yapımı konularında eğitim ve araştırma yapar. Bir diş hekimi hastaları ile iyi
ilişkiler kurabilmeli, onların güvenini kazanabilmelidir. Bunun için diş hekimi
olmayı düşünen bir kimsenin sabırlı, hoşgörülü, güler yüzlü olması ve
insanlara içten ilgi duyması gerekir.
Diş Hekimi olmak için İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nde
okumak ve beş yılda eğitimimi tamamlamak istiyorum.
Yapacağım iş benim için çok önemlidir çünkü hem kariyerim hem de
toplumdaki yerim açısından kendimi iyi hissettiğim işi yapmalıyım.İnsan
sevdiği işi yaparsa hem yorulmaz hem de mutlu olur.Bu mutluluğu
yaşarken aynı anda para kazanmanın çok keyifli olacağını
düşünüyorum.Ben de bu mutluluğu ve keyfi diş hekimliği ile yaşayacağımı
düşünüyorum.
Tekirdağ’da Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi açarak kendi işimi yapmak
istiyorum.Bunu yapmadan önce bu konuda Amerika’da kendimi geliştirmek
ve en son teknolojileri öğrenmek istiyorum.
Muhsin Efe KARATAŞ

TANITIM
ESER W.SHAKESPARE’İN
OLUP KOMEDİ HALİNDE
YENİDEN
DÜZENLENMİŞTİR .
DRAMATİK BİR AŞK
HİKAYESİNİN
MÜZİK VE DANSLA
HARMANLANDIĞI BU
ESERİ ‘’ANTİK TİYATRO’’
ADLI BİR EKİP
OYNAMAKTADIR.

SAHNE ARKASI
YAZAN VE YÖNETEN: Mehmet YILMAZSOY
DEKOR-IŞIK:Fatih YILMAZ
REJİ ASİSTANI:Yasemin ŞAHİN
KOSTÜM:Rüveyda YEŞİL
DANS: Serap GÖKÇE/Yasemin ŞAHİN

OYUNCU KADROSU
Burak Güray YAŞAR
Ezgi Duygu BEKDEMİR
Serkan GÜRBÜZ
Yasemin ŞAHİN
Serap GÖKÇE
Mehmet YILMAZSOY
Gürcan GÜLPINAR
Hamza BAL
Can YILMAZ

ESER

Oyunun konusu klasik Romeo ve juliet’ ten çok farklı
olmamakla birlikte günümüz komedisiyle daha da ilgi çekici hale
gelmiştir.
Yine de kısaca söz etmekte fayda vardır. Capuletler ve
Montagueler arasında yıllardır süren bir düşmanlık vardır.
Montagueler’in oğlu Romeo bir gün çağrıldığı bir şölene katılır.Bu
şölende Juliet adlı bir kızı görür ve ona aşık olur.Aynı şekilde kız
da ona aşık olmuştur.Ancak Juliet Capulet Ailesi’nden olduğu için
bu bir yasak aşktır.

Buna rağmen daha fazla dayanamazlar ve gizlice evlenirler.Ancak
durum düşündükleri gibi olmayacaktır. Montagueler’in oğlu Tybalt kız
kardeşinin evlendiğini duyup bunu engellemek ister ancak başarısız
olur.Romeo ve Juliet artık birbirleriye görüşememektedirler.

Bu durumun da çözümü vardır. Juliet’in dadısı bu iki deli aşığın elçisi
olmuştur artık. Romeo ve Juliet’in umutları tükenmiştir artık. Capuletler
Juliet’i Paris ile evlendirmeyi akıllarına koymuşlardır. Tabi ki Juliet buna
izin vermez ama işi işten geçmiştir artık. Bu arada Prens, Romeo’ya sürgün
cezası verir. Juliet, bilgi alabileceği tek kişi olan Rahip Lawrence’a gider ve
giderken ailesine günah çıkartmaya gittiği yalanını söyler. Rahip Lawrence,
Juliet’e son bir kavuşma umudu olduğunu söyler. Ona bir iksir verir ve bu
iksir onu iki gün ölü gibi gösterecektir. Böylece Juliet istemediği bir
evlilikten kurtulacaktır. Rahip Romeo’ya da bunları anlatan bir mektup
yazar ancak bu mektup ona zamanında ulaşamaz.
Romeo , Juliet’i bulabileceği umuduyla geri döner ancak Juliet’i ölü
olarak bulunca çılgına döner ve yüzüğündeki zehri içer.Bir süre sonra
uyanan Juliet ise onu görünce öpüp payını alır .

Ahmet Kaan ÖZNACAR

TREN
Trenlerimiz var yurdumuzda
Götürür bizi en uzak diyarlara
Mutlu eder bizleri
Neşelendirir hepimizi
Biter yol,
Sevdiklerimizle buluşunca
Geri gideriz
Mutlu olunca.
Demir yolu yurdun her yerinde
Hepimiz gezeriz trenle
Yol kısa gelir bizlere
Tren güzeldir bence…
Yankı ÖZTÜRK

ASLIMIZ
Çanakkale ne bir destan ne de bir masal … O bir yaşanmışlık, o bir
gerçek…İsimsiz kahramanların yattığı toprak…Bucak bucak yurdun her
köşesinden tek bir amaç uğrunda ölmeye gelenlerin vatanı….
18 Mart günü dayandığında kapıya , yurdun her köşesi doğusu batısı,
kuzeyi güneyi bir oldu.Tek yürek , tek can koştu Çanakkale’ye.İnsan için en
önemli olan canıdır ama onlar o canı Çanakkale’ de kaybedeceğini bile bile “
Vatan sağ olsun !” diyerek gittiler ardına bakmadan..
Onlar öyle gururlu ve onurluydular ki yüreklerine ateş topları saplansa
dahi yüzlerinde vatan uğruna can vermenin sevinci yansıyordu.
Bizler de bu aziz vatanı kimselere bırakmayacağız.Çanakkale bizim
aslımız, biz aslımızı unutmayacağız.

Ezgi DEMİRKAN

SİHİRLİ KELİME : MERHABA

Ne kadar süredir yürüdüğümü hiç bilmiyordum…Amaçsız bir şekilde bir sokaktan öbürüne ondan da
diğerine doğru ilerledim.Arkadaşlarımla yaşadığım tatsız tartışma sinirlerimi bozmuştu.Adeta hayata dair
her şeyden nefret ediyordum.
Bir banka oturdum.Köşedeki duvarın dibinde , kıyafetlerinden sokak çocuğu olduğunu tahmin ettiğim
küçük bir çocuk ,sessiz ve kesik kesik ağlıyordu.O anda kendi sorunlarımı unutup yanına koştum.Hafifçe
çömelip yüzümü onunla aynı hizaya getirdim.” merhaba !” dedim.”Ne oldu sana ?” Başını kaldırıp
masmavi gözleriyle bana baktı.”Merhaba…” dedi narin titrek bir sesle.Üşümüş görünüyordu.Kaşkolumu
ona sardım.”Aç mısın ?” diye sordum.Utangaç bir tavırla başını salladı.En yakındaki bakkaldan ona
birkaç küçük şey aldım.İnanılmaz bir iştahla hepsini silip süpürdü.Minnettar bir edayla bana
bakıyordu.”Bir şeyler daha ister misin ?” diye sordum.”Hayır, teşekkür ederim.”dedi suratında kocaman bir
gülümsemeyle …Onun yüzünün gülüyor olması beni de mutlu etmişti.

Bir süre küçük dostumla sohbet ettik.Ona ailesi ile İlgili sorular sorduğumda ilk önce
kaçamak cevaplar verdi.Ardından bana her şeyi anlattı. Hasta kardeşini , babasının
başka şehirlerde çalışmak zorunda olduğunu anlattı.Onu dinledikçe kendi sorunlarının
önemsizliğini kavradım.Ve bu küçük ufaklığın omuzlarıma binmiş ağır yükler beni çok
şaşırttı.Ayrıca bir sokak çocuğu olmadığını,onu seven bir ailesi olduğunu da öğrendim.
Tam gitmeye yeltendi ki cebine bir miktar para yerleştiriverdim.Almayı reddetti.O
küçük gözlerindeki ifade karşısında ürperdim.Büyük bir olgunlukla bana
bakıyordu.Parayı almaya gururunun elvermeyeceğini anladım ve ailesi için ekmek
,yoğurt ve benzeri yiyecekler alıp eline tutuşturdum.
Teşekkür etti ve ardından yürümeye başladı.Minicik ayaklarının asfaltta çıkardığı ses
beni hüzünlendirdi.Onu bir daha göremem artık,diye düşündüm.Ama öyle
olmadı.İlerleyen zamanlarda hep karşılaştık.Bir merhaba bana küçük bir dost
kazandırmıştı…

Asya AKTAŞ

BAŞARILI OLMANIN YOLLARI
 Başarılı olmuş insanların hayatları dikkatle incelendiğinde, planlı
bir yaşam ve sıradan bir hayat yaşamadıkları ilk göze çarpan
özelliktir.

 Ders çalışma süresini çok uzun tutmak öğrenmeyi olumsuz etkiler.
 Yorulmadan ara vermeyi öğrenmelisiniz.
 Başarıya giden ilk yol; kişinin kendisine söz geçirebilmesinden
geçer.
 Heyecana yer vermemeli tecrübeli insanların ve uzmanların
önerilerine kulak vermeli, istifade edilmelidir.
 Başarının yolu önce kişinin başarıya kendisini inandırmasıyla
mümkün olur.
 Hayvanı yaşatan iştah, insanı yaşatan ümit, milletleri yaşatan da
ideallerdir. Başarmak için ümitli olunmalı asla ve asla ümitsiz
olunmamalı.

BAŞARILI İNSAN;

BAŞARISIZ İNSAN;

 Başarılı insan; daima çözümün bir
parçasıdır.

 Başarısız insan; daima

 Başarılı insan; bir program
yapmıştır.

 Başarısız insan; devamlı
mazeret bulmuştur.

 Başarılı insan ;’işine yardım
edeyim der’

 Başarısız insan ; ‘bu benim
işim değil’ der.

 Başarılı insan; her soruna bir
çözüm bulmaya çalışır.

 Başarısız insan; her çözüme
bir sorun bulur.

 Başarılı insan ; ‘zor olabilir ama
imkansız değil’ der.

 Başarısız insan ; ‘mümkün
olabilir ama çok zor’ der

 Başarılı insan; en olumsuz anda
bile bir çıkış yolu bulur.

 Başarısız insan; en olumu
durumlarda bile engel bulur.

sorunun bir parçasıdır.

AYRILIRKEN…
Geride bıraktığımız ilköğretimin yerini
alacak yeni bir bilgi denizinde yolculuğumuzun başlamasına kısa
bir süre kaldı.Eminiz ki bu yolculuğunuzda da ; bize güven ,umut,
bilgi,dostluk, sevgi veren okulumuz GÖKTÜRK yine yanımızda
olacak.
Bizler de güzel bir yolculuktan sonra mutlu bir yüzle kıyıya
ulaşacağız.

Okulumuzdan ayrılırken ; içimizde yeni coşkular , heyecanlar,
açılmayı bekleyen tomurcuklar ve aynı zamanda da
öğretmenlerimizden ayrılacağımız için buruk bir üzüntü var.
2013 Mezunları…


Slide 28

GÖKTÜRK İLKOKULU
YIL : 3 SAYI : OCAK 2013

GÖKTÜRK İLKOKULU adına sahibi okul müdürü
İrfan PELİT
YAYIN KURULU
Baran UZUNGER
A.Ayça ZARASIZ
Nilhan SAĞNAK
Selen YILMAZ
C.Melis BULUT
İrem ERGİN
Yeliz AKAYDIN
Göksu TÜMER
Onur URAS
A.Kaan ÖZNACAR
DÜZENLEME
Fatma ZARARSIZ
İLETİŞİM
Ümit Mah.460.Sok.Nu : 4 Yenimahalle /ANKARA
Fax:0312 236 03 64
e-posta: 339002°meb.k12.tr
web: gokturkankara.meb.k12.tr
Tel : 0312 235 14 88
Bu dergi 13.01.2005 tarih 25699 sayılı resmi
gazetede yayınlanan MEB ilköğretim ve
ortaöğretim kurumları sosyal etkinlikler
yönetmeliğine uygun
olarak hazırlanmıştır.
Yazıların sorumluluğu yazarlara aittir.

“Hiçbir şeye ihtiyacımız
yok, yalnız bir şeye
ihtiyacımız vardır; çalışkan
olmak! “

Mustafa Kemal
ATATÜRK

SUNUŞ
RÖPORTAJ

“ Okul Müdürümüz İrfan PELİT”

BİYOGRAFİ

“ Mehmet Akif ERSOY”

YAZARLARIMIZDAN

“ Reşat Nuri GÜNTEKİN”

BİR YAZAR/ BİR ESER “ Mavisel YENER / MAVİ ZAMANLAR”
“ Ayla KUTLU / MİNİK SERÇE “
DİŞ HEKİMLİĞİNE YOLCULUK
DENEMELER, SÖYLEŞİLER

HİKAYELER, ŞİİRLER,TİYARO İZLENİMLERİ
AYRILIRKEN…
REHBERLİK KÖŞESİ

AHMET KAAN : Sayın müdürüm, öncelikle bizi makamınıza kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz.
Hoş geldiniz çocuklar.Nasıl gidiyor ,sınıfta durumlar nasıl?
AHMET KAAN : Teşekkürler… iyiyiz , SBS yaklaşıyor . Bu yüzden biraz heyecanlıyız.
Heyecanlanacak bir şey yok. Heyecanlanmazsanız daha iyi olur sizin için.
AHMET KAAN : Hocam, bazen heyecan daha iyi oluyor.
İyi olur da …Ucunu kaçırınca da olumsuz etki olabilir Siz yapabileceğinizi yapacaksınız.Gerisi gider kendi kendine.Elinizden geleni
yaptığınızdan emin olmanız yeterli.Evet, sizleri dinliyorum.
AHMET KAAN : Hocam ,bize kendinizi tanıtır mısınız?
Ben , İrfan PELİT . Gümüşhaneliyim ,1957 doğumluyum.Önce öğretmenlik sonra müdür yardımcılığı sonra da müdürlük yaptım.17
yıldır müdür olarak görevimi yapıyorum.
İREM : Şu anda müdür olmasaydınız ne olmak isterdiniz ?
Müdür olmasaydım yine öğretmen olmak isterdim.

ONUR : Hocam daha önce çalıştığınız okullarda ne gibi farklılıklar gözlemlediniz?
Daha önceki okullardan buranın farkı şöyle ki; Anadolu’ nun çeşitli bölgelerinde görev yaptım.Her çalıştığım
okulun öğrenci kadrosu farklı idi. Muş ‘ta başlayan öğretmenlik hayatım Gümüşhane,Diyarbakır, Çanakkale ve
sonrada Ankara illerinde devam etti. Yenimahalle Kent Kop İlköğretim Okulunda idarecilik görevim başladı. Aynı
okulda müdür yardımcılığı ve müdür vekilliği yaptıktan sonra Ziya Gökalp İlköğretim Okuluna müdür olarak
atandım. Ankara Batıkent’te , Ankara ‘da Refika Aksoy İlköğretim Okulunda 9 yıl görev yaptım.Oradan Göktürk
İlköğretim Okuluna geldim ,buradan da emekli olacağım.
Farklı bölgelerde çalıştığım dikkate alındığında ; oradaki öğrenciler ile buradakilerin maddi durumları ve kültürel
birikimlerinin aynı olmadığını söyleyebilirim. Buradaki öğrencilerin maddi durumları daha iyi.Ama orada
bulduğum samimiyeti orada bulmak zor .Ayrıca bazıları da sıkıntılıydı.Kötü alışkanlıkları vardı, fark bu.
Örneğin Refika Aksoy İlköğretim Okulu …Orası 1500 kişiydi, kalabalıktı.Başarı olarak şu anda da Refika Aksoy
başarılı. Buradaki öğrencilerin başarı potansiyelli de yüksek.
Herkesi seviyorum fakat bizi yanlış tanıdılar; futbol yasaklanması sizler tarafından olumsuz karşılandı.Futbol
için sahanın yetersiz olması, teneffüste bahçenin kalabalık olması nedeni ile futbol yasaklandı. Salonda da futbol
oynayabilirsiniz.
ONUR : Hocam, geçen yıl öğle teneffüsleri spor salonu açık oluyordu. Bu sene bu uygulamayı
görmedik genellikle spor salonu kapalı oluyor.
Bu sene o uygulamayı iptal ettik çünkü arkadaşlarınıza zarar geliyor. Sadece sizler olsanız
neyse …Allah korusun orada demir potalar var; birine bir şey olursa üzülürüz ..Şimdi eskisi gibi
değil,direk okul müdürü suçlanıyor.
Ben ; siz öğrencilere ,her sınıfa, her kişiye, her biriye elimden geleni yapmaya çalışıyorum . Sosyal
, kültürel mümkün olabilecek her şeyi isteyebilirsiniz samimi ve dürüst olarak.

GÖKSU : Mesleğinizde edindiğiniz tecrübe ve deneyimlere dayanarak biz öğrencilere
verebileceğiniz tavsiyeler neler?
Öncellikle ben kendi düşüncelerimi söyleyeyim :Her birey ,her fert dürüst ve ahlaklı
olmalı.Dürüst ve ahlaklı olursa bir insanın, davranışlarıyla zaten dürüst olan kişinin,kişiliği
oturmuştur.O kişiye ders çalış da demezsin , şunu da yapma da demezsin çünkü o kişi ne
yapacağını bilir.
Neye mal olursa olsun yalan söylemeyin .Herkes hata yapar,önemli olan yapılan hatanın kasıtlı
olmamamsı bir de iyi dost hatayı kişinin yüzüne söyleyendir.Ben bir hata yapmışsam ,sen bunu
bana diyebilirsin. İrfan Bey ,bu iş böyle olmamalı diyebilirsin .Bir iş olmadı,bu iş yanlış denildiği
zaman önerisiyle gelmen gerekir ,şeklinde diyebilirsin; ben eleştiriye açığım.
UTKU : Mesleğinizin zor yanları nelerdir ?
Mesleğimin zor yanı nasıl söyleyeyim,beni tanısaydınız daha rahat ifade edebilirdim.Ekip olarak
çalıştığım kişilerle anlaşmak,bölge insanını tanımak ,iletişimi kolaylaştırmak gibi konularda zaman zaman
sıkıntı oluyor.
YELİZ : Son olarak biz öğlecilerden neler bekliyorsunuz ?
Siz öğrencilerden beklentilerimiz nelerdir? Başarılı olmanızdır.Sizin başarılarınız okula ve çevreye
yansıyor.Mesela toplantılara katılıyoruz okul dışında.Göktürk İlkokulu şöyle başarılıdır dendiğinde çok
mutlu oluyorum o zaman.Sizlere saygı duyuyorum, önünüzü açmak istiyorum. Elimden geldiğince sizlerin
isteklerinizi yerine getirmeye çalışıyorum.İstiyorum ki sizler her konuda başarılı olasınız.Okulu nasıl
önemsediğinizi bilelim.
Ayda bir Seviye Tespit Sınavı olmasını istiyoruz ama maddi sıkıntılar var, sistem buna yeterli olmuyor .

AHMET KAAN : Bizleri kabul ettiğiniz ve sorularımızı samimiyetle cevapladığınız
için arkadaşlarımız adına teşekkür ediyoruz.
Ahmet Kaan ÖZNACAR , Göksu TÜMER,
Mihriban İrem ERGİN Onur URAS,
Utku GÖKÇEN, Yeliz AKAYDIN

REŞAT NURİ GÜNTEKİN
(25 KASIM 1889 - 7 ARALIK 1956)
1889'da İstanbul’un Üsküdar ilçesinde dünyaya geldi. Babası, askeri tabip Nuri
Bey, annesi Erzincan valisi Yaver Paşa'nın kızı Lütfiye Hanım'dır. Reşide adlı kız
kardeşi çok genç yaşta hayatını kaybetti, tek çocuk olarak büyüdü.Babası askeri
doktor olduğu için öğrenim hayatı boyunca birçok il gezen Reşat Nuri, ilköğrenimine
Çanakkale 'de başladı. Çocukluk yıllarında dinlediği Fatma Aliye Hanım’ın ‘‘Udi’’
isimli romanı hayatına iz bırakıp,sanata heveslendiren eserleri arasına girdi.
Babasının Çanakkale’deki evlerinde zengin bir kütüphanesinin olması onu kitaplara
iten ve yazı yazma kültürünün gelişmesini sağlayan bir araç oldu.Öğrenimini yirmi üç
yaşında bitirmiştir.1927'ye kadar Bursa ve İstanbul’da çeşitli okullarda Fransızca
,Türkçe öğretmeni ve müdür olarak görev yaptı. 1927’de Erenköy Lisesi’nden yeni
mezun olan öğrencisi Hadiye Hanım ile evlendi.Öğretmenlik mesleğinin yanı sıra
edebiyatla uğraşan Reşat Nuri, Halit Ziya’nın eserlerinden aldığı ilhamla hikâye
yazma hevesi duymaktaydı. Daha sonra tiyatro edebiyatını benimseyerek bir tiyatro
yazarı olmak için uğraştı. Yazı hayatına 1.Dünya Savaşı sonlarında başladı.
Başlangıçta “Eski Ahbap” (1917) gibi uzun hikayeler, “Hançer”(1920) ve “Eski Rüya”
(1922) gibi sahne eserleri, “Gizli El” (1924) gibi romanlar yazan, tiyatro eleştiri ve
araştırmaları yayınlayan sanatçı “Çalıkuşu” adlı romanının 1922’de Vakit
Gazetesinde tefrika edilmesiyle şöhrete kavuştu. Güntekin'e akciğer kanseri teşhisi
konulduktan sonra tedavisi için Londra'ya gitti ve orada hastalığına yenik düşerek
öldü. 13 Aralık 1956 günü, Karacaahmet Mezarlığı'na gömüldü. Levent’te oturduğu
sokağa “Çalıkuşu” ismi,Kadıköy’de ve İzmir’de bir ilköğretim okuluna ve Fatih’te bir
tiyatro sahnesine Reşat Nuri Güntekin ismi verilmiştir.

Yazar, öykü, roman ve oyunlarıyla edebiyatımızda önemli bir yere sahiptir.
Kahramanları genelde tek yönlüdür. Olay kahramanlarını çevreyle birlikte verir.
Anadolu insanını iyi tanıdığı eserlerinden anlaşılır. Bazı eserlerinde genç
cumhuriyetin toplumsal ideallerini işlemiştir. Reşat Nuri GÜNTEKİN eserlerine
konuşma dilinin zenginliğini zorlanmadan yansıtır.
Reşat Nuri GÜNTEKİN, Cumhuriyet dönemi edebiyatında önemli bir yeri olan
Çalıkuşu, Yeşil Gece ve Anadolu Notları gibi önemli eserlere imza atmış
romancı, öykücü ve oyun yazarıdır.
‘‘Acımak’’ romanı bize hayat dersi vermekle birlikte o zamanki durumu da
göz önüne sermektedir. Kitap oldukça sürükleyici olup sıkmamaktadır. Yazar
kitaplarında daha çok kadın, çocuk, aile ve ahlâk meseleleri üzerinde
durmuştur.
Kitabın başlığı ve içeriği arasındaki bağlantı: Zehra Hanımın, babası
öldükten sonra acıma duygusuna sahip olması.
İrem ERGİN

MAVİSEL YENER’İN HAYATI

1984’de Ege Üniversitesi Diş
Hekimliği Fakültesinden mezun oldu.Öykü, masal,
köşe yazısı ve eleştiri yazıları 1978’den bu yana
gazete ve dergilerde yayımlanıyor. Şiir, öykü, masal,
tiyatro oyunu, roman türlerinde pek çok eser
verdi.Bugüne kadar yayımlanmış kırktan fazla çocuk
kitabı vardır.İki yıl süreyle Gazete Ege’de çocuk
sayfası hazırladı.Haber Ekspres gazetesinin çocuk
sayfasında köşe yazarlığı yaptı. Varlık, Virgül,
Edebiyat Eleştiri gibi yazın dergilerinde öykü ve
yazıları yayımlandı.

TRT İzmir Radyosu’ nda iki yıl süreyle Mavi Mektuplar isimli köşeyi hazırlayıp
sundu.İki yazar arkadaşıyla birlikte kaleme aldığı Mor Gece Mavi Gün isimli çocuk
oyunu Ankara Devlet Tiyatrosu’nda 2007 yılında sahnelendi.
Edebiyatçılar Derneği, Yazarlar Sendikası, Dil Derneği ve P.E.N. Yazarlar
Derneği’ nin üyesidir.Yazar, genel merkezi İzmir’de olan AIDS ile Mücadele
Derneği’nin yönetim kurulu üyesidir.Uyuşturucu ve AIDS konusunda eğitimci
eğitmeni olarak çalışmaktadır.Çocuk yazını alanında atölye eğitmenliği de
yapıyor.Mavisel Yener’in kitapları başka dillere de çevriliyor, dünya çocuklarıyla
buluşuyor.Ondan fazla ödülü vardır.
Yener, eserlerinde çocuk sevgisini, çocukların çocukluklarını yaşamalarını, her
koşulda sevinmeleri gerektiğini vurguluyor.
"

MAVİ

ZAMANLAR

Birce evlerinin yakınındaki kitapçıya girdi.Yedinci sınıf ders
kitaplarını verip onların yerine tatilde okuyacak kitaplar alacaktı.
Gözü birden bir kitaba takıldı.‘Gizli Geçitleri Bulmanın Yolları’.
Aldığı birçok kitabın yanına bunu da koydu ve eve gitti.Kitapları
okumak için sabırsızlanıyordu.Kırmızı kitaba göz gezdirirken elektrikler
gitti ve mum ışığında okumaya başladı.Birce okulda yapılan öykü yazma yarışmasında
dereceye girmişti ve ödülü bir haftalık” Allianoi (Alyanoi) Kurtarma Kazısı Alanı” gezisiydi.
Birce gezi günü erkenden uyanmıştı.Öğretmeni Sezin Hanım onları kazı alanına bırakıp
İzmir’e geri döndü.Kazı alanındakiler Birce ve arkadaşlarını çok sıcak karşıladılar.Herkes
odalarına yerleşti.Gilman ve Arzu kızlara kazı alanını gezdirdiler, akşam yemeği yediler sonra
odalarına çekildiler. Kaldıkları odanın yanında kemik odası vardı.Sevilay biraz korkmuştu ve
uyuyamamıştı.Dışarı çıkıp hava aldı, midesi bulanıyordu. Kahvaltıdan sonra Gilman Birce’ye
buranın eski bir sağlık merkezi olduğunu anlattı.Daha sonra tekerlek izinin olduğu bir taş
gösterdi.Öğle yemeği yediler, sohbet ettiler, kırmızı kapaklı kitabı okudular.Kitapta tekerlek
izinden bahsediyordu.Birce ve Gilman artık bir iz peşindeydi.Kitaba güveniyor ve kitaptaki
sözlerin şifre olduğunu düşünüyorlardı, gerçekten de öyleydi.
Gezinirken hamamda duran siyah taşın fotoğrafını çeken birini gördüler, gece onlarda
içeri girip bakacaktı.Işıl’a da gizemi anlattılar ve üçü tünele girdi.Tünelde Selo ve İbrahim
vardı.Onların amaçları elektromanyetik taşı ele geçirmekti.Kitapta Dolunay Masalcısının
verdiği ipuçlarıyla Allionoi’nin gizli geçitlerini ve su perisini buldular.Su perisinin karnındaki
deniz kabuğunu sağa çevirince birden her yer kaynar suyla doldu.Kırmızı kitabın aynısının su
perisinin kucağında olduğunu gördüler.Daha önceden buldukları taşı su perisine attılar ve
sular çekildi.Su kaynaklarını yönlendirmek isteyen güçlere engel oldular ve dünyanın
dengesini bozacak bir tehlikeyi de önlediler.

Yıllar sonra Gilman ünlü bir arkeolog
olmuştu ve bir söylencede bu hikayeyi
anlattı.Bir kız bunu bildiğini söyledi ve
Gilman annesinin adını sordu.Annesinin
adı Birce kızın adı ise Perisu idi.Gilman
Birce’ye bir efsane yazdı ve yanına da
bir not koydu vermesi için Perisu’yla
gönderdi.

Seza KURUKAFA

MERHABA SEVGİ
Ayla KUTLU
Ayla KUTLU ’ nun bu eserinde Anadolu’nun küçük bir köyünde yaşayan Sevgi adlı
küçük bir kız vardır.Bu kız hayvanları çok sever.Ve yemeği bile dahil her şeyini
hayvanlarla paylaşır.Bu kız anaokuluna başlar.Bir gün okul bir seyahat düzenler bu sırada
seyahate gittikleri otobüs karşıdan gelen bir kamyona çarpar ve kaza yapar bu kazada
Sevgi’nin kolu kırılır ve kolundaki sinirleri kırıldığı için kolu kesilir ve artık sevgi artık çolaktır.Ama
bu olayın üzerine Sevgi bir süre hayata küser.Bunun üzerine hastanenin baş hekimi Sevgi ile bir
konuşma yapar ve onun sosyal etkinliklere katılmasını ve sol kolla yemek yemeye,resim çizmeye
ve bunun tarzı şeyleri yapmaya alışmasını söyler.Bir süre sonra Sevgi ilk okula başlar.İlkokulda
yeni arkadaşlar edinir .Hastanenin baş hekiminin tayini çıkar bu nedenle hastaneye yeni bir baş
hekim gelir Sevgi bu başhekimle de kısa sürede tanışır .Hastanede bir hastabakıcı vardır ismi
Hatice’dir,Bu kadın sevgiyi tehdit eder ve kendi işlerini ona yaptırır.Sadece o değil hastanedeki
malları çalmasında da yardımcı olmasına zorlar.Daha sonra Hatice hanımın malları kaçırdığı
fark edilir.Bu nedenle Hatice hanım kaçar.
Sevgi’nin liseye başlamasına on gün kala sevginin Sarışık adlı ineği hamiledir.Ama
Sevgi’nin köyündeki hayvanlardan anlayan kişiler ne yapsalar da yavruyu kurtaramazlar.Sarışık’
ın içine bir ip sokarlar ve yavruyu böyle çıkarmaya çalışırlar ama yavruyu gene kurtaramazlar ve
yavruyu parçalayıp parça parça çıkarırlar.Bu olay Sevgi’yi o kadar çok etkiler ki hayvanlarla
ilgilenen bir meslek yok mu diye düşünür ve lisedeki matematik öğretmeniyle bu olayı paylaşır.
Matematik öğretmeni de onu veteriner olan bir arkadaşına götürür.Sevgi bunun üzerine veteriner
olmaya karar verir. Sevgi artık gelecekte ne olacağı konusunda çok kararlıdır. Büyüyünce
veteriner olacak ve hayvanlara yardım edecektir…

SEVGİ : Kitabın baş rolündeki kişi,hayvanları ve doğayı çok seviyor ve
veteriner olmak istiyor.
HATİCE TEYZE : Hastanede çalışan ve hastalara kötü davranan
bir hastabakıcı, Sevgi’yi kendi özel işlerinde kullanmaya çalışan kötü
birisi, aynı zamanda hırsızlık da yapıyor
BAŞHEKİM : Sevgi’ye iyileşmesinde yardım eden doktor
SARIŞIK : Sevgi’nin ineği

SÜTLAÇ : Sevgi’nin en iyi hayvan dostlarından biri aynı
zamanda Sevgi’nin kedisi.
MATEMATİK ÖĞRETMENİ:Sevgi’nin veteriner olma kararını
vermesinde büyük katkısı var.

****İnsanı ve insanlığı gerçekten seven kişiler, aynı zamanda
doğaya da saygı gösteren ve onu koruyan kişilerdir.Bu kitap
insanı,dünyayı daha doğrusu hayatı sevmemiz gerektiğini ve
hayattaki zorluklar içinde gene de bir yerlere gelmek ve bu
zorluklarla mücadele etmemiz gerektiğini anlatıyor.
Mert KAYABAŞI

DEMİR YOLU MEDENİYET YOLU
Hasret kavuşturan derler
Yol bitmez, özlem bitmez
Mutluluk taşır derler
Demir yolu medeniyet yolu
Gurbet Anadolu ‘dan
Yurt dışına göçtü diyorlar
Anadolu insanları
Demir yolu medeniyet yolu
Hasret kavuşturan geldi
Dert bitti, özlem bitti
Sevgi dolu mutluluk geldi.
Demir yolu medeniyet dolu
Selen AŞKUN

DİŞ HEKİMLİĞİNE YOLCULUK

Beni Geleceğime

Hazırlayacak Lise

Hayallerimdeki üniversiteye gidebilmek için yabancı dil ve diğer ders
eğitimlerinin daha zorlayıcı ve detaylı öğrenime olanak tanıyan bir anadolu lisesi
olacağına inanıyorum.İngilizce hazırlık sınıfı olan Kadıköy Anadolu Lisesi beni
hayallerime ulaştıracak lise olduğunu düşünüyorum.
Zevkle Çalışacağım İş
Küçüklüğümden beri çürük ve kötü görünüşlü dişlerden etkilenmişimdir.
İnsanlara yardımcı olmak ve güler yüzlü davranmak benim başlıca özelliğimdir.Bu
iki özelliğimi kullanarak diş hekimliğinde çok başarılı olacağımı düşünüyorum.
İnsanın zevk alacağı işi yapması, o işte daha başarılı olmasını sağlar.

Diş Hekimliği Fakültesi, ağız boşluğunun ve diş sağlığının korunması, diş
ve diş etleri hastalıklarının tedavisi, diş ve çene ameliyatları ile protez
yapımı konularında eğitim ve araştırma yapar. Bir diş hekimi hastaları ile iyi
ilişkiler kurabilmeli, onların güvenini kazanabilmelidir. Bunun için diş hekimi
olmayı düşünen bir kimsenin sabırlı, hoşgörülü, güler yüzlü olması ve
insanlara içten ilgi duyması gerekir.
Diş Hekimi olmak için İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nde
okumak ve beş yılda eğitimimi tamamlamak istiyorum.
Yapacağım iş benim için çok önemlidir çünkü hem kariyerim hem de
toplumdaki yerim açısından kendimi iyi hissettiğim işi yapmalıyım.İnsan
sevdiği işi yaparsa hem yorulmaz hem de mutlu olur.Bu mutluluğu
yaşarken aynı anda para kazanmanın çok keyifli olacağını
düşünüyorum.Ben de bu mutluluğu ve keyfi diş hekimliği ile yaşayacağımı
düşünüyorum.
Tekirdağ’da Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi açarak kendi işimi yapmak
istiyorum.Bunu yapmadan önce bu konuda Amerika’da kendimi geliştirmek
ve en son teknolojileri öğrenmek istiyorum.
Muhsin Efe KARATAŞ

TANITIM
ESER W.SHAKESPARE’İN
OLUP KOMEDİ HALİNDE
YENİDEN
DÜZENLENMİŞTİR .
DRAMATİK BİR AŞK
HİKAYESİNİN
MÜZİK VE DANSLA
HARMANLANDIĞI BU
ESERİ ‘’ANTİK TİYATRO’’
ADLI BİR EKİP
OYNAMAKTADIR.

SAHNE ARKASI
YAZAN VE YÖNETEN: Mehmet YILMAZSOY
DEKOR-IŞIK:Fatih YILMAZ
REJİ ASİSTANI:Yasemin ŞAHİN
KOSTÜM:Rüveyda YEŞİL
DANS: Serap GÖKÇE/Yasemin ŞAHİN

OYUNCU KADROSU
Burak Güray YAŞAR
Ezgi Duygu BEKDEMİR
Serkan GÜRBÜZ
Yasemin ŞAHİN
Serap GÖKÇE
Mehmet YILMAZSOY
Gürcan GÜLPINAR
Hamza BAL
Can YILMAZ

ESER

Oyunun konusu klasik Romeo ve juliet’ ten çok farklı
olmamakla birlikte günümüz komedisiyle daha da ilgi çekici hale
gelmiştir.
Yine de kısaca söz etmekte fayda vardır. Capuletler ve
Montagueler arasında yıllardır süren bir düşmanlık vardır.
Montagueler’in oğlu Romeo bir gün çağrıldığı bir şölene katılır.Bu
şölende Juliet adlı bir kızı görür ve ona aşık olur.Aynı şekilde kız
da ona aşık olmuştur.Ancak Juliet Capulet Ailesi’nden olduğu için
bu bir yasak aşktır.

Buna rağmen daha fazla dayanamazlar ve gizlice evlenirler.Ancak
durum düşündükleri gibi olmayacaktır. Montagueler’in oğlu Tybalt kız
kardeşinin evlendiğini duyup bunu engellemek ister ancak başarısız
olur.Romeo ve Juliet artık birbirleriye görüşememektedirler.

Bu durumun da çözümü vardır. Juliet’in dadısı bu iki deli aşığın elçisi
olmuştur artık. Romeo ve Juliet’in umutları tükenmiştir artık. Capuletler
Juliet’i Paris ile evlendirmeyi akıllarına koymuşlardır. Tabi ki Juliet buna
izin vermez ama işi işten geçmiştir artık. Bu arada Prens, Romeo’ya sürgün
cezası verir. Juliet, bilgi alabileceği tek kişi olan Rahip Lawrence’a gider ve
giderken ailesine günah çıkartmaya gittiği yalanını söyler. Rahip Lawrence,
Juliet’e son bir kavuşma umudu olduğunu söyler. Ona bir iksir verir ve bu
iksir onu iki gün ölü gibi gösterecektir. Böylece Juliet istemediği bir
evlilikten kurtulacaktır. Rahip Romeo’ya da bunları anlatan bir mektup
yazar ancak bu mektup ona zamanında ulaşamaz.
Romeo , Juliet’i bulabileceği umuduyla geri döner ancak Juliet’i ölü
olarak bulunca çılgına döner ve yüzüğündeki zehri içer.Bir süre sonra
uyanan Juliet ise onu görünce öpüp payını alır .

Ahmet Kaan ÖZNACAR

TREN
Trenlerimiz var yurdumuzda
Götürür bizi en uzak diyarlara
Mutlu eder bizleri
Neşelendirir hepimizi
Biter yol,
Sevdiklerimizle buluşunca
Geri gideriz
Mutlu olunca.
Demir yolu yurdun her yerinde
Hepimiz gezeriz trenle
Yol kısa gelir bizlere
Tren güzeldir bence…
Yankı ÖZTÜRK

ASLIMIZ
Çanakkale ne bir destan ne de bir masal … O bir yaşanmışlık, o bir
gerçek…İsimsiz kahramanların yattığı toprak…Bucak bucak yurdun her
köşesinden tek bir amaç uğrunda ölmeye gelenlerin vatanı….
18 Mart günü dayandığında kapıya , yurdun her köşesi doğusu batısı,
kuzeyi güneyi bir oldu.Tek yürek , tek can koştu Çanakkale’ye.İnsan için en
önemli olan canıdır ama onlar o canı Çanakkale’ de kaybedeceğini bile bile “
Vatan sağ olsun !” diyerek gittiler ardına bakmadan..
Onlar öyle gururlu ve onurluydular ki yüreklerine ateş topları saplansa
dahi yüzlerinde vatan uğruna can vermenin sevinci yansıyordu.
Bizler de bu aziz vatanı kimselere bırakmayacağız.Çanakkale bizim
aslımız, biz aslımızı unutmayacağız.

Ezgi DEMİRKAN

SİHİRLİ KELİME : MERHABA

Ne kadar süredir yürüdüğümü hiç bilmiyordum…Amaçsız bir şekilde bir sokaktan öbürüne ondan da
diğerine doğru ilerledim.Arkadaşlarımla yaşadığım tatsız tartışma sinirlerimi bozmuştu.Adeta hayata dair
her şeyden nefret ediyordum.
Bir banka oturdum.Köşedeki duvarın dibinde , kıyafetlerinden sokak çocuğu olduğunu tahmin ettiğim
küçük bir çocuk ,sessiz ve kesik kesik ağlıyordu.O anda kendi sorunlarımı unutup yanına koştum.Hafifçe
çömelip yüzümü onunla aynı hizaya getirdim.” merhaba !” dedim.”Ne oldu sana ?” Başını kaldırıp
masmavi gözleriyle bana baktı.”Merhaba…” dedi narin titrek bir sesle.Üşümüş görünüyordu.Kaşkolumu
ona sardım.”Aç mısın ?” diye sordum.Utangaç bir tavırla başını salladı.En yakındaki bakkaldan ona
birkaç küçük şey aldım.İnanılmaz bir iştahla hepsini silip süpürdü.Minnettar bir edayla bana
bakıyordu.”Bir şeyler daha ister misin ?” diye sordum.”Hayır, teşekkür ederim.”dedi suratında kocaman bir
gülümsemeyle …Onun yüzünün gülüyor olması beni de mutlu etmişti.

Bir süre küçük dostumla sohbet ettik.Ona ailesi ile İlgili sorular sorduğumda ilk önce
kaçamak cevaplar verdi.Ardından bana her şeyi anlattı. Hasta kardeşini , babasının
başka şehirlerde çalışmak zorunda olduğunu anlattı.Onu dinledikçe kendi sorunlarının
önemsizliğini kavradım.Ve bu küçük ufaklığın omuzlarıma binmiş ağır yükler beni çok
şaşırttı.Ayrıca bir sokak çocuğu olmadığını,onu seven bir ailesi olduğunu da öğrendim.
Tam gitmeye yeltendi ki cebine bir miktar para yerleştiriverdim.Almayı reddetti.O
küçük gözlerindeki ifade karşısında ürperdim.Büyük bir olgunlukla bana
bakıyordu.Parayı almaya gururunun elvermeyeceğini anladım ve ailesi için ekmek
,yoğurt ve benzeri yiyecekler alıp eline tutuşturdum.
Teşekkür etti ve ardından yürümeye başladı.Minicik ayaklarının asfaltta çıkardığı ses
beni hüzünlendirdi.Onu bir daha göremem artık,diye düşündüm.Ama öyle
olmadı.İlerleyen zamanlarda hep karşılaştık.Bir merhaba bana küçük bir dost
kazandırmıştı…

Asya AKTAŞ

BAŞARILI OLMANIN YOLLARI
 Başarılı olmuş insanların hayatları dikkatle incelendiğinde, planlı
bir yaşam ve sıradan bir hayat yaşamadıkları ilk göze çarpan
özelliktir.

 Ders çalışma süresini çok uzun tutmak öğrenmeyi olumsuz etkiler.
 Yorulmadan ara vermeyi öğrenmelisiniz.
 Başarıya giden ilk yol; kişinin kendisine söz geçirebilmesinden
geçer.
 Heyecana yer vermemeli tecrübeli insanların ve uzmanların
önerilerine kulak vermeli, istifade edilmelidir.
 Başarının yolu önce kişinin başarıya kendisini inandırmasıyla
mümkün olur.
 Hayvanı yaşatan iştah, insanı yaşatan ümit, milletleri yaşatan da
ideallerdir. Başarmak için ümitli olunmalı asla ve asla ümitsiz
olunmamalı.

BAŞARILI İNSAN;

BAŞARISIZ İNSAN;

 Başarılı insan; daima çözümün bir
parçasıdır.

 Başarısız insan; daima

 Başarılı insan; bir program
yapmıştır.

 Başarısız insan; devamlı
mazeret bulmuştur.

 Başarılı insan ;’işine yardım
edeyim der’

 Başarısız insan ; ‘bu benim
işim değil’ der.

 Başarılı insan; her soruna bir
çözüm bulmaya çalışır.

 Başarısız insan; her çözüme
bir sorun bulur.

 Başarılı insan ; ‘zor olabilir ama
imkansız değil’ der.

 Başarısız insan ; ‘mümkün
olabilir ama çok zor’ der

 Başarılı insan; en olumsuz anda
bile bir çıkış yolu bulur.

 Başarısız insan; en olumu
durumlarda bile engel bulur.

sorunun bir parçasıdır.

AYRILIRKEN…
Geride bıraktığımız ilköğretimin yerini
alacak yeni bir bilgi denizinde yolculuğumuzun başlamasına kısa
bir süre kaldı.Eminiz ki bu yolculuğunuzda da ; bize güven ,umut,
bilgi,dostluk, sevgi veren okulumuz GÖKTÜRK yine yanımızda
olacak.
Bizler de güzel bir yolculuktan sonra mutlu bir yüzle kıyıya
ulaşacağız.

Okulumuzdan ayrılırken ; içimizde yeni coşkular , heyecanlar,
açılmayı bekleyen tomurcuklar ve aynı zamanda da
öğretmenlerimizden ayrılacağımız için buruk bir üzüntü var.
2013 Mezunları…


Slide 29

GÖKTÜRK İLKOKULU
YIL : 3 SAYI : OCAK 2013

GÖKTÜRK İLKOKULU adına sahibi okul müdürü
İrfan PELİT
YAYIN KURULU
Baran UZUNGER
A.Ayça ZARASIZ
Nilhan SAĞNAK
Selen YILMAZ
C.Melis BULUT
İrem ERGİN
Yeliz AKAYDIN
Göksu TÜMER
Onur URAS
A.Kaan ÖZNACAR
DÜZENLEME
Fatma ZARARSIZ
İLETİŞİM
Ümit Mah.460.Sok.Nu : 4 Yenimahalle /ANKARA
Fax:0312 236 03 64
e-posta: 339002°meb.k12.tr
web: gokturkankara.meb.k12.tr
Tel : 0312 235 14 88
Bu dergi 13.01.2005 tarih 25699 sayılı resmi
gazetede yayınlanan MEB ilköğretim ve
ortaöğretim kurumları sosyal etkinlikler
yönetmeliğine uygun
olarak hazırlanmıştır.
Yazıların sorumluluğu yazarlara aittir.

“Hiçbir şeye ihtiyacımız
yok, yalnız bir şeye
ihtiyacımız vardır; çalışkan
olmak! “

Mustafa Kemal
ATATÜRK

SUNUŞ
RÖPORTAJ

“ Okul Müdürümüz İrfan PELİT”

BİYOGRAFİ

“ Mehmet Akif ERSOY”

YAZARLARIMIZDAN

“ Reşat Nuri GÜNTEKİN”

BİR YAZAR/ BİR ESER “ Mavisel YENER / MAVİ ZAMANLAR”
“ Ayla KUTLU / MİNİK SERÇE “
DİŞ HEKİMLİĞİNE YOLCULUK
DENEMELER, SÖYLEŞİLER

HİKAYELER, ŞİİRLER,TİYARO İZLENİMLERİ
AYRILIRKEN…
REHBERLİK KÖŞESİ

AHMET KAAN : Sayın müdürüm, öncelikle bizi makamınıza kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz.
Hoş geldiniz çocuklar.Nasıl gidiyor ,sınıfta durumlar nasıl?
AHMET KAAN : Teşekkürler… iyiyiz , SBS yaklaşıyor . Bu yüzden biraz heyecanlıyız.
Heyecanlanacak bir şey yok. Heyecanlanmazsanız daha iyi olur sizin için.
AHMET KAAN : Hocam, bazen heyecan daha iyi oluyor.
İyi olur da …Ucunu kaçırınca da olumsuz etki olabilir Siz yapabileceğinizi yapacaksınız.Gerisi gider kendi kendine.Elinizden geleni
yaptığınızdan emin olmanız yeterli.Evet, sizleri dinliyorum.
AHMET KAAN : Hocam ,bize kendinizi tanıtır mısınız?
Ben , İrfan PELİT . Gümüşhaneliyim ,1957 doğumluyum.Önce öğretmenlik sonra müdür yardımcılığı sonra da müdürlük yaptım.17
yıldır müdür olarak görevimi yapıyorum.
İREM : Şu anda müdür olmasaydınız ne olmak isterdiniz ?
Müdür olmasaydım yine öğretmen olmak isterdim.

ONUR : Hocam daha önce çalıştığınız okullarda ne gibi farklılıklar gözlemlediniz?
Daha önceki okullardan buranın farkı şöyle ki; Anadolu’ nun çeşitli bölgelerinde görev yaptım.Her çalıştığım
okulun öğrenci kadrosu farklı idi. Muş ‘ta başlayan öğretmenlik hayatım Gümüşhane,Diyarbakır, Çanakkale ve
sonrada Ankara illerinde devam etti. Yenimahalle Kent Kop İlköğretim Okulunda idarecilik görevim başladı. Aynı
okulda müdür yardımcılığı ve müdür vekilliği yaptıktan sonra Ziya Gökalp İlköğretim Okuluna müdür olarak
atandım. Ankara Batıkent’te , Ankara ‘da Refika Aksoy İlköğretim Okulunda 9 yıl görev yaptım.Oradan Göktürk
İlköğretim Okuluna geldim ,buradan da emekli olacağım.
Farklı bölgelerde çalıştığım dikkate alındığında ; oradaki öğrenciler ile buradakilerin maddi durumları ve kültürel
birikimlerinin aynı olmadığını söyleyebilirim. Buradaki öğrencilerin maddi durumları daha iyi.Ama orada
bulduğum samimiyeti orada bulmak zor .Ayrıca bazıları da sıkıntılıydı.Kötü alışkanlıkları vardı, fark bu.
Örneğin Refika Aksoy İlköğretim Okulu …Orası 1500 kişiydi, kalabalıktı.Başarı olarak şu anda da Refika Aksoy
başarılı. Buradaki öğrencilerin başarı potansiyelli de yüksek.
Herkesi seviyorum fakat bizi yanlış tanıdılar; futbol yasaklanması sizler tarafından olumsuz karşılandı.Futbol
için sahanın yetersiz olması, teneffüste bahçenin kalabalık olması nedeni ile futbol yasaklandı. Salonda da futbol
oynayabilirsiniz.
ONUR : Hocam, geçen yıl öğle teneffüsleri spor salonu açık oluyordu. Bu sene bu uygulamayı
görmedik genellikle spor salonu kapalı oluyor.
Bu sene o uygulamayı iptal ettik çünkü arkadaşlarınıza zarar geliyor. Sadece sizler olsanız
neyse …Allah korusun orada demir potalar var; birine bir şey olursa üzülürüz ..Şimdi eskisi gibi
değil,direk okul müdürü suçlanıyor.
Ben ; siz öğrencilere ,her sınıfa, her kişiye, her biriye elimden geleni yapmaya çalışıyorum . Sosyal
, kültürel mümkün olabilecek her şeyi isteyebilirsiniz samimi ve dürüst olarak.

GÖKSU : Mesleğinizde edindiğiniz tecrübe ve deneyimlere dayanarak biz öğrencilere
verebileceğiniz tavsiyeler neler?
Öncellikle ben kendi düşüncelerimi söyleyeyim :Her birey ,her fert dürüst ve ahlaklı
olmalı.Dürüst ve ahlaklı olursa bir insanın, davranışlarıyla zaten dürüst olan kişinin,kişiliği
oturmuştur.O kişiye ders çalış da demezsin , şunu da yapma da demezsin çünkü o kişi ne
yapacağını bilir.
Neye mal olursa olsun yalan söylemeyin .Herkes hata yapar,önemli olan yapılan hatanın kasıtlı
olmamamsı bir de iyi dost hatayı kişinin yüzüne söyleyendir.Ben bir hata yapmışsam ,sen bunu
bana diyebilirsin. İrfan Bey ,bu iş böyle olmamalı diyebilirsin .Bir iş olmadı,bu iş yanlış denildiği
zaman önerisiyle gelmen gerekir ,şeklinde diyebilirsin; ben eleştiriye açığım.
UTKU : Mesleğinizin zor yanları nelerdir ?
Mesleğimin zor yanı nasıl söyleyeyim,beni tanısaydınız daha rahat ifade edebilirdim.Ekip olarak
çalıştığım kişilerle anlaşmak,bölge insanını tanımak ,iletişimi kolaylaştırmak gibi konularda zaman zaman
sıkıntı oluyor.
YELİZ : Son olarak biz öğlecilerden neler bekliyorsunuz ?
Siz öğrencilerden beklentilerimiz nelerdir? Başarılı olmanızdır.Sizin başarılarınız okula ve çevreye
yansıyor.Mesela toplantılara katılıyoruz okul dışında.Göktürk İlkokulu şöyle başarılıdır dendiğinde çok
mutlu oluyorum o zaman.Sizlere saygı duyuyorum, önünüzü açmak istiyorum. Elimden geldiğince sizlerin
isteklerinizi yerine getirmeye çalışıyorum.İstiyorum ki sizler her konuda başarılı olasınız.Okulu nasıl
önemsediğinizi bilelim.
Ayda bir Seviye Tespit Sınavı olmasını istiyoruz ama maddi sıkıntılar var, sistem buna yeterli olmuyor .

AHMET KAAN : Bizleri kabul ettiğiniz ve sorularımızı samimiyetle cevapladığınız
için arkadaşlarımız adına teşekkür ediyoruz.
Ahmet Kaan ÖZNACAR , Göksu TÜMER,
Mihriban İrem ERGİN Onur URAS,
Utku GÖKÇEN, Yeliz AKAYDIN

REŞAT NURİ GÜNTEKİN
(25 KASIM 1889 - 7 ARALIK 1956)
1889'da İstanbul’un Üsküdar ilçesinde dünyaya geldi. Babası, askeri tabip Nuri
Bey, annesi Erzincan valisi Yaver Paşa'nın kızı Lütfiye Hanım'dır. Reşide adlı kız
kardeşi çok genç yaşta hayatını kaybetti, tek çocuk olarak büyüdü.Babası askeri
doktor olduğu için öğrenim hayatı boyunca birçok il gezen Reşat Nuri, ilköğrenimine
Çanakkale 'de başladı. Çocukluk yıllarında dinlediği Fatma Aliye Hanım’ın ‘‘Udi’’
isimli romanı hayatına iz bırakıp,sanata heveslendiren eserleri arasına girdi.
Babasının Çanakkale’deki evlerinde zengin bir kütüphanesinin olması onu kitaplara
iten ve yazı yazma kültürünün gelişmesini sağlayan bir araç oldu.Öğrenimini yirmi üç
yaşında bitirmiştir.1927'ye kadar Bursa ve İstanbul’da çeşitli okullarda Fransızca
,Türkçe öğretmeni ve müdür olarak görev yaptı. 1927’de Erenköy Lisesi’nden yeni
mezun olan öğrencisi Hadiye Hanım ile evlendi.Öğretmenlik mesleğinin yanı sıra
edebiyatla uğraşan Reşat Nuri, Halit Ziya’nın eserlerinden aldığı ilhamla hikâye
yazma hevesi duymaktaydı. Daha sonra tiyatro edebiyatını benimseyerek bir tiyatro
yazarı olmak için uğraştı. Yazı hayatına 1.Dünya Savaşı sonlarında başladı.
Başlangıçta “Eski Ahbap” (1917) gibi uzun hikayeler, “Hançer”(1920) ve “Eski Rüya”
(1922) gibi sahne eserleri, “Gizli El” (1924) gibi romanlar yazan, tiyatro eleştiri ve
araştırmaları yayınlayan sanatçı “Çalıkuşu” adlı romanının 1922’de Vakit
Gazetesinde tefrika edilmesiyle şöhrete kavuştu. Güntekin'e akciğer kanseri teşhisi
konulduktan sonra tedavisi için Londra'ya gitti ve orada hastalığına yenik düşerek
öldü. 13 Aralık 1956 günü, Karacaahmet Mezarlığı'na gömüldü. Levent’te oturduğu
sokağa “Çalıkuşu” ismi,Kadıköy’de ve İzmir’de bir ilköğretim okuluna ve Fatih’te bir
tiyatro sahnesine Reşat Nuri Güntekin ismi verilmiştir.

Yazar, öykü, roman ve oyunlarıyla edebiyatımızda önemli bir yere sahiptir.
Kahramanları genelde tek yönlüdür. Olay kahramanlarını çevreyle birlikte verir.
Anadolu insanını iyi tanıdığı eserlerinden anlaşılır. Bazı eserlerinde genç
cumhuriyetin toplumsal ideallerini işlemiştir. Reşat Nuri GÜNTEKİN eserlerine
konuşma dilinin zenginliğini zorlanmadan yansıtır.
Reşat Nuri GÜNTEKİN, Cumhuriyet dönemi edebiyatında önemli bir yeri olan
Çalıkuşu, Yeşil Gece ve Anadolu Notları gibi önemli eserlere imza atmış
romancı, öykücü ve oyun yazarıdır.
‘‘Acımak’’ romanı bize hayat dersi vermekle birlikte o zamanki durumu da
göz önüne sermektedir. Kitap oldukça sürükleyici olup sıkmamaktadır. Yazar
kitaplarında daha çok kadın, çocuk, aile ve ahlâk meseleleri üzerinde
durmuştur.
Kitabın başlığı ve içeriği arasındaki bağlantı: Zehra Hanımın, babası
öldükten sonra acıma duygusuna sahip olması.
İrem ERGİN

MAVİSEL YENER’İN HAYATI

1984’de Ege Üniversitesi Diş
Hekimliği Fakültesinden mezun oldu.Öykü, masal,
köşe yazısı ve eleştiri yazıları 1978’den bu yana
gazete ve dergilerde yayımlanıyor. Şiir, öykü, masal,
tiyatro oyunu, roman türlerinde pek çok eser
verdi.Bugüne kadar yayımlanmış kırktan fazla çocuk
kitabı vardır.İki yıl süreyle Gazete Ege’de çocuk
sayfası hazırladı.Haber Ekspres gazetesinin çocuk
sayfasında köşe yazarlığı yaptı. Varlık, Virgül,
Edebiyat Eleştiri gibi yazın dergilerinde öykü ve
yazıları yayımlandı.

TRT İzmir Radyosu’ nda iki yıl süreyle Mavi Mektuplar isimli köşeyi hazırlayıp
sundu.İki yazar arkadaşıyla birlikte kaleme aldığı Mor Gece Mavi Gün isimli çocuk
oyunu Ankara Devlet Tiyatrosu’nda 2007 yılında sahnelendi.
Edebiyatçılar Derneği, Yazarlar Sendikası, Dil Derneği ve P.E.N. Yazarlar
Derneği’ nin üyesidir.Yazar, genel merkezi İzmir’de olan AIDS ile Mücadele
Derneği’nin yönetim kurulu üyesidir.Uyuşturucu ve AIDS konusunda eğitimci
eğitmeni olarak çalışmaktadır.Çocuk yazını alanında atölye eğitmenliği de
yapıyor.Mavisel Yener’in kitapları başka dillere de çevriliyor, dünya çocuklarıyla
buluşuyor.Ondan fazla ödülü vardır.
Yener, eserlerinde çocuk sevgisini, çocukların çocukluklarını yaşamalarını, her
koşulda sevinmeleri gerektiğini vurguluyor.
"

MAVİ

ZAMANLAR

Birce evlerinin yakınındaki kitapçıya girdi.Yedinci sınıf ders
kitaplarını verip onların yerine tatilde okuyacak kitaplar alacaktı.
Gözü birden bir kitaba takıldı.‘Gizli Geçitleri Bulmanın Yolları’.
Aldığı birçok kitabın yanına bunu da koydu ve eve gitti.Kitapları
okumak için sabırsızlanıyordu.Kırmızı kitaba göz gezdirirken elektrikler
gitti ve mum ışığında okumaya başladı.Birce okulda yapılan öykü yazma yarışmasında
dereceye girmişti ve ödülü bir haftalık” Allianoi (Alyanoi) Kurtarma Kazısı Alanı” gezisiydi.
Birce gezi günü erkenden uyanmıştı.Öğretmeni Sezin Hanım onları kazı alanına bırakıp
İzmir’e geri döndü.Kazı alanındakiler Birce ve arkadaşlarını çok sıcak karşıladılar.Herkes
odalarına yerleşti.Gilman ve Arzu kızlara kazı alanını gezdirdiler, akşam yemeği yediler sonra
odalarına çekildiler. Kaldıkları odanın yanında kemik odası vardı.Sevilay biraz korkmuştu ve
uyuyamamıştı.Dışarı çıkıp hava aldı, midesi bulanıyordu. Kahvaltıdan sonra Gilman Birce’ye
buranın eski bir sağlık merkezi olduğunu anlattı.Daha sonra tekerlek izinin olduğu bir taş
gösterdi.Öğle yemeği yediler, sohbet ettiler, kırmızı kapaklı kitabı okudular.Kitapta tekerlek
izinden bahsediyordu.Birce ve Gilman artık bir iz peşindeydi.Kitaba güveniyor ve kitaptaki
sözlerin şifre olduğunu düşünüyorlardı, gerçekten de öyleydi.
Gezinirken hamamda duran siyah taşın fotoğrafını çeken birini gördüler, gece onlarda
içeri girip bakacaktı.Işıl’a da gizemi anlattılar ve üçü tünele girdi.Tünelde Selo ve İbrahim
vardı.Onların amaçları elektromanyetik taşı ele geçirmekti.Kitapta Dolunay Masalcısının
verdiği ipuçlarıyla Allionoi’nin gizli geçitlerini ve su perisini buldular.Su perisinin karnındaki
deniz kabuğunu sağa çevirince birden her yer kaynar suyla doldu.Kırmızı kitabın aynısının su
perisinin kucağında olduğunu gördüler.Daha önceden buldukları taşı su perisine attılar ve
sular çekildi.Su kaynaklarını yönlendirmek isteyen güçlere engel oldular ve dünyanın
dengesini bozacak bir tehlikeyi de önlediler.

Yıllar sonra Gilman ünlü bir arkeolog
olmuştu ve bir söylencede bu hikayeyi
anlattı.Bir kız bunu bildiğini söyledi ve
Gilman annesinin adını sordu.Annesinin
adı Birce kızın adı ise Perisu idi.Gilman
Birce’ye bir efsane yazdı ve yanına da
bir not koydu vermesi için Perisu’yla
gönderdi.

Seza KURUKAFA

MERHABA SEVGİ
Ayla KUTLU
Ayla KUTLU ’ nun bu eserinde Anadolu’nun küçük bir köyünde yaşayan Sevgi adlı
küçük bir kız vardır.Bu kız hayvanları çok sever.Ve yemeği bile dahil her şeyini
hayvanlarla paylaşır.Bu kız anaokuluna başlar.Bir gün okul bir seyahat düzenler bu sırada
seyahate gittikleri otobüs karşıdan gelen bir kamyona çarpar ve kaza yapar bu kazada
Sevgi’nin kolu kırılır ve kolundaki sinirleri kırıldığı için kolu kesilir ve artık sevgi artık çolaktır.Ama
bu olayın üzerine Sevgi bir süre hayata küser.Bunun üzerine hastanenin baş hekimi Sevgi ile bir
konuşma yapar ve onun sosyal etkinliklere katılmasını ve sol kolla yemek yemeye,resim çizmeye
ve bunun tarzı şeyleri yapmaya alışmasını söyler.Bir süre sonra Sevgi ilk okula başlar.İlkokulda
yeni arkadaşlar edinir .Hastanenin baş hekiminin tayini çıkar bu nedenle hastaneye yeni bir baş
hekim gelir Sevgi bu başhekimle de kısa sürede tanışır .Hastanede bir hastabakıcı vardır ismi
Hatice’dir,Bu kadın sevgiyi tehdit eder ve kendi işlerini ona yaptırır.Sadece o değil hastanedeki
malları çalmasında da yardımcı olmasına zorlar.Daha sonra Hatice hanımın malları kaçırdığı
fark edilir.Bu nedenle Hatice hanım kaçar.
Sevgi’nin liseye başlamasına on gün kala sevginin Sarışık adlı ineği hamiledir.Ama
Sevgi’nin köyündeki hayvanlardan anlayan kişiler ne yapsalar da yavruyu kurtaramazlar.Sarışık’
ın içine bir ip sokarlar ve yavruyu böyle çıkarmaya çalışırlar ama yavruyu gene kurtaramazlar ve
yavruyu parçalayıp parça parça çıkarırlar.Bu olay Sevgi’yi o kadar çok etkiler ki hayvanlarla
ilgilenen bir meslek yok mu diye düşünür ve lisedeki matematik öğretmeniyle bu olayı paylaşır.
Matematik öğretmeni de onu veteriner olan bir arkadaşına götürür.Sevgi bunun üzerine veteriner
olmaya karar verir. Sevgi artık gelecekte ne olacağı konusunda çok kararlıdır. Büyüyünce
veteriner olacak ve hayvanlara yardım edecektir…

SEVGİ : Kitabın baş rolündeki kişi,hayvanları ve doğayı çok seviyor ve
veteriner olmak istiyor.
HATİCE TEYZE : Hastanede çalışan ve hastalara kötü davranan
bir hastabakıcı, Sevgi’yi kendi özel işlerinde kullanmaya çalışan kötü
birisi, aynı zamanda hırsızlık da yapıyor
BAŞHEKİM : Sevgi’ye iyileşmesinde yardım eden doktor
SARIŞIK : Sevgi’nin ineği

SÜTLAÇ : Sevgi’nin en iyi hayvan dostlarından biri aynı
zamanda Sevgi’nin kedisi.
MATEMATİK ÖĞRETMENİ:Sevgi’nin veteriner olma kararını
vermesinde büyük katkısı var.

****İnsanı ve insanlığı gerçekten seven kişiler, aynı zamanda
doğaya da saygı gösteren ve onu koruyan kişilerdir.Bu kitap
insanı,dünyayı daha doğrusu hayatı sevmemiz gerektiğini ve
hayattaki zorluklar içinde gene de bir yerlere gelmek ve bu
zorluklarla mücadele etmemiz gerektiğini anlatıyor.
Mert KAYABAŞI

DEMİR YOLU MEDENİYET YOLU
Hasret kavuşturan derler
Yol bitmez, özlem bitmez
Mutluluk taşır derler
Demir yolu medeniyet yolu
Gurbet Anadolu ‘dan
Yurt dışına göçtü diyorlar
Anadolu insanları
Demir yolu medeniyet yolu
Hasret kavuşturan geldi
Dert bitti, özlem bitti
Sevgi dolu mutluluk geldi.
Demir yolu medeniyet dolu
Selen AŞKUN

DİŞ HEKİMLİĞİNE YOLCULUK

Beni Geleceğime

Hazırlayacak Lise

Hayallerimdeki üniversiteye gidebilmek için yabancı dil ve diğer ders
eğitimlerinin daha zorlayıcı ve detaylı öğrenime olanak tanıyan bir anadolu lisesi
olacağına inanıyorum.İngilizce hazırlık sınıfı olan Kadıköy Anadolu Lisesi beni
hayallerime ulaştıracak lise olduğunu düşünüyorum.
Zevkle Çalışacağım İş
Küçüklüğümden beri çürük ve kötü görünüşlü dişlerden etkilenmişimdir.
İnsanlara yardımcı olmak ve güler yüzlü davranmak benim başlıca özelliğimdir.Bu
iki özelliğimi kullanarak diş hekimliğinde çok başarılı olacağımı düşünüyorum.
İnsanın zevk alacağı işi yapması, o işte daha başarılı olmasını sağlar.

Diş Hekimliği Fakültesi, ağız boşluğunun ve diş sağlığının korunması, diş
ve diş etleri hastalıklarının tedavisi, diş ve çene ameliyatları ile protez
yapımı konularında eğitim ve araştırma yapar. Bir diş hekimi hastaları ile iyi
ilişkiler kurabilmeli, onların güvenini kazanabilmelidir. Bunun için diş hekimi
olmayı düşünen bir kimsenin sabırlı, hoşgörülü, güler yüzlü olması ve
insanlara içten ilgi duyması gerekir.
Diş Hekimi olmak için İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nde
okumak ve beş yılda eğitimimi tamamlamak istiyorum.
Yapacağım iş benim için çok önemlidir çünkü hem kariyerim hem de
toplumdaki yerim açısından kendimi iyi hissettiğim işi yapmalıyım.İnsan
sevdiği işi yaparsa hem yorulmaz hem de mutlu olur.Bu mutluluğu
yaşarken aynı anda para kazanmanın çok keyifli olacağını
düşünüyorum.Ben de bu mutluluğu ve keyfi diş hekimliği ile yaşayacağımı
düşünüyorum.
Tekirdağ’da Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi açarak kendi işimi yapmak
istiyorum.Bunu yapmadan önce bu konuda Amerika’da kendimi geliştirmek
ve en son teknolojileri öğrenmek istiyorum.
Muhsin Efe KARATAŞ

TANITIM
ESER W.SHAKESPARE’İN
OLUP KOMEDİ HALİNDE
YENİDEN
DÜZENLENMİŞTİR .
DRAMATİK BİR AŞK
HİKAYESİNİN
MÜZİK VE DANSLA
HARMANLANDIĞI BU
ESERİ ‘’ANTİK TİYATRO’’
ADLI BİR EKİP
OYNAMAKTADIR.

SAHNE ARKASI
YAZAN VE YÖNETEN: Mehmet YILMAZSOY
DEKOR-IŞIK:Fatih YILMAZ
REJİ ASİSTANI:Yasemin ŞAHİN
KOSTÜM:Rüveyda YEŞİL
DANS: Serap GÖKÇE/Yasemin ŞAHİN

OYUNCU KADROSU
Burak Güray YAŞAR
Ezgi Duygu BEKDEMİR
Serkan GÜRBÜZ
Yasemin ŞAHİN
Serap GÖKÇE
Mehmet YILMAZSOY
Gürcan GÜLPINAR
Hamza BAL
Can YILMAZ

ESER

Oyunun konusu klasik Romeo ve juliet’ ten çok farklı
olmamakla birlikte günümüz komedisiyle daha da ilgi çekici hale
gelmiştir.
Yine de kısaca söz etmekte fayda vardır. Capuletler ve
Montagueler arasında yıllardır süren bir düşmanlık vardır.
Montagueler’in oğlu Romeo bir gün çağrıldığı bir şölene katılır.Bu
şölende Juliet adlı bir kızı görür ve ona aşık olur.Aynı şekilde kız
da ona aşık olmuştur.Ancak Juliet Capulet Ailesi’nden olduğu için
bu bir yasak aşktır.

Buna rağmen daha fazla dayanamazlar ve gizlice evlenirler.Ancak
durum düşündükleri gibi olmayacaktır. Montagueler’in oğlu Tybalt kız
kardeşinin evlendiğini duyup bunu engellemek ister ancak başarısız
olur.Romeo ve Juliet artık birbirleriye görüşememektedirler.

Bu durumun da çözümü vardır. Juliet’in dadısı bu iki deli aşığın elçisi
olmuştur artık. Romeo ve Juliet’in umutları tükenmiştir artık. Capuletler
Juliet’i Paris ile evlendirmeyi akıllarına koymuşlardır. Tabi ki Juliet buna
izin vermez ama işi işten geçmiştir artık. Bu arada Prens, Romeo’ya sürgün
cezası verir. Juliet, bilgi alabileceği tek kişi olan Rahip Lawrence’a gider ve
giderken ailesine günah çıkartmaya gittiği yalanını söyler. Rahip Lawrence,
Juliet’e son bir kavuşma umudu olduğunu söyler. Ona bir iksir verir ve bu
iksir onu iki gün ölü gibi gösterecektir. Böylece Juliet istemediği bir
evlilikten kurtulacaktır. Rahip Romeo’ya da bunları anlatan bir mektup
yazar ancak bu mektup ona zamanında ulaşamaz.
Romeo , Juliet’i bulabileceği umuduyla geri döner ancak Juliet’i ölü
olarak bulunca çılgına döner ve yüzüğündeki zehri içer.Bir süre sonra
uyanan Juliet ise onu görünce öpüp payını alır .

Ahmet Kaan ÖZNACAR

TREN
Trenlerimiz var yurdumuzda
Götürür bizi en uzak diyarlara
Mutlu eder bizleri
Neşelendirir hepimizi
Biter yol,
Sevdiklerimizle buluşunca
Geri gideriz
Mutlu olunca.
Demir yolu yurdun her yerinde
Hepimiz gezeriz trenle
Yol kısa gelir bizlere
Tren güzeldir bence…
Yankı ÖZTÜRK

ASLIMIZ
Çanakkale ne bir destan ne de bir masal … O bir yaşanmışlık, o bir
gerçek…İsimsiz kahramanların yattığı toprak…Bucak bucak yurdun her
köşesinden tek bir amaç uğrunda ölmeye gelenlerin vatanı….
18 Mart günü dayandığında kapıya , yurdun her köşesi doğusu batısı,
kuzeyi güneyi bir oldu.Tek yürek , tek can koştu Çanakkale’ye.İnsan için en
önemli olan canıdır ama onlar o canı Çanakkale’ de kaybedeceğini bile bile “
Vatan sağ olsun !” diyerek gittiler ardına bakmadan..
Onlar öyle gururlu ve onurluydular ki yüreklerine ateş topları saplansa
dahi yüzlerinde vatan uğruna can vermenin sevinci yansıyordu.
Bizler de bu aziz vatanı kimselere bırakmayacağız.Çanakkale bizim
aslımız, biz aslımızı unutmayacağız.

Ezgi DEMİRKAN

SİHİRLİ KELİME : MERHABA

Ne kadar süredir yürüdüğümü hiç bilmiyordum…Amaçsız bir şekilde bir sokaktan öbürüne ondan da
diğerine doğru ilerledim.Arkadaşlarımla yaşadığım tatsız tartışma sinirlerimi bozmuştu.Adeta hayata dair
her şeyden nefret ediyordum.
Bir banka oturdum.Köşedeki duvarın dibinde , kıyafetlerinden sokak çocuğu olduğunu tahmin ettiğim
küçük bir çocuk ,sessiz ve kesik kesik ağlıyordu.O anda kendi sorunlarımı unutup yanına koştum.Hafifçe
çömelip yüzümü onunla aynı hizaya getirdim.” merhaba !” dedim.”Ne oldu sana ?” Başını kaldırıp
masmavi gözleriyle bana baktı.”Merhaba…” dedi narin titrek bir sesle.Üşümüş görünüyordu.Kaşkolumu
ona sardım.”Aç mısın ?” diye sordum.Utangaç bir tavırla başını salladı.En yakındaki bakkaldan ona
birkaç küçük şey aldım.İnanılmaz bir iştahla hepsini silip süpürdü.Minnettar bir edayla bana
bakıyordu.”Bir şeyler daha ister misin ?” diye sordum.”Hayır, teşekkür ederim.”dedi suratında kocaman bir
gülümsemeyle …Onun yüzünün gülüyor olması beni de mutlu etmişti.

Bir süre küçük dostumla sohbet ettik.Ona ailesi ile İlgili sorular sorduğumda ilk önce
kaçamak cevaplar verdi.Ardından bana her şeyi anlattı. Hasta kardeşini , babasının
başka şehirlerde çalışmak zorunda olduğunu anlattı.Onu dinledikçe kendi sorunlarının
önemsizliğini kavradım.Ve bu küçük ufaklığın omuzlarıma binmiş ağır yükler beni çok
şaşırttı.Ayrıca bir sokak çocuğu olmadığını,onu seven bir ailesi olduğunu da öğrendim.
Tam gitmeye yeltendi ki cebine bir miktar para yerleştiriverdim.Almayı reddetti.O
küçük gözlerindeki ifade karşısında ürperdim.Büyük bir olgunlukla bana
bakıyordu.Parayı almaya gururunun elvermeyeceğini anladım ve ailesi için ekmek
,yoğurt ve benzeri yiyecekler alıp eline tutuşturdum.
Teşekkür etti ve ardından yürümeye başladı.Minicik ayaklarının asfaltta çıkardığı ses
beni hüzünlendirdi.Onu bir daha göremem artık,diye düşündüm.Ama öyle
olmadı.İlerleyen zamanlarda hep karşılaştık.Bir merhaba bana küçük bir dost
kazandırmıştı…

Asya AKTAŞ

BAŞARILI OLMANIN YOLLARI
 Başarılı olmuş insanların hayatları dikkatle incelendiğinde, planlı
bir yaşam ve sıradan bir hayat yaşamadıkları ilk göze çarpan
özelliktir.

 Ders çalışma süresini çok uzun tutmak öğrenmeyi olumsuz etkiler.
 Yorulmadan ara vermeyi öğrenmelisiniz.
 Başarıya giden ilk yol; kişinin kendisine söz geçirebilmesinden
geçer.
 Heyecana yer vermemeli tecrübeli insanların ve uzmanların
önerilerine kulak vermeli, istifade edilmelidir.
 Başarının yolu önce kişinin başarıya kendisini inandırmasıyla
mümkün olur.
 Hayvanı yaşatan iştah, insanı yaşatan ümit, milletleri yaşatan da
ideallerdir. Başarmak için ümitli olunmalı asla ve asla ümitsiz
olunmamalı.

BAŞARILI İNSAN;

BAŞARISIZ İNSAN;

 Başarılı insan; daima çözümün bir
parçasıdır.

 Başarısız insan; daima

 Başarılı insan; bir program
yapmıştır.

 Başarısız insan; devamlı
mazeret bulmuştur.

 Başarılı insan ;’işine yardım
edeyim der’

 Başarısız insan ; ‘bu benim
işim değil’ der.

 Başarılı insan; her soruna bir
çözüm bulmaya çalışır.

 Başarısız insan; her çözüme
bir sorun bulur.

 Başarılı insan ; ‘zor olabilir ama
imkansız değil’ der.

 Başarısız insan ; ‘mümkün
olabilir ama çok zor’ der

 Başarılı insan; en olumsuz anda
bile bir çıkış yolu bulur.

 Başarısız insan; en olumu
durumlarda bile engel bulur.

sorunun bir parçasıdır.

AYRILIRKEN…
Geride bıraktığımız ilköğretimin yerini
alacak yeni bir bilgi denizinde yolculuğumuzun başlamasına kısa
bir süre kaldı.Eminiz ki bu yolculuğunuzda da ; bize güven ,umut,
bilgi,dostluk, sevgi veren okulumuz GÖKTÜRK yine yanımızda
olacak.
Bizler de güzel bir yolculuktan sonra mutlu bir yüzle kıyıya
ulaşacağız.

Okulumuzdan ayrılırken ; içimizde yeni coşkular , heyecanlar,
açılmayı bekleyen tomurcuklar ve aynı zamanda da
öğretmenlerimizden ayrılacağımız için buruk bir üzüntü var.
2013 Mezunları…