Köroğlu Ünlü bir destana konu olmuş bir halk kahramanıdır. Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir halk şairi de vardır. Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl Köroğlu, XVII.
Download ReportTranscript Köroğlu Ünlü bir destana konu olmuş bir halk kahramanıdır. Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir halk şairi de vardır. Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl Köroğlu, XVII.
Slide 1
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 2
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 3
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 4
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 5
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 6
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 7
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 8
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 9
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 10
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 11
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 12
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 13
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 14
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 15
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 16
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 17
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 18
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 19
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 20
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 21
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 22
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 23
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 24
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 25
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 26
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 27
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 28
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 29
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 30
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 31
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 32
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 33
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 34
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 35
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 36
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 37
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 38
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 39
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 40
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 41
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 42
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 43
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 44
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 45
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 46
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 47
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 48
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 49
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 50
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 51
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 52
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 2
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 3
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 4
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 5
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 6
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 7
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 8
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 9
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 10
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 11
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 12
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 13
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 14
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 15
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 16
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 17
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 18
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 19
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 20
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 21
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 22
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 23
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 24
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 25
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 26
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 27
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 28
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 29
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 30
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 31
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 32
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 33
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 34
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 35
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 36
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 37
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 38
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 39
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 40
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 41
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 42
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 43
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 44
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 45
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 46
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 47
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 48
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 49
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 50
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 51
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com
Slide 52
Köroğlu
Ünlü bir destana konu olmuş bir halk
kahramanıdır.
Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir
halk şairi de vardır.
Ama tarihi kişiliği bilinemeyen asıl
Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde
yaşamış ve ünü bütün Anadolu’ya
yayılmıştır.
Köroğlu Hikâyesi
Bolu Beyi at düşkünüdür.Harasında
yetiştirilen atlar dillere destandır.
Bir gün baş seyisi Yusuf’u çağırarak
kendisine benzersiz bir tay bulmasını
buyurur.
Yusuf buyruğu alır almaz at
yetiştirilen obaları bir bir dolaşmaya
başlar.
Birtakım yoklamalar sonucunda göze
pek de hoş gelmeyen hatta çirkin
denebilecek bir tay bulur.
Ama bu çirkin tay ileride benzersiz
bir küleyhan olacaktır.
Yusuf, yaptığı seçimin doğruluğuna
bütün bilgisiyle inanmaktadır.
Yusuf, görevini başarmış olmanın
sevinciyle tayı satın alıp Bolu Beyine
getirir.
Ama hiç beklemediği bir durumla
karşılaşır.
Bolu Beyi, karşısında o çirkin tayı
görünce küplere biner.
Yusuf’u sevmeyen bazı kişilerin
kışkırtmasıyla da Yusuf’un kendisiyle
alay ettiği kanısına varır.
Harasında en güvendiği adamın bu
davranışını onuruna yediremez.
Ceza olarak Yusuf’un gözlerine mil
çektirir.Getirdiği çirkin tayı da ona
verip, yanından kovar.
Kör Yusuf tayıyla birlikte köyüne
döner.
Olanları daha çocukluğunu yaşamakta
olan oğlu Ruşen Ali’ye anlatır.
Bir gün Bolu Beyi’nden öcünü alacağını
da söyler.
Baba oğul kendilerini
çirkin tayın bakımına
verirler.
Yıllar geçer.Sonunda
tay gerçekten benzersiz
bir küleyhana dönüşür.
Bu arada Ruşen Ali
de büyümüş, tam
anlamıyla bir babayiğit
olur.
Kör Yusuf bir gün düşünde Hızır’ı
görür.
Hızır ona Bingöl Dağlarından gelecek
olan üç köpüğü Aras ırmağında
beklemesini söyler.
Bu köpükleri içince gözü açılacak,
öcünü almak için gereken gücü elde
edecektir.
Kör Yusuf Ruşen Ali’yi Aras ırmağına
gönderir.
Ruşen Ali gidip köpükleri alır, ama
babasına vereceğine kendi içer.
Babası önce biraz üzülse de sonra
sevinir.Demek ki onun yerine öcünü oğlu
alacaktır.
Sihirli köpükler Ruşen Ali’ye yiğitlik,
şairlik ve sonsuz yaşama gücü bağışlar.
Bir süre sonra Yusuf, oğluna öcünü
almasını vasiyet ederek ölür.
Ruşen Ali dağa çıkar.Kervanlardan
baç almaya başlar, vermeyenleri öldürür.
Önce Kör Yusuf’un oğlu, sonra Körün
oğlu, derken adı Köroğlu olur.
Çevresine kendisi gibi eşkıya yiğitler
toplanır.Küçük bir ordu oluşturur.
Köroğlu ve ordusu etrafı kasıp kavuran
Bolu Beyi’ni bulmaya çıktılar.
Çocukluğundan beri gönül düşürdüğü
Döne’yi, kaçırıp evlenir.
Yerine geçecek bir oğul istemekte
fakat bir beddua yüzünden bir türlü
çocuğu olmamaktadır.
Üsküdar Kasapbaşısı’nın güzel oğlu
Ayvaz’ı kaçırıp evlat edinir.
Bolu Beyi bir kez Ayvaz’ı bir kez de
Köroğlu’nu zindana atmayı başarmıştır.
Fakat Ayvaz da Köroğlu da gerek
hileyle gerek savaşmayla bu tür
durumlardan kurtulmuşlardır.
Sonunda delikli demir ortaya çıkar.
Artık kılıçla savaşılan mertlik günleri
sona ermiştir.
Bir rivayete göre, “Delikli demir çıktı,
dünyanın tadı kalmadı,” diyen Köroğlu,
bir gün beylerine dağılmalarını
söyleyerek kırklara karışır.Yani
görünmez olan kırk kişilik bir evliya
topluluğuna katılıp ortadan silinir.
Başka bir rivayete göre, bir
bezirganın getirdiği tüfekle oynarken
beyler birbirlerini yaralar, öldürürler.
Köroğlu bunun üzüntüsünden yok olur.
Başka bir söylentiye göre de, Köroğlu
dağda rastladığı bir çobanda tüfeği
görür.
Elindekinin ne olduğunu sorduğu
çobanın söylediklerine inanmaz.
Tüfeği denemek için kendine çevirip
tetiği çeker.Aldığı yara sonucunda
ölür.Beyleri de dağılırlar.
KÖROĞLU DESTAN MI?
Köroğlu bir destan mı, yoksa halk
hikâyesi mi?
Konuşmalarda da yazılı kaynaklarda
da “Köroğlu Hikâyesi” olarak değil de
“Köroğlu Destanı” olarak geçer.
Destanlar, yazıdan önce koşuk olarak
söylenmiş, yaratılış olgusunu ya da
olağanüstü olayları, olağanüstü varlıkları
konu alan, topluluğun geçmişiyle ilgili
bilgiler veren uzun soluklu yapıtlardır.
Destanlarda evrenin, yeryüzünde var
olan şeylerin yaratılışları, tanrılar,
devler, ejderhalar, kötü yaratıklar,
savaşlar, topluluğun geçmişindeki önemli
olaylar, önderlerin düşmanlarla savaşları
anlatılır.
Destanlarda topluluk bir bütünüdür.
Güçlü, yiğit, soylu önderler dış
düşmanların karşısına bütün topluluk
adına çıkarlar.
Destanların özel bir ezgisi vardır.
Bu bilgilerden sonra, Köroğlu öyküsünün
“destan” diye nitelenemeyeceği açıkça
ortaya çıkıyor.
XVI. yüzyılda zalim bir beye baş kaldırıp
dağa çıkan bir eşkıyanın maceraları ilkel
destan sayılamaz.
PEKİ NEDEN
“KÖROĞLU DESTANI”
OLARAK BİLİNİYOR?
Bütün anlatılarda önemle üstünde durulan Kır
At tam anlamıyla destansı bir varlıktır.
Uçacak kadar hızlıdır, diz boyu çamurlu avluda
koşar ve toynağına bir çamur bulaşmaz.Bir
sıçrayışta yüksek kale duvarlarını aşar.
Köroğlu’nun söylediklerini anlar, zekidir,
sahibine yardım etmek için bir takım düzenler
kurar.
Köroğlu da destansı bir kişiliktir.
Daha on beş yaşındayken bir ağacı
yerinden sökecek kadar güçlüdür.Bir
oturuşta yedi koyunun budunu yer, pilava
gömülünce bıyıklarında iki tavukluk pilav
kalır; dört okka ekmek, dört okka
şarapla kahvaltı eder.
Narası dağları inletir.Türkü
destanlarındaki yiğitler gibi dürüst,
babacan, biraz da saftır.Kısacası
Köroğlu’nun eşkıya kişiliği destan
kahramanı süslemeleriyle işlenmiştir.
Çevresinde “kırk” arkadaşı vardır.Kırk
arkadaş, kırk yiğit…Bu da destanlardan
gelen bir sayıdır.
Bütün bunlar aslında bir halk öyküsü
olan Köroğlu anlatısının destan diye
anılmasına yol açmıştır.
KÖROĞLU ÖYKÜSÜNÜ
YARATAN DÜŞÜNCE
Köroğlu nasıl bir kişi?
Bu isimde bir saz şairi eşkıyanın
yaşadığı bilinse de, kimliği, kişisel
nitelikleri hakkında kesin bir belge
yoktur.
Ama bazı anlatılardaki Köroğlu
tiplerinin ortak özellikleri araştırılarak
bir şeyler söylenilebilir.
Köroğlu’nun güce, dövüşmeye, üstün
gelmeye verdiği öneme, acımasızlığa,
korkana, savaşırken “esir etmek yok ha
çalın kılıncı” diye kükremesine, böylesine
hoşgörüden uzak bir sertliğe
bürünmesine bakarak yaşadığı dönemde
Anadolu halkının büyük bir çaresizlik ve
ruhsal bunalım içinde olduğunu
anlayabiliriz.
NEDİR KÖROĞLU’NUN
OLUMLU YANLARI
Köroğlu, herşeyden önce kişisel çıkarları
için değil, zulme başkaldırarak, babasının
vasiyetini yerine getirmek, öcünü almak
için dağa çıkmıştır.
Gerek günlük ilişkilerinde, gerek
savaşlarında son derece merttir.
Çevresinde toplanan arkadaşlarını da
yiğit, mert, halktan yana adamlardan
seçmiştir.
HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın
Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın
Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın
Savaşırken acımasızdır, ama sevdiklerini
de ölümüne sever:Babası, atı, oğlu, karısı
arkadaşları, memleketi, yaşadığı
topraklar…
Hepsine içten, gerçek bir sevgiyle
bağlıdır.
En önemlisi de yoksullara yardım eden,
varlıklılardan aldığını yoksullara dağıtan
bir eşkıyadır.
Köroğlu’nun anlatılardan çıkarılan
kişiliği de, büyük oranda, XVI. yüzyılda
bir insanın kişiliği olmaktan çok; halkın
özlemleri doğrultusunda, aşıkların
öyküleri anlatanların ona yakıştırdıkları
düşsel bir kişiliktir.
KIR AT
• Kırat'ın Değerin Sorarsın Kaça
• Kırat'ın değerin sorarsın kaça
Seksen bin tümene hele de vermem
Seksen bin ak kuzu kıvrımlı koça
Seksen bin hazine pula da vermem
Seksen bin yiğide seksen bin ata
Seksen bin ülkeden gelen berata
Seksen bin sabana seksen bin çifte
Seksen bin koşumluk mala da vermem
Köroğlu sözünü duyursun size
Seksen bin ahırdan gelen öküze
Seksen bin geline seksen bin kıza
Seksen bin boşanmış dula da vermem
AYVAZ
• Ayvaz Geliyor (Muştuluk
Olsun)
• Muştuluk olsun dağlara
Şen olun Ayvaz geliyor
Selam olsun servilere
Şen olun Ayvaz geliyor
Takınır çifte bıçaklar
Salınır sırma saçaklar
Yeryüzündeki çiçekler
Açılın Ayvaz geliyor
Çiğdemin ömrü tez biter
Alay alay nergis biter
Karanfil bahçede biter
Takının Ayvaz geliyor
•
Param param taşlar olur
Yardımcısı kuşlar olur
Dervişler dervişan olur
Şal geyin Ayvaz geliyor
Köroğlu der hey ağalar
Çekinir fener maşalar
Yol üstündeki kayalar
Çekilin Ayvaz geliyor
• AyvazKöroğlu’nun evlatlığıdır.
SANATI
Köroğlu öykülerindeki şiirlerin tek bir
kalemden çıktığı düşünülemez.
Öyküleri anlatanların şiirlerde
beğenilerine göre, ya da dinleyenlerin
eğilimlerine göre yaptıkları değişiklikler,
ayrıca yeni uydurdukları öykülere kendi
ekledikleri şiirler Köroğlu’nu şair olarak
nerdeyse soyutlaştırmıştır.
Öykülerde yalnız Köroğlu adına değil,
karısı Nigâr Hanım, oğlu Ayvaz, Âşık
Cünun, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Kasap
Ali, Arap Paşa, Kürdoğlu Hasan, Telli
Hanım, Hoca Aziz, Benli Ahmet, Mahbup
Hanım, Deli Hasan vb. adına söylenen
şiirler de vardır.
Kısacası, öyküyü anlatan âşık, yalnız
Köroğlu’nun bilinen şiirlerini aktarmakla
kalmaz, yeri geldikçe başka kişilerin
ağzından da şiirler söyler.
Köroğlu öykülerindeki şiirler; bütün
özellikleriyle halk şiiri anlayışı
çerçevesindedir.
Çoğunlukla koşma ya da destan
türlerinin ölçü ile uyak düzenine uyulur.
Köroğlu şiirlerinde genellikle hece
ölçüsünün 4+4+3=11 , 6+5=11 , 4+4=8
kalıpları kullanılır, ama kesinlikle sıkı bir
düzen aranmaz.
Ara duraklara önem verilmediği gibi,
11 heceli bir şiirde 12 ya da 9 heceli , 8
heceli bir şiirde de 9 ya da 7 heceli
dizeler de bulunabilir.
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır At köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
ŞİİR AÇIKLAMASI
Bolu Beyi: Kimi araştırmacılara göre
Sivas’ın batısında Çamlıbel denen yerde
yaşayan Köroğlu’nun, Bolu kentiyle bir
ilgisi yoktur.Bolu Bey, Bolu Paşa adı Bolu
Beyi sanılmıştır.
Sada: Ses, seda
Er meydanı: Savaş alanı.
Şalvar: Geniş pantolon.
Çamlıbel’e süreyidim yolunu
Altınlardan nalladayım nalını
Üç güzele dokutayım çulunu
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
Başımı başımdan yukarı tutar
Haykırır köpüğü başından atar
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar
Alma gözlü kız perçemli Kır Atım
ŞİİR AÇIKLAMASI
Köroğlu öyküsündeki destansı ögelerden
biri olan Kır At şiirlerde önemli bir yer
tutar.Köroğlu’nun güç
kaynağıdır.Şiirlerde hep anılması bir
yana doğrudan Kır At için söylenmiş
şiirler de pek çoktur.
Altınlardan nalladayım nalını: Sana altın
nal vurdurayım
KİZİROĞLU-KÖROĞLU İLİŞKİSİ
• Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü
tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar
olmuş.
• Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha
küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu
Mustafa Bey bu çocuk.
• Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla
geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı
bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya
başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse
haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .
• Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu
Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı
doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at
gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler
de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar.
İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan
Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür.
Sinirlenir. Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen
kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi
de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin
söylemesi böyle.
• O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip
gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış.
Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga
etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında
ve güreşte de yenişememişler.
• Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı
Kırat’la güreşmekte. Mustafa Bey şöyle bir geri
bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun
atını alt etmiş duruyor.
• "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben
Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip
gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş.
• Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit,
bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla
helallaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış.
• Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle
anlatmaya başlamış.
Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu
• Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu
kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve
utanır.
• Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey’i karşısında
gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken
Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha
yiğitsin Köroğlu" der.
• Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada
senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz"
der ve köyü terk edip batıya gider.
• O zamanın şartlarında Köroğlu’nun Kars’a
gelmesi zordur. Ama halk hayali iki yiğidi
karşılaştırmıştır.
Gösteri Bitti.Başa Dön…
http://www.sosyal-bilgiler.com